Ali Gültekin

29 Aralık 2024 Pazar

AHLAK ÇÖKER, VİCDAN ÖLÜRSE!

 

Ahlak çökerse: Eğitimsizlik, hukuksuzluk, adaletsizlik, denetimsizlik…, yayılır. Vicdan ölürse: Yolsuzluk, hırsızlık, kanunsuzluk, despotluk…, ülkeleri ayrık otu sarır.

-Kim yapmıyor?
 - Her zaman oluyor.
-Olur böyle şeyler.
-Her yerde oluyor. 
-Sadece bizde mi oldu?
-Gözünüz şimdi  mi gördü?
… Olağanlaşan, sıradanlaşan akışı aklayan söylemler, devlet, hükümet, yerel yönetim, kurum, kuruluş yönetici ve yetkililerinin söylemleri olamaz, olmamalı. İktidar olan kesilmeler: Yazılı, görsel medya etkisi ve siyasi propaganda ile yoksul halklar vicdan, ahlak değerlerinden koparılarak  duyguları üzerinden şekillendirirler. Duyarsız, duygusuz, bencil, bireyci kuşak oluşur.
Sosyal devlet olmayınca, süregelen sorunlar katılaşır, katmerleşir.
ÖZELLEŞME!
Özelleştirme; okullar,  hastaneler,  otoyollar, köprü, liman…, ülkeyi cephe çevre sarar. Eğitim, sağlık,  ulaşım, vergi,  hukuk…, özünden koparılır.
Sağlık ve eğitim sistemi sosyal devlet sorumluluğundan koparılarak ticari meta olarak şirketlere dönüşür. Eğitim, sağlık kalitesi düşer, ilaç, organ çeteleri…, oluşur. İnsan sağlığı çetelerin eline geçer. Hasta ve öğrenciler müşteri olarak görülür. Parası olan eğitim ve sağlık hizmeti alır. Üretim, kalkınma katmanları çöker. En ucuza en çok üretim, en çok üretime en ucuz iş gücüyle işveren çevreleri daha çok sermaye kazanırken halk yoksullaşır. 
Ekonomik ve siyasal güç olan küresel sermaye ülkenin yeraltı yer üstü zenginlikleri talan eder. 
Çalışanların sosyal siyasal hakları ortadan kaldırılır.
İşçi güvenliği, iş güvencesi, trafik karmaşası, çarpık yerleşim, doğa talanı, çevre kirliliği, adrese teslim hukuksuz ihaleler… 
Sistem çağın akışına uygun yenilenmediğinde, üretkenliği kaybeder; eğitim, bilim, teknolojiyi  ithal eder konuma düşer.
Siyaset ülke dinamizmi dışına çekilerek, sermaye çevrelerinin, siyasetçilerin, partilerin çıkarları doğrultusunda yapıldığında; eğitim, sağlık sistemleri çöker.  Kültürel, sanatsal, tarihsel, bilimsel… erozyon oluşturur.
Bunları ortaya çıkaran dini, milli duygular üzerinden yürüyen siyaset ayrışmayı, çatışmayı, kamplaşmayı körükler.
Dini ve milli duygular üzerinden ayrışan, kamplaşan siyasetin ortaya çıkardığı hükümetler, milli geliri kendi iktidarlarının kazanımları doğrultusunda kullanması sonucu gelir adaletsizliği oluşur. Hak ve özgürlüklerin partiliye, partililere , mevki makam sahipleri, sermaye çevrelerine… göre işler. 
Adaletsizliğe karşı hak ve özgürlük isteyenler; güvenlik güçleri, mahkemelerce baskı altına alınır. Vatanseverlik, duyarlılık, halkların iradesi ortadan kalkar. Milli tarım, sanayi, hayvancılık çöker. Doğa, çevre, tarih, sanat, kültür…, talan edilir.
Parasız, bilimsel, özerk eğitim ülkelerin mihenk taşıdır. 
Hadi hayırlısı…


SAVAŞ VE BARIŞ!

 

ürkiye halkları, Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan açıklamaları karşısında “bunları söyleyen kim?” Diyerek gözlerini ovuşturup, yakın gözlüklerini taktılar. “Doğrumu duyuyoruz?” Diyerek kulaklarını temizleyip, işitme cihazlarını yerleştirdiler.

Beklenmedik haber, beklenilmeyen yerden geldiğinden Türkiye gündemi oluştu.
Abdullah Öcalan için daha önce TBMM’de yağlı urgan atan Devlet Bahçeli: …tecridi
kaldırılırsa, gelsin Meclis’te DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Bu dirayet ve
kararlılığı gösterirse ‘Umut Hakkı’ndan yararlanmasının önü ardına kadar açılsın.
Bu çağırının sesi henüz Yozgat, Sakarya’ Erciyes’e ulaşmadan çıyanlar meydana çıktılar.
TUSAŞ terör saldırısı yaşandı.
● Dehlizlerde yaşayanlar kim?
● Dehlizlerden çöl faresi gibi çıkarılıp göreve gönderilenler kimler?
Cumhurbaşkanı, İktidar partisinin genel başkanı, Cumhur ittifakı, Ana muhalefet partisi “
barış” derken!
● Savaş isteyenler kim?
● Konuşulan dış güçler kim?
● İşbirlikçiler kim?
● İç odaklar nerelerde yapılanıyorlar?
Ülke yönetimi bunlardan habersiz olur mu?
Bundan bihaber olan ülke yönetimi olur mu?
Devlet kurumları, bu sisli havayı yaratanları ivedilikle açığa çıkararak, açıklamalıdır.
Duman bastı, sis çöktü
İstanbul’un üstüne
Akbabalar dolaşıyor
Esenyurt ‘un üstünde
CHP Esenyurt Belediye başkanının makam odasının kapısı zorla açılıp arama yapıldı. Evi
aranarak, şafak vakti gözaltına alınıp, sorgulanarak tutuklandı.
Barış, kardeşlik, eşit hak ve özgürlük… Söylemlerinin geliştiği günler…
Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan Grup konuşmasında, Devlet Bahçeli ve Özgür Özel’e
yönelik teşekkür cümlelerimi bitirmeden Esenyurt, CHP’li Belediye başkanı Ahmet Özer
tutuklanıyor.
Halkın iradesin kayyum atanarak, darbe yapılıyor.

