Ali Gültekin

26 Şubat 2020 Çarşamba

SOLİNGEN İLK DEĞİLDİ. HANAU SON OLUR MU?



Irkçı-gerici saldırılar dünya üzerinde yaygın bir şekilde devam ediyor.
İnsanlar öldükten sonra saldırı ırkçı olmuyor. Irkçılık illa insanların öldürülmesi ile de ortaya çıkmıyor.
İnsanların ulus ve milliyet olarak ayrıştırılarak hak ve özgürlükleri engellenmesi ırkçılık değil midir?
Aynı ülkede yaşayan ulus ve milliyetlere eşit sosyal siyasal haklar tanınmaması ırkçılık değil midir?
Aynı ülkede eğemem ulusun diğer dil ve inançları yasaklaması ırkçılık değil midir?
Aynı ülkede yaşayan halklar arasında ayrımcı yasalar ırkçılık değil midir?
Eğemem ulusların, milliyetlerin azınlıklara karşı aşağılayıcı söylem ve davranışları ırkçılık değil midir?

IRÇILIK NORMAL DOĞUM MU?

Avrupa ülkeleri içinde Fransa, Almanya, Avusturya gibi ülkeler başta olmak üzere, ırkçılık normal doğum ile oluşmaz. İhtiyaç duyulduğunda  sezaryen ile dünyaya getirilir.
Almaya, Avusturya, Fransa…  “Yerli-yabancı” ayrımcılığını, ırkçı, gerici yasaları ile “yabancıları” inim inim inletmekte. Bu resmi devlet tutumu ayrımcılık, örgütlere, partilere yabancı düşmanlığı üzerinden ırkçı- gerici örgütlenme alanları açtı.
Yerli halk ile 70 yıldır aynı koşullarda yaşayan, aynı haklara sahip olmayan insanlar hala “yabancı “ olarak nitelendirilerek, yabancılar yasası ile enselerinde boza pişiriliyor.
Ülkeler içlerine düştükleri kendi çıkmazları derinleştiğinde sezaryen doğum yaptırılan ırkçı, gerici orta oyun figüranları sahneye sürülüyor.
İşsiz kalan yerli halk, işlerinin yabancılar tarafından ele geçirildiği için issiz kaldıklarına inandırılıyor. Yabancılar olmasalardı o işlerin kendilerinin olacaktı propagandası yapılıyor.
Yerli yoksullara, en ağır koşullarda, en düşük ücretlere yıllardır çalışıp işsiz kaldıklarında işsizlik maaşı alan yabancıların “yattığı yerden” para aldıkları için yoksullaştıklarının propagandası yapılıyor.
Evsizlere yabancılar olmasaydı, herkes için yeterli evleri olacaktı yalanı söyleniyor…

IRKÇILIK HASTALIKTIR!

Irkçılık virüsü insan bünyesine girince; Yerli-yabancı-din-mezhep-ulus, milliyet ayrımcılığı başladı. Bu örümcek ağı içine düşen insanlar kendi bünyelerine, kendi yaşamlarına savaş açtılar.
İş yerlerinde aynı koşullarda çalışanlar ortak sorunları için birlikte hareket etmeleri gerekirken, Yerli-yabancı-din-mezhep-ulus, milliyetlere göre listeler oluşturarak sendikalar kurdular. Belediye meclislerine listeler verdiler. Siyasi partilerde kendi listeleri ile yer almaya çalıştılar.

KENDİ SONUNU HAZIRLAMA

Sermaye bu sisli hava ortamında, daha önceleri güçlü sendikal örgütlülük döneminde kazanılmış tüm sosyal siyasal işçi -emekçi haklarını gasp ederek  geriye posa bıraktı.
Üç kişinin işini bir kişiye verdi. Çalışa saatleri, iş güvenliği, iş güvencesi kalmadı denecek kadar pamuk ipliğine bağlandı. Mesaileri artırırken, mesai ücretini düşürüldü. Hafta sonu çalışmalarının ücret farkını düşürürken, hafta sonu mesailerini güncelleştirdi.
Ülkelerde gelişen bu hak gasplarından zarar görüp yoksullaşan yerli halkların öfkelerini birleştirecek ırkçı partiler kuruldu. Yabancı karşıtı ve İslam düşmanlığı üzerine kurulan partiler topluma yabancıların ve Müslümanların ülkelerini terk ettiğinde refaha kavuşacaklarının söylemleri geliştirildi…
Küresel sermayenin sezaryen ile dünyaya getirdikleri canilerin Orta Doğu güzelliklerini cehenneme çevirdiler.  “Allahu Ekber” diyerek insan kesen cellatları Televizyonlarında göstererek, gazetelerinde yayınlayarak Türk, Arap  İslamofobi düşmanlığı yaydılar. Avrupa ülkelerinde ırkçı partiler her geçen gün güçlenerek iktidar ortağı, iktidar olup veya parlamentolara girdiler.

AB ÜLKELERİNDE BU SALDIRILARA MARUZ KALANLAR NE YAPTI?

Genel anlamda hiçbir şey yapılmadı.  Çalıştığı fabrikada 25 yıldır aidat ödediği sendika çalışmasından habersiz önce Türkiye’de doğduğu il derneğini kurdular. Sonra ayrılıp Kasaba derneğini kurdular. Bir süre sonra oradan ayrılıp Köy derneklerini kurdular.
Onlarca yıldır yaşadıkları ülkelerde iş arkadaşına merhaba diyecek kadar dil öğrenmeyenler, çocuğunun hangi okulda okuduğundan haberi olmayanlar kapı kapı gezerek camilere para topladılar.
Avrupa’da ırkçı-gerici yabancılar yasaları için kim ne yapıtı?
Elbette çalışma yapıldı.  Alevi, Sünni, Şafi, Sağcı, solcu, hemşehri dernekleri kurularak ayrışıldı.

AĞIT YAKMA AYDINLAN!

Dünyanın her tarafında olduğu gibi AB ülkelerinde ırkçı saldırılar dün ne ilk di ne de Hanau saldırısı son olur. Önemli olan, her ulustan, inançtan halkların ırkçı, gerici saldırılar, yasalar ve hak gasplarına karşı birleşmesidir.
Son olarak; Her ırkçı saldırılarda ağıt yakıp, diz dövme, yakınma yerine ırkçı, gerici yasalara karşı yerli yabancı birlikte mücadele ederek eşit sosyal siyasal hakları kazanmak için aydınlanmak gerek.
Almanya’da yaşayan Türkiyeliler, Türkiye’de yaşayan Suriyeliler yoksulluğun, işsizliğin nedeni değiller. Asıl neden sermayenin suyu bulandırarak balık tutmasındandır.
Almanya’da ırkçıların “Türk tohumu” diyerek hakaret ettiklerine Bir Türk olarak öfkelendiğimde, bilinçaltında Türkiye’de yaşayan Ermenileri düşünerek utanmıştım.
Avrupa’da, Katolik, Protestan, Evangelisch… İnancından olanların aynı ortamda, eşit sosyal siyasal hakları ile inançlarını içinde yaşadıklarını görünce Ortaçağ gericiliğinden ders çıkardıklarına, aydınlanmalarına imreniyorum.
Hala Alevi – Sünni, Şafi tartışmalarının sürdürülmesine üzülüyorum.
Bir ülkeden Alman, Fransız, İtalyan, Flaman halkların farklılıklarına hoşgörü göstererek, kendi dillerinde eğitim görerek birlikte yaşamalarına gıpta ile baktım.  Hala, din, dil, mezhep, ulus, milliyet üzerinden politika yapılıyor olmasına kahroluyorum.
Ağlamamak için aydınlanmak gerek.
Hadi hayırlısı…

2 Şubat 2020 Pazar

TEK ADAMLAR



Neden tek kadınlardan söz edilmez?

Kadın, doğası gereği, paylaşımcı, birleştirici, yaşamı doğa, hayvan ve insan ile birlikte düşünür. Bu nedenle bencil ve bireyci değillerdir. Toplumun ayrışmasına, bölünmesine, düşmanlaşmasına, soyunun sürdürülmesi için öldürmeye, yok etmeye… Karşıdırlar.

