23 Ağustos 2013 Cuma
O ESKİ BAYRAMLAR!
Bu başlığı atma zamanım geldi mi? vakit erken mi? bunun için araştırma yapmaya gerek yok sanırım. Artık yaş kemale erdi. İki kelam etme hakkını elde ettiğimi düşünüyorum. O eski bayramlar
İnsanların bayram algıları vardır. İnsanlar bu algılarını bir ömür taşırlar. Ben bayram öncesi yapılan mıntıka temizliğinin yarattığı havayı sürekli solurum. Evin, avlunun toprak zemine su serpiştirerek süpürüldükçe yayılan güzel toprak kokusunu unutamam. Bu hazırlıklar ile bayram havasına girilmesinin heyecanını yaşardık. Yoksul evlerin bir köşesinde, etli yemekler, börekler, kaburga dolmaları falan dizilmezdi. En gözde yemeğimiz un kavurması, tavuk eti, patatesli iki saç arası odun ateşinde pişen kömbe olurdu. Baklava, börek Malatya'nın yoksul köylerine henüz ulaşmamıştı. Bayram tatlımız genelde dut pekmezi şırası ile tatlandırılmış un kavurması helva olurdu. Hediye paketleri ile hazırlanmış armağan almadık. Şehirden alınan bir çift ayakkabı veya bir tişört örme fileye torbalara konularak köylere, evlere taşınırdı. Bayramlarımızın, geleneklerimizin insani değerlerden koparak değiştiği gibi Köylünün bu çevreci yaşamını da naylon poşetler değiştirdi.
Hayallerimiz büyük değildi. Bayram yerini, dönme dolapları ne de atlıkarıncaları bilirdik. Bilmediğimiz için öylesine hayallerimiz de olmadı. Harcama alanlarımız ve alışkanlıklarımızın olmamasından dolayı para bizim için çok şey ifade etmezdi. Biz birlikte olmayı, paylaşmayı severdik.
Bizler "yoksulluklarımız" ile mutluyduk.
Bizler, elimize yakılan kınaların yataklara bulaşmaması için sarılan bezden dışarı yayılan kına kokuları ile mutluyduk
Bizler, Küçücük hediyelerimizi yastığımızın altına koyarak bayram sabahları onların heyecanı ile uyanmaktan mutluyduk.
Bizler, tahta, tel parçalarından yaratıcılığımız ile yaptığımız oyuncaklarımızla oynamaktan mutluyduk.
Bizler, oyuncaklarımızı arkadaşlarımızla paylaşmaktan mutluyduk.
Bizler, birlikte topladığımız bayram şekerlerini ortaya koyarak az ve çok toplayanı eşitleyerek paylaşmaktan mutluyduk.
Bizler, zengin, fakir diye bize ne verirler hesabı yapmadan büyüklerimizin ellerini, öperek hayır duası almaktan mutluyduk.
Ayrımız gayrımız yoktu
Aramızda yarış yoktu
Aramızda rekabet yoktu
Aramızda gösteriş yoktu
Aramızda ayrılık yoktu
Ne yağcılık bilirdik, ne de yalakalık. Bizim; Büyüklerimize saygı gösterme küçüklerimize sevgi verme adabımız vardı.
İnsanlığı var eden gelenekleri yaşatalım
-Geliniz, gelişmeyi saygı, sevgiyi ortadan kaldırmak olalar algılamayalım.
-Geliniz, Modernleşmeyi, çağdaşlığı geleneklerden kopma olarak algılamayım.
-Geliniz, varlıklı olmayı farklılık olarak algılamayalım.
-Geliniz sevgiyi, saygıyı, paylaşmayı, hoşgörüyü güçlendirerek insani değerlerimizi güçlendirelim.
-Geliniz, sesini duyarak iletişimden, gözlerine bakarak konuşmaktan, dokunarak sevmekten kopmayalım.
-Geliniz bayramı özüne uygun yaşatalım.
-Geliniz, insani değerlerimizden kopan her parçayı karşı duyarsız kalarak insanlığı yok etmeyelim.
Mesajlarla, sosyal medya aracılığı ile bayram kutlama yerine seslerimizi duyalım, gözlerimizin ışığını göreli, dokunalım.
Tüm İslam aleminin bayramını, insanlığın birlik, sevgi, özgürlük ve demokrasi temelinde kardeşçe yaşamasına vesile olmasını dileyerek kutlarım.
Hadi hayırlısı...
BASIN BAYRAMI- SANSÜR VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZ
Basın bayramı; demeçler, ziyaretler, toplantınlar ile bir yıl daha yaşlandı. Sansürün kaldırılışını sansürsüz kutlayabildik mi? Özgürlük isterken özgür müydük? Kendimiz için istediğimiz özgürlük hakkını başkalarına tanıyor muyuz?
Ne kadar sansür, ne kadar özgürlük
-Çocuklarımızın üzerinden sansürleri kaldırabiliyoruz mu?
-Çocuklarımız bizim denetim ve yönetimimizde ne kadar özgürler?
|
-Bizler ne kadar özgür bireyleriyiz?
-Biz sansürsüz bir yaşam sürdürebiliyor muyuz?
-Kendi özgürlük alanlarımızı belirlemede ne kadar söz sahibiyiz?
-Kendi yaşamımızı sansürsüz olarak ortaya koymada ne kadar cesuruz?
-Toplumsal özgürlüğümüz var mı?
-Toplum olarak sansürsüz yaşayabiliyoruz mu?
-Devlet yasaları özgürlükçü mü?
