Ali Gültekin

1 Şubat 2013 Cuma

Barışa el uzat



Köyünde, kasabasında şehrinde, bölgesinden, ülkesinde ayrılmadan, farklı ulus ve inançtan insanlar ile yaşamayanlar, bu konuda bilgi edinmeyenler için eşit sosyal siyasal haklar, barış  ve birlikte yaşam söylemi bir şey ifade etmeye bilir.
Barışın ne barışı olduğuna anlam veremezler. Sorunun ne sorunu olduğunu idrak edemezler. Kuşku duyarak önyargılı davranırlar. Korkulara kapılırlar. Kendi yaşamlarından bir şeylerin değişeceğini sanarak telaşa içinde olurlar. Ülke bölünmesi, zayıflaması endişesi taşırlar.
Oysa, barış içinde farklı ulus ve inançtan topluluklar ile birlikte yaşama; insanlar için zenginlik, huzur, sevginin yeşermesi ve güvenli güçlü bir ülke demektir.
Manisa’da Yaşam
Türkiye’nin şanslı üç beş şehirlerinden birisi olan Manisa, “yerlileri” Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya’dan gelen „göçmenler” ile tanıştı. Bu topluluklar Manisa çevresine bir halka açarak kenar mahalleler oluşturdu. “Yerliler” bir basamak yukarı çıkarak ilk halkada dairenin merkezi oldular. Göçmenler, içinde bulundukları koşullarından dolayı yeni yerleşim alanlarında tutuna bilmek için düşük ücretlerle en zor işleri yaptılar. “Yerlilerin” yaşam alanları, kültürleri, işleri, ekonomik koşulları göçmenlere göre çok farklıydı. Kimine göre uyum, kimine göre katılım süreci yaşanması uzun dönemler aldı. “Yerlilerin” içinden göçmenleri kabullenmeyenler çıktı. Göçmenler zorunlu olarak tüm kazanımlarını geride bırakarak geldikleri ülkelerini rüyalarında acı ve tatlı anıları ile canlandırarak Manisa ile bütünleşmeye çalıştılar. Bu yazıyı okuyanların birçoğu kendi yaşamlarından örnekler ile bana katılacaklarından eminim.
Türkiye’den 1960 yılların başında Avrupa ülkelerine çalışmaya giden göçmen işçilerin ekonomik olarak iyileşme gösterince köylerinde bıraktıkları ailelerini 1970 yılı başlarında kentlere taşıdılar.
Anadolu kırsalından, 1980 sonlarına kadar kentlere iç göç sürdü. Manisa o dönem en çok göçü Malatya’dan aldı. Manisa’da ikinci halkayı oluşturan yurtdışı göçmenlerinin çevresinde üçüncü halkayı Anadolu kırsalından Manisa’ya gelen Türkmenler oluşturdu.  Yurtdışı göçmenleri ikinci basamağa çıkarak merkeze yakınlaştılar.  Yurtdışı göçmenlerinin ilk geldiklerindeki yaşadıkları sıkıntılı süreci Anadolu’dan gelen göçmenler yaşayarak Manisalı oldular.
Türkiye’nin kara tarihi
Bence, Türkiye’nin en karanlık tarihi olan 1990 – 1996 yılları arasında yaşandı. Orta Doğu’nun yeniden dizayn edilme sürecinin start aldığı dönemdi. Emperyalistler Orta Doğu’da miladı dolmuş işbirlikçilerini çağa uygun yenileme süreci başlattılar. Bizim ülkemizi içerisinde açıktan değişim yaratamayacaklarından dolayı köy boşaltmalar, faili meçhuller, gözaltında kayıpları, etnik köken, inançların ayrışmasın çatışmasının provasını yaptılar. Yığınlarca insanımız bu süreçte çok acılar yaşadı. Ekonomik ve siyasal nedenlerden dolayı Kürt aileleri batılı kentlere yerleşmeye başladılar. Manisa bu süreçte oldukça çok göç aldı. Bir halka daha genişleyerek Kürt insanlarına yerleşim alanları açtı. Manisa’nın kenar mahallelerini oluşturan Kürt halkı ile Anadolu Türkmenleri, Manisa yerlileri ve yurt dışı göçmenleri aynı kentte buluştu. Bu buluşma Manisa için kültürel zenginlik ve sosyal doku oldu.
Emperyalistlerin geliştirip sahneye koyduğu Türkiye’yi parçalama oyunları sürekli seyircisiz perde açtı. Kürt yoksulları, çatışma ortamının madunları, yönlerini Orta Doğu petrol zenginliğine dönmediler. En çaresiz oldukları anda yönlerini Türk coğrafyasına Türk insanları ile birlikte yaşamaya döndüler. Kürt kardeşlerimizin bu tutumu biz Türkler açısından çok önemli bir kazanım. Bunu güçlendirmek için birlikte daha çok çaba harcamalıyız.  
Kazanımlar ve Kültürel zenginlik
Manisa dört halka ve dört basamak olarak merkezden kenar mahallelere doğru genişledi. Merkez, Malta, Yenimahalle, Horozköy, Feyzi Çakmak ve diğerleri…
Manisa’nın Tarım ve Sanayi şehri olma özelliğinden dolayı iş bulma ve iş kurmak olanakları sağladı. Göçmenler var gücü ile çalışarak başlarını sokacak konut edenime mücadelesi verdiler. Kenar mahallerde oturup iş bularak çok kazananlar, iş alanları yaratanlar şehrin merkezlerine doğru mülk edinerek ilerlemeye başladılar. Manisa’da kenar mahalle yoksullarının ent merkezlerine yönelim; 2000 yılları başından sonra sanayinin gelişmesi ile pareler olarak hızla yayıldı.
Kentli ve kır yoksullarının uyum- katılım süreci
Bazıları ekonomik olarak zenginleşmenin kendilerini değiştirmediğini iddia ederler. Bal gibi değişirsiniz. Önce evinizin yeri değişiyor. Sonra arabanız, gittiğiniz sosyal mekânlar, yemek yeme alışkanlıklarınız, bu alanlarda edindiğiniz arkadaşlıklar, dostluklar, çocuklarınızın okul standartları, giyim tarzınız, konuşmanız, şiveniz, komşularınız değişir. Bu süreci engelleyemezsiniz. Manisa’da yaşayan dört halkanın içinde yakınlaşma, kaynaşma uyumu hızla 2000 yılları başından sonra gelişti. Kenar mahallelerden kent merkezlerine doğru ilerleyiş ile komşu, müşteri, sınırdaş, iş arkadaşı, iş ortağı, dünür oldular. Çocukları aynı okullara gitti. Aynı yerden giyinmeye başladılar. Aynı eğlence mekânlarında karşılaştılar. Bu kaynaşmanın gizemli gücü var mı? Hayır! Ekonomik değişimin kendi doğal akışının yansımasıdır.
Katılım ve kaynaşma süreci birçoğunun ön yargılarının kırması ve değişik kültür, inanç ve milliyetlerden insanları tanımalarına vesile oldu. Malatyalı ve Muşlu aile ile dünür oldu. Makedonya göçmeni aile ile Bitlisli ortak iş kurdu. Manisa yerlisi bir aile Bulgar göçmeni ile komşu oldu.
Barış, hemen şimdi
Yazımın girişinde farklı ulus ve inançtan insanlar ile iç içe yaşamamış olanlar, bu konuda bilgi edinmeyenler, köyünden, kasabasından, şehrinden hele de ülkesinden ayrılmayanlar barışın ve birlikte yaşamanın ne anlam ifade ettiğini algılayamazlar demiştim.
Anadolu insanının köylerden kasabalara şehirlere, askere giden çocuklarına en çok tembihi ne olur bilirimsiniz?  Alevi olduğunu, Kürt olduğunu kimseye söyleme tembihidir. Aile büyüklerinden bu tembihi alan çocukların ruh halini tahmin edebileniniz var mı?  Çevresindeki her harekete kuşku, şüphe içinde bakan çocukların ruh halleri ne olur?  Ben, birçok Kürt arkadaşlarımdan değişik hikâyeler dinlediğimde kendi ulus insanlarımın davranışları karşısında Türk olarak içim acıdı. Bir Türk olarak daha çok barış çığlığı atma sorumluluğumun olduğunun farkına vardım.