Tek olan adam mıdır?

Geri kalmış toplumlarda “güç” bilgi, bilim, bilinç, toplumsal gelişme, demokrasiden soyutlar. Şan, şöhret, güç makam ve iktidar olarak benimsenmiştir. Yaşam buna odaklı şekillendirilerek sürdürülür.

Tek bilinen gerçekte tek midir?

Güç tek insan gücü olarak yaşamaz. Kendi içinde oligarşik düzen oluştururlar. Her güç bir üst güce bağlı olarak ayakta durur. Dokunan olmadıkça domino taşları dev asa kale görselinde, kimine ölümsüz sanılan yaşam, kimine korku yaşatır.

Uzun süredir Ortadoğu ve Müslümanların yaşadığı coğrafyada tek adam tartışması sürüyor. Bu tartışmalar ne kadar gerçekçi?

Evlerde:

Evin “efendisi” erkek değil mi?

Toplumda:

Aşiret reisleri ölene kadar görevini sürdürmüyor mu?

Ağalar son nefeslerine kadar ağalık yapmıyorlar mı?

Cemaat liderleri son yolculuklarına kadar lider kalmıyorlar mı?



Yaşamda:

İstisnaları dışarı alalım. Köy muhtarları, STK başkanları, kooperatif başkanları… İçinde bu güne kadar kendiliğinden yerini bir başkasına bırakanı duydunuz mu?

Ülkelerde:

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, siyasi parti liderlerinin, Emirlerin, Kralların kendiliğinden egemenliklerini bıraktığı görülmüş müdür?

Mesele, insan, hayvan, doğa sevgisidir.

Asıl mesele: Zihnini, alışkanlıklarını, bilgisini, bilincini… Yenileyerek insani değerlere sahip olamamadır.

Bütün bunların böyle ilerlemesinde sorumluluk kimin?

Hala: “Allah şahit olsun ki, sizin yerinize düşünüyorum, sizin yerinize karar veriyorum, sizin için çalışıyorum, memleket için yaşıyorum…” Söylemleri ile dini ve milli duyguları kullananlara inanarak yan gelip yatanlar sorumlu değiller mi?

Sivil Toplum Kuruluşlarının yöneticiliğini, Siyasi Partilerin liderliğini, ülkeleri yöneten iktidarların… Seslenişlerini sorgulamadan alkışlayanlar sorumlu değiller mi?

Gerçek olmayan insanın kendisidir.

İnsanlık onuruna sahip çıkan bilinç oluşmayınca insan varlığından söz edilemez. İnsanca yaşam olmayınca, şüphesiz insanlık için mücadele olmaz. Her birey; insani değeri kavrayarak, sorgulayan, eleştiren, demokrasiye inanan bilince ulaştığında tek adamlar ortadan kalkar.

SONUÇ OLARAK

İnsan olarak yaşamak çok zor değil. İnancı gereği, “yalnızlık Allah'a mahsustur” diyenler. Düşünceleri gereği, “demokrasi” isteyenler. İnanç ve düşünce samimiyetini söylemden çıkararak yaşama dönüştürmeli. Tek adamlık yerine eşit sosyal, siyasal haklar farklılıklara hoş görü göstererek, demokrasi temel alınmalı. Tek adamlık ortadan kalkar. İnsanlar, inançlarını ve düşüncelerini özgürce ifade ederek birlikte kardeşçe yaşayabilirler. Bu yeni keşfedilen bir düşünce değil. Eşit sosyal siyasal haklara sahip farklılıkları ile birlikte yaşayan insanların ülkelerindeki refaha, huzura bakınca görürler.

Hadi hayırlısı…

ALEVİ EVLERİNİN İŞARETLENMESİ



Çetelerin, derin yapılanmaların, değerlerinden kopan kültürün, inanç, mezhep ve ulus üzerinden sürdürülen siyasetin… Neresinde?

Alevi evlerinin işaretlenmesi,

Kürt –Türk çatışması kartını masaya sürenlere, duyarlı Türkiye halklarının topluca “ REST” Diyerek, birlikten, kardeşlikten yana tavır almalarının neresinde?

Alevi evlerinin işaretlenmesi,

Maraş, Sivas, Çorum, Malatya, tekrar Sivas ve Gazi hatırlatmaların neresinde?

GEÇMİŞE BAKMAK!

Bilmeyenler, umursamayanlar, duyarsız kalanlar için tekrar iki kelam edelim. Maraş, Sivas, Çorum, Malatya, tekrar Sivas ve Gazi hatırlatması yapacak olursak: Yukarı mahalleden ateş edenler, aşağı mahalleye inerek boş kovan topladılar. Aşağı mahallede evleri ateşe verenler yukarı mahalleye geçerek ateşi söndürmeye çalışanların içlerine karıştılar.

SONRA NE OLDU?
İki Temmuz Madımak olayları sonrası Türkiye içinde yurt dışında her köşede; Alevi Derneği, Pir Sultan Abdal Derneği, Hacı Bektaşi Veli Derneği, Yunus Emre Derneği… Biraz daha hızlanarak Alevilik ile Bektaşilik karma yapılarak Alevi, Hacı Bektaşi Veli Dernekleri… Kurulmaya başlandı.

Yüz yıllardır; Görüm, Abdal Musa, Cem… Ederek birlikte yaşayan Aleviler dernekler üzerinden ayrıştırıldılar.

“Dedeler Ehlibeyt soyundan geliyor” diyerek Babaları, Dervişleri, Pirleri, Erenleri… Alevilik ile bütünleştiren yeni “yetme” teoriler gelişti.

ALEVİLER NEREYE ÇEKİLMEK İSTENİYOR?

Osmanlı’dan bugüne insan doğası gereği her ülkede olduğu gibi hak ve özgürlük mücadelesi gelişti. Gelişme, 1968 ve 1978’de (STK) Sivil Toplum Örgütlülüğü toplum içinde daha çok yaygınlaştı.

Bu süreçlerde; STK güçlenmelerine teamül edemeyenler, gelişimin zayıflaması için küresel güçler ve Türkiye’deki iş birlikçileri devreye girdiler. Milli sanayi, hayvancılık, tarımın üretim olarak gelişmesi, eğitim, sağlık sorununun çözümü arayışları çalışması yürütenlerin üzerinden Tanklar ile geçtiler.

Sivil Toplum Kuruluşları örgütlülüğü karşısında kurulan paravan örgütler ile yaratılan çatışma ortamına “sağ-sol çatışması denildi. Darbe koşullarının olgunlaşması sağlanarak işkence tezgahları, dar ağaçları kuruldu. Toplumun yiğit evlatlarını 12 Mart, 12 Eylül’de askeri müdahaleler ve darbeler ile katlettiler.

NEDEN ALEVİ EVLERİ İŞARETLENİYOR?

Siyasetin; ulus, milliyet, din, mezhep üzerinden sürdürülmesi; “azınlık” ulus, inanç ve mezhepleri hedef tahtasına koyuyor. Bu nedenle geçmişte olduğu gibi, bugün aynı güçler KÜRT-TÜRK, ALEVİ SÜNNİ çatışmaları yaratılacak ortamlar hazırlanmaya çalışılıyor. Bun güçlerin çabalarını boşa çıkarmak için; Her inancın, düşüncenin kendini özgürce ifade ederek, eşit siyasal-sosyal, ekonomik haklardan faydalanarak birlikte yaşamı savunması ile gerçekleşir.

Alevi evlerini işaretleyenler:

12 Mart, 12 Eylül öncesi Sivil Toplum Kuruluşlarının örgütlü gücünü kırmak için paravan örgütler kurarak, sosyal ve siyasal tam bağımsız Türkiye mücadelesi verenlere saldırtıp fraksiyonlar arası çatışma diyenler.

Alevi evlerini işaretleyenler:

Kürt-Tük çatışmasından umudunu keserek, ibreyi Alevi-Sünni çatışmasına çevirenler derin yapılanmalar.