● Barış isteyen devletin kendisi değil mi?
● Devletin barış isteğine karşı çatışmaları kışkırtan kimler?
● Cumhurbaşkanı barış istediğini ilan ediyor.
● Savaş kimlerin iştahını kabartıyor?
● Bu güçler, Cumhur ittifakı, Cumhurbaşkanı söylemlerini terse çeviren cüreti
kendilerinde nasıl buluyorlar?
‘TAM GÜNEŞ DOĞUYOR’ DERKEN!
Türkiye’nin en çok nüfusa sahip ilçesi olan Esenyurt belediye başkanını şafak operasyonuyla
gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.
Yetmiyor!
Belediye yönetimine kayyum atanıyor.
Ankara terör saldırısı yaşanıyor.
Kimler, kimlere meydan okuyor?
Devletin ordusu, yönetimi, kanunları, istihbaratı bu sızıntı hamlelerini neden önleyemiyor?
Eski Bakanın söylemiyle, SGRS projesiyle sınır güvenlik alt yapısına denizlerin de entegre
edildiğine, Ege, Karadeniz ve Akdeniz, gözetleme sahası içerisinde olduğuna göre, dağdaki
teröristin ayakkabı numarası bilindiğine göre barış girişimini sabote eden güçler kim?
Devletin belirleyemediği oluşumlar mı var?
Daha önce tartışılan:
KONTRGERİLLA
JİTEM
SADAT… mı sahnede?
SONUÇ OLARAK!
Tüm uluslardan, milliyetten, inançtan, dilden, renkten, mezheplerden… Türkiye halklarının
farklılıklarına hoşgörü göstererek; eşit hak ve özgürlükleriyle birlikte yaşama mücadelesi bu
kasvetli hava dağıtır.
Hadi hayırlısı…

AİLE GÜNLÜĞÜ

 

Evin annesi sabahın erken saatlerinde yatağından gözlerini oğuşturarak kalkıp oturma odasına geçti.

Gece  koltuğun üzerinde bıraktığı televizyon kumandasını aldı. Kumandanın sıradan bir tuşuna dokunup hangi kanalın açıldığına bakmadan kumandayı tekrar koltuğun üzerine bırakarak çay suyu koymak için mutfağa  yöneldi.
Televizyon 07.00 ajansını veriyor: 
Günaydın ülkem proğramı başlıyor. 
Hayvan severler yeni kazılmış  çukurda on  köpek cesedi buldular. Darp edilen V.C bebekten  acı haber geldi. Göçük altında kalan sekiz işçiden haber alınamıyor. Gıda çetesi çökertildi. Akaryakıt çetesine darbe. Kaçak sigara ve içki çetesine suçüstü…
Eşinin açtığı televizyon sesine uyanan evin babası yatakta sağa sola dönüp durdu. Uyuyamayınca baş ucunda duran telefonunu alıp haber sitelerinde dolaşmaya başladı. 
“Kıyı  ve sit alanı yönetmenliği tekrar değişti. TBMM’de milletvekilleri tekme tokat kavga etti.  Almanya heyetiyle yüklü silah anlaşması imzalandı. Emekli maaşlarını  eriyor. Terör saldırısı can aldı. Ülkeye kaçak giren göçmenler…”
Annesinin “ Güneş odana girdi hala yatıyorsun.” Sesiyle uyanan atanamayan Sevilay öğretmen telefonunu açarak X sayfasında takip ettiği haber sitelerine baktı.. 
“Anne çocuklarının gözü önünde eşi tarafından beş bıçak darbesiyle öldürüldü. Öğrenci, okul bahçesinde öğretmenine tabancayla  üç el ateş etti. Okula gitmek için evden ayrılılan genç kızdan 10 gün sonra acı haber geldi. Elini kolunu sallayarak gittiği özel hastaneden cenazesi çıktı.”  
Komşu evde gelen radyo sesi: Yanlış ilaçlama sonucu bitkilerin neslinin tükeneceği ön görülemedi.
Börtü böcekler tarımsal ilaçlarla zehirlendi. 
Tarım alanları imara açılmasına tepki büyüyor.
Tarihi yerlerde kaçak kazı  tahribatı.
Kültür, sanat, bilim, ilim…
SONUÇ OLARAK! 
Siyaset,  ülke halkları içinden yapılmadığında emekçi  halklar ülkenin sahibi olamazlar. Sermayeye dayalı her iktidar, temsil ettiği siyasi yapıyı güçlendirecek, yaşatacak eğilimler üzerinden  politika geliştirirler. 
Ezilen halklar devlet  yönetimde söz ve karar sahibi olduklarında, eşit hak ve özgürlükler yasallaşır, ülke dinamizmi güçlenir. 
Hadi hayırlısı…


KALICI VE GİDİCİ BELEDİYE BAŞKANLARI

 

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel: 31 Mart 2024 yerel seçimleriyle cam tavanı tuzla buz ettik.

CHP yöneticileri: Tuzla buz olan cam tavan yerine örümcek ağı örmeye kalkışanlara müsaade etmeyeceğiz. Aç- susuz seçim çalışmalarına katılarak  CHP’yi yerel seçimlerde başarıya taşıyan parti emekçilerinin mücadelesini heba getirmeyeceğiz. Yerel seçimleri kazanan seçmen memnuniyetini hizmetleriyle güçlendirerek, genel seçimlerde partiyi iktidara taşıyacak katkıyı sunan ve sunmayan belediye başkanlarını ayrıştıracaklar. Gelecek, 2028 yerel yönetimler adaylarını bu araştırmaların ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinden belirleyecek.

CHP yönetimi bugünden uyarıyor. Kibirli tutum sergileyenlere, bir dönemin sefasını sürmek isteyenlere, aile hanedanlığı kuranlara seçmenin emeğini heba etmeyeceklerini söylüyor.

CHP KİMLERLE YOLA DEVAM EDECEK:

* Sosyal belediyeciliği, halkçı yönetimi inşa edenlerle.