Barış içinde birlikte yaşamayı en iyi Almanya’ da yaşayan Türkler anlar 
Bugün inanç, ulus ve kültür olarak farklı bir ülkede yaşıyoruz. Adınızı heceleyerek söylediğinizde, alaycı bir eda ile size gülen oldu mu? Bazı harfleri yutarak, bazılarını değiştirerek isminizi isminizle alakası olmayan kelimeler ile çağırdılar mı? Tramvayda yanına oturduğunuz başka bir ulusun insanı, sizi sevmediğinin tepkisi olarak yanınızdan kalktı mı? Okul, park ve sokakta adı ile alay edilen çocuğunuz ağlayarak yanınıza geldi mi? Eğlence merkezlerine gittiğinizden farklı bir ulusun insanı olmanızdan dolayı içeri alınmamanın ne demek olduğunu bilirimsiniz? Çocuklarınız Okulda kendi ana dilinde eğitim olmadığı için yabancı kelimeyi doğru söyleyemediğinde sınıfça gülmelere maruz kaldı mı? Aşağılayıcı ve alaycı saldırılara kahredip, gülüşmeleri duymamak için parmakları ile kulaklarını kapatarak, sınıfından kaçarak evinin bodurum katına gelip, kendini ip ile tavana asan çocuğunuzun ölü bedeni ile karşılaştınız mı?  Yeme alışkanlıklarınız, giyim tarzınız farklı diye dışlandınız, alaycı sözlü saldırılara maruz kaldınız mı? Sabah köpeğini gezdiren Alman aynı güzergâhta sabah koşusu yapan Türk kızına “sen bu saatte burada koşma. Köpeğim seni sevmiyor, seni görünce huzursuzlaşıyor” sözlerini siz duysaydınız ne yapardınız? Gittiğiniz resmi dairede sizden bir önceki kişiye güler yüzlü hizmet veren memurun sıra size geldiğinde surat asarak gözelerinize gözünü dikerek aşağılayıcı tavırlar sergilediğinde tepkiniz ne olurdu? Her kırminal olay sonrası en çok şüpheli durumuna düşmenin ne anlam ifade ettiği bilirimsiniz?
Bizler bunları Almanya’da yaşadık, yaşıyoruz. Bunları yaşayanlar olarak barış içinde birlikte yaşamanın kıymetli olduğu için sesimizi yükseltiyoruz. Bizim burada yaşadığımız deneyimlerimizi aktardığımızda Türkiye’de yaşayan Türk ve Kürt halkları kendilerinden mutlaka bir şey bularak olumlu yönde barış sürecine katacaklar.
Avrupa’da yaşıyoruz
İnsan haklarının olduğu bir ülkede yaşıyorken başımıza bunlar geliyor. Ölümler yaşadık. Evlerimizde diri, diri yakıldık. Irkçı saldırılara maruz kaldık. İbadet ettiğimiz camilerin önünde yuhalandık. İş yerlerimizde, resmi kurumlarda ayrımcı uygulamalar yaşadık. Bu saldırılara karşı Alman halkının çoğunluğu bizim yanımızda oldu. Bazen bizden daha kitlesel katılımlar sağlayarak ırkçılara karşı bizi savundular.
Eşit haklar için mücadele ettik.
Bizler ayrımcı yasalar ve uygulamalara karşı sesiz kalmadık. Bizi bizden çok destekleyen Alman halkı ile birlikte eşit sosyal siyasal haklar için mücadele ettik. Tren yolu, otoban, tramvay yolu kapattık. Yasa dışı gösteriler yaptık. Bizim haklarımız için Almanlar bizden daha fazla katılım sağlayarak en ön saflarda yer aldılar. Bu süreç içerisinde birçok haklarımızı alırken var olan haklarımızın gasp edilmesini engelledik.
Hiç kimse size durduğunuz yerden hak vermez. Bizim ortak sorunlarımızın çözümünün yaşadığımız ülkede farklı ulusların halkları ile ortak mücadele ederek aldık. Birlik olmamızı istemeyenler, bu güçten korkanlar bizleri, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, sağcı-solcu olarak bölmek istediler. Bu girişimleri zaman, zaman başarılı oldu. Bu dönemde, çocuklara vize uygulaması, oturma hakları benzer hak gasplarını parlamentolardan geçirerek yasallaştırdılar. Kim kaybetti? Biz!
Mücadele ettik ve kazandık.
Bugün Almanya genelinde üç bin cami var. Alman yasalarına göre askerliği ret edip eline silah almak istemeyen bir genç camilerde çalışarak askerliğini yapma hakkına sahip. Camilerin kendi bünyesinde yaptığı Almanca kursu, meslek eğitimi, gençlik çalışmaları, sosyal- kültürel aktiviteler için gerekli paraları projelendirdiğinizde Alman Makamları size ödüyor. Birçok eyalet okullarında çocuklarımız Türkçe ve Kürtçe ana dilde eğitim, Sünni ve Alevilik üzerine din dersleri alıyorlar. Evlerimizde kendi dilimizde seyredebileceğimiz Türk televizyon kanallarını izleme hakkımız var. Biz bu haklarımız için mücadele ederken az sayıda ırkçı Alman karşımızda olurken yığınlarca Alman halkı bu süreçte haklarımızı almamız için bizim yanımızda yer aldı.
Küçük zekâlar kişileri,  orta zekâlar toplumu tartışır. Büyük zekâlar proje üretir.
 Bu sözü söyleyen bilge insan, bize çok şey anlatıyor. Avrupa’da yaşayan Türkler olarak, bu ülkede yaşadığımız deneyimleri Türk ve Kürt halkları ile paylaşarak barış sürecine katkı sağlamalıyız. Alman ırkçılarının bizleri yakmaları, öldürmeleri karşısında Alman halkının çoğunluğu bize siper olarak sosyal siyasal haklarımız için en önde mücadele ettiler. Alman sol-sosyalistleri, İslam din dersleri ve anadilimizde eğitim almamız için bizimle birlikte kararlılıkla mücadele ettiler. Bizim cemaatimizin insanları Cuma namazından çıkıp evine giderken Alman halkı Cami karşıtı İslamofobi taraftarlarına karşı camilerimizin önünde siper olarak sabahladılar.
Türkiye’de barış konusunda biz Türklere daha çok görev düşüyor. Akan kanın durması, çatışma ortamında ekonomik kayıplarımızın önlenmesi, barışı içinde birlikte yaşamayı hayata geçirilmesi için bizlerin daha çok çaba harcaması gerekiyor.