Alevi evlerini işaretleyenler:

12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz’u organize edenler.

Alevi evlerini işaretleyenler:

Halkın, Tam Bağımsız Türkiye haykırışlarını işkence tezgâhlarına yatıranlar, idam sehpaları kuranlar.

ALEVİLERİ İNANÇLARI DIŞINA ÇEKMEK!

Yukarıda saydığımız olumsuz girişimler sürerken, Alevi hareketlerinin içinde öğretilerini özünden kopararak kendilerine yaşam alanı açmak isteyenler var.

Kim bunlar? Dün, 68, 78’ler mücadelesi içerisinde sosyaliz ve devrim şiarı ile en önde koşanların içinde nefesleri yetmeyerek geride kalanlar. İdeallerinden ayrılmaları, mücadele içerisindeki görevlerini tamamlamış olmalarından mı? Gerçekte geçmişte inançsız mıydılar? Bugün gerçekten Alevi inancını yaşıyorlar mı? Orasını bilemem.

Demokratik Laik Cumhuriyet mücadelesi sürecinde dökülüp, çöküp, çömelenlerden, Alevi hareketi içerisinde çöreklenenler olduğu ortada.

Burayı biraz açacak olursak: Elbette süreç içerisinde insanlar bugün inandıklarına yarın inanmaya bilirler. Hatta önceki inançlarına kaşı olan inançlar içinde yer alabilirler. Bu anlaşılır bir durum.

Buradaki çelişki; Geçmişte kendilerini devrimci mücadele önderi ilan edenlerin, devrimci mücadeleyi olması gereken siyasi alanda bırakmalarıdır. Bu da anlaşılır. Alevi inancı içerisine giderek tekrar orada ateşli devrimci mücadele savunuculuğu yapmalarına ne demeli? Madem, bu kadar devrimci inanca sahiptiniz devrimci saflardan neden havlu atıp gittiniz? Gittiniz neden Alevi öğretisine uygun yaşam sürdürmüyorsunuz? Anlaşılmayan, derin çelişki yaratan, şüphe uyandıran yer burası.

Bir süre sahalarda ısınma hareketi yapanlar, tekrar kadroya mı alındılar?

Televizyon kanallarında, gazete köşelerinde, toplantı salonlarında karanlıklarını ışık sanan düşkünler kendilerini düşünür ilan ettiler. Bu “cengâverler” yıllardır inanç yerlerinde özünü yaşayan, çalıştıkları, yaşadıkları yerlerde sosyal- siyasal talepleri doğrultusunda STK’lar içinde yerlerini alan Alevileri öğretilerinin özünden koparmaya çalışıyorlar.

Ozan Mahsuni Şerif’in dilinden:

Yuh! Yuh!

“Her türden,din, mezhep, ulus, milliyet… Ayrımcılığına karşı devrimci saflarda birleşiniz” bildirileri dağıtan, afişleri asan, ajitasyon çeken, konferansları veren, panelist olan… Biraz daha öte giderek örgüt liderlikleri taslayanlar sizler değil miydiniz?

“Düzen partileri” dediğiniz partilerin önüne dizilen yine sizler değil misiniz?

Dün, inançlara, mezheplere, ayrımcılığa, Cami’de siyasete karşı çıkan sizler değil miydiniz? Bugün Alevilerin inanç duyguları üzerinden siyaset yapan sizler değil miydiniz?

Hadi, kişisel olarak siz insanlıktan çıktınız. Keklik ötüşü ile halkı saflarınıza çağırarak elinde silah evsinde bekleyen avcılara vurduracak kadar pusu kurup ihanetçi olmayınız.

“İTHAL” ADAYLARA NE DEMELİ ?

Son yıllarda Avrupa’dan CHP, HDP içerisinde açıktan, AK Parti’ye sinyaller göndererek Milletvekilli, Belediye Başkanı olmak isteyenler çoğaldı.

Avrupa’da Alevi inancı içinde yaşam sürdüren milyonlarca insan var. Avrupa’da Hüseyin Mat ve yönetici arkadaşları inançlarını değerlerine uygun başarı ile sürdürüyorlar. İnanç değerleri için haklarını alıyorlar. Yaşadıkları ülkede siyasi partiler içerisinde yerlerini alıyorlar. Özelde kendi sorunları, genelde yaşadıkları ülke hakları ile ortak sorunları için STK’lar içinde aktif yer alıyorlar. Türkiye’de gelişmelere karşı uluslar arası dayanışma içinde oluyorlar. Olması gereken, insani değere, inancına sahip çıkma tutumu budur.

Benim sorum, Alevi öğretisi ile yaşamayan, Yaşadıkları ülkelerde kendi sorunlarına duyarsız kalan, Alevi kamuoyundan kopuk, Avrupa’da Türkiye'nin günlük siyasetini sürdürenlerin Türkiye’de Partilerde mevki arayanlara.

HADİ SORALIM?

Türkiye’de Alevi dernekleri yok mu?

Türkiye’de Alevi dernek üyeleri yok mu?

Türkiye’de Alevi dernek Yöneticileri yok mu?

Türkiye’de Alevi dernek Başkanları yok mu?

Türkiye’de Alevi dernek Alevi önderleri yok mu?

Türkiye’de Milletvekili, Belediye başkanı olacak yetenekte Alevi yok mu?

Sizler, Türkiye siyasetini, Türkiye’de yaşayanlardan daha iyi mi biliyorsunuz?

Sizler, Avrupa’da dernek olanakları ile son model arabalar içinde şehirleri, ülkeleri gezdiniz. Türkiye’de Alevi önderleri kendi olanakları ile çamurlara batıp çıkarak köy yollarında Alevi çalışması yaptılar. Siz, Milletvekilli, Belediye başkanı adayı olmayı Türkiye’de yaşayan Alevilerden daha mı çok hak ediyorsunuz?

Peki, sizin burada ne işiniz var? Kime ne faydanız olacak? Hangi donanımınız, deneyiminiz ile kime ne katkı sağlayacaksınız?

Tüm bunlara rağmen siyaset mi yapacaksınız? Yüreğiniz yetiyorsa Alevileri alet etmeden kendi adınıza yapınız. Görelim!

Türkiye’de yaşayan Alevilerin iradesine rağmen Avrupa olanakları ile Türkiye’de siyaset yapmaya kalkışanlar boylarının ölçülerini nasıl aldıklarını görmediniz mi?

ALEVİLİĞİ DOĞRU ANLAMAK!

Türk ve Arap halkı arasında Müslümanlık öncesi evliliğe dayalı hısımlık kurarak, soy ağacı dikiyorlar. Türk- Kürt Alevi Dedelerinin Ehlibeyt soyundan geldiklerini iddia ederek, insanların dini, milli duygularını istismar ediyorlar.

Hangi bilimsel kaynak Ehlibeyt soyundan gelen Türk kabilesi gösterebilir? Bunu, kim bilimsel, tarihsel, ilmi temele, fizyolojik, sosyolojik hatlara dayandırarak açıklayabilir? Bektaşiliğin İslam veya Alevilik ile hangi bağları var? Hiç kimsenin yoğun çaba harcamasına gerek yok. Bektaşiliği merak edenler Hıristiyan Türklerin yaşadığı Gagavuz Cumhuriyetine giderek görsünler.

Türkler Müslüman olmadan önce dedelik var mıydı? Varsa, 120 yıl kim sürdürdü? Sonradan ortaya çıktıysa dedeler Ehlibeyt soyundan nasıl geliyor? Hz. Muhammed’in ölümü sonrası böyle bir yetki verecek makam kaldı mı?

Sonuç olarak!

İnsanlar, Alevi, Bektaşi, Sünni, Şafi… Hıristiyan, Yahudi, Budist, Ateist… İnançlarını özgürce yaşamalı. STK’lar içinde birlikte sosyal, siyasal, ekonomik ortak talepleri için örgütlenmelidirler. Farklılıklarına hoş görü göstererek kardeşçe yaşamalıdırlar

Bir söz de: Pratik yaşam içerisinde yer almayıp, telefon tuşlarlarına dokunarak “Alevi kardeşlerimizin yanındayız” mesajları gönderenlere söylemek istiyorum. Siz önce kendi insani değerinizin yanında olun. Sosyal, siyasal, ekonomik haklarınız için STK’larda yer alın ki, güçlü, örgütlü toplum yaratıldığında kimse Alevi evlerine işaret koymaya cesaret edemesin.



