Ali Gültekin

14 Mart 2024 Perşembe

YARDIM SEVERLİK Mİ? UTANÇ MI?

 Covit-19 farklı ülkenin yoksul halklarını ortak sorunları üzerinden birleştirdi.

Devletler, insanın sağlığına, eğitimine, sosyal yaşamına olan duyarsızlıklarını gizlemek için bir birlerini laboratuarlarda biyolojik virüs üretmek ile suçlayarak danışıklı dövüşlerini sürdürüyorlar.

Başarısızlıklarının bahaneleri ne mi?

“Covid-19 salgınına hazırlıksız yakalandık.”

Sermaye ve yönetme hâkimiyetlerini sürdürmek için  devlet bütçelerinin tamamına yakınını kullanarak  50 yıl, 100 yıl sonrasına savaş stratejilerinin planlamalarını yapıyorsunuz.

Daha az işçi ile daha çok kar etmek için robot işçiler geliştirme planlamaları yapıyorsunuz.

Daha çok kar etmek için genetiği ile oynanmış gıdaların satışının… Planlamalarını yapıyorsunuz.

Salgın hastalıklar konusunda dünya deneyimleriniz olmasına rağmen neden sağlık için planlama yapmadınız?

Yapmazsınız!

Neden mi?

Bu planlamadan kar elde edemeyeceğiniz için yapmazsınız.

İnsan sağlığı sizin için ne mi ifade ediyor?

Yoksul halkları sağlıksız gıdalar, kötü çalışa koşulları, kirli hava, beslenememe, iklim değişikliği, barınma koşulları, temiz suya ulaşamam kimyasal tarım…  Ortamları yaratarak hastalanmalarını sağlıyorsunuz. İlaç tekellerine para kazanacak pazarlar açıyorsunuz.

Kar ederek hastalandırıp, kar ederek iyileştirmeye çalışıyorsunuz.

ABD, AB, Rusya, Çin ve diğer işbirlikçi ülkeler covid-19 ölümleri karşısında çaresiz kaldılar.

KORONAVİRÜST VE KAPİTALİZİM BENZERLİĞİ

Covid-19 ulus, milliyet, inanç, renk, dil ayrımı yapmadan kendi varlığını sürdürmek için insanları öldürmeye devam ediyor. Kapitalizmim milliyet, inanç, renk, dil ayrımı yapmadan karına kar katmak için insanları sömürüye devam ediyor.

Emperyalistlerin, ne kendi ülke halkları, nede diğer dünya halklarının insanca yaşaması için çaba harcamadıkları açıkça görüldü.

Sanayi atıkların doğaya bırakılmasına, toprakların kimyasallar ile zehirlenmesine, suların kirletilmesine, tohumların genetiği ile oynanmasına, sağlıksız gıda üretimine, ormanları yok edilmesine devam ediliyor.

Ülke orduları, uluslar arası askeri ve ekonomik kuruluşlar, yasalar ile korunan 300 dolayında aile dünyada yaşayan diğer insanların kazandıkları paradan fazlasını kazanıyorlar. Milyarlarca insanın sefaletleri üzerinden 300 dolayında aile saltanat sürdürüyor.

İşte sizin vicdanınız: Ölüme ihtimali var. Kurtarmak için zaman harcamayın. Ölüm riski az kurtula bilir. Tedaviye devam edin.

YARDIMLAR MI?

Dünya üzerinde yaşayan insanlardan birinin diğerine ekmek, aş, su dağıtmaları hayırseverlik olur mu?

Yardım severlik olur mu?

Vatanseverlik mi olur mu?

Bu, birileri zenginleşirken birilerinin yoksullaşmalarını seyredenlerin, duyarsız kalanların, vesile olanların utancı olmaz mı?

Zenginlik ile yoksulluğun arasındaki farkın kızıl ötesi hesaplanmaz olması kimin suçu?

Ülkeleri yönetenler “zenginler yoksullara yardım ediyor.“ övgüleri dizmeleri yerine “ insanları yardıma muhtaç durumuna nasıl düşürdük” diyerek kendilerini sorgulamaları gerekmez mi?

Halkın vergilerinin toplandığı havuzların yönetimi için siyasi partiler seçimlerden çıkarak hükümet kurarlar.

Hükümetler devletlerin yasaları üzerinden ülkeleri yönetirler.

Ülkelerde, vatandaşlar devlet güvencesi altında yaşam sürerler. Bu yasalar sosyal devlet sorumluluğu ile eşit uygulanmaz ise aynı devlet içinde yoksullaşan ve zenginleşenler olarak ayrışma ortaya çıkar.

Ekmeğe, aşa, suya muhtaç duruma getirilen yoksul halklar yardım bekleyen fakirler, halkın malı olan devlet imkânlarını kullanarak zenginleşenler yardım eden hayırseverler olurlar.

Zengin yoksul hakkı olan on kuruşu alıp kesesine atar.  Bir kuruşu yoksula tekrar sadaka olarak vererek yardım sever unvanı alır. Peki, yoksulun hakkı olan on kuruştan kalan dokuz kuruşu zenginin kendi kesesine atmasına ne demeli?

Bu eşitsizliği hangi din, iman, vicdan, yasa, kabul edebilir?

Bu insan benim ülkemde neden yoksul kaldı? Neden ekmeğe, yemeğe, giysiye, elektrik, su, dolmuş parasına muhtaç oldu?” Diyerek yetkililerin kendilerini sorgulamaları gerekmez mi?

Asıl burada yardıma muhtaç olan yoksul halklar değil, ülkeleri yönetenlerdir. Yöneticiler bilgi eksikliklerinin, yönetim beceriksizliklerinin yardımını almalılar.

Kendilerinde olmayan, fakat yoksulların vicdan ve duygularını kullanmak:

“veren el ile alan el bir birini görmemeli” Bu söylem öne çıkarılarak yoksulluk kader, alınyazısı, yaşam biçimi olarak olağanlaştırılıyor.

Demokrasiden, hukuktan uzak köleci, feodal toplumların ortaçağ karanlığı yönetimleri döneminde vicdan sahibi insanların gösterdikleri duyarlılık  bugün örnek gösterile bilinir mi?

Ev temizliğine gittiği karşı mahallede zengin ailenin aynı yaşıt çocuğunun oyuncağının, elbisesinin, okul çantasını eskidiğinde kendine verileceğinin bilen, her gün onları seyrederek çocuğuna götüreceği günü bekleyen bir annenin duygusunu bir misiniz?

Siz, hangi çağda yaşadığınızın farkında mısınız?

Halkın parası ile görkemli açılış törenleri, balolar, gösterişli yemekler, geziler, bağışlar, eğlenceler, hibeler… yapılan ülkelerde ülke insanı neden temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma düşer? Neden bir başka insanın yardımına muhtaç olur?

Yardımlaşma elbette insanidir. İnsanlar arası yardımlaşma ekonomik değil, sosyal yaşam alanları içinde olur.

Devletleri yöneten hükümetler halkına yardım yapmazlar. Sosyal devlet olma görevlerini yerine getirirler.