Bilindik tekrarlar ile zaman kayıp etmeyelim.
Bilindik laflarla tartışma sürdürme cehaletinden kurtulmalıyız. Ulus, millet kavramlarını bilmeyen, bu konuda kitap kapağı açmamış insanlar, Alman ırkçıların Türk tanımı yaptığı gibi, Türk-Kürt tanımı yapıyorlar.89
Biz anadilde eğitim istediğimizde, Alman ırkçıları “Burası Almanya. Anadilinizi öğrenmek istiyorsanız ülkenize dönünüz” dediler. Buna karşı yığınlarca Alman bizim yanımızda yer alarak anadilde eğitimin insanlık hakkı olduğunu savundular.
Şu türden söylemleri duyduğum insanlarda Hitlerin şemailini görüyorum. Kürtlerin neyi eksik? Bir ülkenin bir dili olur? Ülke bölünsün mü? Kürtçe eğitime gerek var mı? Kürtçe diye dil var mı? Kürt diye bir ulus var mı?
Sesli düşünelim. Bir Kürt gencini adını nüfusa Kawa olarak yazdığımızda Türklüğümüzden ne kayıp ederiz? W harfini yazmak konuşmak Türklüğümüzü nasıl bozar? Her birey kendi bilgisi dâhilinde katkı sağlamalı. Bilgisi olmayan dinlemeli, araştırmalı, bilimsel yaklaşılmalı.
Hak birlikte mücadele ile alınır.
Başbakan Erdoğan: Anadilinizi öğrenin ama yaşadığınız ülkenin dilini en iyi şekilde öğrenin. Erdoğan’ın bu çağırısı Anadilde eğitimin gerekliliğinin bilimsel olarak tespit edilmiş olmasındandır. Almanya’nın bazı eyaletlerde çocuklarımız anadilde eğitim görüyorlar. İlk gelenlerimiz Bayram Namazını Kiliselerde kıldılar. İnanç özgürlüğü talebi ile cami istedik. Bugün, Almanya’da 3.000 bin civarında cami var. Alman alfabesinde ö,ü,ş harfleri yok. Şenay ismini Alman Senay, Ümit ismi Umit olarak çağırıyor. Alman ırkçıları: Türker’in neyi eksik? Milletvekili seçildiler, bakan oldular. Artık bunlara Almanya’nın ihtiyacı yok. Ülkelerine dönsünler. Benzeri söylemler ile bizlerin 51 yıllık katkısını hiçe sayıyorlar.
 Bugün sağcı ve Hıristiyan partilerde Türk kökenli Milletvekilleri, Bakanlar var. Bu vekiller Anadilde eğitim, din eğitimini, ırkçı-ayrımcı yasaların kaldırılmasını, eşit hakları için mücadelemizi partileri ve kendileri desteklemiyor, taleplerimize sahip çıkmıyorlar.  Bunlar bizim Milletvekillerimiz, Bakanlarımız olarak temsilcilerimiz olabilirler mi?
Almanya parlamentosunda Türk kökenli Milletvekili olup, Türklerin sosyal –siyasal insan hakkını savunmayanlar Türk halkının temsilcileri olamazlar. Türkiye parlamentosunda Kürt kökenli Milletvekilli olup Kürt halkının sosyal-siyasal insan hakları taleplerini savunmuyorsa bizim anları Kürt halkının temsilcileri olarak dayatmamız ne kadar geçekçi olur?
Almanya’da yabancılar yasasına karşı, eşit sosyal siyasal haklar mücadelesi veren sol- sosyalist partiler Türkiye’de AK Partiye, MHP’ye yakın Türk ve Kürtlerin oyunu alıyorlar. Almanya Türkleri ile Türkiye Kürtleri arasında benzerlik kurmamı özümseyemeyenler, benzetmeyi doğru bulmayanlar olabilir… Benim tavsiyem Türkiye’den çıkıp dil, ulus, inanç olarak farklı bir ülkede yaşamayı deneyip, kitaplardan araştırma yapsınlar o zaman Kürtleri çok iyi anlayacaklar.
Manisa’nın barış sürecindeki yeri önemli
Manisa yerlisi, yurtdışı göçmeni, Anadolu Türkmenleri ve Kürt halkı ile harmanlanmış kültürel zenginliğe sahip. Bu birleşim, güç ve mayalanma mesir tadında bütünleşmiş.
Türklerin doğası gereği ve İslam inancından olması ile farklı milliyet ve inançları tanıma, hoşgörü ve birlikte yaşama duyarlıkları diğer uluslara göre daha fazladır. Dünya ülkelerinde; din, ırk, mezhep çatışmaları yaşanırken Türkiye’de iki ulusun birlikte yaşam söylemleri ve ısrarcı olması çok ama çok önemlidir.
AK Parti, Kürt sorununu çözme konusunda attığı adım çok kıymetlidir. Ocağına ateş düşmeyenlerin durduğu yerden ahkâm kesmelerine, ajitasyonlarına aldırmadan bu yolda kararlılıkla yürünmelidir. Çatışmaların ve ölümlerin durdurulması en temel sorundur. Ayrışma yerine eşit sosyal siyasal haklar ile birlikte yaşam Türkiye’nin kazanımıdır. Birimizin, diğerlerinin ne düşündüğünü sorgulamak yerine biz insan olarak de düşündüğümüzü ortaya koymalıyız.
Ayrışmanın; milliyeti, inancı, mezhebi, sağı, solu olmaz. Sağ-Sol kavramını kutsal bir kavram değil. Fransa parlamentosunun sol tarafında oturanlar insan haklarını gündeme getirdiklerinde, sağ tarafında oturanların karşı çıkışı ile sağ-sol terimleri ortaya çıkmış. Sağcı- solcu, inançlı, ateist, milliyetçi, hümanist her ne olursak olalım. Önce insan olduğumuzu ve insani değerlerimizin sorumluluğunu taşıysak temelde insan hakları ile insan olacağı temelde süreci desteklemeliyiz.
AK Parti hükümetinin konumu gereği başlattığı Kürt sorununu çözme ve 30 yıldır süren çatışma ortamını barışa dönüştürmek bu sürece halkları dâhil ederek sonuçlandırılması, dinamik Türkiye’nin tasarımcısı, barışın güvercini olacak anılacak. Bu coğrafyada; huzur, mutluluk, kalkınma vatan sevgisi güçlenecek. Başta AK Parti’ye düşen; Emperyalistlerin tüm entrikalarına, bölge ülkelerinin şaşkınlık içinde barışı boşa çıkarma oyunlarına, ülke içinde kandan beslenenlerin çırpınışlarına aldırmadan süreci kararlılıkla barışa taşımaktır.
Kürt sorununu bugün çözme, yarın zenginlik değildir
