Ali Gültekin

13 Nisan 2015 Pazartesi

AYRIŞMAYA KARŞI BÜTÜNLEŞ

Bazen uçuk pembe, bazen gökkuşağı rengini alır düşlerimiz. Bazen gök mavisi olur hayallerimiz. Doğa güzelliği, toprak kokusu, vatan sevgisi içinde huzuru yaşarız. Canlılar eşleşir, birleşir, ortak yaşamlar kurarak çoğalırlar.
GRİ OLALIM!
Güneşin bedenimize vurduğu yerin diğer tarafına gri gölgemiz düşer.
Gri özü itibarı ile  siyah ile beyazın ortasında  bir renk. Gri, farklı renklerin uyum içinde karışımı ile  ortaya çıkan bir renk tonu. Siyah ve beyaz iki zıt rengin karışımı sonucu gri ortaya çıkabiliyor. İnsanlık farklı renkleri ile ayrışacağına gri tonda birleşse ne kaybeder?
KAZANIRIZ!
Farklılıklarımızı algılayıp hoş görü içinde bütünleşerek kazanırız. Kültürel değerlerimizi harmanlayarak kazanırız. Bilgilerimizi kararak yaratıcı bilinç kazanırız. İnançlarımızı, düşüncelerimizi özgürce ifade ettiğimizde kazanırız. Ulus, milliyet, ırk üstünlüğü yerine insani değerlerimizi öne çıkarmayı başarabilirsek kazanırız.
NELER OLUYOR?
Düğmeye nereden basıldı? Birden Türkiye semalarında kara bulutlar oluşup, sis çöktü. 
-Savıcının başına silah dayayarak bir davanın adaleti aranır mı?
-Toplumsal duyarlılık gösterilen davalar kişisel yöntemler ile neden itibarsızlaştırılır?
BU NEYİN TELAŞI?
Sanayi, borsa, milli gelir, can güvenliği, terör eylemleri... Türkiye'ye ne getirecek? Terör karmaşası bizlerden ne götürecek?  -Nükleer santral yasasının zamanı mı?
- Adalet saraylarına avukatların adliye girişlerine getirilen değişik uygulamanın zamanı mı?
-Basın yasağı uygulamanın  zamanı mı? 
-Terör, terör saldırıları baskı ve yasaklar ile önlenebilinir mi? 
Tam da seçim sürecinde yaratılmak istenilen karmaşaya karşı bağımsız, güçlü, özgür, Türkiye'yi  toplumsal duyarlılık ve bütünlük içinde savunmak gerekmez mi?
NEDEN?
-Saatlerce Türkiye'de elektrik kesiliyor.
-Adliye binası basılarak Savcı rehin alınıyor.
-Ne idüğü belli olmayan, ne söylediği anlaşılmayan, elinde ne anlama geldiği bilinmeyen "bir bayrak" ile AK Parti ilçe binasına giriyor. 
-Polis karakoluna ateş açılıp bomba atılıyor.
-İktidar muhalefet çözümsüz kavramlar üzerinden cebelleşiyor
-Türkiye karışıyor.
-Toplum "Kutuplaşıyor"
AYRIŞMA BİRLEŞ
Sınırlarımıza komşu ülkelerde ulus, inanç, kabile, aşiret ... ayrışmaları devam ediyor.. Kan deryası içinde; Emirlikler, Beylikler, sözde devletler kuruluyor. İnanç, mezhep, ulus, milliyet ayrışmaları alabildiğine körükleniyor. Medeniyetin doğduğu topraklarda insanlık dışı uygulamalar sahneleniyor. Yanı başımızda üzerimize doğru gelen dumanlı havada kurtlara yem olacağımıza birleşerek dağıtmamız gerekmez mi? Bir adım ötemizde seyreden bu acıları yaşamak yerine daha çok birleşmeye, bütünleşmeye, kardeşçe yaşamaya sarılmamız gerekmez mi? Ölümler, acılar, göz yaşları, kan ile kimi besliyoruz?
GRİ OLMAK!
-Birlikte yaşam içinde
-Dünya görüşünde
-Günlük yaşamda
-İş yaşamında
-Okul yaşamında
-Komşulukta
-Sevgide
-Aşkta
Güzel bir dünya için gri olmak gerek.
BÜTÜNLEŞMEK GEREK!
Din, mezhep, renk, dil... farklılıklarımıza hoşgörü ile yaklaşarak bütünleşmeliyiz. Ulus, milliyet farklılıklarımızı öne çıkarmadan insani değerlerimiz üzerinden bütünleşmeliyiz. Ülke bütünlüğümüzü savunarak eşit sosyal siyasal haklar üzerinden bütünleşmeliyiz. Özgürlüklerimiz ve demokratik haklarımız üzerinde bütünleşmeliyiz. İnsan olmamızın gereği bütünleşmeliyiz.
GRİ OLMAK GEREK
-Cinsiyet farklılıklarımıza rağmen gri olmak gerek.
-Farklı yaşam tarzımıza rağmen gri olmak gerek. 
-Tüm renkleri bir arada yaşatmak için gri olmak gerek
-İnsanlıktan savrulmamak için gri olmak gerek
-Savaşmamak için gri olmak gerek.
-Ayrışmamak için gri olmak gerek
Mevsim bahar. Vatanımızın her toprağında rengarenk güller açtı. Doğa tüm renkleri ile bereketini canlılara sunuyor. Dünya güzelliklerini birlikte yaşamak için bize sunarken, bizlerin bütünleşmesi, birleşmesi gerekmez mi?
Hadi hayırlısı...