Devletler sosyal devlet olmak yerine, kapıları milyonlarca halka kapatarak yoksullaştırıp, yerli ve küresel sermayenin işbirlikçilerine devlet imkânlarını sunarak elde ettikleri sermayelerinin milyarda birini yoksula vermelerini reklamlaştırarak “hayırsever” yaratma görevi üstlenemezler.

NASIL YAPMALI?

Dünya yoksulları canlı cansız varlıklar ile doğal yaşamın sürekliliği için yaşadıkları gezegeni paylaşmalılar. İvedilikle eşit sosyal, siyasal, ekonomik hak ve özgürlüklerinin olduğu sosyal devletlerin vatandaşları olma bilgilerini bilince dönüştürmeliler.

Hadi hayırlısı…

1 MAYIS 2020

 1 Mayıs mücadele geleneği 130 yıldır; fabrikalarda, tarlalarda, atölyelerde, iş yerlerinde, okullarda, evlerde… devam ediyor.

Her ülke, her iş yeri ve her meslekten emekçiler ortak talepleri üzerinde örgütlü mücadelelerini 1 Mayıs alanlarına taşıyarak 130 yıldır bayramlaşıyorlar.

Dünya emekçileri, 2020 1 Mayısını İş, Eğitim, Bilim, Sağlık talepleri ile pandemi koşullarını dikkate alarak evlerde, iş yerlerinde, alanlarda kutlanacaklar.

Kapitalizmin sömürü çarklarının arasında yaşam sürdüren dünya halkları bu günlerde Pandemi (kovid-19) ile mücadele ediyor. Bu mücadelenin  en ön saflarda, en zor koşullarda, korunaksız, ekipmansız çalışan sağlık emekçileri can kurtarma uğruna canlarını veriyorlar.

Sanayi, tarım, inşat işçileri… İş güvenliği, iş güvencesinin olmadığı, sağlıksız ortamlarda zorunlu  çalıştırılıyorlar.

İşine gitmek için akşam uyuyan milyonlarca işçi sabah “işten çıkarıldınız” mesajları ile işsizliğe uyanıyorlar.

Milyonlarca yoksul gıda, barınma, yaşam ihtiyaçları içinde  pandemi ile baş başa bırakıldılar.

DÜNYA DEĞİŞECEK!

Bunun altını çizelim. 1 Mayıs 2020 dünya emekçileri geleneksel mücadele yöntemlerini, örgütlülüklerini yenileyecekleri yıl olacak.

1 Mayıs 2020 emekçiler açısından: Tahlil, tercik, teorik ve pratik mücadele yöntemleri belirleme yılı olacak.

Emekçiler, kapitalizmin karşısında: Doğayı, hayvanı, böceği, kuşu, toprağı, suyu gezegenin devamı için koruyup kollamayı, yaşatmayı savunacaklar.

Küresel sermaye pandemi deneyimi üzerinden yeni, hak gaspları ve sömürü yöntemleri geliştirecek.

İşçileri evlerden çalışmaya zorlayarak; servis, yemek, ofis, elektrik, su… Giderlerini emekçilerin üzerine yıkmak isteyecekler.  “Zarar ettik” sızlanmaları ile hükümetleri göreve çağırarak işçi ve emekçilerin kazanılmış sosyal siyasal haklarını yasalar ile tırpanlanmasını isteyecekler.

EĞİTİM, BİLİM, SAĞLIK DOĞA VAZGEÇİLMEZ OLACAK!

Dünya emekçileri; 2020 yılı içinde pandemi deneyimlerini harmanlayarak mücadele yöntemlerini belirleyecekler.

Dünya emekçi halkları 2020 bütünleşmesini 2021 yılı ulus, milliyet, inanç, mezhep, renk karşı ayrımcılığına karşı farklılıklara hoşgörü gösterilerek ortak değerler üzerinde birleşmeye taşıyacak. Temelinde, doğa, çevre, parasız özerk eğitim, bilim, sağlık taleplerini inşa ederek sosyal devletler yılına dönüştürecek.

Küresel sermaye açısından 2021 yılı iyi geçmeyecek.  Bu güne kadar; talan, tahrip, yıkım ve yağmalayarak karanlığa sürükledikleri iklimi dünya emekçileri birleşerek tersine çevirecekler. Dünya halkları yüzlerini yeniden güneşe çevirecekler. İş, eğitim, bilim, sağlık, doğa, çevre bir bütün olarak emekçi hakların mücadelesi ile savunulacak.

İş, eğitim, bilim, sağlık, doğa, çevre dengeleri içinde özgürce yaşam dileğimle

Hadi hayırlısı…

SANAL KULUÇKAYA YATANLAR

 Yaşamları boyunca sosyal, siyasal ekonomik olarak duyarlılık göstererek inandıkları değerleri koruyup, kollayıp, yaşatan öncülerdir. İnançlarının özünü her koşulda ortaya koyarak geleceğe taşırlar. Günümüz pandemi koşullarında, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarını açık kapalı alanlar içinde korunma kurallarına uygun kutlanması doğru bir tutum.

Mesele: Elbette, bu duyarlı kesimler değil.

Asıl Mesele: Hayatı boyunca kendine dokunan, kendi yaşamından çalınana, kendinin sömürülmesine, kendinden alınana, kendisinin horlanmasına, ayrıştırılıp ötekileştirilmesine, insanca yaşama hakkının ortadan kaldırılmasını umursamayanlar. Doğaya, hayvana, böceğe, çevreye, insana… Karşı duyarsızca yaşayanların sosyal kuluçka dönemlerinde sağa sola çemkirmeleri.

Açlığı, yoksulluğu, haksızlığı, hukuksuzluğu… Dert etmeyenler. Toplumsal sosyal doku içinde hiç yer almayanlar. Koşullarının uygun olmasına rağmen ekonomik olarak toplumsal değer yaratacak ihtiyaçlara katkı sunmayanlar. Sendikalar, siyasi partiler, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşlarında örgütlenmekten kaçınarak sanal kuluçka dönemi yaşayanların çığırtkanlığı.

Neden mi?

Gerçeklik ile yüzleşmekten kaçınırlar. Korkaktırlar, bencildirler, çıkarcıdırlar, duyarsızdırlar, ikiyüzlüdürler, öz güvensizdirler, sermaye severler, yalancıdırlar, şovcudurlar…

Bu kesimler sağdan sola, soldan sağa dönerek süresiz sanal kuluçka dönemi sürdürürler.

Arada bir kafa kaldırdıkları olmaz mı?

Olur!

Türkiye’nin bağımsızlığı kutlanacak!

Hurra, Sosyal kuluçka sayfalarında,  herkesten büyük bayrak paylaşma, okkalı sözler etme yarışına girerler.

1 Mayıs kutlanacak!

Hurra, sosyal kuluçka sayfalarında, herkesten daha fazla 1 Mayıs afişleri paylaşırlar, ateşli soluğanlar atarlar.

Cumhuriyet kutlanacak!

