Ali Gültekin

29 Mart 2020 Pazar

ÖLÜM KORKUSU


22:42 - 14/03/2020
Küresel sermayenin içerisinde sürdürülen pazar çatışması biyolojik tehdit ile dünya insanlarını ölüme sürüklüyor. Binlerce insanın ölümü, dünya ülkelerinde yaşanan panik devam ediyor.  Son günlerde küresel güçler arasında anlaşma olması muhtemel ki, ard arda “corona virüsü ilacı bulundu” açıklamaları geliyor. Kapitalistler açısından sermayenin insandan daha çok değerli olduğu biliniyor. Peki, İnsanlığa bulaşan kapitalist eğitim, kültür, ahlak… virüsü ne olacak?
Elim sanata düşer usta
Dilim küfre, yüreğim acıya
Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta?

Ölüm varsa
Bir tarafta yağma var usta
Ölüm varsa
Bir tarafta stok var usta
Ölüm varsa
Bir tarafta zam var usta
Ölüm varsa
Dolandırıcılık var
Ölüm varsa
Bir tarafta aldatma/aldatılma var usta
Ölüm varsa
Bir tarafta yalan var usta
Ölüm varsa
Bir tarafta ahlaksızlık var usta
Ölüm varsa
Bir tarafta dini inançlar yok oluyor usta
Ölüm varsa
Bir tarafta insanlık yok oluyor usta
Ölüm varsa
Bir tarafta ulusal değerler yok oluyor usta
Ölüm varsa
Bir tarafta Milli değerler yok oluyor be  usta
Tüm insanlığın ihtiyaç duydukları ürünleri kendini kurtarmak, korumak için ihtiyacından fazlasını alıp stok etmek nedir?
Tüm insanlığın ihtiyaç duydukları ürünlere anında fırsatçılık yaparak % 300 zam yapmak nedir?  Bu zamları; hangi güç, yetki, hak… Dahilinde yapıyorlar? Milletin oyları ile seçilen yetkililer, millettin vergileri ile maaş alan memurlar nerede?   Yasaları uygulayanlar, millettin hakkını savunması gerekenler neden görmezden geliyor?
Böyle insanlık olur mu?
Böyle toplum olur mu?
Böyle yönetim olur mu?
Böyle devlet olur mu?
Aylardır dünya insanlarını şaşkına çeviren corona virüsü dünya ülkelerinde duyulduğunda Türkiye’de sabun, kolonya, maske… Fiyatları üçe beşe katlandı. Corona virüsü Türkiye’de 1 vaka olarak resmi kaynaklardan duyurulduğunda tezgahlarda colonya, maske, dezenfekte ilaçlar, makarna vs yiyecekler… Yağma edilerek, komşularına, arkadaşlarına kalmaması için evlerinde depolandı.

SONUÇ OLARAK

Bu gibi durumlarda insan kanına girerek şekil değiştiren bahaneci, duygusuz, duyarsız bencil insanlık virüsü corona virüsünden daha çok öldürücü değil mi?
Düşünsenize, 83 Milyonluk Türkiye’de tüm ürünleri 13 milyon evlerine depoladı.  Bu yağmacı bencil 13 milyon 70 milyonu ölüme terk etmiş olmuyor mu?  Bencillik insan içine girerek insanı insanlıktan çıkaran bencillik virüsü, corona virüsünden daha ölümcül bir virüs değil mi?
Hani din kardeşliği?
Hani milliyetçilik?
Hani Türklük?
Hani vatanseverlik?
Hani ahlak, görgü, kültür…?
İnsanlığı, birlik, dayanışma, paylaşma, duyarlılık, yardımlaşma yüceltir. İnsanlığı asıl bencilleşerek insanlıktan çıkan virüs öldürür.
Hadi hayırlısı…

8 Mart 2020 Pazar

ÖLÜMLERİ SAYARKEN!!!