AVRUPA ORDUSU PROVALARI


Ali GÜLTEKİN
Doğu Avrupa’da Rusya’ya karşı koordineli “Savaş Kazanı” kaynatılıyor. Bugün Avrupa ülkeleri topyekun stratejik savaşa hazırlanırken Rusya Avrupa ülkelerinin yaşam damarı olan enerji ile mevzi savunuyor.
Rusya'nın yumuşak karınlarından birinde cephe açan ABD, hafta içinde Baltık ülkelerine üç bin asker gönderme kararı aldı. Diğer taraftan NATO Baltık Bölgesinde ve Karadeniz’de tatbikatlarını yoğunlaştırırken, bölge ülkeleri de hızla silahlandırılıyor. Bir diğer taraftan AB Doğu Avrupa ülkeleri içinde konumlanmaya başladı. Sahaya atılan top kimin kalesine girer belli değil.
AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker: Avrupalılar ortak bir orduyla, Avrupa değerlerini savunacağına vurgu yapan bir açıklama ile Rusya’ya açık bir mesaj verdi. Bu açıklama Almanya’da yayınlanan Welt am Sonntag gazetesine 08 Mart 2015 tarihinde yer aldı. Juncker, her ne kadar Avrupa ordusunun Avrupa'nın değerlerini koruyacağına vurgu yapsa da gerçek Doğu Avrupa ülkelerinde söz sahibi, enerji pazarında ortak, stratejik mevziler kazanmayı amaçladıkları her hali ile ortada.
AVRUPA ORDUSUNA MERKEL'DEN DESTEK
Juncker’in Avrupa ordusu için yaptığı çağrı en çok Almanya’da memnuniyetle karşılandı. Başbakan Angela Merkel’den koalisyon ortağı Sosyal Demokratlara kadar pek çok kesim “yüzde 100 destek” içerikli açıklamalarda bulundular. Böylesine bir ordunun ABD ve NATO ile arayı açacağını endişesini taşıyanlar bu sürecin hızlandırılmasına karşı çıkıyorlar. Tüm bu gelişmeler ışığında Avrupa ordusunun kurulması mümkün mü? Avrupa ordusu kurulduğunda dünya politikalarında ne değişecek?
AVRUPA ORDUSU HAYALİ YENİ Mİ?
Aslına bakarsanız Avrupa ordusu önerisi yeni değil. Bu nedenle Juncker’in keşfettiği dahi bir fikir hiç değil. Yıllardır yürütülen Avrupa ordusu projesinin Juncker tarafından dillendirilmesi ile dünya gündemine sokularak denge hesapları yapılıyor.
Yıllardır değişik biçimlerde ve düzeylerde Avrupa ordusu talebi Alman politikacılar tarafından dillendiriliyor. İkinci dünya savaşı içinde fırınlarda yanan insanların külleri hala soğumadan Almanya kendi ordusunu kurma söylemine cesaret edemiyor. “Alman ordusu” (Bundeswehr) yerine “Avrupa ordusu” olarak dillendirilerek hareketin başını çekme görevini üstlenmeyi amaçladığı açıkça ortada. Bir başka açıdan bakıldığında Alman sermayesinin çıkarlarını “Alman ordusu” ile savunması geçmişteki yaşanılanlardan dolayı mümkün gözükmüyor. Bu nedende diğer Avrupa ülkelerinin de sürece dahil ederek pastadan büyük pay alma peşinde. ABD-Fransa ikilisinin gücü ve çıkarlarını göz önüne aldığımızda bu ne kadar hayata geçer bekleyip göreceğiz.
ALMAN FRANSIZ İTİFAKI
Avrupa ordusunun ilk temeli sayılabilecek adım 2004’de Alman-Fransız ittifakıyla kurulan acil müdahale gücü “AB Battle Group” ile atıldı. Sözde 2007’den bu yana görevde olan grup bugüne kadar bir görev üstlenerek ortaya çıkmadı. Aktif olarak görev almamasının nedenleri nedir? Fransa bu grubu Afrika’daki eski sömürgelerinde, Almanya Doğu Avrupa’da kullanmak istiyor. Her ülkenin kendi çıkarlarına göre “ortak gücü” kullanmak istemesi ile uzlaşı sağlanamadı. AB Battle Group, Fransa için Eyfel kulesi, Almanya için Dom kilisesi kadar değerli.
Avrupa ile Rusya arasına yerleştirilmek istenen böylesine bir orduya karşı Rusya'nın sesiz kalmayacağı gibi ABD'nin de tarafsız kalacağı beklenilemez. Pek çok ülkenin Almanya’nın çıkarlarına göre kurulan bir orduya karşı çıkacağı kuşkusu sürekli kupa ası olarak masaya atılıyor. Bunun farkında olan Almanya şimdiden AB'nin bütün ülkelerinin sürece katılmak zorunda olmadığı, kararın illa da AB ülkelerinin oy birliği ile alınmasına gerek bulunmadığına vurgu yaparak tartışmayı geniş yelpazeye yaymak istemiyor.
Bu ne anlama geliyor? Avrupa ordusu yerine markası “Alman Malı” (Made in Germany) olan, bir kaç AB ülkesinin katılımıyla küçük bir ordu kurulması çabası harcanıyor. Böylesi bir ordunun, ABD ile Rusya’nın başını çektiği dünyadaki iki cephe arasında üçüncü güç olur mu? Avrupa ordusu sevdası ile Almanca uykuya dalanlar Rusça rüya ile uyanarak Türk rüya tabiplerine yorumlatırlar mı? Bu seçenek Rus ruletinden daha iyi gibi gözüküyor.
MÜTTEFİK CEPHE
Biz her nereden bakarsak bakalım. ABD Rusya’ya karşı Baltık ülkeleri ve Ukrayna üzerinden büyük bir askeri yığınak yapıyor. Bu gelişme her an sıcak çatışma ortamı yaratabilir. Her ne kadar Fransa gerçeği ve AB ittifakı cephe örgütleniyor olsa da Almanya AB içinde güçlü bir mevzi inşa ederek bölgede ABD’ye karşı gücünü ortaya koymayı amaçlıyor. Rusya tarihsel misyonu sürdürme ve Doğu Avrupa mevzilerini savunmakta kararlı.
HAYAL DEĞİL!
Bütün "it dalaşına" karşı; Ezilen, sömürülen, işgal altında yaşayan yoksul dünya halkları birleşerek ortak talepleri için ayağa kalkıp dördüncü bir güç olarak ortaya çıkarak küresel sömürgeci güçlerin savaş planlarını bozarak dünya halklarının kardeşliğini gerçekleştirebilir mi?
Hadi hayırlısı...