-Devlet uygulamaları sansürsüz mü?
-Hükümetler özgürlükçü idare içinde olabiliyorlar mı?
-Hükümetler sansürsüz şeffaf yönetim sürdürebiliyorlar mı?
-Yerel yönetimler özgürlükçüler mi?
-Yerel yaşam alanları ne kadar sansürsüz?
-Sigortasız işçi çalıştıran bir işveren sansüre karşı olabilir mi?
-Sendikasız çalışan bir isçi özgürlükten bahsedebilir mi?
Özgürlükçü müyüz?
Biz özgür müyüz?
Devletimiz özgür mü?
Milletimiz özgür mü?
İnançlarımızda özgür müyüz?
Bireyler, topluluklar, uluslar, devletler düşüncelerini sansürsüz ifade edebilecek kadar gelişmemişse özgürlükten nasıl bahsedebilirler?
Sansürlenmiş, özgürlük alanları, daraltılmış, yasaklar ve korkular ile kontrol altına alınmış insan yaşamında mercekle arasınız insani değer bulamazsınız. Her birey kendi yaşam alındıdaki sansürlenmiş, köleleştirilmiş insani değerinin üzerindeki sansürü bertaraf ederek özgürleştirmeli.
Çok mu zor?
İnsan kalmak istiyorsa hayır
Hadi hayırlısı...
|
VAH HALİMİZE!
Dünya zor bir süreçten geçiyor. Ortadoğu karanlığı içinde kaynatılan cadı kazanına odun taşımaya devam ediyoruz. Emperyalistler kendi çıkarları doğrultusunda Dünya'yı ekonomi ve askeri açıdan yeniden şekillendiriyor. Ulus, din, mezhep çalışmaları ile yaratılan savaş ekonomisi, fuhuş, uyuşturucu, mülteci gelirleri ile destekleniyor.
Küresel güçlerin "Arap Baharı", özgürlük savaşı, söylemleri ile çıkardığı çöl rüzgârının savurduğu kumlar dünya insanlarının gözlerini kör etti.
|
Avrupalı Türkiyeliler seçim malzemesi yapılıyor.
Emperyalistlerin çatışma, savaş, iç karışıklıklar hazırlama, kurma ve yönetme uzmanları Ortadoğu ‘da "özgürlük direnişi" olarak pembe vitrine çıkardığı vahşetin görüntülerini siyah ekrana da Dünya'ya "İslam-şiddet-barbarlık" olarak getirerek İslam'a karşı nefret yayıyorlar.
Bu nefretin en sert estiği yerlerin başında Avrupa geliyor. İkiz binalar ile başlatılıp, Ortadoğu çatışmaları ile beslenen İslam'a karşı gelişen nefretten yayılıyor. Avrupa ‘da yaşayan Türkiyeliler her Avrupa ülkeleri seçim döneminde ırkçılık ve İslam'a karşı nefret körüklenerek veya yabancılar yasası ile baskı oluşturularak yabancılar seçim malzemesi haline getiriliyor. Almanya'da seçim startı ile çifte vatandaşlık tartışmaları alevlendi. Yabancılar yasası ile enselerinde boza pişirilen Almanya'da yaşayan Türkiyelilerin çifte vatandaşlık sorununa Türkiye; İran, Fas ve birçok ülkelerin yaptığı gibi vatandaşını anlaşmalı vatandaşlıktan çıkarmayarak yaşadığı ülkede çifte vatandaş olarak kalabilmesinin yolunu açmıyor.
Türkiye nerede?
Devlet Ortadoğu zenginliği için kan denizine olta atıyor, Hükümet ısıtılan, soğutulan parada dört mevsimi yaşıyor. Ekonomistler rakamları alt üst, sağ sol yaptırarak tahlil yapıyor. Araştırmacılar, analistler yerli kelimeleri yabancı kelimeler ile eşleştirerek tahlil yol arıyor. Haber kanalları holdinglerinin kasalarına doğru esen rüzgârın peşinden koşuyor. Ölümler, katliamlar, cinayetler, açlık, yoksulluk, organ nakli, çocuk ticareti, mülteci pazarı siradanlaştı. Türkiye emperyalistlerce akıtılan kanın gök kuşağına dönüştürülmüş şekline bakarak umutlanıyor. "Musul Kerkük bizim olacak" rüyasından Suriye'den gelen top sesleri ile uyanıyoruz.
Fırat kan akıyor
Türklerin Anadolu'ya gelişi ile birlikte kader birliği ettiği Ortadoğu halklarının akan kanı ülkemiz sınırları içinden Fırat'a karışıyor. İnsan olarak savaşlara, ölümlere, çatışmalara karşı barışı ön plana çıkardığı her oluşum askeri darbeler, işbirlikçi diktatörlerin değişimi ile çıkarılan çatışma ortamı ile boğuluyor.
Emperyalistler barışı sevmez
Emperyalistler barış düşmanı, savaş dostlarıdır. Çünkü bu çöplükten beslenirler. Parayı, iktidarı, gücü ve zulmetmeyi severler. Savaş ve çatışmalardan kazanırlar.
Söylem değil adım atmak
Türkiye sınırları içinde emperyalist üstlerde dalgalanan bayraklara selam durarak Suriye, Mısır, Irak, Filistin işgaline karşı olmak gerçekçi olmaz. Emperyalistlerin ürettiği silahların ilk sıra alıcılarından olup, Ortadoğu için ağıt yakması gerçekçi olamaz. Emperyalist antlaşmaları harfiyen yürüterek Ortadoğu halkının yanında olamaz. Türkiye halkları olarak savaşa karşı barışı öne çıkararak emperyalist işgale, savaşa ve çatışmalara karşı mücadelemizi yükseltmeliyiz.