Filistin atasözü der ki; “Ülkenizin aslanlarına sahip çıkın, yoksa düşmanın köpeklerine yem olursunuz.”

Hadi hayırlısı…

YALNIZ KALMAK



Türkiye son olarak Suriye konusunda dünya ülkeleri içerisinde yalınız bırakıldı.

Küresel güçler Orta doğu ülkeleri içinde kendi sömürge ve askeri alanlarını yaratmak için Halaç pamuğu gibi atıyorlar.

Küresel güçlerin başını çektiği ABD ve Rusya kilometrelerce uzaklardan gelerek Ortadoğu ülkeleri üzerinde kuzgunlar gibi kan kokusuna iniş yapıyorlar. İşgallerinin adını demokrasi diyerek sempatikleştirerek inanç, mezhep, ulus, milliyet ayrışmasını körükleyerek çıkardıkları çatışmalara sözde ağabeylik yapıyorlar.

Trump, Suriye’ye askeri hareketi, S-400 alımlarını… dünya manşeti yaparak Türkiye’yi yaptırımlar ile tehdit ediyor.

ABD, Ermeni Soykırım Tasarısını tanıma atakları ile Türkiye’yi kıskaca almaya çalışıyor.

Özgür Suriye Ordusu yeni ismi ile Suriye Milli Ordusu ile birlikte Türk askerinin Suriye sınırına girmesine uluslar arası tepkiler büyüdü.

Uluslar arası haber siteleri, gazeteler, televizyon kanalları Türk Ordusu ile “cihatçı giyimli” Özgür Suriye Ordusu yeni ismi ile Suriye Milli Ordusunu yan yana verdiğinde toplum zihninde IŞİD çağrışımı oluşuyor. İslami fobi yayılıyor. Türk düşmanlığı, İslam karşıtlığı ve ırkçılık gelişiyor.

YETİM KALMAK

ABD, AB, Asya, Rusya ülkelerinde Türkiye’nin “yetim kalması” niye?

Türkiyeli bilim insanları, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, sporcuları, ressamlar, iş adamları, politikacılar, şairler sanatçılar… Dünya ülkelerinde yaşamıyor mu?

Elbette yaşıyor!

Bilim insanları, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, sporcular, ressamlar, iş insanları, politikacılar şairler sanatçılar Türkiye’de kendilerini özgürce ifade edebiliyorlar mı?

Edemiyorlarsa neden edemiyorlar?

Edebiliyorlarsa uluslar arası alanda neden ülkelerini anlatmıyorlar?

Hani ülke olursa olsun, kendi yazarlarını, gazetecilerini, akademisyenlerini, sporcularını, ressamlarını, politikacılarını, şairlerini, sanatçılarını özgürleştirememişse dünya ülkelerinde yalınız kalır.

Sivil Toplum Kuruluşları ülkelerin dinamiğidir.

Uluslar arası arenada ülkelerini tanıtırlar. Ülkelerine karşı gelişen uluslar arası küresel sermayenin ekonomik ve siyasal saldırılarını ilk göğüsleyenler Sivil Toplum Kuruluşlarıdır.

İşçi Örgütleri, Meslek Örgütleri, Sivil Toplum Kuruluşları uluslar arası eş örgütleri ile demokratik alanda dayanışma yaparlar.

Bugün, ABD, AB, Rusya ve diğer dünya ülkelerinde milyonlarca Türkiyeli neden lobi oluşturamıyorlar?

Cevap: Yaşadıkları ülkelerde; Alevi–Sünni/ Türk-Kürt/ Laik-Muhafazakâr… Olarak ayrıştıkları için

Bunun nedeni nedir?

Ülke içinde ulus, milliyet, inanç, mezhep… Üzerinden yapılan politika kültürünü yaşadıkları ülkelere taşımalarındandır.

Millileşememek, milletleşememek, birleşememek, bütünleşememek…

Güçlü ülke olma, güçlü Meslek Örgütleri, güçlü Sivil Toplum Örgütleri, güçlü İşçi, Emekçi Sendikalar ile mümkündür.

Ülkeleri, politikacılar anlatır. Askerler korur. Sanatçılar, Yazarlar, Akademisyenler, Şairler… Tanıtırlar.