23:33 - 05/03/2020
Basın, şehit haberi gelir mi diyerek hazır kıta bekliyor. Çocukları, Suriye, Libya’da asker olan aileler her an kapıları çalınacak acısı içinde geceleri gözlerine uyku girmiyor. Gündüzleri pencere perdelerini titreyen parmakları ile  aralayarak şehit haberleri veren askeri heyetin gelmemesi için  dua ederek  buğulu gözler ile yollara bakıyorlar.
Sloganlar atıp, ajitasyonlar çekip, ateşli savaş, çatışma… Konuşması yapanlar bu acıyı  anlayamazlar.
Anlamadılar!
Anlamıyorlar!
Umursamıyorlar…
Çatışmalarda, savaşlarda… Onların çocukları ölmüyor. Ateş düştüğü yerde alevlenerek en yakınlarını kavuruyor.
Küresel sermaye: Silah, teknoloji… Satmak, ekonomik ve siyasi bağımlılık yaratmak, çatışmaları, savaşı büyütmek hevesinde. Tırnaklarını bir birine sürterek; daha çok silah satmak, kazanım sağlamak için  ölümler istiyor.
Ateş düşen ocaklardan hala ağıtlar, feryatlar  yükselerek Türkiye semalarına dağılıyor.
Siyaset hala ölümler, çatışmalar, dış ve iç politika üzerinden sert söylemler içinde. Milli siyaset  zemininde buluşamıyorlar.
…Asker şehit olduğunda öfkeler dağlara vuruyor.
Suriye’de rejimine ait… Askeri öldürüldüğü duyulduğunda  alkışlar deniz aşrı duyuluyor.
Yunan hududunda göçmenler öldürüldü…
Yuhh! “Biz besledik, onlar öldürüyor.” Sesleri AB coğrafyasına ulaşıyor.
Türkiye coğrafyası üzerinde yaşayan Suriyeli göçmenler kimin organize ettiği açıklanmayan bedava otobüsler ile AB kara ve deniz hudutlarına taşınıyor.
Dört kişilik botlara onlarca kişinin binerek denize açılmasına şehirdi kalınarak “Rastgele”   deniliyor.
ÖLÜMLER NİYE?
Kim ölüyor?
Türk askeri
Suriye hükümeti askerleri
Suriye vatandaşları…
Mesele ne?
Küresel güçlerin;  Petrol, gaz, stratejik alanlar yaratarak askeri üstler… kurması
Ne üzerinde anlaşılmıyor?
Suriye’nin İdlib şehri
Bu şehrin önemi ne?
İdlib, Esat hükümetine karşı savaşan küresel güçlerin paravan radikal terör
örgütlerinin en son kalesi olması.
Asıl mesele:
Bu, Türkiye’yi niye ilgilendiriyor?
Bu Rusya’yı niye ilgilendirir?
Bu Amerika’yı niye ilgilendiriyor?
Bu AB ülkelerini niye ilgilendiriyor?
Amerika askeri ölüyor mu?
Rusya Askeri ölüyor mu?
AB Askeri ölüyor mu?
ABD, Rusya, AB  ay ışığında Suriye karanlığından çekildiler.
Ellerinde viski, votka kadehleri, ağızlarında puroları ile sırıtarak kaptan köşkünde ölümleri seyrediyorlar.
Ölenler kim?
Türk ve Suriye askeri, Suriye’nin yoksul halkları.
İki komşu ülke arasındaki çelişki, düşmanlık, anlaşamama niye?
Biliniyor mu?
Konuşuluyor mu?
Görüşüyor mu?
Buluşuluyor mu?
İç politikaya ne demeli!
Türkiye’nin ortak Suriye Politikası var mı?
Dolar kaç lira?
Euro kaç lira?
Corona  virüsü  önlemi  ve mücadelesi ne durumda?
Ya! Ekonomi…
SONUÇ OLARAK!
Ölümleri; “sizden, bizden” saymak yerine ölümleri durdurmak için çaba harcanmalı.
Nasıl ki, Rusya, Almanya, ABD, İran,Türkiye kendi politikasını kendisi belirliyorsa, hiçbir ülke Suriye’ye demokrasi taşıma hevesi ve girişimi içinde olmamalı.  Küresel güçler Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde baharı gösterip, kar boran  ile kışa çevirdiklerini tüm dünya  görüldü.
Tüm güçler Suriye’den çekilerek  halklar  kendi kaderlerini kendileri belirlemeliler.
Türkiye halklarına düşen tek sorumluluk:  Her nerede ortaya çıkarsa; Kendi toprak bütünlüğünü koruyarak, çatışmaya, ayrışmaya, harbe, cenge karşı olmalı.  Küresel  güçlerin emperyalist yayılmacı politikalarına, kuşatmalarına  karşı birlikte  tutum almalı.
Hadi hayırlısı…