* Sorunları yerinde, muhataplarıyla tartışıp çözenlerle.

* Çevre duyarlılığı, doğa dostu çalışma sürdürenlerle.

* Karbon nötr şehir hedefi olanlarla.

* Ekip çalışması yaratıp, koordine ve denetleyenlerle.

* Demokratik kitle örgütleriyle, ortak çalışma yürütenlerle.

* Yaşanılabilinir kent projelerine yatırım yapanlarla.

* Liyakatı ön plana çıkaran, toplumsal mutabakat sağlayanlarla, yol yürüyecek.

 CHP KİMLERLE YOLUNU AYIRACAK:

* Hak, hukuk, adaletten kopanlarla.

* Parti örgütleriyle, verimli çalışamayanlarla.

* Kibir gösterenlerle.

* Eleştiri, öz eleştiri kabul etmeyenlerle.

* Ekip çalışması sürdürmeyenlerle.

* Demokratik kitle örgütleriyle, bağ kuramayanlarla.

* Ulaşılmaz olanlarla.

* Rant masası kuranlarla.

* Belediye içinde kadrolaşma yapanlar.

* Kapalı devre sinyal alıp, sinyal gönderenler. 

* Toplumun sorunlarına, taleplerini dikkate almayanlarla.

* Halka kapılarını, telefonlarını kapatarak ulaşılmaz olanlar.

* Kısa devre akıma tutunmalar 2028’de işlevsizleşecekler.

Bu  tutum CHP’nin, belediye başkanlarına disiplin uygulaması  değil. Belediye başkanlarının asil görevi, insani sorumluluğu, parti kültürü ve ahlakıdır.

Hadi hayırlısı…

Şiddetin şehveti!

 

Şiddet bir baskı aracı olarak güç kazanma sürecinde insani duygular üzerinden hazırlanır. Toplumlar duyguları üzerinden ayrıştırılarak, çatıştırılarak kendi cephelerinde yandaş güçlerce oluşturulur. Güç ele geçince şiddet olağanlaşır şehvete dönüşür. Gücü elinde tutanlar insanlıktan çıkarlar. İktidarı devralan sonraki kuşaklarda şiddet zevke dönüşür.

Devlet - halk, halk - hükümet, hükümet -seçmenler, seçmenler - partisi  arasında eşit hak ve özgürlükleri şiddet uygulanarak baskı altına alınır.  Otoriter, egemen  yapı oluşur. Yoksul halkların eğitim ve sağlık damarları kesilerek bu alanlar gelir getiren fabrikalara dönüşür.  Devlet olanaklarıyla, din, ulus, milliyet, mezhep duyguları; harç, kum, sıva olarak kullanılarak yapı kurulur. Bu yapı kendi ihtiyacına göre; eğitim, sağlık, kültür, sanat, güvenlik, spor, ekonomi…, alanlarında sistem oluşturarak kendi  yasalarını yapar. Devlet otoritesi damarlarını sokaklara kadar uzatarak kendini koruyup, besleyecek, büyütecek şehveti yayarak  otoriter katmanlar oluşturur. 
* Hayvana insan şiddeti
* Kadına erkek şiddeti
* Öğrenciye öğretmen şiddeti 
* Öğretmene öğrencisi ve veliler tarafından  şiddet
* Doktora hasta yakınları tarafından şiddet
* Hastaya doktor  şiddeti
* Yaşlılara bakıcıdan şiddet
* Çocuğa bakıcısından şiddet 
* Trafikte sürücüye bir başka sürücü tarafından şiddet 
* İşçiye işveren tarafından şiddet
* Göstericilere  güvenlik güçlerince şiddet
* Avukata davacı veya müvekkil şiddeti
* Hakim ve Savıcıya mahkum yakınları şiddeti
* Memura yönetici şiddeti
* Askere ve Polise üstleri tarafından şiddet.
* Şiddet görüntülü, özendirici diziler, filimler…
Şiddet nedir?
Bireyin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesiyle ya da acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış olarak tanımlanır.
* Şiddet Biçimleri
* Fiziksel şiddet.
* Psikolojik şiddet.
* Cinsel şiddet.
* Ekonomik şiddet.
* Dijital şiddet.
* Flört şiddeti.
* Israrlı takip.
Şiddeti salt kadına yönelik, hayvanlara yönelik veya çocuklara yönelik ele alınarak savunulmaya çalışıldığında sonuç vermez. Toplumun tüm yoksul kesimleri  ortak sorunları üzerinden yaşam alanlarında toplumsal mücadele ederek örgütlü güç oluşturmalılar.
Sonuç olarak!
Eskimiş, lime lime olmuş anlayış yama tutmaz. Bütün dünyanın işçileri, köylüleri ezilen halkları birleşmeli.  Tüm canlı cansız varlıkların kendi doğalarında doğallıklarıyla özgürce yaşayacağı yeni bir dünya için mücadele edilmeli. 
Hadi hayırlısı…

SEFERİHİSAR KİTAP GÜNLERİ!

 

Yedi kişiydiler Kalemleri Fırçaları Tezeneleri, karikatürleri, kitaplarıyla çıktılar yola. Cittaslow adabında yavaş yavaş, toplumsal uyumu ilmek ilmek  örerek.  Yetenekler İMECE’de harmanlandı. Tane tane ayrılarak görev alanları belirlendi.