Kürt sorununu çözme ve barış süreci Manisa’da ayakkabı boyacılığı yapan Muşlu Kawa’nın, Güre’de keçi otlatan Manisalı Cemal’in ekonomik kaderini bugünden yarına değiştirmeyecek. Bu değişim ekonomi, kültür, tarih alanında zenginlik yaratırken halklar arasında, özgürce birlikte yaşam, kardeşçe paylaşım inşası ile güçlü Türkiye yaratacak.
 Erdoğan: Anadilde eğitiminizi mutlaka alınız. Yaşadığınız ülkenin dilini iyi öğreniniz.
Anadillerini bilmeyenler; Sosyal-kültürel, siyasal ve eğitim alanlarda başarılı olamıyorlar. Birlikte yaşadığı ülkeye uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Bu tanımlama yeni bir buluş değil. Bilimsel bir tanımdır. Bitlisli Berivan’ın isminin Beriwan olarak yazıldığında isini ortaya çıkaran içindeki W harfinin Manisalı Gülsüme ne zararı olur? Kürtçeyi iyi konuşan birinin Türkçe öğrenme çabası bize ne kaybettirir?
Şu örneği çok aydınlatıcı bulduğum için vermek istiyorum. Almanya’da birçok semtte Kilise okulları var. Okullarda Türk ve diğer Müslüman ülke çocukları eğitim görüyor. Müslüman çocuklar ve Hıristiyan çocuklar birlikte masaya yemek için oturuyorlar. Tabak, masa çatal, bıçak, kaşık, yemekleri farklı değil. Tek ayrıntı, Müslüman çocukların yemekleri sığır, koyun eti diğerlerinin yemeklerinin domuz eti ile yapılması.  Görevliler: Müslüman olanlar elini kaldırsın. Müslüman olanlar şu masaya otursunlar. Diyerek çocukları rencide etmiyorlar.
 Irkçılık her yerde aynı ipten dokunur.
Irkçılık en zalimliği ve en acımasızlığı Almanya’da yaşandı. Anaokulundan başlatılarak okullarda, müzeye dönüşmüş o dönemin izlerini taşıyan toplama kamplarına çocuklar götürülerek ırkçılık anlatılır. O dönemi yaşayanlar yaşadıklarını anlatmaları için okullara davet edilir.
 Bir kez daha altını çiziyorum. İnanç, dil, ulus olarak farklı bir ülkede yaşayanlar, Türkiye’de başlatılan bu barış sürecinin önemini ve hayata geçirilme özlemini çok iyi bilirler. Çocukluğumuzda kırmız karıncaları “GAVUR” diye öldürür siyah karıncaları Türk diye korurduk. Yıllar sonra Yunanistan’da Yunan halkını tanıdığımda, çocuk dünyam içerisine aldığım o kinli duygumdan utandım.
İnsan sevgisi edinerek pratik yaşam içerisinde bu sevgiye bağlı yaşam sürenler, dil, renk, ulus ayrımı yapamazlar. Müslüman inancını taşıyan bir mümin farklı bir inancın, ulusun diline, yaşam şekline İslam’ın hangi emri ile karışma, engel olma, yok sayma hakkını kendinde bulur?
Barış sürecini Türkler daha çok desteklemeli
Bizler çoğunluk bir ulusuz. Akan kanların durması, ekonomik kalkınma, sosyal ve kültürel zenginlik, eşit sosyal siyasal haklar ile birlikte yaşama daha çok katkı sunmalıyız. Orta Doğu batağına çekilmeden, kurtuluş savaşı süreci benzeri güçlü birlik ruhu ile Emperyalistlerin karşısına dikilmeliyiz. Orta Doğu’da akan Müslüman kanını durdurmak, Dünya ülkelerinde yaygınlaşan İslamofobi saldırı ve karalamalarını boşa çıkaracak Türkiye halklarına mazlum halkların ihtiyacı var. Orta Doğu’da akan kana, Dünya yoksullarına yapılan sömürü ve saldırılara karşı kayıtsız kalamayız. Bunlara yardım edebilmek için biz kendi hasta yanımızı tedavi etmeliyiz.
Almanya ırkçılığının tavan yaptığı günün akşamı, iktidar çökünce sabah ülke kalkınması çağırısı yaparak, kapılarını yabancı ülke işçilerine açtılar. Ülke geçmişinden ders çıkararak dünya halklarına barış ve Almanya’nın yeniden inşası çağırısı yaptılar.
Türkiye içerisinde yaşayan halklar; Mevlana, Hacıbektaş, Yunus sevgisi ve hoşgörüsü ile mayalandılar. Dokusunu buradan alan halklar nefret, kin ve ayrışmaya gönül vermezler, vermemeliler.
Barışa el uzat
Ülke sevgisini milliyetçi duygu ile ifade edenlerin, İnancını insan sevgisi ile bütünleştirenlerin, Vatan topraklarını emperyalistlerin sömürüsüne karşı savunanların, özgürce birlikte yaşam mücadelesi verenlerin bu barış sürecine daha çok katkı sunmaları gerekiyor.
Herkes için barış 
Ellerimizi taşın altına koymaya çağırıyorlar. Barış, elimizi ezecek taş ağırlığında değil. El ele tuttuğumuzda dünyayı kucaklayacak büyüklükte.
Manisa barışa el uzat.
Horozköy ’den zılgıtlarla gelen Kürtleri, davul zurna ile karşılayan Yeni mahallenin Türkmenleri, Malta’da Andolka oyunu tutmuş göçmenlerini  yanlarına alarak Manisa Cumhuriyet meydanında Arpazlı Zeybeği oynayan Manisalı Efelere karıştılar. Ayrı dillerden aynı vatan için sevgi türküleri söyleyerek birlikte halaya durdular.
AK Parti’nin başlattığı barış süreci içerisinde en çok katkı sunanlardan biri olan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Manisalı. Mecliste en çalışkan, en hareketli Milletvekili olmasından dolayı TBMM Başkanvekili Meral Akşener, ''haşarı çocuk'' dediği CHP Milletvekili Özgür Özel Manisalı. Horozköy Mahallesini Bozköy mahallesinden ayırmayıp aynı hizmeti veren MHP’li Belediye Başkanı Cengiz Ergün Manisalı.  Bu değerleri mesir tadında Manisa’da harmanlamak için barışa el uzattığımızda Türkiye kazanacak.
İnsan olmanın, Müslüman olmanın, Türk olmanın, Kürt olmanın temel öğesi eşit sosyal siyasal haklara sahip demokrasinin kurum ve kuralları ile Türkiye’de birlikte,  kardeşçe yaşamaktır. Biz bunu başarmalıyız.
Barış için:
''Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz.'' (aunius aurelius simachus)