KARA, HAVA, DENİZDE ÖLÜMLER


21:15 - 29/02/2020
Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan’da yer altı, yer üstü zenginliklerini ele geçirmek için dini, milli değerler üzerinden çatışmaları körükleyen küresel sermaye demokrasi şarlatanlığı ile askeri işgaller gerçekleştirerek üstler kurdular.  Ülkeleri Halaç pamuğu gibi atarak milyonlarca insanı katlettiler. Davetsiz olarak geldikleri ülkelerde taş üstünde taş, omuz üstünde baş koymayan caniler ülkelerden can havli ile kaçanlara insani yardım yapmamak için kapılarını kapatarak yaşam ve barınma alanı bulamasınlar istiyorlar.
Suriye’nin bir bölgesinde Rusya, diğer bölgesinde ABD hava üstlerini uçuşa kapatıyorlar. Üstler kuruyorlar. Suriye üzerinde hak iddia ediyorlar. Bu yetkileri nereden, nasıl alarak kendisini hak sahibi ilan ediyor?  Suriye halklarının kendi sorunu olan meselelere ülkeler neden müdahil oluyor?  Ulus, milliyet, din, mezhep, aşiret… Olarak ayrıştırdıkları insanlar,  varil bombaları, kimyasal silahlar, tank, top… ile yerle bir edilen  yaşam ve barınma alanlarından kaçan insanlara kendi ülke kapılarını kapayarak duvar örülüyor.
Hani, Suriyeli sığınmacılar misafirdi. Asla ve katta bir yere göndermeyecektik.
Hani, Dindaşlarımızdı.
Hani, Komşularımızdılar.
Hani, aynı coğrafyanın insanlarıydılar.
Hani, Bizim diğer ülkelerden farkımız Türk olmaktı.
Hani, kimsesizlerin güvencesiydik.
Hani, vicdanlarımız vardı.
Hani insani sorumluluğumuz vardı.
Hani,
Hani
Hani…
Sınır boylarında dikenli tellere takılan duygular. Irmakların, denizlerin soğuk sularına “ölüme atlayan” çocuklar, yaşlılar, gençler…
İnsanlık, yollara dökülmüş, tarlalara, ormanlara, dağlara dağılmış. Ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilmeyen ölüm ile yaşam arasında umut yolcuları…
Bugün, Avrupa’yı kurtuluş olarak görüp yarın yürekleri yanarak memleket hasreti çekecekler. Umduklarını bulamayacaklar.
Her ne olursa olsun, çocukluluklarını, evlerini, bahçelerini, tarlalarını, tanıdıklarını, akrabalarını… Zorunlu olarak geride bırakıp gittikleri vatan hasreti ile yanıp tutuşacaklar.
Sahil kenarlarında yaşlı, çocuk… Onlarca insanın botlara binerek “ölüme yollanmasına” seyirci kalmak insani olur mu?
Birçok insan Türkiye’de zorunlu olarak yaşayan göçmenlerin “ölüm yolculuğuna” çıkışlarını alkışlıyorlar. Türkiye’yi terk ettikleri için seviniyorlar.
Bu sözler nerede kaldı?
AK Parti’li Tarım Bakanı Fakıbaba: Üçbuçuk milyon Suriyeli misafirimizi isteseler de göndermeyiz
Erdoğan:  Sizleri burada misafir etmenin memnuniyeti sevinci ve haklı gururu içerisindeyiz. Sizleri muhacir oldunuz. Mecburiyet içerisinde yurtlarınızı terk ettiniz. Bizler de ensar olduk sizin için tüm imkânlarımızı seferber ettik. Kim ne derse desin sizler bize asla yük değilsiniz.
Her ne olursa olsun canlıların kendi doğaları içinde yaşamı savunmak, farklılıklarımıza hoşgörü göstererek birlikte yaşamak insan olmanın gereğidir.
Hadi hayırlısı…