Çocuk sesini hayvan sesine katarak ‘can dostlar’ oluşumu yaratmayı hedeflediler.
Yedi kişiydiler! 
Beyinlerinde bilinç, yüreklerinde inanç idealleri direnç var.
‘ Çocuklar kitapsız, hayvanlar sahipsiz kalmasın’ şiarı Sığacık kalesinin taşlarında yankılanarak Teos’a, İyonyalılara ulaştı.
Gazeteciydiler
Yazarlardılar
Heykeltıraşlar
Ressamlar
Karikatüristler 
Ses sanatçı
Tiyatrocuydular…
Kalemler makale yazıyor, fırça dokunuşuyla  resimler şekilleniyor. Saz, gitar, keman telinde türkü olup, sokaklarda yaşayan hayvanların yalnızlığına dost elleri uzanıyor.
Kalemden dökülen harfler kelime olup, kelimeler cümleleşti. Cümleler, haberleşerek cümle aleme yayıldı. 
Yedi  ayrı yoldan, yedi  koldan geldiler. SEFERİHİSAR KİTAP GÜNLERİNİ görev bildiler.
Yedi kişiydiler!
Karakılçık buğdayı tohumu gibi yerliydiler. Esen kara, borana yenik düşmeden yeşerdiler. Yerinde filizlenerek, süregelen durağanlığı yendiler.
Yedi kişiydiler!
Ne için yola çıktıkları anlaşıldıklarında  yetmiş kişi   oldular.
Yetinmediler! 
Yetmiş kişiydiler. Ne için yola çıktıklarını anlattılar, 7 yüz  kişi oldular.
Seferihisar köylülerinin, sokak hayvanlarının, çocukların gönüllerinde taht kurup, 7 bin kişi oldular.
Seferihisar biz, biz Seferihisarız! 
Kültür, edebiyat , sanat…, şiirsel dokuyu sahiplenen, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin’in  “Bende varım.” seslenişi 
Köye, 
Köylüye,
Anneye,
Çocuklara, sokakta yaşayan hayvanlara  ulaştı.
SEFERİHİSAR KİTAP GÜNLERİ 12-13 EKİM’DE BAŞLIYOR! 
Sokakta yaşayan hayvanlara  sadece yaşamaları için yemek vermekten çıkarıp , doğada doğallıklarıyla  insanlarla birlikte yaşama tutumu aldılar. 
Sokakta yaşayan hayvanları yaşam hakkını savunmak: Teos marinanın büyütülmesine karşı  gelişen savunmaktır. 
Doğayı, insanı, hayvanı savunmaktır!
İnsan yaşamının; sanat, kültür, tarih… her safhasında var olan sokakta yaşayan hayvanlar karşı duyarsızlığı yerle bir ettiler. Ebeveynlerle, çocuklarla  birlikte hayvanlara karşı hassasiyeti öne çıkaran, örnek bir tutum sergileyerek: 
ETKİNLİĞİN TÜM GELİRİ HAYVANLARIN DAHA İYİ KOŞULLARDA YAŞAMALARI  İÇİN BAĞIŞLANACAK! 
Hadi hayırlısı…

Belediyelerin hükümet görevi üstlenme hevesleri!

 

İnsanların dini duyguları üzerinden Allah ile kul arasına girenler misali, belediyeler hükümetle yoksul halklar arasına girir oldular.

İnsanca yaşamı özümseyemeyen, zorluklara direnç gösteremeyen müminler düşünceyi resetleyip, yaşamlarını kaderle özleştirirler.
İnsani değerlerini yaşatma direnci göstermeyenler, hükümet ve devletten yönetimlerinde söz sahibi olma iradelerini yitirirler.  Haklarına sahip çıkmayarak, düşük ücretle çalışır, işsiz kalır…, yoksullaşarak “hayıra muhtaç”  duruma düşerler. Emekçiler üretimden gelen güçlerini sınıf sendikacılığı üzerinden örgütlü güce dönüştüremediklerinde sermayenin güdümüne girerler. 
Yaşamlarını; çocuklarının sağlıklı, eğitimli almaları, karınlarını doyurarak yaşam sürmeleri  için yatırlarda dilek diler, adak adar, ekmek, aş için hayır kurumlarından “sadaka”  alarak, karşılığında dua ederler.
Bu tutum: Emeğini sermayenin vicdanına sunmak, aynı zamanda; işinden, ekmeğinden, özgürlüğünden vazgeçmedir. 
Bu alanlarda direnç kırılınca;  yoksulların hak ve özgürlüklerini baskı altına alıp, çalışanların emekleri üzerinden zenginler türer.
Sosyal devlet oluşumu için; İşçi ve emekçiler yaşam ve çalışma alanlarında örgütlenerek sosyal siyasal hak ve özgürlükler ile donanımlı devlet  sisteminde asli unsur olarak yer almalılar. Aksi halde, devlet-hükümet yönetiminde  ekonomik ve siyasi güç toplayanlar, devleti oligarşik yapıya dönüştürürler. Ülkede eşit yurttaşlık hakkı ve eşit gelir dağılımını ortadan kaldırırlar. 
SADAKA BEKLEMEK! 
Yoksul halklar, belediyelerin yardıma muhtaç listelerine adlarını yazdırma, kira yardımı, maaş desteği, et, süt…, alma yarışına girmemeli. 
Hak ve özgürlükleri için mücadele edenlerin yanında saf tutmalılar. Temel insan haklarına sahip çıkmalılar.
Bugün hak ve özgürlüklerine sahip çıkmayanlar, belediyelere “avuç açarak” yaşam sürenler,  gelecek nesilleri sadakayla yaşamaya teslim ederler. 
BELEDİYELERİN GÖREV ALANI DEĞİL! 
Belediyeler bir çok ülkede olduğu gibi özerk yönetimler olsalar, sosyal yardımlar için devlet bütçe tahsis etse; elbette insanların  beslenme, barınma, sağlık, eğitim…, alanlarında çalışma yürütürler. 
Ancak, günümüzde devlet bu bütçeleri bakanlıklara veriliyor. 
Yoksul halklar belediyelere boyun bükeceklerine, bakanlıklar karşısında Demokratik Kitle Örgütleri direnciyle dik durup haklarını söke söke almalılar.
Belediye başkanlarının “onlar yapmıyor. Ben yapıyorum, aç mı kalsınlar.”  Bu söylemler, hükümetin yükünü alma, hak gasplarına karşı mücadelenin önünü kesme olur. Belediyeleri  hayır kurumlarına dönüştürür.
İktidar olan hükümet ve yerel yönetim olan belediyeler sonuçta ülke halklarının bütçesini yönetiyorlar. Belediyeler, kendi bütçelerini; duygusal yaklaşım, siyasi kazanım…, için kullanmamalılar. Yan etkileri çok daha fazla açlık yoksulluk ortaya çıkarır. 
SONUÇ OLARAK! 
İnsanlık onuru olan temel insan hakları: İşçi, emekçi ve tüm yoksul halkların birlikte örgütlü mücadelesiyle yasal statüye kavuşturularak  ivedilikle çözülmeli.
Hadi hayırlısı…

İzmirlilerin Vali Elban’dan bir talebi var

 

Tüm sürücüler seyir halindeyken polis ve jandarma tarafından oluşturulan kontrol noktalarında durdurulur.