MANİSA BELEDİYE MECLİSİNDE KAVGA VAR

Obasya’nın annacında Ortaköy’de aşam oldu. Böğrü ağrıyan Kunduracı Hasan böğün çitlenin üzerine inleyerek uzandı. Deli tandır çatırdayarak yanıyor. Televizyon haberlerinden “Manisa meclisinde kavga var” anonsunu duyan Kunduracı Hasan aniden doğruldu. Görüntüler yakın çekim ekrana geldi. Bir anda böğrünün ağrısına aldırmadan romatizma sızıları çektiği sol kolunu gayri ihtiyari havaya kaldırıp “hayde bre Efeler”  diyerek avazının çıktığı kadarı bağırdı. Yaygının üzerinde dıngılmakta olan Hasan'ın eşi Ayşe kadın yerinden doğruldu. Kunduracı Hasan elindeki su şişesini sıpıtmak üzere olan partilisini ekranda görünce “hayde bree fıydırıver  elindeki şişeyi şu adamın kafasına.”  Sesler yükselince yan odada henüz uykuya dalmış olan Efecan yatağından fırlayarak salona geldi.
Ayşe kadın: Kimi kime kırdırıyon lenn.
Kunduracı Hasan: (Ayşe kadını duymadı) Sumsuğu patlat lenn şu cavıra
Efecan: Buba Televizyon’da Fenerin maçı mı var?
Kunduracı Hasan: Belediye Meclisi üyelerinin  maçı var.
Ayşe kadın: Hasan, git önküyüzünü yuuka gel. Sırtındakini de değiştir. Koş baken.
Kunduracı Hasan: Goşu Memet emmini bi ünleyive bizim oğlan  
Efecan: Hinci buba
Yan evde haberleri izleyen Enişber Memet gocukapı’dan gelen sesi duyarak gocukapı’yı açtığında Efecan’ı görünce Kunduracı Hasan’ın kendini çağırdığını anlayarak yan Efecan ile yan eve geçti.ona geçerek yaygı’nın üzerine oturdu. Ayşe kadın yerinden kalkarak çilte’nin üzerinde oturan Hasan’ın yanına gitti.
Ayşe kadın: Höle gayvee baken bende otuyom yanıne lenn
Kunduracı Hasan: Gıı sen hişdamma yettin gari gaçıl
Enişber Memet: Hasan efendi senin partililer bizimkilerini mecliste gaktırıverdiler. Hindi nolecek?
Kunduracı Hasan: Beni bak, biyo sizinkiler tepiyo
Enişber Memet: Hasan sizin partililer ecinni, ebeş bizim şişe suyumuzu aldılar.
Kunduracı Hasan: Lenn o su değil "molotof"
Enişber Memet: Dee urda dur baken. Vere vere konuşuyon.
Kunduracı Hasan: Badırdıyon Memet. 
Ayşe kadın: Negıda su?
Enişber Memet: Gurna’da su mu bitti lenn! Cimık suden fırtına kopardınız.
Kunduracı Hasan: Ebeş konuşma. Senin partin hırt, ecinni kaynıyor.
Hatice kadın: Abuu!
Kunduracı Hasan:  Bak! Şinik kafalının hönkürmesine bak.  
Hatice kadın: Lenn şu zartlak kimin partisinden? Emme ben buna gayıl olmam. Çapar herif cavır gibi vuruyor. Neyi üleşemiyorlar?
Kunduracı Hasan: Yamani eyi osun
Ayşe kadın: Hökümat nerede?
Kunduracı Hasan: Gıı hökümat biziz biz
Ayşe kadın: Lenn gaari benden oy alvicenizmi ?
Kunduracı Hasan: Hinci senin nigada oyun var?
Enişber Memet: Hasan! Nedipdurung?
Ayşe kadın: Dabıyatınız bozuk sizin.
Kunduracı Hasan: Enee! 
Ayşe kadın: Arkıdeş Belediye Meclisini gatmek için  akil insan gerek.
Efecan: Exploit…! Helal be buba ne kahramanlar seçmişsiniz meclise. Boks, kik boks, kafes dövüşcüsü...  Ooo yeeaaa! Meclise kaması, gümüş tütün tabakası, kehribar tespihi ile birkaç tanede Efe’de gönderebilseydik ne renkli olurdu.
Siz neyin kavgası kim için veriyorsunuz?  Halk sizleri mecliste bu çirkin görüntüleri sergilemek için mi seçti? Manisa’ya yakıştı mı? Siz milleti temsil etme görevini bu çirkin görüntüleri sergilemek için mi aldınız?
Kavga, rant, kırmızı kart ile Manisa yö-ne-ti-le-mez.
Hadi hayırlısı

MANİSA 2015 VEKİLLERİ

Manisa genel seçimlere hazırlanıyor. Manisa büyük şehir olma gelişimini tamamlamak için emekliyor. Manisa söz verilen yatırımlarının hayata geçirilmesini bekliyor.
Cumhuriyet Halk partisi (CHP)üyeleri ile  ön seçim yaparak Manisa  adaylarını belirledi. Halkların Demokratik Partisi (HDP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP),  AK Parti  (AKP) genel merkezlerce illere Milletvekili adayları atadılar. Atamalara eğilim, temayül yoklamaları gibi sıfatlar kazandırarak “parti üyelerine söz hakkı verdik” algısını yaratmak için çaba harcasalar da “kral çıplak” dedirtemediler. Parti üyelerinin kendi Milletvekili adaylarını kendisinin belirleme haklarını ellerinden aldılar.
CHP, seçmeni Milletvekili adayını Manisa’da ön seçim ile belirledi. CHP’nin bu tutumu elbette demokrasi adına diğer partilerin üç adım önüne geçmesi demektir. CHP bu çalışmasını bir adım daha öne taşımalı. Sadece akraba, ahbap, dostları partiye kayıt etme onların oyunu alma anlayışından vaaz geçmeli. Siyasete katılmak için parti kapısını çalan üyelere kapısını açıp, insanların kapısını çalmalı. CHP bunu yaptığında ön seçime katılma oranı % 51 seviyelerinden daha üst seviyelere çıkmaz mı? Siyasi bilinci gelişmemiş, partilerin kapısını, yapısını bilmez insanların feodal bağlar ile kazanılan üyeler partilere ne katkı sağlarlar?  Bu hem üyeye saygısızlık hem de partinin gelişimini engellemek olmaz mı?
NE YAPMALI?
Halkların Demokratik Partisi (HDP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP),  AK Parti  (AKP) üyelerini “aldatan” eğilim, temayül yoklamaları gibi tutumları bırakmalı. Siyasal yaşam alanlarını tabana açarak parti içinde bireyin söz hakkına yer vermeli. Partiler, üyelerin partiye katılımları ve partiye taşıdıkları bilgiler içinde gelişir güçlenirler. Gençlerden “korkmak”, karanlık dehlizlerde beyin okuması sorgusu, asalet tasdiki yerine onların ışığından faydalanmak daha hayrımıza olmaz mı?
MANİSA İÇİN!
CHP, 1. Sıra adayı Özgür Özel’in tecrübesi, çalışkanlığı, Manisa mücadelesi partili partisiz tüm Manisalıların saygı ve sevgisini kazanmış olmasına kim karşı çıkabilir? Bülent Arınç’ın parti ve hükümet içindeki konumundan dolayı Manisa’yı tanıtma, sunduğu katkılardan bundan böyle yoksun kalabiliriz endişesini kim taşımıyor olabilir?
NELER OLACAK?
Türkiye seçim sonuçları sandıktan nasıl çıkacak? Sandıktan birinci çıkacak veya muhtemel koalisyon içinde yer alacak partilerden seçilecek Manisa vekilleri bize ne kazandıracak? Manisa kazanımlarını Özgür Özel üzerinden sürdürmeye devam edebilecek mi? Mevcut hükümet içinde Manisa için “etkin” vekillerin kayıplarını uzun dönem Manisa’da iktidar partisinin il başkanlığı yapmış Murat Baybatur’un tecrübeleri üzerinden kapayabilecek mi? Manisa Barosu Başkanlığı yapmış Manisa’yı tanıyan Av. Zeynel Balkız birikimi Manisa’ya yansıyacak mı? Halkların Demokratik Partisi Manisa 1. Sıra adayı Ali Afatlı Manisa’ya nasıl bir zenginlik katacak? Bütün bunları bekleyip göreceğiz.
NASIL OLMALI?
Bir: İnsanlar siyaset içinde yaşamın her alanında yer almalı.
İki: Özgürlük mücadelesinin güçlenmesi için partiler yasası ve parti içi demokrasi mücadelesinin geliştirilerek tabanın söz ve karar sahibi olmasının sağlanması.  Manisa’ya atanan vekillere oy verme yerine seçmenin kendi sorunlarını meclise taşıyacağına inandığı vekili seçme hakkını kazanma mücadelesi vermeli.
Üç: Manisalılaşarak Manisa’nın sorunlarını belirlemek için birleşmeli. Ortak sorunlarımıza ortak çözüm yaratmak için bütünleşmeli.
Dört: Manisa Milletvekilleri seçim sürecinde Manisa’yı öne çıkararak Manisa kazanımlarını gözeterek demokrasi yarışını sürdürmeliler.
Beş: Eşit sosyal siyasal haklar mücadelesini sonuna kadar savunarak, önce kendimizi özgürleştirmeliyiz.
SONUÇ OLARAK
Ülke demokrasilerini yaratmak, güçlendirmek, sürdürmek için kendi durduğumuz yerden başlamak gerekiyor. Tohum buluştuğu toprak içinde filizlenir. Yaşamını sürdürmesi için suya, havaya ihtiyaç duyar. Demokrasi için can suyu taşıyacak olan bireyler kendi yaşam alanlarını özgürleştirerek, ülke demokrasisini güçlendirme, vatan bütünlüğünü koruma, hak ve hukuk eşitliği içinde insanca birlikte yaşama mücadelesini vererek, dünya halkları ile bütünleşmelidirler.
Hadi hayırlısı…