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ


8 Mart, cinsiyet olarak kadınların günü değil.
8 Mart, ırkçı kadınların günü değil
8 Mart, ayrımcı kadınların günü değil.
8 Mart, kökten dinci kadınların günü değil
8 Mart, feminist yaklaşımı ile eşitlik adına eşini mutfağa hapsetmek isteyen kadınların günü değil.
8 Mart, sosyal-siyasal güvencesi olmadan kölelik koşullarında çalışmayı kabullenen kadınların günü değil.
8 Mart, evli kadınların; evinde temizlik yapan, mutfakta çalışan… Çocuklarına bakma görevi üstlenen kadınların günü değil.
8 Mart, Aşk, sevgi olmadan; töre, gelenek, aile, toplumsal baskı ile evlenen, evlilik sürdüren kadınların günü değil.
8 Mart, Karşılıklı sevgi, ortak dünya görüşü olmadan sermaye ve çıkar ilişkisine dayalı birbirine tecavüz ederek sözde evlilik sürdüren kadınların günü değil.
8 Mart, din, mezhep, dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet ayrımı yapan kadınların günü değil.
8 Mart, İnsan, doğa ve hayvanların gezegenimizde kendi ortak doğal yaşam alanları içinde yaşamasını savunmayan kadınların günü değildir.
8 Mart, eşit iş, eşit ücret, sosyal- ekonomik-siyasal hak ve özgürlükleri savunmayan kadınların günü değil.
8 Mart, Altın günü yapan, çanta ayakkabı markalarını, şatafat, gösteril, yaşam tarzını öne çıkaran, reklam robotu… Kadınların günü değil.
8 Mart, beden ve beyin gücünü kullanarak alın teri ile ekmeğini kazanmadan cinsel meta olarak yaşam sürdüren kadınların günü değil.
8 Mart, senin ailen benim ailem, kaynana, kayın baba…  Tartışmaları ile insani değerlerden uzaklaşan kadınların günü değildir.
8 Mart, Sosyal medya paylaşımları üzerinden ahkâm kesen kadınların değildir.
8 Mart, Birlikte sosyal siyasal çalışma yürüttüğü eşi ile eve döndüğünde  eşi koltuğa uzanıp kendisi çay suyu koyup, yemek hazırlama görevini üstlenen kadınların günü değil.
8 Mart, Duygusuz, duyarsız, bana neci yaşayan kadınların günü değildir.
8 Mart, Doğa, insan, hayvan sevgisi olmayan kadınların günü değildir.
… 8 Mart, günlük yaşamında sosyal siyasal ve ekonomik özgürlükleri için mücadele etmeden, 8 Mart tarihi geldiğinde sokağa çıkarak slogan atıp, pankart taşıyıp, mitinge katılarak kadınlar günü kutlamak hiç değildir.
… 8 Mart Türkiye coğrafyası içinde:  Rosa Luksemburg, Clara Zetkin, Kara Fatma,  Emine Ocak, Berfo Ana, Fadime Göktepe, Fatma Gözüsulu, Sakine Kamalak,  Elif Tuncer … Olabilmektir.

Hadi hayırlısı…

29 Şubat 2020 Cumartesi

OTUZ ÜÇ CAN


14:40 - 28/02/2020
Anaların yüreklerinde kavurduğu helvaları tatlı niyetine yiyenler
Vuralım!
Savaşalım!
İşgal edelim… Naraları atıyorlar.
Yoksul evlerine evlat, eş, baba, kardeş ateşi düşüp sınan mayalar; Ağıtlara acılara kulak tıkayarak: Yatlarında, yalılarında, malikanelerinde, makamlarında şişkin cüzdanlarının üzerinde oturarak… Ölmeyiz, bitmeyiz şiirleri okuyorlar, fetih marşları çalıp, tekbir getirerek ölümleri kutsuyorlar.
Suriye gece karanlığına otuz üç can düştü. Analar nasıl yüz sürecek yavrusunun kanı ile sulanan toprağa? Analar vatan topraklarında, yoksul evlerinde yaban ellerde can veren kınalı kuzularının yolunu bekler.
Analar ellerini yumruk yapıp döşlerine vuruyor. Analar “yavrumum” diyerek saçlarını yoluyor. “Kınalı kuzum” feryatları dağları deliyor.
Evleri bayraklar ile donatalım.
Şehitler ölmez diyerek soluğanlar atıp marşlar söyleyelim
Vatan sağ olsun diyelim
Şehitlik mertebesini övelim
Onlar ölmedi.  Yalan Dünya’dan gerçek dünyaya intikal ettiler… Diyelim. Anaların acısı durdura bilinir mi?
Şehit evlerine çekilen bayrakların arkasındaki sıvasız tuğla evlerden yükselen çığlıklar duymazdan geline bilinir mi?