Hurra, sosyal kuluçka sayfalarında, en popiler Atatürk posterleri ve sözleri ile süslerler.

Dini bayramlaşma olacak!

Hurra, sosyal kuluçka sayfalarında, Kuran’dan ayetler, sureler yorumlarlar. Farz, sünnet telkinleri yaparlar.

Bu kesimleri, bugün 23 Nisan’ın 100.yıl dönümü kutlamaları içinde aynı görüntüler ile izleyebilirsiniz.

Diye bilirsiniz ki; Onlar da öyle yapsınlar. Kime ne zararları olur?

Hekimler, ilaç yazmadan önce hastalığa teşhis koyarlar. Sonra iyileştirecek ilacın adını reçeteye yazarak hastasına verirler. Beyaz, siyah, kırmızı ilaçlardan istediğini alabilirsin demezler. Hastalığı ve onu iyileştirecek ilacı bilirler. Bilimsel bir tanı olarak kabul edilmiş gerçeklik üzerinden hareket ederler.

Cumhuriyet, 23 Nisan, 1 Mayıs, 19 Mayıs…  Kendiliğinden olağan seyrinde bayramlaşmadı. Bu değerler bir emek üzerinden bedeller ödenerek değer olarak ortaya çıktılar.

Bütün bunları göz önünde bulundurularak: Koruyup kollamanın, geliştirmenin, yaşatmanın reçetesi belirlenmiştir.  Bir tarafta tarihsel reçeteyi iyi okuyanların, analiz edenlerin bedensel, beyinsel mücadelesinin değerleri ileri taşıma gerçekliliği var.  Diğer tarafta; geliştirilen sanal ataklar, yapay kurgular ile sanal kuluçka dönemi yaşayanlar.

Farklı olan, zarar veren ne?

Bu sorunun cevabı: Orijinal baskısı yapılmış bir kitap ile korsan baskı yapılan aynı kitabın yan yana satılmasına tahammül gösterme tutumudur. Yeni kuşakların kimi nasıl takip edeceğinin, karmaşasını yaratmaktır.

Değerlerini; her koşulda gerçekçi tutum savunan cumhuriyet, kadınları, erkekleri, gençleri ile sanal kuluçka dönemi yaşayanları aynı kategoride görebilir miyiz?  Bunları ayrıştırmayarak, göz yumarak aynılaştırmak insan tutumu olur mu?  Olanakları var olmasına rağmen, yoksul cumhuriyet çocuklarına, yoksul ailelere, cumhuriyetin yaşatılmasına katkı sunmayanların cumhuriyet iddiaları samimi olur mu? 1 Mayıs ruhunu yaşatabilirler mi? Atatürk sevgisi taşıyabilirler mi? İnançlarını samimi yaşayanlara haksızlık etmezler mi? Milli değerlere zarar vermezler mi?

Bunlar:

Herkesten çok cumhuriyetçi olurlar.

Herkesten çok milliyetçi olurlar.

Herkesten çok devrimci olurlar.

Herkesten çok dindar olurlar.

Herkesten çok Atatürkçü olurlar, vatansever olurlar… Fakat vatana millete hayırları olmazlar.

Olamazlar!

Neden mi?

İnsan, ahlak, yaşam olarak, kendi kendilerine hayırları olmadığı için. Kendi insani değerlerine sahip çıkmayarak, insan olmaktan koptukları için. Topluma güven veremezler.

23 Nisan kutlu; çocuklar eğitim, sağlık, barınma, korunma, sosyal devlet güvencesi içinde  mutlu olsunlar.

Hadi hayırlısı…

COVİD-19 DÜNYA İŞGALİ

 Nükleer denemeleriniz

Işık hızında silahlarınız

Kıtalar arası füzeleriniz

Saldırı silahlarınız…

Covid-19 virüsünün yayılmasını, insan ölümlerini durduramıyor.

ÜLKELERİ VE İNSANLARI KORUMA YALANI İLE SAVAŞ UÇAKLARI YATIRIMLARINIZ

B-2 ler

C-130 lar

F-16 lar

F-18 ler

V-22 er

Su-35,

Su-57  leriniz.

Covid-19 virüsü yayılmasını, insan ölümlerini durduramıyor.

ÜLKELERİ VE İNSANLARI KORUMA YALANI İLE SAVAŞ GEMİLERİ YATIRIMLARINIZ

USS H.W.

6.Filo

IDEF-2019

Amiral Kuznetsov

001A

ÜLKELERİ VE İNSANLARI KORUMA YALANI İLE SAVAŞ FÜZELERİ YATIRIMLARINIZ

S-400

MIM-104 Patriot

Covid-19 virüsü yayılmasını, insan ölümlerini durduramıyor.

COVİD-19

Beyaz saray’a girdi.

Kraliyet sarayı’na girdi

Pentegon’a girdi

Kremlin’e girdi

Ağlama duvarına kimseyi dokundurmuyor. Kâbe’yi, Vatikan’ı ziyarete kapattı.

Çin seddini aşarak dünyaya yayıldı.

Kendilerini süper güç ilan eden küresel sermaye; Hastaları sağlıklı ortamlarda tedavi edecek yeterli hastane, yeterli sağlık çalışanlarını hizmeti sağlayamıyorlar. Barınma ve gıda sorunlarını çözemiyorlar. İnsanlara beş sentlik maskeyi veremiyorlar.

ÇARESİZ KALDINIZ.

Ordu gücünüz

Silah gücünüz

Sermaye gücünüz

İşgalci, yayılmacı gücünüz

Sömürgeci gücünüz… Covid-19 virüsün yayılmasını önleyemedi.

İnsanlığın önceliğinin silahlanma, ordular, ülke işgalleri olmadığını anladınız mı?

Eğitim, sağlık ve bilime yatırımın zorunluluğunu gördünüz mü?

HALKLARI SİLAHLAR, ORDULAR KORUYAMIYOR.

Açlık, yoksulluk, işsizlik, barınma hakkı, sosyal devlet isteyenlerin emek değerlerini ezip geçtiniz. Silahlanmaya, ordulara yaptığınız yatırımların ülkeyi, halkları korumak için olduğunu söyleyerek insanlığı kandırdınız.

Dünya ezilen halklarının bir birine düşman olma nedenleri yok ki, silahlanmaya ihtiyacı olsun. Silahlar, ordular:  Yayılmacı, sömürgeci, işgalci emperyalist karakterlerinizin pazar çelişkilerinden dolayı çıkardığınız savaşlar için gerekli.

Savaş silahlarınız, işgal ordularınız ile halkları değil, halkların emeğini sömürenleri koruduğunuzu Covid-19 süreci kabak gibi ortaya çıkardı. Halklar açlık, yoksulluk içinde Covid-19 Virüsünden kurtulmak için yaşam mücadelesi veriyorlar.

Bundan böyle halkların ortak sesi olarak dünya genelinde yayılacak olan, özerk – parasız eğitim, sağlık, bilim taleplerini engellemeye kalkacak mısınız?