Hadi hayırlısı…

ŞEMA VE ŞATAFAT

Özgürlük, eşitlik, demokrasi… İsteyenler bir araya gelerek Sendika, Parti, Vakıf Dernek… Oluşumları sağlarlar. Bu aşamada en özgürlükçü, en eşitlikçi, en demokrat, en bilgili insanlar yönetim kadrolarında yer alırlar. Bu güne kadar teorik olarak gelişen söylemler ile ilerlenmiş artık, fiziki olarak yöneticidirler.
Bu aşamadan sonra sorumluluklarını yerine getirenleri tenzih ederek, sitemim emek ağacının gölgesinde yatanlara.
İnsanlar beden ve beyin gücü ile çalışırlar. Bazı insanlar beden ile çalışarak yaşam sürdürür. Bazı insanlar beyin ile çalışarak yaşam sürdürürler. Her ikisi de emek harcarlar. Beden ve beyin arasında bağlantı arza verdiğinde tıbben felçli yaşam sürdürme tanımı yapılır.
Yaşamlarını beyin gücüne odaklayarak bedeni beslemeye başlayan yöneticiler oturdukları koltukları sahiplenerek tüm beynini o koltukta yaşamaya odaklarlar. Yönetim olanaklarını kendi rahat yaşamının bir parçası olarak algılarlar, yönetim şemasını koruma altına alır. Teorik aygıtlar ile özünde demokrasi gibi gözüken ama aslında hiyerarşi oluşumunu tamamlayan yönetimler yıllarca kendi şemalarını korurlar. Bu süreç içerisine yüzlerce birikimli üye yönetim hiyerarşinin tutumu ile “telef” edilir. Bu yönetimler; En asalak, en bencil, en bireyci, en anti demokrat karakterlere dönüşerek özgürlüğü, eşitliği…Demagojik olarak kendilerini koruma amaçlı kullanırlar.
İş ve sosyal alanlarında gecesini gündüzüne katıp çalışanlar, ekmeğinden bölüp maddi -manevi destek verenler, her faaliyette en ön saflarda yer alarak faaliyet yürüten üyeler kendi sınırlarının dışına taşmaması için yönetimce kontrol altında tutulurlar. Bir adım öne çıkanlar kitapların orta sayfalarından yapılan alıntılar, Filozofik teoriler, terimler ile saf dışı edilirler. Özellikle kendi alanlarında tutulan taban içinden yönetimde yer almanın önüne set çekilir. Yönetim içinde ölümden kaynaklı boşluklar oluştuğunda bilgi, birikim, çalışması ile öne çıkan Dernek, Parti, Vakıf, Sendika üyeleri yerine yönetimin kendilerine uyumlu ehlileştirdikleri üyeleri belirleyerek yönetimlerine dahil ederler.
Göstermelik seçimler demokrasi gibi lansa edilse de seçilecek delegeleri, yönetimi yine önceki yöneticiler belirler. Her şeye rağmen kendi çabası ile seçilen delegeleri, ya süreç içerisinde muhalif yönlerini törpülenerek yönetime uyumlu hale getirirler veya entrikalar ile saf dışı ederler.
Toplumsal yaşamdan uzak, iş yerlerinde alnı terlememiş, elleri çekiç, kazma, kürek tutmamış, gece vardiyası çalışmamış, çalışarak ev geçindirmemiş… Teorik birikimleri ile yönetime gelen kadroları arasında gün geçtikçe demokratik değerler yerine kendi değerleri koruma eğelimi oluşur. Toplumun yaşamından uzak, sadece alt kademe yönetimleri ile bağ kuran üst yönetimler sadece teorik bilgiye dayalı stratejiler geliştirme çabası harcarlar. Bedensel tembellik, rahat yaşam sürdüğü koltuğunu koruma algısı yöneticilerde zihinsel sapma yaratır. Aynılaşan yöneticiler bir birlerine bağımlı hale gelirler. İçgüdüsel olarak bir birlerini tutunarak yönetici yaşamı sürerler. Bu türden yönetimlere “ölüm dâhilinde” kadro açılmadıkça yeni bir yöneticinin girmesi nerdeyse mümkün değildir.
Her insan, üyesi olduğu Sendika, parti, Vakıf, Dernek… Şemasına bir baksın. Onlarca yıldır aynı insanlar yönetici kadrolarındadırlar. Aynı insanlar, partilerin, sendikaların, vakıfların derneklerin adeta işçileridirler. Peki, on, yirmi, otuz, elli yıl içerisinde tabandan bir kişi yönetim düzeyine geçme donanımı kazanamamış mıdır?
Kazanamadı mı?
Peki; Onlarca yıldır yönettiği sendika, parti, vakıf dernek… Çevresinde yönetim kademelerinde görev alacak üyeler yetiştiremedinizse onlarca yıldır sizler o yönetim kademelerinde ne yapıyordunuz? Ne yapıyorsunuz?
Bu yapı değişir mi?
Böyle bir yapı oluşmuşsa asla değiştirilemez. Dernek, Sendika, Vakıf, Parti… Yönetimleri içinde oluşan içgüdüsel bağımlılık, bir birini koruyarak yönetimi elinde tutma ağlısı demokrasiyi ortadan kaldırmış, oligarşi bir yapı ortaya çıkmış, zihinsel gerileyen yöneticiler düğümünü kimseler çözemez.
Her insan yaşamına şöyle bir göz atsın:
En zor şartlarda, en zor koşullarda, en çaresiz anlarda en inançlı halleri ile üyeler her alanda çalışma sürdürürler. Üyeler sadece yönetici eşleri, çocukları, gelinleri, damatları yakınlarının görev alanlarına giremezler.
Yöneticilerin; Eşleri, çocukları, gelin, damat yakınları en görenekli, en popüler, en medyatik ve en gösterişli protokollerde yer alırlar.
Demokrasi, eşitlik, birlikte yaşam… Teorisini hayata geçirmede neden zorlanılıyor? Yöneticiler; 30, 50, 60 yıl hangi filozofun tanımı ile görevde kalıyorlar? Bunca yıl milyonlarca üyeden bir, iki kişi yönetime geçme, lider olma yeteneği kazanamıyor mu? Yöneticiler; Bir, iki üyeye neden bu yeteneği kazandırmıyor?
Taban: Çoğalamıyor, azalıyoruz.
Yönetim. Nasıl çoğalamıyoruz? Bir zamanlar ben ve eşim vardık. Şimdi; damadım, kızım, oğlum, gelinim ve onların arkadaşları ile biz en görenekli, en popüler, en medyatik ve en gösterişli protokollerde çoğalıyoruz.
Size gelince: Tabanda azalmalar var. Takdiri ilahi ölümler oluyor. Sizin çocuklarınız sizi, bizi sorgulamaya kalkıyor. Siz doğal olarak bize laf söyletmiyorsunuz. Bu tutumunuzdan dolayı biz de size incitici laf söylemiyoruz. Birlik beraberlik içinde yıllardır yaşıyoruz.
Safları sıkıştırmanız daha çok çalışmanız gerekiyor. “
Hadi hayırlısı…

18 Nisan 2017 Salı

OYUNA GELME OYUNU KULLAN

Küresel sermaye daha çok kazanma, kendisine baş kaldıran halkları daha çok baskı altına almak için kendi ülke yoksullarını ve sömürge ülkelerin halklarını açlık ve ölümlerle “terbiye” etmeye çalışıyor. İşgal ve sömürü ortamı için ulus, inanç ve mezhep çatışmaları zeminleri hazırladılar. Baş kesilen, kan dökülen, halkları  zulüm gören… ülkeleri işbirlikçileri ile ittifak yaparak işgal eden küresel güçler insanlığı koruma iddiası ile girdikleri ülkelerde kendi sermaye alanlarını güvence altına alıyorlar.
ÇATIŞMA, SAVAŞ VE İŞGALLER YAYILACAK MI?
Emperyalistler Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde ulus, mezhep çatışmalarını körükleyerek işgal gerekçesi oluşturdu. Ölümü göstererek acılar içerisinde yaşamaya dua ettirecek zalimlikte zulüm ediyorlar. Ortadoğu ve Kuzey Afrika işgalci güçler ve onların işbirlikçileri halkları kurşunlanırken, evleri başlarına yıkılırken, kasabalar şehirler yaşanılmaz duruma getirilecek şekilde bombalanırken ne hikmetse petrol kuyuları tıkır tıkır çalışıyor. Latin Amerika ülkelerinde yenilgilerinin intikamını yine o ülkelerde iç çatışmalar ile almak için karmaşa yaratıyorlar. Afrika ülkelerinde açlıktan ölümleri sadece seyrediyorlar. Meksika yoksullarına duvar örmeye kalkarken Brezilya’da uyuşturucu baronlarına kucak açıyorlar.
HANGİ DEMOKRASİ?
Küresel sermayenin başını çektiği ABD, Rusya ve AB (Avrupa Birliği) hangi özgürlüklerden bahsedebilirler? Hangi insan haklarını savunabilirler? ABD’de her geçen gün ırkçı saldırılar ile sarsılırken, yoksulluk açlık sınırına dayanmışken hangi politikaları ile demokrasi ve özgürlüklerden söz edebilir? Rusya keza yine açlık yoksulluk içinde yaşayan kendi halkını görmezden gelerek, ABD ile paylaşım savaşı içinde olması hangi demokrasi ile izah edilebilir? AB ülkelerinde göçmen ve İslam düşmanlığı güçleniyor. AB ülkeleri gelişen bu ırkçılığa karşı mücadele etmeden Ortadoğu’da hangi dünya barışını sağlama iddiası içinde olabilir?
SİZ ÖNCE KENDİ ÜLKELERİNİZDE BARIŞI SAĞLAYINIZ
Kendi ülkeleri ırkçı saldırılar, yoksulluk, göçmen karşıtlığı, ayrımcı politikalar… içinde inim inim inlemesini görmezden gelerek küresel güçler dünya ülkelerine hangi refahı getirecekler? Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da  petrolleri üzerinde aç kuzgunlar gibi uçuşarak kanat çırpanların derdi; barış, kardeşlik, halkların kendi kaderini tayin etme hakkı olabilir mi?
TRUMP ABD MİLLİYETÇİLİĞİNİ DİNDİRME DÜNYA FAŞİZMİNİ GÜÇLENDİRME PROJESİDİR
ABD içinde sınıflar arasındaki ekonomik-siyasi dalgalanmanın yükseldiği milliyetçi seslerin ve saldırıların güçlendiği bir dönemde Trump’un seçilmesi bir tesadüf müdür? “Siyahi” bir başkanın “siyahi” halka umut olmadığını göstererek karşılarına ‘beyazların ayrıcalıklı’ olmasını açıktan savunan, göçmeleri, farklı renkten, inançtan insanları aşağılayan, İslam inancına karşı açıkça tehdit savuran ırkçı Trump’un getirilmesinin nedeni başta ABD’de milliyetçi ve sermaye çevrelerine umut, dünya ülkelerindeki milliyetçi akımlara ilham kaynağı olmak değil miydi? ABD
TRUMP KARŞISINA HİLLARY CLİNTON’U NEDEN ÇIKARDI?
ABD’nin temel sorunları; işsizlik, ırkçılık, Ortadoğu çıkmazı, Afrika’yı görmezden gelmesi, Latin Amerika yenilgisi, Rusya politikaları, İslam karşıtlığı diğer sömürge ülkelerdeki tutumu ve ekonominin gidişatı değil mi? Bernie Sanders, bu tespitleri yaparak önseçim döneminde kampanya başlatmıştı. Sanders, sosyal demokrat talepleri savunan, emekçi sınıfların sosyal yaşamını temel alan somut öneriler belirlemişti. Trump’ı iktidara taşımak için ABD sermaye çevreleri tercihlerini zayıf halka olan Hillary Clinton’u Bernie Sanders’e karşı destekleyerek aday çıkardı. Oysa 2008 krizinin yarattığı sosyal-ekonomik buhranın baş sorumlusu olarak bilinen Demokratlar ve o dönem kabinenin etkili ismi Hillary Clinton yoksul halkların beleklerinden hala silinmemiş seçilme şansı Sanders’e göre daha azdı.
IRKÇILAR ALKIŞLIYOR
Trump’ın kazanmasının ardından Avrupa’daki sağ parti ve göçmen karşıtları “Trump” başarısına “Hitler selamı” durdular. Fransa’daki Ulusal Cephe’nin lideri Mariene Le Pen, İngiltere’nin AB’den ayrılma aktörü Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) eski başkanı Nigel Farage, Hollandalı ırkçı Geerd Wilders, Almanya’da sağcı AfD yöneticileri… Trump’un kazanmasını kendilerini başarıya taşıyabileceği sevinçleri ile ayakta alkışlayarak ırkçı mesajlar yayınladılar.
SONUÇ OLARAK
ABD’de Faşist Trump’un kazanımı başta ABD’de milliyetçi kesimler güçlendirilerek. AB ülkelerindeki göçmen karşıtı ırkçı partileri daha çok cesaretlendirecek. Uluslar arası sermaye kendi ülkeleri ve sömürge ülkelerindeki; fabrikalarında, işletmelerinde, halkların birlikte yaşama, iş, ekmek, özgürlük… gibi ortak taleplerinin karşısında sermaye kendine gül bahçesi yaratmak için din, dil, ulus, renk, mezhep olarak ayrıştıracak. Küresel güçler arasında sömürge ülkelerde hakim olma, Pazar kazanımı, sermaye çelişkileri daha çok derinleşecek. Dünya insanlığına düşen görev: Farklılıklarımıza hoş görü ile yaklaşmalı. İnsanlığın ortak değeri olan eşit sosyal-siyasal haklarına sahip çıkarak faşizme karşı birlikte mücadele etmeli. Emperyalizmin sömürü, savaş, işgallere karşı ülkelerinin ekonomik-politik özgürlüklerinden yana tutum almalı. Dünya ezilen halkları; Kapitalizmin uluslar arası sömürüsüne, faşist baskısına karşı farklı renkleri, dilleri, inançları, mezhepleri ile ortak değerleri olan insanlığı, doğayı, hayvanları… bir bütün olarak dünya’yı yok etmek isteyen  istilacılardan kurtarmalıdır.
Hadi hayırlısı…    