Mutluluk bunun neresinde?
Dünya:
Nükleer tehlike ile yaşıyoruz
Doğamız yok oluyor.
Beslenemiyoruz.
Ortadoğu yangın yeri, Fırat kan akıyor.
Açlık, yoksulluk, savaş çatışmalardan dolayı yurtlarından kopan milyonlarca insan mülteci durumuna düştü.
Ulus, inanç, mezhep çatışmaları yayılıyor...
Türkiye:
Benzin çöl faresinin kuyruğuna bağlı oynuyor.
Doların Ağrı dağının zirvesine tırmanıyor
Savaş ekonomisi şehir varoşlarına, Anadolu kırsalına yayılıyor.
Çöl sıcakları ormanlarımızı yakıyor, Balkanlardan gelen soğuk hava ürünlerimizi dondurdu. Denizden esen poyraz Turizmi baltaladı. HES planı selle kapıldı. Nükleer hayalimiz Rus ruleti ve Japon Samuray vuruşmasının sonucuna bağlı devam ediyor.
İzmir'den Antalya'ya acil yüz nakli için gidecek olan Recep Sert uçak bileti parası bulamıyor. Baba kaymakamlık yardımı ile Bursa'dan Antalya'ya gönderiliyor
Umutsuzluk ile boyun bükme yerine, özgürlük için mücadele etmeye devam etmeliyiz.
Hadi hayırlısı...
|
HELAL KAZANÇ VE HELAL LOKMA
Diyanet İşleri Başkanlığı Ramazan ayı boyunca etkinlikler için "helal kazanç ve helal lokma" genelgesi yayınladı. Dilerim her mümin kazançlarını ve lokmalarını helal mi, haram mı diye sorgular. Bu mübarek ay içinde kimileri oruçlarını açmak için sofralarına zengin menüler hazırlayacak. Kimileri akşam orucunu ne ile açacağının tasasına düşecek. Kimileri Ramazan ayını tatil yörelerinde geçirecek. Kimileri tarla, bağ, fabrika ve atölyelerde çalışacak. Kimileri iftar çadırlarında yemek sırasına girecek. Kimileri lüks mekânlarda iftar davetlerinde buluşacak. Yaşam böylesine devam ediyor.
|
İslam'a karşı irrasyonel nefret yayıyorlar.
Ortadoğu halkları açlık, yoksulluk, kan gözyaşı içinde silahların gölgesinde Ramazan ayına girdi. İşgalci güçler; Irak, Tunus, Mısır, Libya, Suriye'de işledikleri cinayetler ile İslam'ı yan yana getirerek İslam'a karşı irrasyonel nefret yaymaya devam ediyorlar.
Mısır Ramazan'a Askeri Faşist Darbe ile girdi
Küresel güçler, Mısır Ordusu ve Mursi dokusunu cerrahi müdahale ile uyumlu hale getirerek Mübarek yerine Mursi'yi iktidara taşımışlardı. Şimdi, Mısır halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini bastırmak için Mursi'yi kenara alıp askeri faşist darbeye "Devrim" yakıştırması yaparak zaman kazanma manevrası ile iktidarı yeni işbirlikçiye hazırlıyor.
Türkiye, Ortadoğu'da bir ileri iki geri
Yanı başımızda bombalar ile yıkılan cami ve evlerin enkazı altında kalan din kardeşlerimizin, komşularımızın, insanlığın çığlıklarını duymazdan geliyoruz. Lime lime edilmiş insan bedenlerini görmezden geliyoruz. İşkence ve tecavüzleri bilmezden geliyoruz.
Bu duyarsızlık içinde oruç tutmaya hangi vicdanla niyet edeceğiz?
"Batı medeniyeti" ve Orta Doğu geleneği arasında bir adım ileri, iki adım geri hareket ederek doğru bir tutum almamanın hesabını nasıl vereceğiz?
İftar çadırlarının dinimizde yeri nedir?
Azınlıkları dikkate alarak çoğunluğun Müslüman olduğu Türkiye'de uzunca bir dönemdir sermaye çevreleri ve devletin kurumlarının sponsorluğu ile şehir meydanlarına iftar çadırları kuruluyor. İftar çadırlarının önlerinde orucunu açmak, evine bir tas yemek götürmek için sıraya giren yoksullar utançlarından medyaya görüntülenmemek için yüzlerini saklıyorlar.
Aç ve yoksul olanları anlamak!
-Neden veren el alan eli görüyor?
-Neden sponsorlara hayır övgüsü yapmak için çağrılan televizyon kanallarınca yoksullar iftar çadırları önünde teşhir ediliyorlar?
-Neden 11 ay zengin sofrası kuranlar bir ay yoksul sofralarına oturmuyorlar?
-Neden zenginler Ramazan ayında iftar çadırları önünde yemek sırasına girmiyor?
Helal kazanç, Helal lokma
-İş yerlerinde işçileri sosyal, siyasal haklarını vermeyen, hak ve hukuk isteyenleri kapı dışarı eden işverenlerin verdiği iftar helal kazanç ve helal lokma olur mu?
-Kurum ve kuruluşların iş çevreleri ve bürokratlara devlet kasalarından verdikleri iftar yemeği helal kazanç ve helal lokma olur mu?