31 Ocak 2015 Cumartesi

SY (SOL YOL) RIZA VE DOĞU AVRUPA GÜNEŞİ


On iki Olimposlular ya da sadece Olimposlular (Olimpiyan), Yunan Mitolojisinde Dünya'nın yöneticileri olan tanrılar grubudur. On iki sayısı ise karşımıza birçok mitte çıkan bir rakamdır; Yahudilikte 12 İsrail kabilesi  Hıristiyanlıkta İsa'nın 12 Havarisi, Alevilikte 12 İmam, Zodyak'taki 12 burç gibi. Sayıya yüklenen bu bakış açısından dolayı Yunan tanrıları da 12 tanedir ve 13 sayısının uğursuzluğuna inanılır. Syrıza elbette tanrısal bir güç olarak değil ama Yunan Mitolojisinden sonra Yunan halkını bütünleştiren Doğu Avrupa’dan Batı Avrupa’ya doğan SOL “güneş” oldu. Uğursuz 13 mü? Uğurlu 13 mü? Bunun yorumu açık…

Avrupa’ya güneş doğudan sol doğdu. Avrupa'nın batı ülkelerinde yıllardır sermaye çevrelerini koruyup kollayan iktidarlar çıkardıkları yeni yasalar ile sermaye çevrelerini güvence altına aldı. İktidar çevrelerince çıkartılan aynı yasalar ile işçilerin, emekçilerin, emeklilerin sosyal siyasal hakları tırpanlayarak kazanılmış haklarını gasp etti. Çalışanların iş bulma, güvenceleri kalmadığı gibi her geçen gün daha çok yoksulluk ve açlık sınırına dayandırdılar.

Halkın açlık, yoksulluk ve insanca yaşam hakkı mücadelesine önderlik eden sendikalar taşeron şirketler sistemi ile çökertildi. Yasal alanlarda bu baskılar uygulanırken gelişen tepkiler üzerine batılı ülkelerin sermaye temsilcileri devreye bir başka yöntem soktular.
Almaya, Fransa, Hollanda, Avusturya, İsviçre gibi ülkelerde seçim dönemlerinde sermaye partileri, yoksullaşmanın, ekonomik sıkıntının sorumlusu olarak “yabancıları”, “göçmenleri” göstererek milliyetçi, ırkçı taraftarlar toplayarak seçimler kazandılar. Seçim kampanyaları ve sonrası devam ettirilen bu ırkçı, gerici propaganda yerli yabancı ayrımını derinleştirdi. Batı Avrupa ülkelerinde son yıllarda göçmen karşıtı milliyetçi, ırkçı partiler oylarını yükselterek, iktidar, iktidar ortağı olarak ulusal ve eyaletlerde hükümetlerin kuruluşlarında yer aldılar.

Zayıf halka olan yapancılar yerli halklardan kopartılarak hedef tahtasına konuldu.” Göçmenler” çalışmayan, devletin sırtından geçinen “asalaklar” olarak tanıtılarak yoksulaşmanın sebebi gösterildi. Yabancı nüfusun sürekli çoğalmasını gerekçe göstererek işsizliğin nedeni ilan edildiler. Tüm bu kışkırtmalara karşı yerli yabancı halkın ortak mücadelesi kırılamadı.

Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan göçmen kökenli yabancıların çoğunluğunu sosyal-siyasal gelişmeler sonucu ülkelerinden gelen Müslümanlar oluşturuyor. Yerli yabancı ayrımcılığını derinleştiremeyen güçler; inanç üzerinden saldırı başlattı.
Afganistan işgali ile başlayan, 11 Eylül ikiz binaları ve diğer saldırılar basın yayın yolu ile her defasında gündeme taşındı. Arap baharı ile Ortadoğu’ya taşınan din, mezhep, etnik kimlik çatışmaları görüntüleri İslamofobi korkusunu tüm Avrupa ülkelerine yaydı.  Ortadoğu ülkelerinde din adına devam eden insanlık dışı görüntülerin bir gün Avrupa ülkelerine geleceği korkusu yaygınlaştırıldı. Avrupa’da İslam ve göçme karşıtı örgütler, partiler oluşturularak yerli-yabancı ayrımı yanı sıra İslam düşmanlığını gelişti. Son olarak Fransa’da yaşanan hadisenin ardından Batı Avrupa’da iyice buz kütlesine dönüşen İslam düşmanlığını Yunanistan’dan doğan sol güneş eritecek.

Yunan halkı ne AB’nin başını çeken Almanya, Fransa, Belçika gibi ülkelerin dayatmalarına boyun eğmediler. Kendi ülkelerindeki iş birlikçi partilerin kemer sıkma politikalarını kabul etmediler. Özelleştirme ve ayrışmaya karşı birleşerek sol rüzgarı Avrupa’da estirdiler. Tüm yunan halkı önce kendi ülke çıkarları doğrultusunda birleşerek, kendi ülkelerindeki üretim dinamizmi ile insanca yaşama mücadelesi verdiler. Her türlü ayrımcı, bölücü saldırıları birleşerek göğüslediler. Doğu Avrupa Yunanistan’dan doğan sol güneş Batı Avrupa’nın üzerine doğru ilerliyor. Ülkeler sol rüzgar ile ısınıyor.

Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda gibi ülkelerde yaşayan halklar yoksullaşmalarının sebebi olarak gösterilmesine inat meydanlarda göçmen ve İslam karşıtı ırkçılara karşı yerli yabancı halklar birleşerek ortak yaşam mücadelesi veriyorlar.
Doğu Avrupa ülkesinden doğan güneş batı Avrupa’yı farklı renkleri, dilleri, dinleri, etnik kimlikleri üzerindeki buz kütlesini eriterek eşit sosyal, siyasal insan hakları temelinde birleştirecek.

Dünya halkları, ne geçmişte din adına yapılan ortaçağ karanlığının haçlı seferlerini, ne dünkü Hitler, Mussolini’ nin ırkçı saldırılarını, ne de bugün Ortadoğu’da İslam adına barbarca işlenen cinayet şebekelerinin etkisi altında kalmayacaklar. Yerli yabancı halklar farklılıklarına hoşgörü ile yaklaşarak eşit sosyal siyasal haklar mücadelesi içinde insanca yaşamak için bütünleşecekler.
Avrupa ülkelerinde halkların yoksullaşmasının sebebi yerli ve yabancı halklar değil, sermayenin insanlığı hiçe sayarak kendi çıkmazları ve daha çok kazanmak hırslarındandır.