27 Mart 2017 Pazartesi

HOP DEDİK!

 Köln’de yaşayan Bergamalı Ahmet ve  Hollanda’da yaşayan Artvinli Hamit’in hoş muhabbetleri… 
Ahmet: Sen ne diyorsun Hamit!
 Hamit: Kangal köpeği getireceğim Kangal köpeği diyorum. Türkiye’den Kangal köpeği getireceğim. Üzerimize saldıkları köpeklerinin üzerine salmak için.
 Ahmet: Hop dedik! Yanında Arap atı üzerinde Çerkez süvarisi de olsun. Peki, Hollanda malı DAF Kamyon, Uzel Massey ferguson traktör, Shell, Philips, TomTom navigasyon… karşısına çıkınca karşılarına ne ile çıkacağız? Hamit: Yeter ama! Ahmet: Yetmez Hamit yetmez. Phileas marka körüklü otobüsler, C&A giyim perakende zinciri, Head kayak ürünleri, AXE, Becel, Cif, Domestos, Dove, Knorr, Lipton, Vaseline, Yumoş, Algida, Calve, Carte Dor, Clear, Fruttare, Max, Rinso, Cif, Elidor, Sana… Bunlarla karşımıza çıktıklarında sen ne ile karşılarına çıkacaksın? Hamit Biz 50 yılı aşkın bu ülkede yaşamıyor muyuz?
 Hamit: Yaşıyoruz!
 Ahmet: Almanların, Hollandalıların bize nasıl yardımcı olduklarını en iyi sen bilirsin. Münih’e gelişimizi hatırla. Bizi baskı altına alan her yabancılar yasası çıkışında bizden çok Almanlar, Hollandalılar bizim için sokağa çıkmadılar mı? Kiliselerini bayram namazımızı kılmak için tahsis edenler Hollandalılar, Almanlar değil mi?
Hamit: Haklısın, düşman olmayalım.
 Ahmet: Referandum’da “partili Cumhurbaşkanı istikrarlı, koalisyonlar hükümetleri istikrarsız” diyorlar. Almanya 68 yıldır koalisyon hükümetlerince yönetiliyor. İstikrar yok mu? Buradaki insanları buna inandırabilecek miyiz?
 Hamit: Almanya, İsveç, Fransa… Dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alıyorlar.
 Ahmet: Buradaki insanlara bunu anlatamazsın. Hem kardeşim biz Türkiye’deki yasalarla mı yönetiliyoruz? Almanya, Hollanda yasaları ile yönetiliyoruz. Biz önce kendi sorunlarımıza sahip çıkmalıyız. Hollanda, Almanya, diğer ülkeler Türk Parlamenterlere karşı yanlış tutum içerisinde oldular. Biz yanlışların karşısında ısrarla doğruları savunacağız. Tabii ki kendi öz eleştirimizi yaparak, yanlışları eleştirerek doğruları buluruz.
 Hamit: Bizim iki yakamız bir araya gelmez. Biz birleşemiyoruz. Sorunlarımız aynı. Biz burada Kürt, Türk, Arap olarak ayrışıyoruz. Bu da yetmiyor. Alevi, Sünni olarak ayrışıyoruz. Bununla kalmıyoruz. Rizeli, Kayserili, Samsunlu olarak ayrışıyoruz.
 Ahmet: Evet-Hayır için biz neden ayrışalım? Almanya’da, Hollanda’da doğmuş hayatında üç kez Türkiye’ye gitmemiş birisinin kullandığı oy Aydın ilinin kaderini değiştirecek.
 Hamit: Türkiye bizim de vatanımız. 
Ahmet: Elbette, Türkiye bizim ana vatanımız. Ama biz burada yaşıyoruz. Buranın yasaları ile yönetiliyoruz. Yaşadığımız ülkelerin vatandaşlığı, çifte vatandaş veya Türkiye vatandaşlığı ile süresiz oturumlarımız var.  Biz bura’dan ülkemize turist göndermek için çalışma yürütelim. Uluslar arası arenada Türkiye’yi tanıtalım. Türkiye’nin değerlerini AB ülkelerine taşıyalım. Bu ülkedeki değerleri Türkiye’ye götürelim. Anadilimizi koruyalım, yaşadığımız ülkelerin yasalarına asimile olmadan uyum sağlayalım. Ülkemizin gönüllü elçileri olalım.
 Hamit: Sana katılıyorum. 
Ahmet: Türkiye bizi, kooperatif zedeler, çifte vatandaşlık zedeler, Merkez Bankası zedeler, Holding zedeler… olarak sahipsiz bıraktı. Evlerimiz yanarken, insanlarımız öldürülürken bu kadar yoğunlukta gelip gidenler olmadı. Yabancılar yasası altında inim inim inlerken bizden döviz istediler. Bizleri bu ülkelere gönderirken bizi koruyacak bir tek anlaşma yapılmadı. Tatile gittiğimizde sınır kapılarında çektiğimiz eziyeti biz biliriz. 
Hamit: Bizim burada Anadilde eğitim sorunumuz var. Yabancılar yasası sertleştiriliyor. Irkçılar “İslamofobi” söylemlerinden sonra “Türkofobi” söylemleri ile sahnedeler. AB ülkelerinde en çok işsiz bizim insanlarımız. Ceza evlerinde bizim gençlerimizin oranı oldukça fazla. Eğitim alanında başarı oranımız çok düşük. Biz burada yaşıyoruz. Bu ülkelerde yerli yabancı olarak ayrışmak yerine birlikte yaşamak zorundayız.
 Ahmet: Biz buradan yaşıyoruz. Buradan oy kullanarak Türkiye’de yaşayan insanların kaderini değiştirmemiz doğru değil. Oylarımız ile milletvekili çıkararak Muş’un, Belediye Başkanı çıkararak Balıkesir’in kaderini değiştirmemiz o şehirlerde yaşayan insanlara saygısızlık mı? olmuyor. Hayatı boyunca Muş’u, Balıkesir’i görmeyenlerin buna hakkı var mı?  Seçtiğimiz Milletvekilini, Belediye Başkanını tanıyor muyuz? Biz Türkiye’de yaşayan insanların milli iradesine müdahale etmiş olmuyor muyuz? Türkiye yurtdışı oylarına milletvekili kontenjanı versin, yurtdışı bakanlığı kursun istedik bizi dikkate almadılar.
 Hamit: Almanya, Arnavutluk, Avustralya, Avusturya, Bosna Hersek, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İzlanda, Kanada, Karadağ, Küba, Lihtenytayn, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Maldivler, Malta, Moldova, Norveç, Portekiz, Zelanda…  gibi ülkelerde 18 yaşında gençler seçilme biliyor. Bu ülkelerde partiler yasası nasıl işliyor, Türkiye’de nasıl işliyor? Bu ülkelerde parası olmayan gençler seçile biliyorlar. Peki, Türkiye’de yoksul bir gencin Milletvekili seçilme şansı var mı?
 Ahmet: Hayır! Türkiye’nin tek parti hükümeti; gelişme, demokrasi, refah, istikrar…  olarak sunuluyor. Avrupa ülkeleri parlamenter sistemle nasıl dünyanın en zengin ülkeleri olmuşlar?  Bu dikkate alınmıyor.
 Hamit: Bunları konuşmak gerek Ahmet konuşmamız gerek!
 Ahmet: Neyini konuşalım. Yıllar önce bizleri çırılçıplak soyarak, dişerimizi kontrol ederek “eti sizin kemiği bizim” diyerek göndermişler. Ne arayan oldu nede soran. Almanya’da dört milyona yakınız. Türk lobisi bile oluşturamadık. Neden? Kendi sorunlarımıza sahip çıkmıyoruz. Kendi gerçeklerimizi konuşmuyoruz. Ayrışarak, kutuplaşarak, ötekileştirerek kendi sorunlarımızdan soyut yaşıyoruz.
 Hamit: Oysa bizim yaşadığımız ülkelerin halkları ile ortak ve yabancı olmaktan kaynaklanan sorunlarımız var. Bunları yaşadığımız ülkelerin halkları ile birlikte çözeceğiz. Türkiye’de Almanya, Hollanda görmemiş insanların ön yargı ile bu ülkelerin halklarını suçlaması doğru değil. Biz bu ülkelerde sosyal ve siyasal her alanda özgürüz. 
Ahmet: Ben 50 yıldır buradayım bir kere olsun Genel Kurmay Başkanı’nı televizyonlarda görmedim. Sokakta Asker görmedim. Televizyonlarda Pazar ayini için Kiliseye giden Başbakan, Cumhurbaşkanı, Bakan görmedim. Hadi geri dönelim desek kaç kişi Türkiye’ye geri döner 
Hamit: Kimse gitmez! … geç kaldık hadi kalkalım. Muhabbet sonlandı…
 Hadi hayırlısı… 