-Partiler, Milletvekilleri, Parti yöneticileri seçmenlerini "alt tabaka" seçmenini ayırarak, "üst tabaka" seçmenlerine, iş çevrelerine ve bürokratlara lüks mekânlarda verdikleri iftar helal kazanç ve helal lokma olur mu?
Ne değişecek?
Yoksullar yokluğun hüznü, zenginler varlığın kudreti ile yaşamaya devam edecek. Bu nereye kadar devam eder? Bu ayrımcılığın hesabını kim nasıl verir? Bunu bilemem. Bu mübarek Ramazan ayı için ne dileğin var diye sorana şu cevabı veririm: İnsan sevgisini güçlendirelim. Doğa sevgisini sahiplenelim. Din, dil, mezhep, renk, ulus değerleri üzerinden hoşgörü ile birleşelim. Vatan sevgisinde bütünleşelim. Eşit hak, hukuk, kardeşçe paylaşım ve huzur içinde birlikte yaşayalım derim.
Ramazan İslam âlemi ve tüm insanlık için hayırlara vesile olsun.
Hadi hayırlısı...
|
NELER OLUYOR?
Ayrışmanın nelere mal olduğunu haçlı seferleri barbarlığı, Mussolini, Hitler diktatörlüğü ve günümüzde Orta Doğu cehenneminde görüyoruz. Demokrasinin, özgürlüklerin, milliyetlerin, inançların insani değerler bakımından birlikte barış içerisinde yaşanmanın tanımını çok iyi özümsememiz gerekiyor. Ayrışmanın neresi insani? Nasıl olurda inanç, mezhep, ulusal değerlerimiz üzerinden ayrışırız? Çevremizi saran buslu havadan kurtulmak sisi yarıp çıkmak için toplumun her kesimine görev düşüyor. Düşünmek, iyi görmek, doğru okumak, diyaloglarımızı geliştirerek tartışarak ortak kararlar almamız gerekiyor.
|
Demokrasi:
İnsani değerlere duyarsız kalmak değildir.
Yasal gösteri ve yürüyüşleri bastırmak değildir.
Toplumsal tepkiyi görmezden gelmek değildir.
Irk, din, dil, renk ve cinsiyet ayrımcılığı yapmak değildir.
Sosyal, siyasal hak ve özgürlükleri görmezden gelmek değildir.
Yerleşim alanları, çevre duyarlılığına kayıtsız kalmak değildir.
Özgürlük:
Ev, iş yeri ve kamu mallarına zarar vermek değildir.
İş yerlerini yağmalamak değildir.
Araçları yakmak değildir.
Bir başkasının mal ve canına zarar vermek değildir.
Şiddet kullanmak değildir.
Birlikte yaşam:
Farklı görüşlere tahammül etmektir.
Farklı inançlara hoşgörü ile yaklaşmaktır.
Farklı uluslara karşı saygı göstermektir.
Ezen ulusa karşı çıkmalı, ezilen ulusun yanında olmaktır.
Hak ve hukuk karşısında eşit olmaktır.
Ezilenlere, sömürülenlere, zulmedenlere karşı mağdurun saflarında olmaktır.
Dostluk, kardeşlik bağlarını güçlendirmektir.
Neler oluyor?
İnsani değerlerimize ne oldu?
Sevgimize ne oldu?
Hoşgörümüze ne oldu?
Yardımseverliğimize ne oldu?
Kardeşlik duygularımıza ne oldu?
Vatanseverliğimize ne oldu?
Gülümseyip, el uzatalım
Tanımadığımız, tanımadıklarımıza tebessüm edelim.
Günaydın, tünaydın, iyi akşamlar diyelim.
Çalışana, çalışmayana selam verelim.
İnsan sevgisinden vazgeçmeyelim
Hadi hayırlısı...
|
YALAKALARA DİKKAT!
Başbakanın Gezi Parkı olaylarını değerlendirmesi içinde sandığı adres göstermesi ile yerel seçimlerin aday adayları adaylıklarını çeşitli yöntemler ile dillendirmeye başladılar.
Adaylar görücüye çıkıyor!
Bilgi, birikim, program ve değerleri ile yerel yönetimlere talip olanları ayıralım. Şehir, Kasaba ve Beldelerde "partim ne görevi verirse yaparım" orta oyunu yalakaları sahne almaya başladılar.
|
Nedir yalakalık?
Bir insanın her şeyi yapabilmesi mümkün mü?
Bir insanın her şeyi bilmesi mümkün mü?
Bir insanın her şeyden anlaması mümkün mü?
Bir insanın her yerde olması mümkün mü?
"Partim bana ne görev verirse yaparım" sözleri masumane bir söylemden öte, sinsi bir adaylık sinyali değil midir? Bu anlayış "ya tutarsa" diyerek göle maya çalma anlamına gelmez mi?
Bu türden yalakaların azıcık aday gösterilme umudu olsa bir saniye bile beklemeden kalıplarını basarak adaylıklarını ilan etmezler mi?
Yerel yönetimlerin önemi.
Yalaka tanımlaması ağır bir ifade olduğunun bilincindeyim. Ama ülkemiz bu zihniyettekilerden öylesine ağır yaralar aldı ki bunların yanında yalakalık hafif kalır. "Utanır geri çekilirler mi " derseniz o ahlak, o onur nerede?
-Doğru olanı adayların kendi bilgi, birikimlerini dekarla ederek özgüvenleri üzerinden yerel yönetimlere aday olmaları değil mi?
-Adaylıkta gözü olmayan vizyon sahibi kişilere partiler teklif götürerek müzakere etmezler mi?