Çevirme/Kontrol/ Uygulama: GBT,  (Genel Bilgi Toplama) ehliyet, alkol, araç sigortası ve vergi kontrolleri yapılıyor. Kolluk kuvvetlerinin görev tanımları içinde sürdürülen uygulamalara sürücüler uyum göstermekteler. Burada bir sorun yok.

Bu yazıyı okuyan bir çok kişi, “Ben de gördüm. Çok haklı bir eleştiri, uyarı” diyecekler.

Kolluk kuvvetleri uygulama yaparak halkın mal ve can güvenliğini korumaya çalışıyor. Her şey güvenlik görevlilerinin iş tanımlarının olağan akışı içerisinde ilerliyor. Asıl mesele bu aşama sonrası başlıyor. 

Otobüs yolculuğunda, kahvehane, ofis muhabbetlerinde sıkça konu olan, “Kolluk kuvvetleri çok zaman iş güvenliğini sağlayarak uygulama yapmıyorlar. İş güvenliği dikkate alınmadan düzensiz yapılan uygulama kontrol noktalarında sürücüler de tehlikeye çekiliyor.” Bu sohbetler basın mensuplarına ulaştığında doğal olarak kamuoyu gündemine taşınıyor.

ÖNCE İŞ GÜVENLİĞİ

Güvenlik görevlileri kontrol noktalarında seyir halindeki sürücüleri durdururken kendi güvenliklerini sağlama özenini göstermiyorlar. Araç durdurma, sıralamada kendi canlarını hiçe sayıyorlar. Uygulamalarda iş güvenliğini sağlayamayan ekipler görevini ifa edemez. Bu türden uygulamalarla sürücülerin can güvenliğini tehlikeye atarlar.

DİKKAT ÇEKEN UYGULAMALAR!

* Yollarda şerit ayırma dubaları standartlara uygun dizilmiyor. ( Boyaları gitmiş, biri yerde yatık, diğeri çizgiden kaymış)

* Uygulama yapan görevlilerde çoğu zaman reflektörlü elbiseler olmuyor.

* Polis memurlarının elinde ledli dur geç levhaları olmuyor. (Elleriyle işaret yaparak bazen arabanın önüne atlayacak durumda hareket ediyorlar.)

* Araçları durdurma, sıralama yaparken diğer araçlara risk oluşturuyorlar.

Kendi güvenliklerini riske sokarak kontrol etmek için durdurdukları araç ve sürücüleri de riske sokuyorlar. Bu yanlış uygulamaların sonucu geçmişte yaşanılan kazalar hala zihinlerimizde. 

Bu konuda görevliler önce kendi iş güvenliğini sağlayarak, güvenli ortamda sürücülerin kontrollerini sağlamalı. Bu alanlarda çalışan kolluk kuvvetlerinin ekipman donanımları yetkili kurumlarca sağlanmasına özen göstermeliler.

SONUÇ OLARAK!

İzmir Valisi sayın Dr. Süleyman Elban’ın İzmirlilerin taleplerine duyarlılık göstererek araştırma, denetleme yapacağına, var olan eksikliklerin ortadan kalkacağına inanıyoruz.

Çalışmalar iş güvenliği yönetmenliğe uygun yürütülsün. Kolluk kuvvetlerinin ve uygulamaya çevrilen sürücülerin can ve mal güvenliği korunsun istiyoruz. Bu talebi önemseyerek konuyu Haber Ekspres sayfasında gündeme taşıdık.

Hadi hayırlısı…

Polat Alemdar’dan Dilan Polat’a

 

Ekonomik ve siyasi bağımlı ülkelerde televizyon dizileri bilimsel yöntemlerle üretilerek ortaya çıkmaz.

Küresel sermaye; eğitim, sağlık, kültür, sanat, tarih, edebiyatı… melezleştirerek, körelterek, yönlendirerek kamuflaj uygulayarak sermayenin kazanımına devşirir. Dil, kültür ve ahlaki deformasyon yayarak sosyal dokuyu yok eder.
Yoksullaştırdığı halkları ülkenin zenginlerine muhtaç , ülke zenginlerini küresel sermayeye bağımlı hale getirir. Parasız bilimsel özerk eğitim devlet politikası olmadığı için aileler çaresiz kalırlar.
Siyaset bilimciler, sosyologlar ülkelerin sosyo ekonomik ve siyasal yapısına göre gençliği, kadını, köylüyü, işsizi… etkisi altına alacak senaryolar hazırlarlar.
Geçmişten bu güne; televole, magazin programlarının revaca çıkmasının ardından, Reha Muhtar’la “acı var mı?”, diye başlayan, yemekteyiz proğramı, kurtlar vadisi , ağa konulu diziler, havuzlu -jeepli-yalılı diziler derken, youtuber, instagram, tik tok’da en çok takipçileri olanlar “memleketin prensleri, prensesleri, idolleri” oldular.
Toplumu dizilere bağlayarak dönemsel idol karekterler çıkararak gelecekte gerçekleşecek olaylara hazırlıyorlar.
Okullarda ders yılı başladı:

Tek ülken iki yaşam:

Her iki aile bu ülkenin vatandaşı. Sosyal devlet, eşit gelir dağılımımdan yoksun ülkelerde parasız bilimsel özerk eğitimden mahrum çocuklar, zeka düzeyi dikkate alınmadan ailelerinin ekonomik durumlarına göre eğitimde pozisyon alıyorlar.
1. Yaşam: Ayrışma!
Cenk’in ailesinin sahip olduğu pazarlama şirketinin işleri son yıllarda gün be gün kötüleşiyor. Ailesi Cenk’i bu güne kadar özel kolejlerde okuttu. Ekonomik zorluklar yaşayan aile bu yıl Cenk’i devlet lisesine gönderdi. Cenk’in okulda ilk gününün nasıl geçtiğini annesi merak içinde bekliyor.
Son ders zili çaldığında Cenk okuldan ayrılıp belediye otobüsüyle eve geldi. Cenk’in evi okula beş durak mesafede. Otobüs Cenk’in ineceği durağa gelip durduğunda ilk inen Cenk oldu.
Bahçe kapısından içeri girdiğinde içinden boğa gibi bağırmak geldi. Çınar ağacının altında sallanılan sandalyede kitap okuyan annesini gördü. Annesinin olduğu yere doğru koşar adım yürüdü. Elindeki çantayı annesinin ayaklarına doğru fırlattı. Boynundan çıkardığı kravatını çınar ağacının alt dallarından birine astı. Annesi, şaşkın bakışlarla oğlunu izledi. Anne bu davranışların olabileceğine hazırlıklıydı.
Cenk: Anne beni özel okuldan alarak neden varoş çocuklarının gittiği okula gönderdiniz? Düşüne biliyor ben belediye otobüsü kullanıyorum.
Hayatımda bugün duyduğum utancı hiç yaşamamıştım.
Bu okuldaki öğrencilerin davranışları, giysileri, konuşmaları bir başka dünyadan gelmiş apaçiler. Sıradan öğrencilerle aynı ortamda olmak istemiyorum.
Anne: Oğlum hele bir oturup soluklan.
2. Yaşam: Yozlaşma!
Sıvacı baba işsiz annenin çocukları Serkan anneye miras kalan daireyi satarak bunca yıl devlet okulunda okuyan çocuklarını özel liseye yazdırdılar. Sekizinci sınıfa kadar devlet okulunda öğrenim gördüğü dönemde okulda isminden söz ettiren Serkan’ın yeni okulunda ilk günü mutsuz geçti. Okul dönüşü servisten inen Serkan caddeden yaklaşık yüz metre içerde olan evlerine doğru stresli haliyle sağa sola bakmadan yürüdü.
Apartmanın dış kapısını açarak giriş katta bulunan evlerinin ziline çaldı. Kapıyı açan kız kardeşi, konuşmadan, ağbisinin yüzüne ağbisinin yüzüne bakmadan beledi. Ağbisi içeri girdiğinde kapıyı kapatıp odasına çekildi. Ayakkabısını evin holünde çıkaran Serkan elindeki çantasını salonda bulunan yemek masasına bırakarak mutfakta yemek hazırlığı yapan annesinin yanına gitti.
Serkan: Anne ben okuma serüveninden vaz geçiyorum. Tüm birikimlerinizi beni özel okulda okutmak için yatırdınız. Özel okul dediğiniz şey süt kuzusu, bebelerin mekanı. Beni tanıyan bir Allah’ın kulu yok ki, çıkıp ‘Seko’ diye seslensin. Benim geçmişimi bilen kimse yok. Burada sıradan bir öğrenci oldum. Orta okuldaki popüler havamı kaybettim.
Önceki okul yıllarında Serkan. 20 kişilik sınıfta başarısının fark edilmeği için, yakışıklılığı ve gözü karalığı ile ön plana çıkmıştı. babadan miras kalan daireyi satıp, oğlunun zekasını eğitimden yana kullanacağı ortam hazırlamak istiyordu.
Anne: Oğlum sen ne diyorsun
Serkan: O-ku-ma-ya-çağım diyorum Anne okumayacağım. Sizin istediğiniz gibi Doktor, Mühendis, Avukat…, meslek edindiğimde ne yapacağım? Nasıl yaşam sürdüreceğim?
Hayatım boyunca okusam Kurtlar vadisindeki Polat Alemdar’ın ülkedeki algısını yakalayabilir miyim?
Hayatım boyunca çalışsam Dilan Polat’ın bir tane arabasını alabilir miyim?
Dün, Polat Alemdar, Bugün Dilan Polat örneği var. Yedi düvelde destanlaşan; Testere Necmi, Laz Ziya, İskender Büyük kariyeri yapmak için okumak gerekmiyor.
Bir bölgeyi kontrolüm altına alacak teşkilat kurarım. Dilan ve Engin Polat çifti gibi paraya para demem. Anam, sen de sarayımın sultanı olursun.
Derya müzik dinlediği kulaklığını çıkardığında anne ve ağbisinin konuşmalarını duydu. Bir kaç dakika konuşmaları dinledi. “Anneme açılmanın tam sırası.” Dedi. Odasından çıkarak Annesi ve ağbisinin yanına geldi.
Anne ve ağbi Derya’nın geldiğini farketmediler.
Annesinin arka tarafında bulunduğu için eliyle annesinin omuzuna vurdu. Anne başını çevirdiğinde kızı Derya ile göz göze geldi.
Derya : Anne bende 18 yaşına geldiğimde okulu bırakacağım. Okumakla istikbal kazanılmıyor. Dilan Polat’ı gölgede bırakacak güzellik merkezi açacağım. Adını şimdiden belirledim. Derya Deniz güzellik merkezi olacak. Abim beni korur. Onun parasını iş yerinde beyazlaştırırım.
Hayat okumaktan ibaret değil. Kısa yoldan bommm gelsin mangırlar. Doktor, Mühendis ne kazanıyor? Görmüyor musun akademisyenler yurtdışına gittiler, gidiyorlar. Parayı okuyup meslek yapanlar değil, kafayı çalıştırıp iş kuranlar buluyor. Okumakla zengin olunmuyor. Şirket kur, sosyal medyada takipçi bul, kısa sürede voleyi vur!
Bammm! Diye kariyerin ülkeye yayılıyor.
Anne çaresizce, gözlerini önce kızının , sonra oğlunun üzerinde gezdirdi. Sağ elinde tutuğu kapağı içinde yemek pişen ocağın üzerindeki tencereye kapadı. İki elini karnının üzerinde birleştirdi.
Anne: İnsanlığını kaybedenler, vicdan ve adabı yitirenler her yerden para kazanır. Zenginlik paraysa, para her yoldan bulunur.
İnsanlıktan çıkanlar parayı nerede ve ne için kullanacaklar?
Fakir Baykurt, Hasan Ali Yüce, Sebahattin Eyüpoğlu, Hakkı Tonguç’u kim nasıl hangi parayla bulacak? Mümkün mü?
Hadi hayırlısı…


İzmir Körfezi körleşirken!