Hadi hayırlısı…

Ali Gültekin

Barışa el uzat


Köyünde, kasabasında şehrinde, bölgesinden, ülkesinde ayrılmadan, farklı ulus ve inançtan insanlar ile yaşamayanlar, bu konuda bilgi edinmeyenler için eşit sosyal siyasal haklar, barış  ve birlikte yaşam söylemi bir şey ifade etmeye bilir.
Barışın ne barışı olduğuna anlam veremezler. Sorunun ne sorunu olduğunu idrak edemezler. Kuşku duyarak önyargılı davranırlar. Korkulara kapılırlar. Kendi yaşamlarından bir şeylerin değişeceğini sanarak telaşa içinde olurlar. Ülke bölünmesi, zayıflaması endişesi taşırlar.
Oysa, barış içinde farklı ulus ve inançtan topluluklar ile birlikte yaşama; insanlar için zenginlik, huzur, sevginin yeşermesi ve güvenli güçlü bir ülke demektir.
Manisa’da Yaşam
Türkiye’nin şanslı üç beş şehirlerinden birisi olan Manisa, “yerlileri” Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya’dan gelen „göçmenler” ile tanıştı. Bu topluluklar Manisa çevresine bir halka açarak kenar mahalleler oluşturdu. “Yerliler” bir basamak yukarı çıkarak ilk halkada dairenin merkezi oldular. Göçmenler, içinde bulundukları koşullarından dolayı yeni yerleşim alanlarında tutuna bilmek için düşük ücretlerle en zor işleri yaptılar. “Yerlilerin” yaşam alanları, kültürleri, işleri, ekonomik koşulları göçmenlere göre çok farklıydı. Kimine göre uyum, kimine göre katılım süreci yaşanması uzun dönemler aldı. “Yerlilerin” içinden göçmenleri kabullenmeyenler çıktı. Göçmenler zorunlu olarak tüm kazanımlarını geride bırakarak geldikleri ülkelerini rüyalarında acı ve tatlı anıları ile canlandırarak Manisa ile bütünleşmeye çalıştılar. Bu yazıyı okuyanların birçoğu kendi yaşamlarından örnekler ile bana katılacaklarından eminim.
Türkiye’den 1960 yılların başında Avrupa ülkelerine çalışmaya giden göçmen işçilerin ekonomik olarak iyileşme gösterince köylerinde bıraktıkları ailelerini 1970 yılı başlarında kentlere taşıdılar.
Anadolu kırsalından, 1980 sonlarına kadar kentlere iç göç sürdü. Manisa o dönem en çok göçü Malatya’dan aldı. Manisa’da ikinci halkayı oluşturan yurtdışı göçmenlerinin çevresinde üçüncü halkayı Anadolu kırsalından Manisa’ya gelen Türkmenler oluşturdu.  Yurtdışı göçmenleri ikinci basamağa çıkarak merkeze yakınlaştılar.  Yurtdışı göçmenlerinin ilk geldiklerindeki yaşadıkları sıkıntılı süreci Anadolu’dan gelen göçmenler yaşayarak Manisalı oldular.
Türkiye’nin kara tarihi
Bence, Türkiye’nin en karanlık tarihi olan 1990 – 1996 yılları arasında yaşandı. Orta Doğu’nun yeniden dizayn edilme sürecinin start aldığı dönemdi. Emperyalistler Orta Doğu’da miladı dolmuş işbirlikçilerini çağa uygun yenileme süreci başlattılar. Bizim ülkemizi içerisinde açıktan değişim yaratamayacaklarından dolayı köy boşaltmalar, faili meçhuller, gözaltında kayıpları, etnik köken, inançların ayrışmasın çatışmasının provasını yaptılar. Yığınlarca insanımız bu süreçte çok acılar yaşadı. Ekonomik ve siyasal nedenlerden dolayı Kürt aileleri batılı kentlere yerleşmeye başladılar. Manisa bu süreçte oldukça çok göç aldı. Bir halka daha genişleyerek Kürt insanlarına yerleşim alanları açtı. Manisa’nın kenar mahallelerini oluşturan Kürt halkı ile Anadolu Türkmenleri, Manisa yerlileri ve yurt dışı göçmenleri aynı kentte buluştu. Bu buluşma Manisa için kültürel zenginlik ve sosyal doku oldu.
Emperyalistlerin geliştirip sahneye koyduğu Türkiye’yi parçalama oyunları sürekli seyircisiz perde açtı. Kürt yoksulları, çatışma ortamının madunları, yönlerini Orta Doğu petrol zenginliğine dönmediler. En çaresiz oldukları anda yönlerini Türk coğrafyasına Türk insanları ile birlikte yaşamaya döndüler. Kürt kardeşlerimizin bu tutumu biz Türkler açısından çok önemli bir kazanım. Bunu güçlendirmek için birlikte daha çok çaba harcamalıyız.  
Kazanımlar ve Kültürel zenginlik
Manisa dört halka ve dört basamak olarak merkezden kenar mahallelere doğru genişledi. Merkez, Malta, Yenimahalle, Horozköy, Feyzi Çakmak ve diğerleri…
Manisa’nın Tarım ve Sanayi şehri olma özelliğinden dolayı iş bulma ve iş kurmak olanakları sağladı. Göçmenler var gücü ile çalışarak başlarını sokacak konut edenime mücadelesi verdiler. Kenar mahallerde oturup iş bularak çok kazananlar, iş alanları yaratanlar şehrin merkezlerine doğru mülk edinerek ilerlemeye başladılar. Manisa’da kenar mahalle yoksullarının ent merkezlerine yönelim; 2000 yılları başından sonra sanayinin gelişmesi ile pareler olarak hızla yayıldı.
Kentli ve kır yoksullarının uyum- katılım süreci
Bazıları ekonomik olarak zenginleşmenin kendilerini değiştirmediğini iddia ederler. Bal gibi değişirsiniz. Önce evinizin yeri değişiyor. Sonra arabanız, gittiğiniz sosyal mekânlar, yemek yeme alışkanlıklarınız, bu alanlarda edindiğiniz arkadaşlıklar, dostluklar, çocuklarınızın okul standartları, giyim tarzınız, konuşmanız, şiveniz, komşularınız değişir. Bu süreci engelleyemezsiniz. Manisa’da yaşayan dört halkanın içinde yakınlaşma, kaynaşma uyumu hızla 2000 yılları başından sonra gelişti. Kenar mahallelerden kent merkezlerine doğru ilerleyiş ile komşu, müşteri, sınırdaş, iş arkadaşı, iş ortağı, dünür oldular. Çocukları aynı okullara gitti. Aynı yerden giyinmeye başladılar. Aynı eğlence mekânlarında karşılaştılar. Bu kaynaşmanın gizemli gücü var mı? Hayır! Ekonomik değişimin kendi doğal akışının yansımasıdır.
Katılım ve kaynaşma süreci birçoğunun ön yargılarının kırması ve değişik kültür, inanç ve milliyetlerden insanları tanımalarına vesile oldu. Malatyalı ve Muşlu aile ile dünür oldu. Makedonya göçmeni aile ile Bitlisli ortak iş kurdu. Manisa yerlisi bir aile Bulgar göçmeni ile komşu oldu.
Barış, hemen şimdi
Yazımın girişinde farklı ulus ve inançtan insanlar ile iç içe yaşamamış olanlar, bu konuda bilgi edinmeyenler, köyünden, kasabasından, şehrinden hele de ülkesinden ayrılmayanlar barışın ve birlikte yaşamanın ne anlam ifade ettiğini algılayamazlar demiştim.
Anadolu insanının köylerden kasabalara şehirlere, askere giden çocuklarına en çok tembihi ne olur bilirimsiniz?  Alevi olduğunu, Kürt olduğunu kimseye söyleme tembihidir. Aile büyüklerinden bu tembihi alan çocukların ruh halini tahmin edebileniniz var mı?  Çevresindeki her harekete kuşku, şüphe içinde bakan çocukların ruh halleri ne olur?  Ben, birçok Kürt arkadaşlarımdan değişik hikâyeler dinlediğimde kendi ulus insanlarımın davranışları karşısında Türk olarak içim acıdı. Bir Türk olarak daha çok barış çığlığı atma sorumluluğumun olduğunun farkına vardım.