-Arkasında oy potansiyeli var denilerek "her şeyi yaparım" diyen yalakaların yaptığı yöneticiliklerin bedelini kim ödüyor?
-Bugün üçüncü dünya ülkeleri görünümündeki Şehir, Kasaba ve Beldelerimiz kimlerin eseri?
- Çarpık kentleşme ile terkedilmiş yerleşim alanları görünümleri kimlerin marifeti?
Her şeyi yaparım mantığı
Bizim ülkemizde bin kişiye adayımız ol diyelim. Allah aşkına " bende bu yetenek yok" diyenimiz çıkar mı?
-Neden her şeyi biliriz diyerek kendimizi ortaya atarız?
-Neden her şeyi yaparız diyerek kendimizi ortaya atarız?
-Neden her göreve hazırız diyerek kendimizi ortaya atarız?
-Neden her şeye yanlış diyerek müdahale ederiz?
Neden her şeye doğrudur diye el kaldırır, kafa sallarız?
Parti ve topluma hizmet
"Partim bana ne görev verirse yaparım" diyenler, partiye bağlılık, topluma hizmet etme amaçları olmayan aksine niteliksiz, bencil, sinsi yaklaşımlar ile parti ve toplumda yer edinmeyi amaçlayan yalakalardır.
Bugün bu mantıkla aday olan kişilerin ve bu mantıkla aday arayan partilerin topluma, ülkemize ve insanlığa hayırları olmaz.
Doğru olanı yerel yönetimlerde partilerden ziyade adayların deklare ettiği programlarına bakarak desteklemek değil mi?
Hadi hayırlısı...
|
3 Temmuz 2013 Çarşamba
BİRAZ SEVGİ LÜTFEN
|
Sıra ağaçları siyasi simge yapmaya mı geldi?
Palmiye, AK Partili mi?
Çam ağacı, CHP li mi?
Söğüt ağacı, MHP li mi?
Çınar ağacı, Sosyalist, Komünist mi?
Neden ayrışıyoruz?
Annesinin elinden tutarak Parka gelen çocuk: Anne ben Palmiye ağacının yanında oynamak istiyorum.
Anne: Olmaz çocuğum. O ağaç AK Partili.
Ayşe ve Halil ellerindeki kabak çekirdeği çitleyerek parka girdiler.
Halil: Gel aşkım şu ulu çınarın gölgesine oturalım.
Ayşe: Sen komünist misin? O ağacı seçiyorsun. Benim seninle işim biter...
Müdür işe bugün başlayan yardımcısını öylen yemeğine çıkarır. Park içindeki bir mekâna giderler.
Müdür yardımcısı: Müdürüm şu söğüt ağacının gölgesine oturalım mı?
Müdür: Atamanı yapan arkadaşlarım senin MHP li olduğunu biliyor muydu?
Yan komşusunun bahçesine çam ağacı diktiğini gören Terzi Yaşar: Komşu bahçene çam ağacı dikerek CHP li olduğunu ima ederek bize bahçe baskısı uygulayamazsın.
Nereye sürükleniyoruz?
...Ağaçları siyasallaştırdık
Parkları siyasallaştırdık
Meydanları siyasallaştırdık
Çevre duyarlılığı algısının her insanda farklı şekillenmesi olağan değilimdir? Biz neden her şeyi partilere endeksliyoruz? Sivil Toplum Kuruluşları ne için var? İnsanlar diyalog kurarak bilgi alışverişi yapmazlar mı? İnsan sevgisi olmayanın ağaç sevgisi olur mu? Ağaç sevgisi olmayanın insan sevgisi olur mu? Ağaçlar, bitkiler, insanlar sevgi ile büyümezler mi? Sevgi pınarlarımızı neden kurutuyoruz? Vicdanlarımıza ne oluyor? Bu ayrışma, bu düşmanlık ile nereye sürükleniyoruz?
Kim ne biliyor?
Meydana neden Taksim adı verilmiş? Meydana Cumhuriyet anıtı ne için yaptırıldı? Kim yaptı? Heykeltıraş anıtı nasıl tasarladı? Nasıl bitirdi? Kaç paraya mal oldu? Paranın tümünü ödeyebildik mi? Anıt üzerindeki iki kadın portesinin anlamı nedir? Havuz ve su vanası Taksim için ne çağrıştırıyor? Sabiha Ziya Cumhuriyet anıtı için ne ifade ediyor? Pietro Canonica, Guilio Mongeri kimlerdir? Topçu kışlasında hangi etkinlikler yapılırdı? Naki Öğretmen ile Topçu kışlasının bağı nedir...
Kendimiz olalım
Öğrenmek için araştıralım
Öğrendiklerimizi diyalog kurarak paylaşalım.
Yüreklerimiz ile sevelim.
Kollarımızın uzandığı kadar yardımsever olalım.
Ancak bu tutumlarımızla insani değerlerimizi korur, barış içinde birlikte yaşayabiliriz
Hadi hayırlısı...
|
13 Haziran 2013 Perşembe
Hayır mı? Şer mi?
Türkiye coğrafyasını talan ederek, halkı baskı ve zulüm altında inleten 12 Eylül karanlığının aralanması, meydanlarda demokrasi dinamizminin oluşumu kimsenin şerrine olmaz.
Güçlü halk hareketi olsaydı bunlar olur muydu?
Türkiye’de 27 Mayıs, 12 Mart,12 Eylül olur muydu?
Derin devletin Susurluk örgütlenmesi olur muydu?