Doğayı talan etmeye, çevre kirliliğine, şehir meydanlarını yok ederek yapılaşmaya devam edecek misiniz?

Bunca acıları, ölümleri, toplu mezarları… Korunaklı saraylarınızda seyrederken vicdanınız sızılıyor mu?

Halkları, din, mezhep, ulus, milliyet, renk üzerinden ayrıştırıp, çatıştırıp silah satışlarınızı sürdürecek misiniz?

Sosyal, siyasal, ekonomik olarak yoksullaştırdığınız ülkeleri işgallere, sömürüyü, kan dökmeyi sürdürecek misiniz?

Tabiat kendi doğal dengesi virüs üretmez.

Covid-19 virüsü, dünyanın doğal dengeleri ile oynamanızın eseri olarak insanlığın canını almaya devam ediyor.

Hadi hayırlısı…

KORONAVİRÜS VE İNSANIN KENDİNİ YENMESİ

 Koronavirüs, Bilim İnsanlarının, Doktor, Hemşire ve diğer sağlık emekçilerinin onurlu mücadelesi ile mutlaka yenilecek.

Peki, insanlar kendilerini yenileyebilecek mi?  İnsanlıktan çıkanlar yaşanılan bu felaketten ders çıkarabilecekler mi? İnsafa gelerek yeniden insanlaşa bilecekler mi?

Küresel sermaye;  Doğayı tahrip etti. Suları kirletti.  Akarsuların önüne santraller kurarak ırmakları kuruttu.  Su yataklarının yönlerini değiştirerek ekolojik dengeyi tahrip etti. Ormanları, tarım alanlarını yok ederek arıtmaları, filtre bacaları, katı-kimyasal atık depoları… Olmayan sanayi ve insanca yaşanılmayacak planlamalar ile konutlar yapıldı.

Küresel sermaye daha çok kar hırsı ile, iş güvencesi, iş güvenliği olmayan kölelik koşullarında işçiler çalıştırıyor. Düşük ücretle açlık sınırının altında yaşayan işçiler üzerinde emek sömürüsü devam ediyor. Sosyal-siyasal örgütlenmelerin önünde sermayenin hukuku set çekerek, hak ve özgürlüklere yaşam hakkı vermiyor.

İşçiler daha fazla üretim, daha hızlı çalışma,  kotayı tutturma performans ile yarıştırılıyor. İş yaşamı içinde sosyal yaşam imkânı bulamayanlar veya duyarsızlaşanlar sağlıksız hazır gıda beslenme alışkanlığı kazandılar.

Fast food pazarı oluşturuldu. Bu beslenme şekli üzerinden Obezite ve benzeri hastalıklar ortaya çıktı.  Mide küçültme, yağ alma,  spor salonları, aktarlar… Meslek ve ticari Pazar ortaya çıkartıldı.

Şöyle ki;

İşçi, küresel sermayenin Çinli üreticisinde az ücret, çok üretim için “nefes almadan”  çalışırken ABD’li fast food şirketinin hazır gıdalarını yiyerek obezite oluyor.  Fransa’da özel klinikte mide küçültme, yağ aldırma… Operasyonu geçiriyor. İtalyan şirketin ürettiği fitnes aletleri ile zayıflamaya çalışıyor.  Kapitalist sistem, insanı ölene kadar kendine bağımlı  hale getirerek üzerinden kar etmeye devam ediyor.

Ortaya ne çıkıyor?

Küresel sermaye: Hedeflediği üretimi elde etmek için işçinin ensesinde boza pişirerek çalıştırdı. Reklamları ile imrendirdiği, etkilediği sağlıksız fast food  yemeklerini hızlı servis diye sattı. İnsanlar sağlıksız beslendiği için hastalandılar. Mahallede, semtte, şehirlerde spor yapılacak açık alanları sanayi, konut alanlarına çevrildi. Açık alanda spor yapma şansı olmayanlar, ekonomik durumu iyi olanlar  Fitnes salonlarına yöneldiler.

İnsan yaşadığı yoğunluktan hazır gıda ya yönlendirdi. Sağlıksız hazır gıdalar ile insanlar hastalandırıldı.  Hastaları özel hastanelere, spor salonlarına çekti. Her alanda insan üzerinden kar edildi.

Küresel güçler ve onların işbirlikçileri için: Doğa, insan, hayvan, bitki, böcek, kuş, iklim… Umurlarında değil.

Küresel sermaye: Daha çok para kazanacakları yeni pazarlar yaratıyorlar.

Yerli tohumlar yerine genetiği oynanmış tohumlar ile tarım yapılıyor.  Mevsimi dışında sebze, meyve üretimi seracılık gelişti.  Erken ürün alma, daha çok verim için insan sağlığına zararlı gübre ve ilaçlar kullanılıyor. Parası olana organik ürün sunuluyor. Yoksullar sağlıksız beslendiği ürünler ile hastalanırken, ölürken, diğer taraftan su ve toprak zehirlenerek verimsizleşiyor. Gezegende yaşayan birçok canlı türü yok oldu. Yok oluyor.

Tüm bunları görmezden gelen insan neslinin devamı için bugün koronavirüs illeti ile mücadele ediyor. Doğanın, doğal yaşamın kotları ile oynanmaya devam edildikçe, insanın farklı felaketler ile karşı karşıya geleceği bugünden açıkça görülüyor.

Ne yazık ki;  İnsan kendi yaşam alanlarını adım adım yok ederek kendini imhaya sürüklüyor.

ALIŞKANLIKLAR DEĞİŞMEDİKÇE!

Tüketim alışkanlıkları değişecek mi?

Eğlence alışkanlıkları değişecek mi?

Çevreyi kirletme alışkanlıkları değişecek mi?

Doğa katliamı alışkanlıkları değişecek mi?

Kimyasal gübre ve ilaçlama alışkanlıkları değişecek mi?

Silahlanmaya yatırım alışkanlıkları değişecek mi?

Güçlü ordular kurma alışkanlıkları değişecek mi?

Kapitalist yayılma, işgal ve sömürü alışkanlıkları değişecek mi?

Sosyal, siyasal, ekonomik… Eşitsizliği değişecek mi?

… İnsanlıktan çıkanlar,  insan kalmaya dönüşmedikçe- dönüştürülmedikçe, durdurulmadıkça  insan olarak yaşama direnenler yeniden üreyecek salgınlara karşı duramayacaklar.

SONUÇ OLARAK

…İnsanlıktan çıkanlar: Daha fazla kar hırsları için; bencil, bireyci, bana neci, çıkarcı, sömürgeci, yayılmacı tutumlarını sürdürürlerse, egolarını yenemezlerse insan felaketlere yenilir. Küresel sermaye: İnsanı, doğayı, canlı cansız varlıkları hiçe sayarak gezegeni hoyratça kullanmaya devam ederlerse, insan kalmayı başaranlar duyarsızca seyirci kalırlarsa…

İnsanlıktan çıkarlar!

Kendilerine yenilirler!

Kendilerini yererler!