29 Ocak 2013 Salı

KÖŞKE GÜL, MECLİSE ÇİÇEK


Ana muhalefetin sızlanmaları, mızmızlığı artık illallah ettiriyor. Bir zamanlar muhalefet ettikleri köşke son zamanlarda çıkıyor olmaları buzların eridiğini gösteriyor sanmıştık. Bu günlerde meclis başkanı ile araları limoni. Meclis başkanı seçilirken ‘eh! İdare eder' demişlerdi. Ana yasa çalışmaları ile ipler gerildi.
Her şeye sizin gönlünüze göre olmaz ki!
Geçen dönem 'de Köksal Toptan'ın meclis başkanlığına karşı çıkmışlardı. Köksal Toptan ismi gizli çağrışım yapıyormuş! Köksal denilince "TBMM` ne kök sal, yerleş, bir daha bizi çıkaramasınlar" anlamına geliyormuş. Toptan'da "Meclisi toptan ele geçirelim " demekmiş. Bu dönem % 50 oy almalarının ona bağlayarak hak verebilir miyiz? Benim Türk kökenli Alman vatandaşı olmam dolaysı ile tercih hakkım yok. Sizler ne dersiniz? Ana muhalefet haklı mı? Kök saldılar, bir daha çıkmazlar mı? Ee! Kökü olanın bedeni güçlenir, dalları gelişir büyür, gölgesi ağır olur.
Demir - el ile yönetilen köşk günleri unutuldu.
Apoletlerle, demir-el ile yönetilen köşkü gönleri çabuk unutuldu. Bugün Köşkte Gül var. Dün Mecliste sağa sola çiçek sulamaya giden başkan vekili vardı. Bugün mecliste Çiçek var. Başka alternatif var mı?
TBMM Başkanlığı 24. Dönemin uyumu.
TBMM Başkanlığı seçimlerinde 24. Dönem AK Parti üyeleri: Cemil Çiçek, Mustafa Kabakçı, Sadık Yakut, Bayram Özçelik, Mustafa Hamarat, Salim Uslu, Mine Lök beyaz...
Uyuma bakalım: AK Parti 24. dönem Meclis Başkanlığı için Uzunırmak MHP'den geçip, CHP'nin Yalçınkaya'sını azimle aşarak Meclise Çiçek dikti. Yakut ile süslü, Lök Beyaz bir sayfa açtı. Yeri geldi Uslu, yeri geldi Hamarat oldular. Oturum aralarında, Kabakçı, Yemişçi geldi. Ak Parti, kürsü saldırılarına karşı Özçelik direnci ile Sağlam duruş sergiledi.