Erbakan hükümeti dağıtılabilir miydi?
Gözaltında kayıplar yaşanılır mıydı?
Yargısız infazlar olur muydu?
Ecevit’in partisi talan edilir miydi?
Recep Tayip Erdoğan şiir okudu diye hapse atılır mıydı?
Recep Tayip Erdoğan siyasi yasaklı olur muydu?
Sincan’da tanklar yürütülebilir miydi?
AK Partiye kapatma davası açılabilir miydi?
Başörtüsü için ikna odaları kurulabilir miydi?
Genelkurmay e- bildiri yayınlaya bilir miydi …?
Neden endişeleniyoruz?
-Halkın çevreye karşı duyarlı olması bizi neden endişelendirsin?
-Spor fanatizmini ortadan kaldırılması bizi neden endişelendirsin?
-Siyasi, inanç, milliyet ayrımcılığı yerine birlik ve kardeşlik oluşumu bizi neden endişelendirsin?
-Halkın demokrasi istemi bizi neden endişelendirsin?
-Halkın parklarına, meydanlarına sahip çıkması bizi neden endişelendirsin?
-Halkın hak ve hukuk içinde taleplerini ortaya koyması bizi neden endişelendirsin?
-Duygusuz, duyarsız, baba neci, üretimden uzak- tüketici, yaratıcılıktan uzak- ezberci, birlik ve beraberlikten uzak- bencil geçlerimizin dönüşümü duyarlılık göstermesi bizi neden endişelendirsin?
AK Parti halkın yanında olmalı
-Derin devlet ve çeteleşmenin üzerine giden AK Parti iktidarı halkın yanında olmalı.
-Yaşlılara sahip çıkarak bakım ve yaşam aylığı bağlayan AK Parti halkın yanında olmalı.
-Özürlülere maş bağlayarak evinden dışarı çıkaran AK Parti halkın bu yanında olmalı.
-Türkiye’nin ulaşım ve toplu taşıma sorununu hızla çözmeye çalışan AK Parti halkın yanında olmalı.
-Kürt ve Türk ayrışması yerine barış içinde birlikte yaşamı destekleyen AK Parti halkın yanında olmalı.
Demokrasi, tüm inançların, milliyetlerin özgürce birlikte yaşaması, bireyin kendisini ifade etmesi ve öz güven oluşumunun temelidir. Doğa sevgisi ve korunması insanlığın yaşamasını sürdürmesi için gereklidir.
AK Parti yukarıda saydığımız hizmetlerini gezi parkı gerilimine heba etmemeli. Ülkesine, doğasına, meydanlarına sahip çıkan halkın demokrasi mücadelesinin karşısında değil yanında olması Türkiye’nin hayrına olur.
Hadi hayırlısı…
İNSANLIĞIN VE İSLAM'IN İZLERİ YOK EDİLİYOR
Reyhanlı'nın orta yerinde bombalar patladı. İnsan bedenleri parçalandı. Evlerimiz iş yerlerimiz başımıza yıkıldı.
El insaf!
Biz neyi arıyoruz? Reyhanlı'da ocağımıza ateşi kim düşürdü? Esatçılar mı? Muhalifler mi? Yüz metre ilerimiz Orta Doğu'da 1992'den günümüze bomba yüklü araçlar patlatılarak insan bedenleri havada uçuşmuyor mu? Kadınlar, kızlar tecavüze uğramıyorlar mı? İşkencelerde insanları lime lime doğramıyorlar mı? Bütün bunlara karşı duyarsızlık içinde değimliyiz? Bütün bunları görmezden gelenler hangi vicdanla Reyhanlı için Timsah gözyaşı döküyor?
|
Jean Paul Sartre: Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür.
Emperyalistler, ürünlerini yoksul ülke pazarlarına sokarak sermayeleri ile girdiler. Ulus, din, mezhep çatışmalarını körükleyerek kargaşa yarattığı ülkeleri sözde demokrasi için işgal ettiler. Küresel güç odakları İbranice korku yaydıkları ülkeleri haçlı mantığı ile işgal ederek İngiliz sömürgeci geleneği ile yönetiyorlar.
Orta Doğu ateşi neden sönmüyor?
Orta Doğu; insanlığın var olduğu topraklar, inançların şekillendiği coğrafya, bereketin, bolluğun, ilimin, bilimin geliştiği topraklar. İnsanlığın, inançların tüm değerleri, kaynakları buradaki kütüphaneler, medreselerde, müzelerde tutuluyor.
Nerden nereye!
Bir zamanlar Almanlar Kralları hastalandığında Doktorları İran'dan getirirlerdi. Şimdi Talabani Almanya'da tedavi görüyor.
İslamofobi yayılıyor
-Orta Doğu'da ilk yağmalanan, yakılan yerler neden SARAYLAR, MÜZELER ve KÜTÜPHANELER oluyor?
-Küresel sermaye Orta Doğu'da neyin izini silmeye çalışıyor?
-Palalar ile Allahu Ekber diyerek insan boğazlattıranlar, dünyaya neyin resmini gösteriyorlar?
-Müslüman ülkelerde, ulus, din, mezhep çatışmaları neden körükleniyor?
-İngiltere'de Polisi pala ile öldüren saldırganın Müslüman kimliğinin öne çıkarılması ile Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanlara hangi yaptırımlar uygulanacak?
-Küresel güçlerin İslam ve terörü yan yana getirme gayretleri nedendir?
İnsanlığın ve İslam'ın izleri yok ediliyor.