Parasız özerk EĞİTİM-SAĞLIK-BİLİM VE SOSYAL DEVLET olmadan insan olunur mu?

Hadi hayırlısı…

KORONAVİRÜS İLE NE ÖĞRENİLDİ

 -Sosyal mesafenin ne olduğu öğrenildi.

-Kolun dirsekten bükerek, dirsek içine hapşırma öğrenildi.

-Yaşam alanlarının, çevrenin temiz olması gerekliliği öğrenildi.

-İnsanların toplumsal yaşam içinde hangi koşullarda nasıl davranışlar sergileyerek yaşanması gerekliliği öğrenildi.

-Ülkelerin: Özerk, parasız, bilim, sağlık, eğitimin gerekliliği öğrenildi.

– Milli üretimin, milli üretim içinde sağlık gereçlerinin önemi öğrenildi.

– Hükümetlerin-devletlerin, milli gelirleri (vergileri) nerelere kullandıkları,  nerelere kullanılmadıkları öğrenildi.

– Demokrasinin işlediği, sosyal devletlerin var olduğu ülkelerde Koronavirüs sürecinde devletlerin vatandaşlarına nasıl yardım ettiklerini, sosyal devlet olamayan ülkelerde vatandaşların nasıl kendi kaderlerine terk edildikleri öğrenildi.

-İnsani değerlerde yaşamak için vergilerin vatandaş hizmet olarak geri dönmesini sağlamakta zorunlu olan sosyal devletin gerekliliği öğrenildi.

– Koronavirüs salgınının din, mezhep, milliyet, ulus ayrımı yapmadığı öğrenildi.

– Bilimin: İnançların, mezheplerin karşıtı olmadığını, tüm canlı cansız varlıklar için gerekliliği öğrenildi.

– Dini, milli, ulusal, mezhepsel duyguları kullanarak yapılan siyasetin, gerçekte insanların sağlıklı, eğitimli, sosyal, insanca yaşamlarından ne kadar uzaklaşmış oldukları öğrenildi.

-Özel eğitim kurumlarının, özel hastanelerin yaygınlaştırılması yerine, değil devletin parasız eğitim ve parasız sağlık hizmeti vereceği milli eğitim kurumlarının ve hastanelerin gerekliliği öğrenildi.

– Gereğinden fazla inanç merkezlerine, din insanlarına, faaliyetlerine yatırım yapma yerine doğa, çevre, eğitim, sağlığa yatırım yapılması gerekliliği öğrenildi…

KORONAVİRÜS İLE NE GÖRÜLDÜ

-Ülkelerin yeterli eğitim, bilim, sağlık yatırımları yapmadıkları görüldü.

-Hastanelerin, donanımlarının, personelin, hekimlerin yetersizliği görüldü.

-İnsanların duyarsızlığı görüldü.

-İzolasyonu tam olarak uygulamanın becerilemediği görüldü.

-Milli birliğin sağlanamaması görüldü.

– Kolonya, maske, eldiven, gıda… Vurguncuları, karaborsacıları, bankaların ve sermayenin dünyanın içinde bulunduğu durumu nasıl fırsata nasıl çevirdikleri görüldü.

– Ödenilen vergilerin felaketler döneminde dahi vatandaşlara dönmeyişi görüldü.

– Meslek Örgütlerinin dikkate alınmadıkları görüldü.

-İktidar ve muhalefetin salgın ile mücadele üzerinde anlaşamadıkları görüldü.

– Başına “bela” gelenlerin başının çaresine bakması için kaderine terk edildiği görüldü.

– Sosyal mesafe ile yaşam sürememe uyumsuzluğu görüldü.

-Ölümler devam ederken sokağa çıkma yasağı yerine, üretimin ön plana geçtiğini görüldü.

-Sosyal devletin gerekliliği görüldü.

-Ayrışmanın ne kadar gereksiz olduğunu, birleşmenin gerekliliği görüldü.

– Sermayenin, inançların, ulus ve milliyet değerlerinin koronavirüst benzeri “felaketleri” önlemede fayda etmediği görüldü.

EGİTİM-BİLİM-SAĞLIK= SOSYAL DEVLET

Koronavirüs salgını: Tüm dünya insanlarını dört duvar içine hapsederek, yaşamlarını film şeridi olarak tavanda izletti.  Ölümü gösterirken, ekonomik-siyasal-eşit hak ve özgürlülüklerin kimselere zararı olmadığını tam aksine gerekliliğinin ülkelere, insanlara dünyaya faydalı olacağını koronavirüs salgını öğretti.

Ormanları yok ederek, denize dolgu yaparak, tarım alanlarını, hayvanların yaşam alanlarını yok ederek, akarsuların yönünü değiştirerek iş yerleri, AVM’ler, yalılar.. inşa etmenin, insanlıktan çıkmanın dışında, koronavirüs salgını karşısında bir işe yaramadığı görüldü. Kapının önünde duran pahalı arabaların, pahalı çantaların, giysilerin, pırlantaların, saatlerin, servetin… Koronavirüs salgının karşısında sahiplerini koruyamadığı görüldü.

Çaresizlerin kader, alın yazısı diyerek durumunu kabullenip, derdine dermen bulmak için, Hacıya, Hocaya, Papaza, Şeyhe, Dedeye… Yatırlara…  Giderek dua ederek çare bulamayacağını görüldü.

Kendi evimiz gösterişli olsun, kendi çocuğumu en çok para vererek, en iyi okullarda okutayım. Kendi sağlığımı koruyayım, kendi saltanatımı süreyim… Bencilliğin işe yaramadığını, toplumsal refahın gerekliliğini koronavirüs salgını karşısında açıkça görüldü.

BU DÜNYA BÖYLE GELMEDİ, BÖYLE GİTMEYECEK!

İnsanlar barbarlaşmadan önce: İnsan, ağaç, bitki, hayvan, böcek, toprak, su… Biri diğerinin yaşatarak doğal, dengeli, sağlıklı yaşam sürdürülüyordu.

İnsanca yaşamak isteyenler ivedilikle bu yaşama dö-ne-cek-ler.

Silahlanmanın, güçlü ordular kurmanın, dev asa inanç merkezleri inşa etmenin,  insanlık için olduğuna koronavirüs salgını sonrası insanca yaşmak isteyenler i-nan-ma-ya-cak-lar.

Din, mezhep, ulus, milliyet ayrımcılığı, sınıfsal ayrışma, en önemlisi: Kapitalistlerin sömürge-sömürü çarkları insan kanı ve canı üzerinden dön-me-ye-cek.

Koronavirüs salgını sonrası: İnsanlık, hayati önem gördüğü; parasız- bilimsel- özerk eğitim, sağlık sistemini tüm dünyada hayata geçirecek. Çevre, doğa duyarlılığı içinde Laik Demokratik Sosyal Devlet yönetimlerinidünya ülkelerinde inşa etmek için insan olanlar harekete ge-çe-cek-ler.