Anayasa komisyonu
AK Partili üyeleri: Burhan Kuzu, İdris Şahin, İsmet Su, Canan Candemir Çelik, Âdem Yeşildal, Mihrimah Belma Satır, Ayşe Türkmenoğlu, Hilmi Bilgin, Fatih Çiftçi...
Ahenke bakalım: AK Parti anayasa çalışmaları sırasında taktiksel hatası bakımından suçüstü yakalandı. Ayşe Türkmenoğlu denilerek kayıt yaptırdıkları vekil Türkmen kızı çıktı. Bunun dışında uyumlu dağılım yapmış. Yeşildal uzatılmış. Şahin bakışlar ile kürsüyü koruyorlar. Kuzu, Kuzu oturuyorlar. Kürsüden Su serpmelere bardak fırlatmalara karşı Mihrimah Belma Satır karşıda pür dikkat bekliyor. Komisyonda Çiftçi 'de var, Bilgin' de. Bu kadar güce rağmen CHP'nin Kart milletvekili ile başa çıkamıyorlar.
AK Parti Türklüğe karşı mı?
CHP, MHP, "AK Parti Anayasa'dan Türk kelimesini çıkarmak istiyor" iddiasındalar. Buna Kargalar güler. AK Parti, 24. Dönemde Türkçülüğe ve Türk milliyetçiliğine en çok vurgu yapan parti.
„Darbeci ve Ergenekon zihniyeti" ile bakınca elbette göremezsiniz.
İşte ispatı: Ahmet Haldun Ertürk, Hacı Bayram Türkoğlu, Mehmet Öztürk. Burhan Kayatürk, Mustafa Ertürk, Ayşe Türkmenoğlu, Murat Göktürk, Burhan Kayatürk, Murat Göktürk. Bu kadar Türk çağrışımı yapan milletvekili hangi partide var?
Din istismar ediliyor mu?
Mehmet Emin DİNDAR, Hüseyin Tanrıverdi, Kerim Özkul ismi ile AK Parti din istismarı yapıyor diyorlar. CHP‘de, Sezgin TANRIKULU din çağrışımı yapmıyor mu? MHP‘ de Özcan Yeniçeri Osmanlı istismarı yaratmıyor mu?
Muhalefet Kaplan ve Kurt'a Kuzu istiyor.
CHP, Kazım Kurt`u, BDP, Hasip Kaplan'ı önererek AK Partiden Burhan Kuzu`yu isteyerek üçlü anayasa komisyonu kursun istediler. Siz iktidar olsanız Kaplan ile Kurt'a Kuzu teslim ederimsiniz?
AK Parti'den MHP'ye gol
AK Parti seçimlerde "bir topçu adayımız olacak " dedi. MHP ani atakla Zühal Topçu'yu aday göstererek orta vuruşu yaptığı topu AK Parti Hakan Şükür topa vurarak gole cevirdi. O günden sonra kendine de gelemedi. O hala kendini meclisin golcüsü sanıyor. Meclis yerine futbol sahalarına, meclis televizyon kanalları yerine spor kanallarına gidiyor.
BDP'den penaltı vuruşu
BDP, Kürt sorunu çözümü için Leyla Zana'nın Başbakana gitmesi ile AK Parti'yi Zan altında bırakarak penaltı vuruşu kazandı. Sonucu göreceğiz!
Yozgat 24.dönemin en şanslı ili
Yozgat, seçimlerde Bekir Bozdağ'ı meclise göndererek Ankara'ya Bozdağ yeşillensin mesajı verdiler. Bunu doğru okuyan Başbakan Yozgat'ın talebine kayıtsız kalmadı. Yozgat'ta Bozdağ'ı Çiçek barajına kavuşturdu.
Hadi hayırlısı...

25 Ocak 2013 Cuma

ÇOCUK OLALIM

Bugün çocuk olalım
Sabah hınzırlık yapmak için ilk kalkalım. Duş yaptığımız banyoyu, kahvaltı yaptığımız mutfağı olduğu gibi bırakalım.
Bugün çocuk olalım.
Kardeş,baba, anne, eş, sevgili, çocuklarımız... Yakınımızda her kim varsa, en gözde gömleğini, ayakkabısını, kravatını, eteğini, çantasını... Habersiz alalım, parfümünü, tıraş makinasınıkullanıp hiç beklemedikleri bir yere bırakıp bugün evden çocukça çıkalım.

Bugün çocuk olalım
Periyodik işlerimizi bugün karmaşık hale getirelim. Bisiklete binelim. Balon alıp sonsuzluğa bırakalım. Dondurma alıp üzerimize dökülmesine aldırmadan yalayalım. Atlıkarıncalara, çarpışan arabalara binelim. Kardan adam yapıp, kartopu oynayalım
Bugün çocuk olalım
Birilerinin bahçesinden geçerken dalıp meyve alalım.
Bugün çocuk olalım
Parkta gidip kumda oynayalım. Şarkı söyleyelim.
Bugün çocuk olalım
Mahalle bakkalından bir bardak çekirdek alıp cebimize doldurup, çitleyerek dolaşalım
Bugün çocuk olalım
Bilye, beş taş, el üstünde kimin eli benzeri çocuk oyunları oynayalım.
Bugün çocuk olalım
Arşivlerimizden çıkarıp; Teksas, Tommiks, Zagor, Tarkan, Kızılmaske okuyalım.
Bugün çocuk olalım
Muziplik yaparak birilerini kızdıralım
Bugün çocuk olalım
Bugün eve çocuk dönelim. Anne, baba, eş, kardeş, çocuk omuzuna başımızı koyarak çocuksu duygularımızla içimizi dökelim.
Bugün çocuk olalım
Bugün eve çocukça Akşam yemeğinde yanımızda oturanın tabağına kaşıkla dalalım. Sakarlığımız üstümüzde olsun. Ekmek alırken, tuzu suyu dökelim. Azar işitelim.
Bugün çocuk olalım.
...Dünyayıverelim, çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
Allıpullu bir balon gibi verelim oynasınlar...
Nazım Hikmet

9 Ocak 2013 Çarşamba

Devlet olma!



Almanya’nın Darmstat kentinde bir kadın, kendisini sürekli takip eden güvercin yüzünden karakola başvurdu. Şikâyetçi olan kadın, söz konusu güvercinin evinin teras ya da bahçesine dadandığını, kapı veya pencereyi açtığında ise evin içine girmeye çalıştığını söyledi. 
Kuştan bir türlü kurtulamayan mağdur kadın, son çare olarak polisten yardım istedi. 
Polis, evi kirleten kuşa karşı önlem alamayınca, söz konusu kadının balkonuna plastikten bir karga koyarak güvercini uzaklaştırmayı başardı.
Vatandaşlık Hakkı!
Buraya kadar okuduğunuz Almanya’da 20 Aralık 2012 tarihli gazete kısa haberi. Kısa çıkması içeriğinin önemsiz olmasından dolayı değil. Vatandaşın Polis ’ten böylesine bir konuda yardım istemesinin olağan olmasından.
Hizmet alma
Kadın komşu çocuğuna çağırıp “şu Güvercin’e iki taş at” demiyor. Kadın yeme Fare Zehir’i koyarak Güvercin’i öldürmüyor… Vergi ödediği devletinden vatandaş olarak hizmet istiyor.
Vatandaşlık hakkını kullanıyor.
Bize garip gelen ne?
Polis’ in, “çek git be kadın! Koskoca devletin Polisi senin kapına gelen güvercin ile mi uğraşacak. Başka işimiz mi yok“ dememesi.
Bizde ne olur?
Karakola sağlam giren vatandaşların kameraların önünde onlarca polisten dayak yiyerek yaralı çıktığı şu günlerde Allah kimseyi karakolluk etmesin mi desem…