Dün, inançlarını, dillerini, nesillerini yok ettikleri Kızılderilileri bugün sinemalarında "kafatasçı yamyamlar" olarak gösteriyorlar. Bugün, Orta Doğu'da figüranları ile başlattıkları oyunları yarın Hollywood yapımcıları insanlığa tekbir getirerek pala ile boğaz kesen "Müslümanlar" olarak beyaz perdeye taşıyacaklar.
Orta Doğu toz duman
Irak, Mısır, Libya... Düşerken ilk yakılan, talan edilen yerler neden MÜZELER, SARAYLAR, KÜTÜPHANELER oldu? Küresel sermayenin derdi Orta Doğu halkları için demokrasi arayışı değil. İnsanlığın ve İslam'ın tüm yazılı kaynaklarını yakıp, görsel değerlerini ortadan kaldırılarak üç nesil sonrası kuşaklara, dünyanın kendileri ile kurulduğunu, İngilizce okutup yazdıracaklar.
Orta Doğu'da İran ve Suriye'nin rolü
Irak işgali ardından, Suriye ve İran kalelerini küresel güçlerin yıkma, yok etme telaşı ve gayretleri İnsanlığın ve İslam'ın en değerli belgelerine, kaynaklarına sahip olmalarındandır. Camilere, Müzelere, Mekteplere, Medreselere füze mermileri hedef şaşırarak düşmüyor. Küresel güçler, yedi göbek sonra sermayelerini sahipleneceklere gül bahçesi bırakmak için bizim cennetimizi cehenneme çeviriyorlar?
Dünya değişiyor!
Küre şeklindeki dünya 6 köşeli oluyor. Konuşma dili İngilizce, yönetim dili İbranice. Dini Hıristiyan çoğunluk ve Musevilik azınlık!
Reyhanlı'yı kim kana buladı?
Yüz metre ötemizde Orta Doğu ateşinde kestane kavuran küresel güçler...
Hadi hayırlısı...
|
BEN VE BİZ
Ben, diye başlayan tüm söylemler bencildir. Bencillik nedir? Bireyin bilgi zenginliği ve yaşamını sürdürdüğü bilinç kapasitesidir.
Evreni var edenler ile kendi doğası içerisinde birlikte yaşamayı bu güne kadar başaramadık. Evrende varlığını sürdüren inançlar, uluslar, filozoflar, bilim insanları, ideolojiler... BEN odaklı algıyı yok edemedi.
|
Bencilliğe menşurluk kazanma
Ben senin-sizin için çalıştım. Ben saçımı senin-sizin için süpürge ettim. Ben aç kaldım seni-sizi tok tutum. Ben hayatımı sana -size verdim...
Bu türden söylemler genelde aile içinde çocuklar için söylenir. Peki, yetişkinler çocuk yaparken bencil değiller midir? Elimize bir tas su verir. Bir işin kenarından tutar. Evin içinde bir ses verenimiz olur...
İnsanların eşleşip birlikte yaşaması bencillik midir? Evime ekmek getirenin olsun. Soframı önüme koyan olsun... İnsan doğası gereği cinsel istekleri için karşı cinsleri ile eşleşme... Bencillik değil mi?
BEN Odaklı Söylemler
-Ben kimim biliyor musun?
-Benim adım yeter
-Benin inancım
-Benim Partim
-Benim adamlarım
-Benim aşiretim
-Benim ulusum...
Ben Egosu
BEN egosu bazen kendine de ihanet ederek başkalarının egemenliği altına girer. Anne babaların uslu çocuğu, okulun en gözde öğrencisi, iş yerinde en gözde elman, siyasi partilerde en önemli taraftar, cemaatlerde en iyi mümin, STK' da en iyi üye ve evlilikte en mükemmel eş olarak başkalarının egemenliğinin altına girer.
BEN ve BİZ
BEN algısı kendi bencilliği ile kalmaz, kendini meşru zemine çekme çabası içinde BİZ söylemleri ile kapsama alanı içine aldığı çevreye virüs yayar. BEN sosyal ilişkilerde itici bir unsur olmasından dolayı "BİZ" diyerek sempati katmaya çalışanlar özünde BEN'i yaşatmaya alan açarlar.
Benin Bize Dönüşümü
Toplumsal yaşam içerisinde; Doyumsuz, israfçı, sömürgeci, işgalci, diktatör, çılgın tüketici... Ortak çıkarları için bir araya gelerek "BİZ" olurlar.
-Toplumsal huzursuzluk içinde, BEN/BİZ huzuru insanimidir?
-Toplumsal yoksulluk içinde BEN/BİZ zenginliği insanimidir?
-Toplumsal sömürü içinde BEN/BİZ işbirlikçiliği insanimidir?
-Toplumsal yaşam içerisinde BEN/BİZ farkında lığı insanimidir?
-Toplumsal yaşam içerisinde BENİM/BİZİM dinim (iz) ayrımcılığı insanimidir?
-Toplumsal yaşam içerisinde BENİM/BİZİM ulusum (uz) "üstünlüğü" insanimidir?
...
BEN ve BİZ imparatorluklarını en kolay şekilde eğitim düzeyini düşük tuttukları toplumların üzerine kurarlar. Sevgiden, barıştan, birlikte yaşamdan, kardeşlikten çok ayrışma, çatışma ortamı yaratırlar. Varlıklarını; Toplumun milli, dini duygularını kullanarak, vatan, bayrak ve inanç üzerinden sürdürürler. Ayrışma ve çatışma ortamı toplumun en kutsal değerleri üzerinden daha kolay benimsenir ve yürütülür. Bir tarafta doğanın yok oluşu, ölümler, gözyaşları, diğer tarafta kan üzerinden beslenen servet avcıları.