Hadi hayırlısı…

GÖREV VE GÜVEN

 Coronaviris salgınına karşı mücadele etmenin sorumluluğu kimin? Sorunun cevabı: Cumhurbaşkanı, Hükümet, Bakanlar Kurulu, Sağlık Bakanı, Valilerin… Buraya kadar siyaset üzeride bir sorumluluk olduğunun görüyoruz. Bu istediğimiz bir cevap mı? Normal şartlarda yasalar gereği evet. İçinde bulunduğumuz Coronavirüs sağlını döneminde çoğunluğun beklediği bir cevap olmadığını düşünüyorum.

Bugün, siyasetin asil görevi Türkiye halklarını moral ve motivasyon içinde bütünleştirmektir. Siyasi Partiler, Bilim İnsanları, Sivil Toplum Kuruluşları… Mevcut Coronavirüs yayılmasının önlenmesi, ikinci aşama olarak ortadan kaldırma çalışmalarının içinde yer almalıdırlar.

NELER OLUYOR?

Bugün yürütülen çalışma toplumun her kesime güven veriyor mu? Siyasi Partilerin, Sivil Toplum Kuruluşlarının çalışmanın içinde aktif yer almaması insanları kaygılandırıyor mu? Toplumda tüm Siyasi Partilerin, Sivil Toplum kuruluşlarının birlikte coronavirüs illeti ile mücadele ederek Türkiye’yi bütünleştirme talebi yükseliyor mu? …

Bu sorular farklı cevaplar verilir. Bugün, kimin ne cevap verdiği veya vereceği üzerinde durmamalıyız.

Öncelik, Coronavirüs yayılmasına karşı toplumsal seferberliği başlatmak, bilgi, deneyim, birikim, katkı sunacak kesimleri bütünleştirmek olmalı.

Toplumsal görev alma yöntemi şüphesiz, güven yaratarak, kaygıları ortadan kaldırır.

KARARLAR VE KAYGILAR

Sağlık Bakanı’nın başkanlık yaptığı Bilim Kurulu çalışmaları Türkiye’de coronavirüs sürecini yönetiyor. Çalışmaları günlük olarak Sağlık Bakanı kamuoyu ile paylaşıyor. Bu çalışmaları: Yetersiz bulanlar, kaygı duyanlar, önerileri olanlar, katkı sunmak isteyenler var mı? Muhalefetin, Sivil Toplum Kuruluşlarının, Basının, sosyal medya açıklamalarına bakınca var olduğu görülüyor.

KAYGILAR NEDİR?

-Salgının yayılmasının gerçekliliği nedir?

-Vaka sayılarının gerçekliği nedir?

-Yoğun bakımda olan hastaların sayılarının gerçekliği nedir?

-Vefat edenlerin sayılarının gerçekliği nedir?

-Hastalığı atlatarak taburcu edilenlerin sayılarının gerçekliği nedir?

-Sağlıkçıların çalışırken kendi sağlıklarını tehlikeye attıklarının, çalışma koşullarının iş güvenliklerinin gerçekliği nedir?

-Sağlıkçıların kullandığı araç ve gereçlerinin eksikliği gerçekliliği nedir?

-Hastaların tedavi edildiği ortamlarının donanım, hijyen olarak gerçekliliği nedir?

-Evde kal mesajının Sokağa çıkmama kararına dönüştürülmemesi gerçekliliği nedir?

– Günlük test yapma, maske, eldiven, tulum, dezenfekte… Malzeme mevcudu ve ihtiyaç gerçekliği nedir?

-Barınma, gıda ve ekonomik sorunların çözümü gerçekliliği nedir?

– Topluma doğru bilgi akışının sağlanması… Gerçekliği nedir?

Bu türden kaygıları başta muhalefet, STK’lar açıklıyorlar. Kaygıları ortadan kaldırmanın çözümü: Toplumsal bütünleşme ile olur. Bütünleşmek, Anayasa’da yazan Laik Sosyal Hukuk Devleti olmanın gereğidir.

NE YAPMALI?

Hükümet bu süreçte tüm siyasi partileri ile birlikte tek parti gibi çalışmalı. Siyasi partilerin vereceği üyeler ile TBMM içinde özerk Coronaviris Mücadele Birimi (değişik isimler verilebilinir) kurmalı.  Bu oluşum: Sağlık ve Sosyal çalışa yürüten Sivil Toplum Kuruluşlarının Oda Başkanlarının, Bilim İnsanlarının içinde yer alacağı oluşum ile ortaya çıkacak özerk Bilim Kurulunu izlemeli. Bilim Kurulunun önerileri doğrultusunda siyasi kararları Bakanlık, Hükümet, Cumhurbaşkanı ile koordineli çalışarak hayata geçirilmeli.

Bütün bunlar olduğunda güvensizlik olur mu?

Bütün bunların olduğunda kaygı olur mu?

Bütün bunlar olduğunda muhalefet olur mu?

Bütün bunlar olduğunda kime ne zararı olur?

Muhalif kesimlerin dışarıda olmadığı bir bütünleşme hükümeti rahatlatır.  Çalışmaları güçlendirir. Topluma güven verir. Kaygıları ortadan kaldırır. Heyecan, moral yaratır. Türkiye siyasetini, halkları bütünleştirir.

Bugün inşaat işçilerini can siper çalıştırarak gökdelen dikmeye çalışan patronların yakasına inşaat bitmeden coronavirüs yapışarak “kireç kuyusuna” gömebilir?

Kaçak eldiven, maske, dezenfekte, tulum, ilaç üretenler. Karaborsacılar, halkı çarpan vurguncular: Coronavirüse çarpıldığınızda ganimetlerinizi yemeye fırsatınızın olmayacağını bilesiniz.

Tüm Türkiye sorunları çözen yetkililerin:  “Evde kal, temas etme, sosyal mesafeyi koru…” bilgilendirmelerine homurdanarak burunlarından soluyanlar… Coronavirüs kulağınızdan girebilir.

Hadi hayırlısı…

“CORONAVİRÜS SOSYAL DEVLET DEDİ”

 Devlet halk için mi?

Halk devlet için mi?

 “Devletler ticaret yapmaz” diyerek özelleştirmeyi özendiren, gerçekleştiren; Başbakanlar, Bakanlar, Milletvekilleri, Sendikacılar, Bürokratlar,  bu görüşü destekleyenler… Coronavirüs dünya ülkelerine yayıldığı şu günlerde ne kadar yanıldığınızı gördünüz mü?

Ahali, para ödeyerek eğitim hizmeti alacaksa, para ödeyerek sağlık hizmeti alacaksa, para ödeyerek yollardan geçecekse, para ödeyerek köprüden geçecekse, para ödeyerek ilaç alacaksa, işsiz kaldığında sosyal güvencesi olmadan kaderine bırakılacaksa… Temel gıda ve barınma sorunu olduğunda başımızın çaresine bakacaksa…  Devletler vergileri ne için toplarlar? Devletler ne amaç ile vaklarlıklarını sürdürürler?

Bugün dünya devletlerinin sahip oldukları; ordular, silahlar, servetler, makamlar, şanlar, şöhretler…  coronavirüs illetinden insanları koruyabiliyor mu?