Barış içinde birlikte yaşamayı en iyi Almanya’ da yaşayan Türkler anlar 
Bugün inanç, ulus ve kültür olarak farklı bir ülkede yaşıyoruz. Adınızı heceleyerek söylediğinizde, alaycı bir eda ile size gülen oldu mu? Bazı harfleri yutarak, bazılarını değiştirerek isminizi isminizle alakası olmayan kelimeler ile çağırdılar mı? Tramvayda yanına oturduğunuz başka bir ulusun insanı, sizi sevmediğinin tepkisi olarak yanınızdan kalktı mı? Okul, park ve sokakta adı ile alay edilen çocuğunuz ağlayarak yanınıza geldi mi? Eğlence merkezlerine gittiğinizden farklı bir ulusun insanı olmanızdan dolayı içeri alınmamanın ne demek olduğunu bilirimsiniz? Çocuklarınız Okulda kendi ana dilinde eğitim olmadığı için yabancı kelimeyi doğru söyleyemediğinde sınıfça gülmelere maruz kaldı mı? Aşağılayıcı ve alaycı saldırılara kahredip, gülüşmeleri duymamak için parmakları ile kulaklarını kapatarak, sınıfından kaçarak evinin bodurum katına gelip, kendini ip ile tavana asan çocuğunuzun ölü bedeni ile karşılaştınız mı?  Yeme alışkanlıklarınız, giyim tarzınız farklı diye dışlandınız, alaycı sözlü saldırılara maruz kaldınız mı? Sabah köpeğini gezdiren Alman aynı güzergâhta sabah koşusu yapan Türk kızına “sen bu saatte burada koşma. Köpeğim seni sevmiyor, seni görünce huzursuzlaşıyor” sözlerini siz duysaydınız ne yapardınız? Gittiğiniz resmi dairede sizden bir önceki kişiye güler yüzlü hizmet veren memurun sıra size geldiğinde surat asarak gözelerinize gözünü dikerek aşağılayıcı tavırlar sergilediğinde tepkiniz ne olurdu? Her kırminal olay sonrası en çok şüpheli durumuna düşmenin ne anlam ifade ettiği bilirimsiniz?
Bizler bunları Almanya’da yaşadık, yaşıyoruz. Bunları yaşayanlar olarak barış içinde birlikte yaşamanın kıymetli olduğu için sesimizi yükseltiyoruz. Bizim burada yaşadığımız deneyimlerimizi aktardığımızda Türkiye’de yaşayan Türk ve Kürt halkları kendilerinden mutlaka bir şey bularak olumlu yönde barış sürecine katacaklar.
Avrupa’da yaşıyoruz
İnsan haklarının olduğu bir ülkede yaşıyorken başımıza bunlar geliyor. Ölümler yaşadık. Evlerimizde diri, diri yakıldık. Irkçı saldırılara maruz kaldık. İbadet ettiğimiz camilerin önünde yuhalandık. İş yerlerimizde, resmi kurumlarda ayrımcı uygulamalar yaşadık. Bu saldırılara karşı Alman halkının çoğunluğu bizim yanımızda oldu. Bazen bizden daha kitlesel katılımlar sağlayarak ırkçılara karşı bizi savundular.
Eşit haklar için mücadele ettik.
Bizler ayrımcı yasalar ve uygulamalara karşı sesiz kalmadık. Bizi bizden çok destekleyen Alman halkı ile birlikte eşit sosyal siyasal haklar için mücadele ettik. Tren yolu, otoban, tramvay yolu kapattık. Yasa dışı gösteriler yaptık. Bizim haklarımız için Almanlar bizden daha fazla katılım sağlayarak en ön saflarda yer aldılar. Bu süreç içerisinde birçok haklarımızı alırken var olan haklarımızın gasp edilmesini engelledik.
Hiç kimse size durduğunuz yerden hak vermez. Bizim ortak sorunlarımızın çözümünün yaşadığımız ülkede farklı ulusların halkları ile ortak mücadele ederek aldık. Birlik olmamızı istemeyenler, bu güçten korkanlar bizleri, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, sağcı-solcu olarak bölmek istediler. Bu girişimleri zaman, zaman başarılı oldu. Bu dönemde, çocuklara vize uygulaması, oturma hakları benzer hak gasplarını parlamentolardan geçirerek yasallaştırdılar. Kim kaybetti? Biz!
Mücadele ettik ve kazandık.
Bugün Almanya genelinde üç bin cami var. Alman yasalarına göre askerliği ret edip eline silah almak istemeyen bir genç camilerde çalışarak askerliğini yapma hakkına sahip. Camilerin kendi bünyesinde yaptığı Almanca kursu, meslek eğitimi, gençlik çalışmaları, sosyal- kültürel aktiviteler için gerekli paraları projelendirdiğinizde Alman Makamları size ödüyor. Birçok eyalet okullarında çocuklarımız Türkçe ve Kürtçe ana dilde eğitim, Sünni ve Alevilik üzerine din dersleri alıyorlar. Evlerimizde kendi dilimizde seyredebileceğimiz Türk televizyon kanallarını izleme hakkımız var. Biz bu haklarımız için mücadele ederken az sayıda ırkçı Alman karşımızda olurken yığınlarca Alman halkı bu süreçte haklarımızı almamız için bizim yanımızda yer aldı.
Küçük zekâlar kişileri,  orta zekâlar toplumu tartışır. Büyük zekâlar proje üretir.
 Bu sözü söyleyen bilge insan, bize çok şey anlatıyor. Avrupa’da yaşayan Türkler olarak, bu ülkede yaşadığımız deneyimleri Türk ve Kürt halkları ile paylaşarak barış sürecine katkı sağlamalıyız. Alman ırkçılarının bizleri yakmaları, öldürmeleri karşısında Alman halkının çoğunluğu bize siper olarak sosyal siyasal haklarımız için en önde mücadele ettiler. Alman sol-sosyalistleri, İslam din dersleri ve anadilimizde eğitim almamız için bizimle birlikte kararlılıkla mücadele ettiler. Bizim cemaatimizin insanları Cuma namazından çıkıp evine giderken Alman halkı Cami karşıtı İslamofobi taraftarlarına karşı camilerimizin önünde siper olarak sabahladılar.
Türkiye’de barış konusunda biz Türklere daha çok görev düşüyor. Akan kanın durması, çatışma ortamında ekonomik kayıplarımızın önlenmesi, barışı içinde birlikte yaşamayı hayata geçirilmesi için bizlerin daha çok çaba harcaması gerekiyor.