Yunus Emre'nin ''Yaratılanı severim, Yaradan'dan ötürü '' sözüne bağlılığımız nerede?
"Yaradan'ın yarattığı her şeye, hoşgörüyle, sevgiyle yaklaş" sözüne bağlılığımız nerede?
İNSANLIK nerede?
BEN olarak neredesin?
BİZ olarak neredeyiz?
Hadi hayırlısı...
|
GELSİN VALİ, GİTSİN KAYMAKAM
Fransa`da 1789 Devrimi ile yerel yönetimler reformu yapıldı. Napoleon Bonaparte 1799-1815 yılları arasında yaptığı reformlarda 1789 devrimi yerel yönetimler uygulamasının çoğunluğuna bağlı kaldı. Avrupa konseyi 1957 yılında yerel yönetimler konferansı yaparak yerel yönetimler arasındaki ilişkisini bağımsız yargı organlarına bıraktı. Fransa, 1982 reformlarından sonra yerel yönetimlerde ciddi bir değişim sürecine girdi.
M.Ö. 1792 - 1750 yılları arasında uygulanan, taş sütunlara yazılı Hammurabi Kanunlarını Louve müzesine kaçıran Fransızların yerel yönetimler idaresi kanunundan esinlenerek uyguladığımız yerel yönetimler uygulamamızın kavgası ve karmaşası bizim ülkemizde hala sürüyor.
|
Yerel yönetim reformu
Gelsin Kaymakam, gitsin Vali
Peki, ne olacak bu memleketin hali?
Bürokratlar atanarak gelir. Görev sürelerinin ilk üç, beş ayın haneli olsunlar gider. Üç beş ayı iadeyi ziyaretler ile geçer. Yedi, sekiz ayda bölgede tanınır. Geriye ne kaldı? Yeni atama, görevden alma, sürgünler...
Şehrini, Kasabasını, bölgesini tanıyan biri yerel yönetime talip olup seçim ile gelse ne zararımız olur? Hayal dünyamızla bölünme, ayrışma senaryoları geliştirirken dünya ülkeleri bekleyin Türkiye geride kaldı demiyor. Ata erken binen uzaya geçti. Biz hala; Elimizde çerez, masada kebaplar, parmaklar dokunmatik ekranında, fındık kırarak, Anayasa, seçim sistemi, seçim barajı, şehir planı, yerel yönetimler... kavgası yapıyoruz.
Yönetim anlayışımız
-Vali iktidarın adamı
-Kaymakam Bakan'ının adamı
-Müdür Vali`nin adamı
Yerel yönetime bakışımız
-Vali iktidar partisinden mi?
- Kaymakam milliyetçi mi?
-Emniyet Müdürü Alevi mi?
-Milli eğitim Müdürü Sünni mi?
- Orman Müdürü Kürt mü?
-Maliye Müdürü Tarikatçı mı?
-Turizm Müdürü Komünist mi?
-Sağlık Müdürü Cumhuriyetçi mi?
....Ahali bürokratların bu yönünü ile ilgileniyorlar. Biri gider, diğeri gelir. Ahali aynı muhabbetlere devam eder.
Sonuç: Birinin mutlaka diğerinin adamı olduğu kanısını değiştirmez.
Ahali sormaz mı:
-Polisler arabamı çekmişler.
-Trafikte adamı olan var mı?
Nasıl değişecek?
Yerel yöneticilerin seçimle is başına gelmesinin kime ne zararı olur?. Atamalar, sürgünler, açığa almalar gibi "hantal yapıdan" kurtulsak ne zararımız olur?. Ahali bürokratları "kimin nesi" araştırmaları yerine, bürokrattır, ama aynı zamanda Edebiyatçıdır, Şairdir, Ressamdır, Müzisyendir... yönlerini öğrense fena mı olur? Bürokratlar; ağır devlet adamlığı görünümünden kurtulup, siyah gözlüklerini çıkarıp, sosyal aktivitelerini öne çıkarıp, ahaliye açıkgözü ile şefkatlice baksa ne kayınpeder? Protokol merasimleri ile birbirimizi ağırlamalardan bu güne kadar ne kazanım elde ettik? Kazanımı olmayan geleneği sürdürmenin, israfın, zaman kaybının... mantığı ne?
Bürokratlar; "suya dokunursam sürerler", "sabuna dokunursam açığa alırlar" korkusu yerine elini su ve sabunla temizleyip; bilgi, birikim, yetenek ve deneyimlerini korkusuzca görev bölgesinde hayata geçirmesi kime ne zarar verir?
Sorun sadece atama mı?
Bürokratların; taşınmaları, harçları, yeni görev yerlerindeki uyumları, okulları, geride bıraktıkları arkadaşlıkları, dostlukları, sevgileri, onca masraf bizim kaybımız değil mi?
Neyin üzerinden ayak diriyoruz?
Değişimlerden korkmayalım. Bu vatan değişimlerle bölünmez. Demokrasi; vatan, millet sevgisini güçlendirir. Katı yöntemler ile suyun akısı değiştirilirse doğanın dengesi de değişir.
Korkularımız ile değil, sevgi ile yaşayalım.
Ayrışarak küçülme yerine bütünleşerek güçlenelim.
Ötekileştirme yerine, hoşgörü ve muhabbetle kucaklaşalım.
Hadi hayırlısı...
|
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)