NE YAPMALI?

Kim koruyor: Sağlıkçılar, bilim insanları, bilimsel tanılar, sağlık ekipmanları… Koruyor.

Ordulara  değil, sağlıkçılara, sağlık ekipmanlarına, araştırmalara yatırım.

Silahlanmaya değil,  Bilim araştırmalarına yatırım.

Gösterişe, ihtiyaç fazlası ibadet merkezlerine, din insanlarına, personellerine değil, Okula, hastaneye, öğrencilere, öğretmenlere yatırım.

Yayılmacı, işgalci, savaşçı, sömürgeci, küresel güç devletler olmak değil, Sosyal devlet olmaya yatırım.

NASIL YAPMALI?

Sorumluluk almadan sokağa çıkmamayı tavsiye etmek, Devletlerin sorumluluğu olur mu? Bu dönemin atlatıldığında ahaliden “sokağa çıkmama yasağı uygulandığı için çalışamadım. Borcumu ödeyemedim. Ben sokağa çıkmama yasağı olduğu için işimi kaybettim. İşsizim… Çalışamıyorum, sosyal güvencem yok. Barınma yerim yok, temel gıdalarımı temin edemiyorum… Sosyal güvencem yok. Borcumu ödeyemiyorum…” Dediklerinde kurum ve kuruluşlar, özel şirketler sorumluluğu almadan “bana ne”  demek için sorumluluktan kaçınmak için olur. Devlet sorumluluğu olmaz.

Devletlerin sorumluluğu: Ülkesinde yaşayan tüm ahalinin temel ihtiyaçlarını karşılamak, sağlık, gıda, barınma, korunma, eğitim sorunlarını üstlenerek çözüm üretmektir. Devletlerin sorumluluğu: Ahaliyi büyük bir aile olarak şefkat içinde kucaklamasıdır.  Devletlerin sorumluluğu: Ahlaki, vicdani insani tutumudur. Bilim öneriyor ise ülke ve dünya insanlarının sağlığını korumak, coronavirüs salgınından kurtulmak için, sokağa çıkma yasağı ilan etmelidirler.

Devletlerin sorumluluğu:  Bu büyük aile ile ayrım yapmadan herkese güven vermektir. Bütünleşmek, aileyi sevmek, korumak, kollamak, güven içinde yaşatmak… Sosyal devlet olmak, devletin halk için olmasıdır.

 

ÖZELLEŞTİRMELER OLMASAYDI:

Özelleştirme yapılan, İtalya, İspanya, Türkiye… Diğer ülkelerde caronavirüs için daha “hazırlıksız” yakalandıklarının, önlem için kararları daha geç aldıkları tartışılıyor.

Sümerbank satılmasaydı: Tulum, maske… Üretecekti

SEKA satılmasaydı:  Kâğıt havlular, tuvalet kâğıtları… Üretecekti

Tariş, Tekel satılmasaydı: Kolonya, dezenfekte ilaçları… Üretecekti

ET- Balık Kurumu satılmasaydı:  Tüm Türkiye’de karantina uygulanır ihtiyaç sahiplerine gıda dağıtımı yaparlardı.

Elektrik santralleri satılmasaydı: Karantina sürecinde ihtiyaç sahiplerine devlet bedava hizmet verirdi.

Özerk üniversiteler özerk olsaydı: Her üniversite araştırmaları ile bugün kendi bünyelerinde uzman kadroları ile katkı sunacaklardı.

Hastaneler Özelleştirilmeseydi: Devlet kendi vatandaşını “kendi evinde” tedavi edecekti

Bilim çalışmaları özerk olsaydı: Bilim kurulları, vakıfları, bilim insanları… Araştırmaları ile hazırlıklı olacak, bilimsel önlemler alınmış olacaktı.  (Örneği olan ülkelerin önlemlerini görüyoruz)

 SSK Eczaneleri satılmasaydı: İhtiyaç sahiplerine devlet eli ile ilaçlar dağıtılacaktı.

Devletler üretse, önlem alsa; kolonya, maske, dezenfekte alkol… Bir liradan beş liraya fırlamazdı. Ürünlerde, testlerde… Karaborsa oluşmazdı.

Ahalinin milyarlarca vergi paraları devletlerin aracılığı ile işverenlere kimseler duymadan verilirken bunun adı teşvik oluyor. İşveren, üç kuruşlarını tüm basın, yayın aracılığı ile gösterişe, şatafata dönüştürülmek verilirken onlar hayırsever halk hayra muhtaç ilan edilmekte. Halktan aldıkları milyarlarda birini halka geri yardım için veriyorlar. Gerçekte, halkın parası ile servetlerine servet katarak, aynı zamanda ”yardım sever” unvanı alıyorlar.

TÜM DÜNYA GERÇEĞİ GÖRDÜ

Devletlerin parasız, özerk eğitim olmayınca: Ülkelerin ne hale geldiğini gördünüz mü?

Devletlerin parasız sağlık hizmeti olmayınca: Ülkelerin ne hale geldiğini gördünüz mü?

Devletler doğayı talan ederek, kirleterek korumayınca: Dünyanın ne hale geldiğini gördünüz mü?

“CORONAVİRÜS ÖĞRETTİ”

Hadi, yüreğiniz yetiyorsa tüm dünyanın şahitlik ettiği gerçeğe itiraz ediniz.

Güçlü devletler olmak: Silahlara, ordulara, topraklara, fabrikalara, gökdelenlere… Sahip olmakla olunmuyor. Gücü burada görenlere, anlatılanlara inanmayanlara Coronavirüs salgını ne kadar yanıldıklarını öğretti.  Bunlar, çaresiz kaldıkları anlarda sosyal devlet olamamanın acısını ne kadar hissettiler bilemem. Fakat bundan böyle, dünya halkları ülkelerini sosyal devlet olmaya zorlayacakları çok açık ve nettir.

Sosyal devlet: Milli sanayi, milli tarım, milli hayvancılık, milli üretim ile olur.

Sosyal devlet: Eğitim, bilim, sağlık, çevre, sosyal yaşam alanları ile oluyor.

Sosyal devlet: Sosyal devlet hizmeti ile oluyor.

Sosyal devlet: Sosyal- siyasal, ekonomik eşit haklar ile oluyor.

Yatlar denizlerde, yalılar sahillerde, milyon dolarlık araçlar garajlarda, paraları harcayacak yer olmadan zengin- fakir corovavirüs karşısında eşitleşerek pijamalarını giyerek evde sosyal mesafeyi koruyarak oturuyorlar.

SONUÇ OLARAK:

EVDE KAL!

Sosyal mesafe ile yaşam eve sığıyor.

Sağlık çalışanlarını selamlayarak!

Hadi hayırlısı…

SARAYLAR, SALTANATLAR, İNANÇLAR, DEVLETLER…

 


Hani, yatlarınızın, yalılarınızın, sermayenizin, arabalarınızın, bankalarınızın, özel korumalarınızın, kaleden duvarlar ile çevrili malikânelerinizin, gökdelenlerinizin gücü nerede?