 

İzmir Körfezi’nde çevre kirliliği, şehir iklim değişikliği ile derinleşiyor. Bu cümleyi oluşturan kelimeler körfez kirliliğini çözecek şifreleri veriyor.

Cümle içeriğinde:

Çevre

Şehir

İklim

Değişim kelimeleri var.

Körfez kirliliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kapsama alanına giriyor mu?

Evet!

İzmir Körfez kirliliğinin çözümü salt, İzmir Büyükşehir Belediyesi sorumluluğunda düşünülebilir mi?

Hayır!

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın İzmir Körfez kirliliğini İzmir Büyükşehir  Belediyesi ile diyalog kurma yerine eleştirmesi doğru mu?

Doğru değil!

Diyalog kanallarını açın!

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum’un İzmir Körfez kirliliğine basın açıklamasıyla yaklaşarak  “siyasi nafaka” beklentisi içinde olması şık olmadı.

Murat Kurum, sade vatandaş olarak elbette eleştiriler yapar.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koltuğu,  Körfez kirliliği üzerinden İzmir belediyesini hedef alan eleştiriler için oluşturulmadı. Makam, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı  Cemil Tugay  ile görüşerek belediye ve bakanlık imkanlarıyla çözüm üretme görevi verir.

Ülkenin iki farklı kurumu olan bakanlıkla belediye İzmir Körfez kirliliğini ivedilikle çözmeliler.

Genel  ve yerel yönetim seçimlerinde İzmirliler oy verdiler.

 Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın açıklamalarının satır aralarında, öncesinde uyguladığı yaptırımları, güncel eleştirileri İzmirliler için bir şey ifade etmiyor.  Kendi aralarındaki  kurumlar arası argüman, yasal işleyişlerin kendi içinde seyridir.

Sorumluluk!

Bakanın eleştiri yaklaşımı kuşkusuz Körfez kirliliğinin çözümünü çözümsüzlüğe sürükler. Her iki kurum toplumu temsil ediyor olmalarından dolayı; tartışmalarını işin dokusuna uygun sürdürerek, öneri, katkı sunarak somut çözüm üretmeliler.

İzmirliler, yerel yönetimlerin geçmişten bu güne olanakları dahilinde Körfez’in temizliği  için çalışma yürütüldüğünü biliyorlar. Benzer krizlerde sorumluluğun yerel yönetimlerde olması bir şey ifade etmiyor. Merkezi yönetimin sağladığı bütçe, mevzuat, yasalar dahilinde çözümü imkansız olabiliyor.

Bakanlığın körfez kirliliğinin çözümü için katkı sunması,  öncelikle temsil ettiği makama, bakanı olduğu  hükümete karşı sorumluluğudur. Bakanın temsil ettiği hükümete İzmirliler seçimlerde oy verdiler. İzmirli seçmenlerin oylarıyla iktidar olan hükümetin bakanlığı, Körfez kirliliğini amasız, fakatsız belediyeyle birlikte çözmelidir.

Ne yapmalı?

Bakanlık,  tüm muhatapları biraraya getirip, Körfez kirliliğini çözmeli. İzmir Büyükşehir Belediyesi Körfez’i temiz tutma,  denize dökülen tüm akıntıları denetleme sorumluluğunu sürdürmeli.

Ah be güzel İzmir!

İzmir Körfezi bizi görmüyor.

İzmir Körfezi’nden koku yayılıyor.

İzmir Körfezi’nde canlılar ölüyor.

İzmir’in çevresinde çıkan yangının külleri soğumadan imara açılıyor.

İzmir - İstanbul ve İzmir -Ankara hızlı tren beklentisi sürüyor.

İzmir - Ankara, İzmir- Antalya otoyolu…

İzmir ‘de kentsel dönüşüm

İzmir depremin hasarı, trafik sorunu…

Açıklamalar

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum:  İzmir Körfezi'nde çevre felaketi yaşanıyor. Bunun sorumlusu görevdeyken Körfez için tek bir adım atmayanlar.

 İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay: Sayın Bakan, bir muhalefet partisi il başkanı gibi basın toplantısı yaparak, yerel yönetimlerimizi hedef göstermektedir.

Ayrışmaya hayır!

İzmir Körfezi’nin kirliliğinin çözümü için;  Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı müdahil olmalı.

İzmir Körfez kirliliği, Kurumları ayrıştırarak; kibir, kinayet siyaseti seyrinde çözümsüzlüğe sürüklenmemeli.  Belediye ve bakanlık küfeyi birlikte sırtlayarak çözüm üretmeliler.

Bu  sesleniş, İzmirlilerin arzusu, talebi, istemi, ricası değil. Bakanlık ve belediyenin işbirliği geliştirme, çözme görevlerini hatırlatmalarıdır.

Hadi hayırlısı…

TUNÇ SOYER-CEMİL TUGAY KARŞILAŞTIRILMASINA SON VERİNİZ!

Cumhuriyeti Halk Partisinin İzmir yönetimi, üyeleri, milletvekilleri ve kamuoyu Tunç Soyer-Cemil Tugay dönemi karşılaştırılmasına son vermeliler.

Kendine siyasi alan açmak isteyen, var olan mevkilerini makamlarını korumak isteyenler veya yeni makam mevki arayanlar önceki dönem ve mevcut başkanı karşılaştırma yarışındalar.

Bu yöntem: Dini ve milli duygular üzerinden siyaset yapan mantıkla aynılaşmadır.

Önceki dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer farklı, mevcut İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın farklı bir kişiler, farklı kişilikler. Her ikisinin yönetim, çalışma ve proje geliştirmelerinin farklı olması hayatın doğal akışına uygun değil mi?

* Kişileri aynılaştırmak mümkün mü?

* Her iki başkanın çalışmalarını siyasete malzeme yapmak siyasi ahlaka, parti sorumluluğuna yakışır mı?