BİRLEŞTİREN SİYASETE İHTİYAÇ VAR

Referandum siyasi çevrelerin “ayrıştırıcı” ve sert söylemleri ile start aldı. Demokrasinin gereği olarak seçimler veya referandum sürecinin kuralları olur. Kuşkusuz, bu süreç hukuksal kurallar ve ahlaki, etik değerler içinde yürütülür. Toplum içinde şu söylemler ne anlama geliyor? “Siyasetçi gibi konuşma”, “politika yapma” Bu söylemlerden ders çıkarılması gerekmez mi? Siyasi liderlerin parti çalışmaları yürütecek tabana yayılmadan ayrıştırıcı, kamplaştırıcı dili yumuşatmaları gerekmiyor mu? 
BU NEYİN AYRIŞMASI? 
Parti liderlerinin, siyasilerin, siyasi propaganda ve ajitasyon guruplarının ısrarla bölücü, ayrıştırıcı söylemleri toplumu geriyor. Sakarya medyam muharebesi, Çanakkale savaşı naraları atılıyor. Gayri Müslimlere İslam dini tebliğ edilircesine kurandan ayetler indiriliyor. Din, mezhep, ulus, vatan, bayrak değerlerimiz siyasi arenaya indiriliyor. Nutuk yeniden “hatmediliyor.” Cumhuriyetin bilmem kaçıncısı yeniden inşa ediliyor. Referandum sisli havaya çekilerek bütün bunları kim, hangi yetki ile ne adına yapıyor? Bunların gafleti içinde olanlar şu çok iyi bilinsin ki; Türkiye halkları bu ayrışma senaryolarınızın içinde yer al-maz. 
TOPLUM BÜTÜNLEŞMEDEN YANA 
İşçi kendi çalışma koşullarından, memur kendi görüş açısından, köylü kendi yaşamından, gençler kendi kapsama alanı içinden, kadınlar kendi dünyasından, öğrenciler kendi sorunlarından, küçük işletme, sanayici kendi piyasasını değerlendirerek, toplum kendi sorumlulukları içerisinde referanduma giderek oylarını kullanacaklar. 
TOPLUM “AYRIŞMA DİLİNE” KARŞI TEMKİNLİ 
Toplum ”siyasilere bakmayın televizyonlarda bir birine olmadık sözleri söylüyorlar, karşılaştıklarında balım gülüm oluyorlar” değerlendirmesini yapmıyor mu? Siyaset kanallarından beslenen azınlığın militan söylemlerini, hukuksuz davranışlarını, tüm değerleri siyasi çıkarın önüne serme ahlakını toplum yadırgamıyor mu? Toplumun büyük çoğunluğu din, mezhep ve ulus üzerinden yapılan siyasi ayrışmaya karşı değil mi? Korku yayarak değil sevgi ve şefkatle toplum ile buluşsanız bunları göreceksiniz. Toplumun içinde kimileri kendini ifade edemeyerek yanlışları inandığı yere havale ediyor. Kimileri duyarsız kalıyor. Kimileri düşüncesini ortaya koyacağı ortam bulamıyor. Kimileri de ortaya çıkmaktan korkuyor. Sonuçta, toplum ortak sorunlarına ortak çözüm bulmak için taleplerini dile getirerek tüm ayrışma ve kışkırtma söylemlerine karşı birlikte hareket edeceği aşikârdır. 
SİYASİLERİN SÖYLEMLERİ! 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: (16 Nisan 2017)  HAYIR diyenlerin konumu aslında 15 Temmuz'un bir yerde de yanında yer almaktır. Başbakan Yıldırım: PKK, FETÖ, HDP hayır dediği için evet diyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu: …Böyle bir Anayasa'ya evet demek, parlamentoya, milli iradeye ihanet etmek demektir. Devlet Bahçeli: Biz 16 Nisan'da demokrasinin Sakarya Savaşı'nı yapacağız. HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder: …Bir şey tutturmuşlar.’HDP hayır diyor o halde biz evet demeliyiz.’IŞİD de Allah'a inanıyor diye inanmaktan vaz mı geçeceksiniz? SOSYAL MEDYA Twitter: 7 Haziran 2015’ten bu yana 594 sivil,551 asker,311 polis hayatını kaybetti HAYIR!Twitter: Erdoğan, bize yeniden büyük devlet olma heycanını yaşattığı için, boyun eğen değil dik duran devlet gücünü hatırlattığı için EVET! Twitter: 7 Haziran’ın intikamını 17 Nisan sabahı demokrasinin zaferini HAYIR ile karşılayacağız.
 BASINDAN 
Abdul Kadir Selvi: (15 şuba 20179 Hürriyet) …Evet, olumsuz etkilendi.‘Evet’ cephesinde son 2 hafta olumsuz gelişmeler yaşandı. İlk defa rüzgârın tersine dönmeye başladığı söyleniyor. …Peki, olumsuz bir hava esmesine neden olan gelişme ne? 1- ‘Hayır’ diyenlerin PKK, DAEŞ ve FETÖ’cü olarak gösterilmesi 2- KHK’larla akademisyenlerin ihracı. 3- Varlık Fonu tartışmaları. 4- Meral Akşener’in Çanakkale’de konuşturulmaması.  Bu gelişmeler tek adamlık, otoriterleşme gibi olumsuz algıları güçlendiren eylemler olarak görünüyor.  Hüseyin Gülerce: (14 Şubat 2017) ABD Gülen’i tutuklar ya da iade etmeye karar verirse, bu da 16 Nisan’daki referandumdan önce gerçekleşirse, işte o zaman ‘evet’te patlama olur. ‘Evet’ oranı yüzde 70’leri aşabilir. 
SONUÇ OLARAK! 
Geçmişi unutmamak biraz da ders almak gerektiğini yine Abdul Kadir Selvi’den okuyalım. “…AK Parti 2011 seçimlerinde benzer bir durum yaşamıştı. Kılıçdaroğlu üzerinden girilen soy sop tartışması oyları aşağıya çekmeye başlamıştı. Bu durumun tespit edilmesi üzerine Erdoğan söylemini değiştirip, kucaklayıcı bir dil kullanmış, ibre tersine dönmüştü.
 Hadi hayırlısı…