Bilindik tekrarlar ile zaman kayıp etmeyelim.
Bilindik laflarla tartışma sürdürme cehaletinden kurtulmalıyız. Ulus, millet kavramlarını bilmeyen, bu konuda kitap kapağı açmamış insanlar, Alman ırkçıların Türk tanımı yaptığı gibi, Türk-Kürt tanımı yapıyorlar.89
Biz anadilde eğitim istediğimizde, Alman ırkçıları “Burası Almanya. Anadilinizi öğrenmek istiyorsanız ülkenize dönünüz” dediler. Buna karşı yığınlarca Alman bizim yanımızda yer alarak anadilde eğitimin insanlık hakkı olduğunu savundular.
Şu türden söylemleri duyduğum insanlarda Hitlerin şemailini görüyorum. Kürtlerin neyi eksik? Bir ülkenin bir dili olur? Ülke bölünsün mü? Kürtçe eğitime gerek var mı? Kürtçe diye dil var mı? Kürt diye bir ulus var mı?
Sesli düşünelim. Bir Kürt gencini adını nüfusa Kawa olarak yazdığımızda Türklüğümüzden ne kayıp ederiz? W harfini yazmak konuşmak Türklüğümüzü nasıl bozar? Her birey kendi bilgisi dâhilinde katkı sağlamalı. Bilgisi olmayan dinlemeli, araştırmalı, bilimsel yaklaşılmalı.
Hak birlikte mücadele ile alınır.
Başbakan Erdoğan: Anadilinizi öğrenin ama yaşadığınız ülkenin dilini en iyi şekilde öğrenin. Erdoğan’ın bu çağırısı Anadilde eğitimin gerekliliğinin bilimsel olarak tespit edilmiş olmasındandır. Almanya’nın bazı eyaletlerde çocuklarımız anadilde eğitim görüyorlar. İlk gelenlerimiz Bayram Namazını Kiliselerde kıldılar. İnanç özgürlüğü talebi ile cami istedik. Bugün, Almanya’da 3.000 bin civarında cami var. Alman alfabesinde ö,ü,ş harfleri yok. Şenay ismini Alman Senay, Ümit ismi Umit olarak çağırıyor. Alman ırkçıları: Türker’in neyi eksik? Milletvekili seçildiler, bakan oldular. Artık bunlara Almaya’nın ihtiyacı yok. Ülkelerine dönsünler. Benzeri söylemler ile bizlerin 51 yıllık katkısını hiçe sayıyorlar.
 Bugün sağcı ve Hıristiyan partilerde Türk kökenli Milletvekilleri, Bakanlar var. Bu vekiller Anadilde eğitim, din eğitimini, ırkçı-ayrımcı yasaların kaldırılmasını, eşit hakları için mücadelemizi partileri ve kendileri desteklemiyor, taleplerimize sahip çıkmıyorlar.  Bunlar bizim Milletvekillerimiz, Bakanlarımız olarak temsilcilerimiz olabilirler mi?
Almanya parlamentosunda Türk kökenli Milletvekili olup, Türklerin sosyal –siyasal insan hakkını savunmayanlar Türk halkının temsilcileri olamazlar. Türkiye parlamentosunda Kürt kökenli Milletvekilli olup Kürt halkının sosyal-siyasal insan hakları taleplerini savunmuyorsa bizim anları Kürt halkının temsilcileri olarak dayatmamız ne kadar geçekçi olur?
Almanya’da yabancılar yasasına karşı, eşit sosyal siyasal haklar mücadelesi veren sol- sosyalist partiler Türkiye’de AK Partiye, MHP’ye yakın Türk ve Kürtlerin oyunu alıyorlar. Almanya Türkleri ile Türkiye Kürtleri arasında benzerlik kurmamı özümseyemeyenler, benzetmeyi doğru bulmayanlar olabilir… Benim tavsiyem Türkiye’den çıkıp dil, ulus, inanç olarak farklı bir ülkede yaşamayı deneyip, kitaplardan araştırma yapsınlar o zaman Kürtleri çok iyi anlayacaklar.
Manisa’nın barış sürecindeki yeri önemli
Manisa yerlisi, yurtdışı göçmeni, Anadolu Türkmenleri ve Kürt halkı ile harmanlanmış kültürel zenginliğe sahip. Bu birleşim, güç ve mayalanma mesir tadında bütünleşmiş.
Türklerin doğası gereği ve İslam inancından olması ile farklı milliyet ve inançları tanıma, hoşgörü ve birlikte yaşama duyarlıkları diğer uluslara göre daha fazladır. Dünya ülkelerinde; din, ırk, mezhep çatışmaları yaşanırken Türkiye’de iki ulusun birlikte yaşam söylemleri ve ısrarcı olması çok ama çok önemlidir.
AK Parti, Kürt sorununu çözme konusunda attığı adım çok kıymetlidir. Ocağına ateş düşmeyenlerin durduğu yerden ahkâm kesmelerine, ajitasyonlarına aldırmadan bu yolda kararlılıkla yürünmelidir. Çatışmaların ve ölümlerin durdurulması en temel sorundur. Ayrışma yerine eşit sosyal siyasal haklar ile birlikte yaşam Türkiye’nin kazanımıdır. Birimizin, diğerlerinin ne düşündüğünü sorğulamak yerine biz insan olarak de düşündüğümüzü ortaya koymalıyız.
Ayrışmanın; milliyeti, inancı, mezhebi, sağı, solu olmaz. Sağ-Sol kavramını kutsal bir kavram değil. Fransa parlamentosunun sol tarafında oturanlar insan haklarını gündeme getirdiklerinde, sağ tarafında oturanların karşı çıkışı ile sağ-sol terimleri ortaya çıkmış. Sağcı- solcu, inançlı, ateist, milliyetçi, hümanist her ne olursak olalım. Önce insan olduğumuzu ve insani değerlerimizin sorumluluğunu taşıysak temelde insan hakları ile insan olacağı temelde süreci desteklemeliyiz.
AK Parti hükümetinin konumu gereği başlattığı Kürt sorununu çözme ve 30 yıldır süren çatışma ortamını barışa dönüştürmek bu sürece halkları dâhil ederek sonuçlandırılması, dinamik Türkiye’nin tasarımcısı, barışın güvercini olacak anılacak. Bu coğrafyada; huzur, mutluluk, kalkınma vatan sevgisi güçlenecek. Başta AK Parti’ye düşen; Emperyalistlerin tüm entrikalarına, bölge ülkelerinin şaşkınlık içinde barışı boşa çıkarma oyunlarına, ülke içinde kandan beslenenlerin çırpınışlarına aldırmadan süreci kararlılıkla barışa taşımaktır.
Kürt sorununu bugün çözme, yarın zenginlik değildir