* İzmirlilerin gündemi; belediyenin geçmiş dönemle, yeni dönemi yarıştırmak olabilir mi? 

* Yanlış, doğru kurgularla başkanların isimleri üzerinde tartışma kime ne kazandırır?

* Bugünün çalışmalarını gölgeleme girişimleri insan ahlakı olabilir mi? 

Herkes kaybediyor…

1. Belediye çalışmalarının motivasyonu düşüyor.

2. Enerji, güç ve zaman kaybı ortaya çıkıyor.

3. Her iki başkan zarar görüyor.

4. İzmir CHP teşkilatı zarar görüyor.

5. İzmirliler zarar gö-rü-yor.

Ne yapmalı?

İzmirli CHP’lilere düşen; bu tartışmalardan uzaklaşarak Tunç Soyer başkanın yarattığı değerlere, bıraktığı eserlere sahip çıkılmalı. Cemil Tugay başkanın kendi geliştirdiği projelere katkı sunarak, ortaya çıkaracağı değerlere, yaratacağı eserlere destek verilmeliler.  Dün Tunç Soyer’in yanında olanlar neredelerse , bugün Cemil Tugay’ın yanında olanlar  dönem bittiğinde orada olacaklar. “Başkanları yarıştır işleri karıştır” ajitasyonunu çekip, kahkaha atanlara fırsat verilmemeli. Geçmiş dönemler kazılarak yenilik  bulunmaz, ortaya sadece tarih çıkar.

İzmirli CHP’lilere düşen; partiden kimi belediye başkanı seçilmişse, halkçı belediyeciliği güçlendirmek için bilgi, birikim, becerileriyle onun yanında saf tutmalılar. İzmirli CHP’liler kimin belediyeden çıkarılacağı, çıkarıldığı, kimin nereye atandığının tartışmalarını yaparken zaman durmuyor.  Parti çalışmalarını buralara endeksleyenler bilsinler ki: Kronograf saat işliyor. Bir bakmışsınız tekrar seçim dönemi gelmiş!

Geçmiş dönemi gölgelemek geleceği aydınlatmaz.

Bugünün çalışmalarını geçmiş ile yarıştırmak çalışmalara katkı sunmaz.

Yerel siyaset belediye çalışmalarına, belediye işleyişine taşınmamalı. İzmirliler bugün olabildiğince Cemil Tugaya bilgi birikimlerini aktararak, çalışma heyecanı yaratarak, başarılı bir dönem ortaya koymalılar.

Eleştiri, gedik açma çabası, çamur atma yöntemi değil.  Eleştiri, birilerini suçlama, teşhir etme yöntemi hiç değildir. Bu tutum, bilgi eksikliği, bilinç yoksunluğuyla ortaya çıkar. Eleştiri, eksikleri giderme, yanlışları düzeltme, iyileştirme, dönüşüm yaratma sanatıdır. Eleştiri birebir muhatabıyla sürdürülür. Öz eleştiri varsa müdahil olanların ortamında yapılır. Kamusal bir durumsa kamuoyuna deklare   edilir.  Eleştirinin yöntemi eleştiri yapanın bilgisini, bilinç aktarımı kişiliğini ortaya çıkar.

Parti örgütleri belediyelerin insiyatifine girmemeli.

Parti örgütleri alan çalışmaları yaparak toplumdan gelen eleştiri ve talepleri belediye yönetimlerine aktarmalılar.

Belediyelerin çalışmalarına işlev katacak; her görüş ve inançtan köy, mahale, semt örgütlenmesi yapmalılar. Bu örgütlülük; topumun tabanından gelen eleştiri ve talepleri harmanlar. Partiye dinamizm katar. Partiye geniş tabanlardan katılım sağlar. Toplumsal katılımcı sosyal belediyeciliği, halkçı yönetimi ortaya çıkarır.

Parti örgütleri sürekli belediyelere işçi, memur aldırma, müdür atatma görevini üstlenmemeliler.

Bu tutum: Üretkenliği yok ederek örgütü hantallaştırır, siyasi çalışma alanlarını daraltır, politik olarak güçsüzleştirir…

Hadi hayırlısı…

İzmirlileşmek!

 

Nasıl mı? Bornova’da yaşayan demokrat Buca’da yaşayan Sosyalist Karabağlar ’da yaşayan milliyetçi,

Kahramanlar ’da yaşayan muhafazakar, Kadıköy'de çalışan esnaf Menderes'te yaşayan köylü, Bayraklı ’da sanayici …

Her ulustan, inançtan, görüşten İzmir halkları:

İşçi, memur, işsiz, emekli…

Kadın, kız, erkek…

Çocuk, genç, ihtiyar…

Aynı semtte, mahallede, sokaklarda, hatta binada birlikte yaşıyorlar.

İzmirliler, kendi oylarıyla seçtikleri iktidar ve yerel yönetim kurumlarını İzmir’in sorunlarını belirleyerek ortak çözüm üretmeye zorlamalı.

 İZBAN, metro ağının İzmir’in her mahallesini, caddesini örümcek ağı gibi dokusa, Üçkuyular- Bostanlı arası tüp geçit olsa, araç park sorunu çözülse kime ne zararı olur? 

İzmirliler yaşanılır kent estetiği için birlikte çalışma yürütmeliler.

İnanç, mezhep, ulus duyguları üzerinden yapılan siyasetinin İzmirlileri ayrıştırmalarına, bu ayrışma üzerinden şehirlerin sorunlarının çözümünün ötelenmesine karşı güçlü birlik oluşturarak İzmir’i sahiplenmelidirler.

 İzmir’de yaşayan halkların, ayrışmadan hiç bir çıkarı olmaz!

İzmir milletvekilleri, siyasi partilerin üyeleri, STK’lar, Akademik ve mesleki odalar, İktidar ve yerel yönetimleri birlikte çalışmaya zorlamalılar.

Tek çözüm:

İzmirli siyasetçiler, farklılıklara hoşgörü göstererek, ortak değerler üzerinden birleşerek, ortak sorunlarını birlikte çözmeliler. Ortak taleplerini hayata geçirme mücadelesi vermeliler.

Siz İzmirlileşemeyenlerden olmayınız!

Hadi hayırlısı…