MERKEL MERAMI

1 Kasım 2015 seçimleri aceleci davranan 15 Temmuz darbe girişimi sonrasına ilgisiz kalan Merkel’in referandum öncesi Türkiye ziyareti. Bu görüşme referandum öncesi Erdoğan için ne kadar önemliyse Almanya seçimleri öncesi Merkel için o kadar  önemli.  
 RÜZGARI DİNDİRMEK 
Almanya ile son iki yıldır sert esen tartışmalar da yelkenler indiriliyor. Diyanet işleri Başkanlığına bağlı imamların Almanya’daki “istihbarat ve ihbarcılık faaliyetleri”, İncirlik Üssü, Kıbrıs sorunu, Yunanistan ilişkileri, Ermeni Soykırımı, İncirlik, Mülteci krizi... üzerinde sert esen rüzgar boğazın serin sularına demir attı. 
ALMAN KAMUOYUNA MERKEL MESAJLARI 
Merkel Avrupa ülkeleri ve Alman kamuoyuna ziyaretten kazanımları ile dönen güçlü bir lider mesajı verdiğini düşünüyor. 
MERKEL NELER İLE GERİ DÖNDÜ?
 -Sayıları 6 bin 500’e yakın Alman firmasının Türkiye’de çarkları sorunsuz dönüyor. Türk firmaları Almanya’ya ihracat sorunları yaşamıyor. -İncirlik’teki Alman keşif uçaklarının elde ettikleri istihbaratın Türkiye ile paylaşılması konusunda Merkel taviz vermedi.
 -Türkiye Almanya’dan silah alan ülkeler arasında 2015’in ilk yarısında 25. Sırada iken 2016’nın ilk yarısında hızlı bir atakla 8’sıraya yükseldi.
 -Alman silah tekeli Rheinmetall, Malezya ve Türkiye ile birlikte Ortadoğu pazarına sürmek için modern panzerleri Türkiye’de üretmek anlaşması sağlandı.
 -Alman ordusunun (Bundeswehr) İncirlik üssünde özel bir pist yapma izni aldı. Sığınmacıların Yunanistan’a geçişinin azaltılması, geri kabul anlaşmasının imzalanması, Merkel’in yıllardır yapmak isteyip de yapamadığı hayaline Erdoğan ile görüşerek kavuşup pekiştirmesi Merkel’i gelecek seçimler için elini rahatlattı. Alman dış politikası gereği Merkel manşetlere oynamak yerine ziyaret sonrası kâr-zarara hesapları yaparak kazanımları üzerinden Alman kamuoyu karşısına çıkıyor. 
   ERDOĞANIN KAZANIMLARI 
Avrupa’nın en güçlü ülkesi ve liderinin Türkiye ziyaretinin referandum öncesi olması etkili oldu. Türkiye kamuoyunda yoğunlaşan Almanya’nın terör örgütlerine ev sahipliği yaptığı yönündeki iddiaları Merkel’e en üst düzeyden iletilmesi iç politikada kazanım sağladı. Merkel’in AB’ye üyelik, fasıllar… üzerinden eleştiride bulunmaması Erdoğan’ın kazanımları hanesine yazıldı. Her ne kadar Merkel geri adım atmayarak Alman kurdu kıvraklığında cevap verse de Erdoğan’ın Merkel’in “İslamist terör” söylemine karşı çıkması muhafazakâr tabanda karşılık buldu.
 ‘İSLAMİST TERÖR’ ÇIKIŞI
 Merkel’in “İslamist terör” kavramını kullanmasına karşı Erdoğan, bu ifadenin üzücü olduğunu belirterek, Bunu lütfen kullanmayalım. Ben şahsen Müslüman bir cumhurbaşkanı olarak bunu asla kabul edemem...” dedi. Ancak Merkel geri adım atmadı. Ben “İslami terör demedim, İslamist terör dedim. Bu iki kavram farklıdır” dedi.
 ALMAN BASININDA MERKEL ZİYARETİ 
Frankfurter Rundschau gazetesi: manşetti “Merkel biraz daha cesur." Frankfurter Allgemeine gazetesi: Merkel terör konusunda Erdoğan’a destek sözü verdi. Süddeutsche gazetesi: manşetten "Merkel Erdoğan'ı uyardı" şeklinde verdi. Bild gazetesi: "Zor dostlar arasın ziyaret" üst başığının kullanırken haberi "Merkel'den Erdoğan'a talimat" başlığında okuyucularına duyurdu. Frankfurter Neu Presse Gazetesi: Merkel'in ziyaretini çok kritik bir zeminde yapıldığı ve Merkel'in misyonunu yerine getirdiğine yer verdi. Tagesschau haber sitesi: AB kendi sığınmacı politikalarını oluşturmaktan yoksun olduğu için, Başbakan Merkel Ankara’da umutsuzca ortak arıyor. Sonntag Aktuell: Türkiye’nin daha fazla biçimde desteklenmesinin şart. ALMAN SİYASİLERDEN MERKEL TEPKİSİ Yeşiller'den Claudia Roth, "Başbakan mayınlı bir bölgeye giriyor" Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen "Erdoğan ile görüşmeyin" dedi. Hristiyan Sosyal Birlik partili (CSU) miletvekili Hans-Peter Uhl “muhalefet partili politikacıların Türkiye Cumhurbaşkanı hakkında söylediklerinin Almanya'nın çıkarlarına zarar verecek boyutlarda” olduğunu dile getirdi. Hristiyan Demekrot politikacı Andreas Nick, "Türkiye tüm eleştirilere rağmen stratejik ortağımız olmaya devam edecek." Hristiyan Demokrat Birlik Dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter, “Merkel Erdoğan'ın davetini kabul etmemeliydi”  SPD'den Niels Annen, Merkel'in Türkiye'ye gidecek olmasını "Doğru bir karar" olduğunu Erdoğan'a seçim desteği olarak algılanmaması için Merkel'in muhalefetten de temsilcilerle bir araya gelmesi gerektiğine işaret etmişti.
 SONUÇ OLARAK! 
Ekranlarda ve gazete manşetlerinde çok sert geçen bir görüşme görüntüsü sergilense de Merkel ve Erdoğan heyeti görüşmelerinde ekonomik ve askeri iş birliği konusunda işbirliği möhkem! 
Hadi hayırlısı…