Ağlayan analar:
Vatan sağ olsun!
Devletimiz sağ olsun!
Milletimiz sağ olsun!
Diye bilecekler mi?
Suriye topraklarında otuz üç canı kime nasıl izah edecekler?
Dayılar, yeğenler, emmiler, halalar, koru komşu…  Can parçalarının tabutlarına omuz vererek, sonsuzluğa uğurlarken;
Acılarını,
Sızılarını,
İsyanlarını, öfkelerini nasıl dindirecekler?
Evlatlarını
Babalarını,
Eşlerini,
Kardeşlerini,
Komşularını,
Arkadaşlarını… sonsuzluğa yolcu ederken Suriye karanlığında toprağa düşen kanları, canları için hangi argüman ile haykıracak?
Orta Doğu’yu petrol, doğalgaz, stratejik mevziler… İçin küresel güçler kan gölüne çevirdiler. Kandan beslenen kuzgunlar çatışmalarda ölen milyonlar için uluslararası örgütleri aracılığı ile hala anlaşma, görüşme, yumuşama çağırıları yapıyorlar. Göçmenlerin kaçışlarını basında göstererek korku salıp, yeni ölümlerin önünü açacak sinsi planlar ile gündemi geçiştiriyorlar.
Ölümleri kutsayarak cennettin yolunu gösterenler neden en önde ölüme yürümezler? Neden kutsadıkları çatışmalara, savaşlara çocuklarını göndermezler? Kendileri gitmezler?
Batsın sizin, Birleşmiş Milletler Teşkilatınız
Lanet olsun, NATO’nuza
Yerle bir olsun, OECD’niz. (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü)
Yazıklar olsun, İİT’nize (İslam İşbirliği Teşkilatı)

ÖLÜMLERİN KOL GEZDİĞİ GECE

Silahlarınızı susturmuyorsunuz
İşgalleriniz devam ediyor
Ölümleri seyrediyorsunuz
İnsanları evlerinden, vatanlarından çıkmaya zorluyorsunuz.
Hadi, dünya yoksullarını susturdunuz.
Hadi, insanlık sustu!
Peki, yıldızlar, ay, güneş, yeryüzü, gökyüzüne hükmedebilecek misiniz? Gerçekleri, tarihi değiştirebilecek misiniz?
Hadi siz insanlıktan çıktınız.
Peki, insani değerlerini yitirmeyen, barış yanlıları, savaş- çatışma karşıtları bizler bu acılara nasıl dayanacağız?
Hadi hayırlısı…

26 Şubat 2020 Çarşamba

DEMİRTAŞ CEYHUN’UN BALASI OZAN



Ozan derken; saz, söz muhabbeti eden ozanlardan sanmayınız.
Hemen belirteyim. İnsanlar siyasal düşüncelerini geçmişini inkar etmeden elbette değiştire bilirler. İnsanlar,  düşündükleri, düşündüklerini yaşadıkları kadar insani değere sahip olurlar.
Bu türden “anarya, manevra” yapanlara “Dönek, hain…” söylemleri kullanılmasına ben katılmıyorum.