Hani, kendi dininizi, mezhebinizi diğerlerinden üstün görerek uğruna savaştığınız inançlarınızın gücü nerede? (ayrıca, hiçbir din savaşmayı emretmiyor)

Hani, birinizin diğerinden üstün ulus, milliyet olarak gördüğünüz “saf kan” gücünüz nerede? (Tüm insanlığı Allah’ın yarattığına inanarak, insanlar arasında ayrım yapılıyor olması bir kenara…)

Hani, Kiliselerinizin, Camileriniz, Tapınaklarınızın, Sinagoglarınızın… Gücü nerede? (İnanmadığınız halde yoksul halka inanmalarını istediğiniz…)

Hani, İmamların, Papazların, Rahiplerin, Budaların Hahamların…  Gücü nerede?

Asıl Mesele ne mi?

Sistemler, sermaye sahipleri, güç sahipleri din ve ulus değerlerinden farklı yaşarlar. İnsanların din ve inanç duygularını kullanarak toplumları ayrıştırarak kendi saltanatlarını korurlar.

Kapitalizm, daha çok kar için, yoksul halkları sosyal, siyasal, güvenceden mahrum çalıştırıyor.   Kapitalsizim, Din adamları, ısmarlama yazarları, basın ve yayınları aracılığı ile yoksullara dualar ederek, şükür ederek, mutlu, sağlıklı yaşam vaat ediyorlar.

Küresel sermaye, yoksul ülkelerin yer altı yer üstü zenginliklerini talan etmek için aralarında savaşlar çıkarlar.

Ulus ve milliyet söylemleri ile tellallarını meydanlara göndererek vatan savunması nutukları attırarak savaşçı toplarlar. Savaşlarda yoksullar vatan için savaştıklarını sanarak ölürler. Savaştan sonra zenginler petrol, maden, elektrik santralleri, yol yapımı inşası… İşlerini alarak zenginliklerine zenginlik katarlar. Ülkelerin en dindar, en milliyetçi efendileri ve asil insanları olarak lansa edilirler. Yoksul evlerinden savaşta kaybettikleri çocuklarının mezarlarına giden analar feryatlar ederek, ağıt yakarak yoksulluklarından bir şey değişmeden yaşarlar.

Dünya bu hale nasıl mı geldi?

Güç savaşları veren kapitalistlerin atom bombası denemelerinden bu hale gelmedi mi?

Termik, Nükleer, Hidroelektrik santralleri, Fabrika atıkları, ilaçları, asit ile doğada maden yıkama… Doğamızı kirlettikleri için bu hale gelmedi mi?

Fabrikaların, katı ve sıvı atıklarını yaşam alanlarımıza dağıtarak çevre kirliliği yarattıklarından bu hale gelmedi mi?

Besin maddelerimizde tatlandırıcı ile damak tadı yaratma, raf ömrü uzatma, katkı maddeleri koyarak hızlı büyüme ve gelişmeden daha fazla kar etmek için sağlığımızla oynadıkları için bu hale gelmedi mi?

Moda adı altında reklamlar ile sağlıksız giysi, oyuncak, temel ihtiyaç maddelerinden daha çok kar elde etmek hırsıyla daha kalitesiz kanserolojik maddeler kullandıkları için bu hale gelmedi mi?

Şehirlerde, köylerde yeşil alanları yok edip insanlar beton yığınları içinde yaşamaya zorladıkları için bu hale gelmedi mi?

Halkları milli üretimden, geleneksel beslenmeden kopararak, besin değeri olmayan “zehirleri” yiyecek içecekler ile çocukları reklamlar büyütüp fesfood yemek alışkanlığı kazandırdıkları için bu hale gelmedi mi?

Eğitime, sağlığa, beslenmeye, temizliğe…  Kaynak ayırmayarak, iktidarlarını sürdürmek için kiliselere, camilere, sinagoglara, tapınaklara yatırım yaptıkları için bu hele gelmedi mi?

Öğretmenden, Doktordan çok din insanı yetiştirilmedi mi? Okullardan, hastanelerden çok ihtiyaç duyulmadığı halde inanç merkezleri yaptıkları için bu hale gelmedi mi?

Neler oluyor?

Corona virüsü; inanç, ulus, milliyet, ülke tanımadan öldürdüğünü görüyoruz.

Dünyanın en güçlü devletleri, en güçlü sermayeleri, en güçlü orduları, en görkemli ibadet merkezleri, en alim din adamları, yatırlar… Corona virüsüne karşı koyamadığını görüyoruz.

Saraylar, kaleler, saltanatlar, makamlar, yalılar, paralar, uçaklar, fabrikalar, arabalar, yatlar, malikâneler, kiliseler, camiler, sinagoglar corona virüsünden insanları koruyamadığını görüyoruz.

NE GÖRDÜK?

Corona virüsü ile bilim mücadele ediyor. Devletler; Bilim insanlarını yetiştirmek için eğitime, bilimsel araştırma yapmak için özerk üniversitelere kaynak ayırmaları gerektiğini gördünüz mü?

Bütün bunlar için parasız eğitimin ve sağlığın şart olduğunu, sosyal devletin gerekliliğini gördük mü?

Corona virüsüne yakalananları Camilerde İmamlar, Kiliselerde Papazlar, Sinagoglarda Haham’ların, Tapınaklarda Rahiplerin tedavi edemediklerini gördünüz mü?

Corona virüsüne taşıyanların sadece hastanelerde tedavi edildiklerini gördünüz mü?

Corone virüsü yayıldığında sözde iman gücü olanların, sözde vatansever, milliyetçi olanların ibadet merkezleri yerine hastanelere tedavi için koştuklarını, marketlere hücum ederek besin stokları yaptıklarını gördünüz mü?

O nedenle yeterli inanç merkezleri varken yenilerini yapmaya değil, okullara, hastanelere, sağlık ocaklarına daha çok ihtiyaç olduğunu gördünüz mü?

SONUÇ OLARAK:

Herkes; parasız eğitim ve sağlık hakkına sahip olmalı. Devletler, tüm vatandaşlarını sosyal devlet güvencesi ile beslenme ve barınma güvencesi sağlamalı.

Eşit sosyal siyasal haklar ile farklılıklarına hoş görü göstererek halklar din, dil, milliyet, renk, sınıf ayrımı yapılmadan özgürce kendilerini ifade edebilecekleri yaşamı hayata geçirilmeli.

Doğa, İnsan ve hayvanların ortak yaşam alanı olan bu gezegende herkes kendi doğal akışı içinde yaşam sürmeli.

Bunlar gerçekleştiğinde insanların, hayvanların, bitkilerin virüs tehlikesinde bilimsel mücadele ile salgına dönüşmeden önlenmesi daha kolay olacak.

Bugün biz insanlara düşen: Yetkililerin uyarılarına uygun yaşayarak, corona illetinden dünya insanları olarak kurtulmak olmalı.

Hadi hayırlısı…