Hadi hayırlısı…

„Manisa Basını Ramboları”


Manisa yerel gazetelerini okurken Mahmut Aslan’ın, ‘Gazetecilere savunma eğitimi’ haberini gördüğümde kanım dondu.
…Manisalı gazetecilere kendilerini korumak için yakın savunma tekniği öğretecek… Bıçaktan, silahtan, yumruktan veya sopadan savunma tekniklerini…
… Basın mensuplarını görevini ifa ederken gelebilecek her türlü saldırı ve olumsuz mukavemette kolluk kuvvetleri olay yerine gelene kadar kendilerini savunabilecek tekniksel eğitimin verilmesi…
"Umarım ilk derse kapoeira ile başlarlar". Basın mensuplarının görevlerini, devletin sorumluluklarını yazarak, savunma eğitiminin zararlı olup yapılmaması kokusunda ikna etmeye kalkarak çokbilmişlik yapmayacağım. Tırnak içerisinde kullandığım başlık konusunda meslektaşlarımdan özür diliyorumSonuçta,  savunmada dövüştürür. Bunu yapmak isteyen çıkabilir. Yakın dövüş yeteneği olmayan, dövüşmeyi ret eden, bedenen özürlü olan basın mensuplarının hali ne olacak?
Yeni modeli basın iş başvurusu!
Ne kadar yaralı, ne kadar ölü ona göre işe girme şansın yükselecek. Fiziğin yakın dövüşmeye elverişli mi? Yakın savunma sertifikanın derecesi ne? Bu güne kadar kaç kol, bacak, burun kırdın, kaç kaş patlattın? Savunma amaçlı yaralılarından, komada yatan, sakat kalan, ölen oldu mu?
İş güvenliği
Basın mensubu iş kazası raporunu iş yerine veri. Yetkili: Ne raporu? Ne iş kazası? Sana yakın dövüş eğitimi aldırdık. Kendini korusaydın. Murat; kamerasını, mikrofonunu, fotoğraf makinesini bırakıp, kendine saldırana karşı savunma yaparak, kaşını patlatıp, burnunu kırdığı eylemciyi tutup buraya getirdi. Emniyete teslim edeceğiz. Ben haberci diye Muerat’a derim… Çekil karşımdan pısırık. Dediğinde ne olacak?
Devlet geliyor, sen kendini savun
Güvenlik kuvvetleri: (basın mensuplarını arıyor) Olay yerine intikal ettiniz mi?
Basın mensupları: devrem, gelmenize gerek yok. Biz yakın savunma sertifikalı üç muhabir gelip olayı bastırdık. Siz’de bize telsiz konuşmalarını toparlayıp haber yapıp mail atarsanız seviniriz.
Manisa pilot bölge! Şiddete karşı yakın savunma!
Doktorlar hastanede, Avukatlar mahkemelerde, Öğretmenler okullarda, kadınlar sokakta, evde… Saldırıya uğruyorlar. Çözüm, bunlar yakın savunma tekniği öğrenmesi mi?
Cengâver muhabirler görev başında
Halise Yumrukaya’nın affına sığınarak bir kurgu yapalım: ETV tesislerinde Halise Yumrukaya basın mensupları ile sabah haber toplantısı yapıyor.
Halisa Yumrukaya: Nakinata kullanma sertifikası olanl Belediye meclisi toplantısını, kamayari kullanan, Celal Bayar üniversitesini, Kılıç, kalkan sertifikalılar Dış Mahalle gecekondu yıkımını, Memur eylemlerini nunchaku sertifikalı muhabirler izlesin. Çaldığı doğa eylemcileri direnişine tai-chi sertifikası olan iki gönüllü muhabir istiyorum. Sancaklı Bozköy kiraz üretici eylemelerine, muhabir sipahilerin en iyi at binip, mızrak kullananlar izlesin.
Özel haberci birlikleri
Yumrukaya: Vali Halil İbrahim Daşöz’ ün altın, Belediye Başkanı Cengiz Ergün’ün gümüş madalya ile ödüllendirdikleri savunma eğitimi alan muhabirlerin birinci ve ikincisi bizim personelimiz. Bu arkadaşlarımız, Pembe bereli muhabirlerimizin elinden kaçırdığı “40 surat” olarak bilinen çete başını polis aldı. Polis ifadesini almadan biz bu kişi ile söyleşi yapmalıyız. Karakola nasıl girersiniz, çıkarırsınız bilemem. Bu söyleşi yarın gazetemizde çıkacak.
Haber operasyonları
Yumrukaya: Önemli bir haber operasyonu var. Bugün ilimize gelecek Bakan Süreyya parkına geldiğinde özel nokta operasyonu eğitim alan muhabir timlerimizce korumalar etkisiz hale getirerek alınacak. Bakan ETV’nin canlı yayın programına katılacak. Yakın savunma dövüşü için hangi tehcizatlar gerekiyorsa cephane müdürümüz, size depodan verecek.
Yaralanarak, yakınarak karşıma çıkmayınız.
Kazanız mübarek olsun.

Hadi hayırlısı…

7 Ocak 2013 Pazartesi

TÜRKIYE'DE KADIN OLMAK

 
Türkiye'de Doğu ve Batısı arasında; Eğitim, iş, milli gelir dağılımı, yatırımlar, kültürel-sosyal alanlarda dengesizlik en çok kadınları etkilemekte. Kadınlar erkekler ile ortak sorunların üzerinden birlikte etkilenirken ayrıca pozitif ayrımcılıktan nasiplerine düşeni almaktalar. Doğu'da her şey kötü, Batı'da her şey yolunda sonucunu çıkarmama konusunda uyarı yapmak istiyorum. Bu tespitimi, gözlemlerim ve veriler üzerinden yapıyorum.