Kürt sorununu çözme ve barış süreci Manisa’da ayakkabı boyacılığı yapan Muşlu Kawa’nın, Güre’de keçi otlatan Manisalı Cemal’in ekonomik kaderini bugünden yarına değiştirmeyecek. Bu değişim ekonomi, kültür, tarih alanında zenginlik yaratırken halklar arasında, özgürce birlikte yaşam, kardeşçe paylaşım inşası ile güçlü Türkiye yaratacak.
 Erdoğan: Anadilde eğitiminizi mutlaka alınız. Yaşadığınız ülkenin dilini iyi öğreniniz.
Anadillerini bilmeyenler; Sosyal-kültürel, siyasal ve eğitim alanlarda başarılı olamıyorlar. Birlikte yaşadığı ülkeye uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Bu tanımlama yeni bir buluş değil. Bilimsel bir tanımdır. Bitlisli Berivan’ın isminin Beriwan olarak yazıldığında isini ortaya çıkaran içindeki W harfinin Manisalı Gülsüme ne zararı olur? Kürtçeyi iyi konuşan birinin Türkçe öğrenme çabası bize ne kaybettirir?
Şu örneği çok aydınlatıcı bulduğum için vermek istiyorum. Almanya’da birçok semtte Kilise okulları var. Okullarda Türk ve diğer Müslüman ülke çocukları eğitim görüyor. Müslüman çocuklar ve Hıristiyan çocuklar birlikte masaya yemek için oturuyorlar. Tabak, masa çatal, bıçak, kaşık, yemekleri farklı değil. Tek ayrıntı, Müslüman çocukların yemekleri sığır, koyun eti diğerlerinin yemeklerinin domuz eti ile yapılması.  Görevliler: Müslüman olanlar elini kaldırsın. Müslüman olanlar şu masaya otursunlar. Diyerek çocukları rencide etmiyorlar.
 Irkçılık her yerde aynı ipten dokunur.
Irkçılık en zalimliği ve en acımasızlığı Almanya’da yaşandı. Anaokulundan başlatılarak okullarda, müzeye dönüşmüş o dönemin izlerini taşıyan toplama kamplarına çocuklar götürülerek ırkçılık anlatılır. O dönemi yaşayanlar yaşadıklarını anlatmaları için okullara davet edilir.
 Bir kez daha altını çiziyorum. İnanç, dil, ulus olarak farklı bir ülkede yaşayanlar, Türkiye’de başlatılan bu barış sürecinin önemini ve hayata geçirilme özlemini çok iyi bilirler. Çocukluğumuzda kırmız karıncaları “GAVUR” diye öldürür siyah karıncaları Türk diye korurduk. Yıllar sonra Yunanistan’da Yunan halkını tanıdığımda, çocuk dünyam içerisine aldığım o kinli duygumdan utandım.
İnsan sevgisi edinerek pratik yaşam içerisinde bu sevgiye bağlı yaşam sürenler, dil, renk, ulus ayrımı yapamazlar. Müslüman inancını taşıyan bir mümin farklı bir inancın, ulusun diline, yaşam şekline İslam’ın hangi emri ile karışma, engel olma, yok sayma hakkını kendinde bulur?
Barış sürecini Türkler daha çok desteklemeli
Bizler çoğunluk bir ulusuz. Akan kanların durması, ekonomik kalkınma, sosyal ve kültürel zenginlik, eşit sosyal siyasal haklar ile birlikte yaşama daha çok katkı sunmalıyız. Orta Doğu batağına çekilmeden, kurtuluş savaşı süreci benzeri güçlü birlik ruhu ile Emperyalistlerin karşısına dikilmeliyiz. Orta Doğu’da akan Müslüman kanını durdurmak, Dünya ülkelerinde yaygınlaşan İslamofobi saldırı ve karalamalarını boşa çıkaracak Türkiye halklarına mazlum halkların ihtiyacı var. Orta Doğu’da akan kana, Dünya yoksullarına yapılan sömürü ve saldırılara karşı kayıtsız kalamayız. Bunlara yardım edebilmek için biz kendi hasta yanımızı tedavi etmeliyiz.
Almanya ırkçılığının tavan yaptığı günün akşamı, iktidar çökünce sabah ülke kalkınması çağırısı yaparak, kapılarını yabancı ülke işçilerine açtılar. Ülke geçmişinden ders çıkararak dünya halklarına barış ve Almanya’nın yeniden inşası çağırısı yaptılar.
Türkiye içerisinde yaşayan halklar; Mevlana, Hacıbektaş, Yunus sevgisi ve hoşgörüsü ile mayalandılar. Dokusunu buradan alan halklar nefret, kin ve ayrışmaya gönül vermezler, vermemeliler.
Barışa el uzat
Ülke sevgisini milliyetçi duygu ile ifade edenlerin, İnancını insan sevgisi ile bütünleştirenlerin, Vatan topraklarını emperyalistlerin sömürüsüne karşı savunanların, özgürce birlikte yaşam mücadelesi verenlerin bu barış sürecine daha çok katkı sunmaları gerekiyor.
Herkes için barış 
Ellerimizi taşın altına koymaya çağırıyorlar. Barış, elimizi ezecek taş ağırlığında değil. El ele tuttuğumuzda dünyayı kucaklayacak büyüklükte.
Manisa barışa el uzat.
Horozköy ’den zılgıtlarla gelen Kürtleri, davul zurna ile karşılayan Yeni mahallenin Türkmenleri, Malta’da Andolka oyunu tutmuş göçmenlerini  yanlarına alarak Manisa Cumhuriyet meydanında Arpazlı Zeybeği oynayan Manisalı Efelere karıştılar. Ayrı dillerden aynı vatan için sevgi türküleri söyleyerek birlikte halaya durdular.
AK Parti’nin başlattığı barış süreci içerisinde en çok katkı sunanlardan biri olan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Manisalı. Mecliste en çalışkan, en hareketli Milletvekili olmasından dolayı TBMM Başkanvekili Meral Akşener, ''haşarı çocuk'' dediği CHP Milletvekili Özgür Özel Manisalı. Horozköy Mahallesini Bozköy mahallesinden ayırmayıp aynı hizmeti veren MHP’li Belediye Başkanı Cengiz Ergün Manisalı.  Bu değerleri mesir tadında Manisa’da harmanlamak için barışa el uzattığımızda Türkiye kazanacak.
İnsan olmanın, Müslüman olmanın, Türk olmanın, Kürt olmanın temel öğesi eşit sosyal siyasal haklara sahip demokrasinin kurum ve kuralları ile Türkiye’de birlikte,  kardeşçe yaşamaktır. Biz bunu başarmalıyız.
Barış için:
''Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz.'' (aunius aurelius simachus)