OZAN CEYHUN

Sazı, sözü ile muhabbet Ozan’ı olamamış. Bir ara devrimci oluş. “Gençlik hatama kendim de kızmaktayım” diyerek geçmişini inkar etmiş.
Ozan Ceyhun, Gençliğinde devrimci olmasının üzerinden Almanya’da siyasi sığınma başvurusu yaparak oturum almadı mı? Alman vatandaşlığa geçmedi mi? Devrimcilik üzerinden oturum almanın ardından devrimci kalmaya ihtiyaç duymaz.  Almanya’da önce Yeşillerde siyaset yapar.  Olmaz! Ver elini Sosyal Demokrat parti.
Yetinmedi!
Yedek kulübesinden beklerken Avrupa parlamentosunda siyaset yapma şansı gelir. Gelir de sosyal demokratlık da uzun sürmez.
Avrupa kapıları kapanır. Umutsuzluk, kararsızlık üzerinden çareler aranır. Türkiye görüşmeleri başlar.  Önce Türkiye’de Sarı Gül ile yola çıkar. Bakar ki, mevsimler değişiyor, sarı gül yaprak döküyor, “dalları ile CHP’nin altı okuna tutunmaya çalışsa da başaramaz.
Önce bahtı açılıp, tesettürlü eşi ile dünya evine girdi. Allah, sağlıklı mutlu bir yastıkta kocatsın.  İzmir AK Parti milletvekilliği gerçekleşmedi. Danışmanlık yaptı.  Danışmanlıktan Avusturya büyük elçisi görevine atandı.
Devrimcilik olamadı. Hatta o dönemi hata olarak görüp utandığının beyanlarını verdi.
Yeşil sol olmadı.
Sosyal demokratlık olmadı.
Sol olmadı.
Ne yapmalı?
Muhafazakar – sosyal demokrat teorisi geliştirdi.
Hooop AK Parti.
Allah sonunu hayır etsin!
“Yetmez ama evet “ diyenlerin mimarlarından Ertuğrul Günay, Ahmet, Mehmet ve diğer sözde solcular gibi AK Parti siyasetini yarıda bırakmaz.
Ozan Ceyhun’un Hürriyet gazetesi mülakatında kendisinin önemsediğini öne çıkarmaya çalışıyor. . Hürriyet gazetesi mülakatından: …2000’li yıllarda, Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Türk vatandaşlığımı aldım. (Türk vatandaşlığından çıkmak- alınmak isteyen herkes zaten bakanlar kurulu kararı ile çıkıyor, alınıyor.   Sadece kendine dair bir uygulama değil.) Kendisine minnettarım, vatandaşlığıma dönebildiğim için yatıp kalkıp dua ediyorum. (Sol  kolunu kaldırıp  attığı Marksist soluğanlardan arınıp, iki elini açarak dua etmesi hayırlara vesile olsun) Vatandaşlığı kendim istedim, çifte vatandaşlık hakkını da kopararak aldım… (2000 yılından önce Alman vatandaşı olan herkes çifte vatandaş olma hakkına sahip. Yasaların verdiği çifte vatandaşlık  hakkını ne diye kopararak aldığını söylüyorsun?)  Türkiye’de kimse anlamıyor ama muhafazakâr bir sosyal demokrat olmak mümkün. Ben Avrupa’da zaten öyle tanınıyordum. ( Bu kadar manevra yapan bir siyasetçi Türkiye’!de nasıl anlaşılsın? Muhafazakâr sosyal demokrat terimi yarattınız. Bu yeni terendiniz olmalı. Sayın Ozan Ceyhun, Avrupa’da iyi bir siyasetçi olarak tanınsaydınız Avrupa’da siyaset yapma şansınız olurdu.)
Demirtaş Ceyhun’un balası şansı…
Danışmanlıkta göze girdi ki, Siyasi sığınma üzerinden oturum ve Alman vatandaşlığı alarak çiftte vatandaş olan Ozan Ceyhun, Viyana Büyükelçisi olarak atandı.
Hayırlı olsun derim de, hayırlı olur mu onu bilemem.
Atalarımız: Akıl fukara olunca dil de ukala olurmuş. Derler.
Sosyal medya ve basında “ben devrimci olmadım. Ülkücü öldürmekten aranmadım. İltica başvurusunda bulunmadım…” açıklamaları dolaşıyor.
İnkâr, telaş, asabiyet, cengaverlik… Niye?
“Ağaca yaslanma çürür, insana yaslanma ölür.” Atasözü ile bağlayacak olursak; Dününü bugününe bağlayamayanları, yarınlara faydası olur mu?
Ozan Ceyhun varsın kendi yaşamı ile berhudar olsun.
Sadece şunu söylemek isterim: İnsan olanların geçmişine küfür ederek, aşağılayarak, inkar ederek… Yarına başlama gafleti içerisine düşmemeli.
Geçmişini ve kendini inkâr edenlerin, izinden yürüyecek takipçileri olmayacağı aşikârdır.
Reis’in bir bildiği vardır. Avusturya Büyükelçiliği için verdiği güven mektubu Ozan Ceyhun’a güvenden midir? Siyaseten ne düşünür? Bekleyip göreceğiz. Dileriz;  Yıllar önceki devrimciliğini gençlik hatası olarak görüp utanan Ozan Ceyhun, yıllar sonra “AK Partiye girişim Orta yaş bunalımıydı. Utanıyorum” demez.
Hadi hayırlısı…