Hak verme!
Kadınlara bu hak verildi, şu hak verilecek... Bu sözleri kim hangi mantıkla kullanır? Hayır beyler! Kadınlar merhamet mi dileniyor? Kadınlara; 1934 yılında seçme ve seçilme hakkı ve-ril-me-di. Kurtuluş savaşı kahramanları; Halide Edip, Nene Hatun, Şerife Bacı, Tarsuslu Kara Fatma ve diğerlerine seçme seçilme hakkı vermek kimin haddine? Erkeklerin entrikalarına rağmen kadınlar haklarını aldılar. Bugün aynı kararlılıkla mücadele eden kadınlar yarınlarını özgürleştirmeye devam edecekler.
Kadınların ilk seçme seçilme hakkı elde ettiği ülkeler
Finlandiya, 1906-Rusya, 1917 -İngiltere, Kanada, Azerbaycan, 1918 -Almanya ve Avusturya, 1919-
ABD ve Macaristan, 1920′de kadınlara oy hakkı tanımıştır. Türk kadını seçme seçilme hakkına 74 yıl önce 1934 yılında kavuştu. Ancak 1935′ten 2009′a kadar Meclis'e 8 bin 794 erkek vekile karşılık sadece 236 kadın girebildi. Bu oranı, bizden önce veya sonra seçme ve seçilme haklarını alan kadınların yaşadığı batılı ülkeler ile karşılaştırarak altında ezilmek istemiyorum.
Bizde kadınlara erkek övgüsü
Benim namusum
Evimin direği
Ekmeğimi önüme koyan
Kahrımı çeken kadın
Bir kaşık su veren
Bana karşı gelmeyen
Beni kadınım yerini bilir...
Bu türden söylemler ile kadının sadece ailenin bir parçası veya anne olarak kabul ederek, bir birey olarak görülmüyor. Kadınlara 'itibarlar' anne ve itaat eden kadın olmalarından dolayı verilerek ‘zavallılaştırılıyorlar'.
Kadın sığınma evleri"
Sığınma evi, sığıntı çağrışımı yapmakta. Neden sığıntı? Kime sığınıyor? Devlet vatandaşına hizmet etmek için var. Kadınlar neden kendi ülkesinde sığıntı durumuna düşsünler. Kadın o evlerde boynunu bükerek neden kaderini beklesin? Neden yaşam evleri değil?
Sığıntı' olarak bile kalacakları yerleri yok
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye'nin nüfusu 2011 sonu itibariyle 74 724 269 kişidir. Buna göre, kadınlara ‘sığınma evlerinde' sağlanması gereken kalacak yer kapasitesi 7472 olmalıdır. Daha açılması gereken kalacak yer sayısı 5613'tür. Her 10 bin kişiye düşen kadın kalacak yer sayısı 0,25'tir. Bir başka deyişle Türkiye'de sığınma evlerinde 40.196 nüfusa bir kalacak yer düşmektedir.
 
Kadın hakları, hala kâğıt üzerinde
Çalışma, doğum izni, boşanma, aile konutu hakkı, seçme ve seçilme, Aile içi şiddet, toplumsal ve kültürel baskı uygulanması, eğitim-öğretim imkânları, kadın ve erkek çalışanların gelir adaletsizliği devam ediyor.
Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayımlanan 2009 Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi'nde, 134 ülke arasında 129. sırada yer almıştır. İlk ‘Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi', 1989 yılında İstanbul Üniversitesi'nde kuruldu. Bugün üniversiteler bünyesinde kurulan bu merkezlerin sayısı ancak 13′e ulaşabildi...
Nazım Hikmet ne der?
...korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avratımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ...
Hadi hayırlısı...

19 Aralık 2012 Çarşamba

Orta Doğu ‘da İt dalaşı

Orta Doğu ‘da İt dalaşı
Dün; Batılı ülkeler, Orta Doğu’ya ticaret, dertlerine deva aramak için giderlerdi. Sonra haçlı seferleri ile işgale gittiler. Batılı Ülkeler, o gün ülkelerinde bulunmayan her şeyi bu gün var ettiler. Orta Doğu ülkeleri, dün kendilerinde var olanları bugün batılı ülkelerin kapısında arıyor.
”Nitelikli Atak Top Oyunu  (NATO), Bio Militanları  (BM) ve “İşgallerin Merkez Finansmanı” (IMF)  akbabaları petrol kuyularının başına üşüşüştüler.
Emperyalistler, Afganistan, Irak deneyimi sonrası savaşlara direk müdahil olmuyorlar. Havayı bulandırarak kıyamet tellallığı yapıp, NATO ve BM şemsiyesi ile “keramet” dağıtıyorlar.
İt dalaşı
Afrika ülkeleri iç savaşlarını, ulus, din, mezhep çatışmaları, açlık ve yoksuzluğu görmezden gelenlerin, Orta Doğu fanatizmi neden? Dünya pazarına hâkim olmak için, kendi aralarındaki it dalaşını gizliden yürütenler, ortak çıkarları için NATO ve BM maskesi altında bir araya geliyorlar.
Amerika, silah satışı rekor üstüne rekor kırıyor. Almanya’da Federal Hükümet tarafından açıklanan silah satış raporuna göre, 2011 yılında, tarihinin rekorunu kırarak, toplam 10,8 milyar Euro’luk silah satışı yapmış. (Devlet geleneği olarak gizli tutulanlar hariç) Almanya, 2006 –2010 arası yılları ikiye katlamış oldu. Almanya’nın silah satışındaki sıçraması Orta Doğu’da kendini yeterince gösteriyor. En çok silah alımı, Birleşik Arap Emirlikleri yaparken, onu Irak, Cezayir, Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye izledi. Suudi Arabistan, Katar, Leopard 2 ve Boxer tanklar, Mısır denizaltı, İsrail’in, mağara, bina gibi kapalı alanları vurmak üzere üretilmiş Typs Boxer tankları başvuruları 2013’ü bekliyor.
 Alman halkının çoğunluğu savaş karşıtı
Sivil Toplum Örgütlerinin tepkilerine rağmen, Alman meclisinde düzenlenen ve 555 milletvekilinin katıldığı oylamada, 461 milletvekili Patriot sistemlerinin gönderilmesinden yana oy kullanırken, 86 milletvekili "hayır" oyu kullandı. Oylamada 8 milletvekili ise çekimser kaldı
Die Linke partisinden Gregor Gysi, Esad rejiminin kimyasal silah kullanma ihtimalini gerçekçi bulmadığını söylüyor.  Neues Deutschland’dan  Rene Heilig, batılı güçlerin Suriye bahanesiyle Türkiye’de kurulacak olan savunma sistemlerinin İran veya Rusya’dan gelecek bir tehlikeye karşı tedbir girişimi olarak değerlendirdi. Der Tagesspiegel’den Thomas Seibert ve Hans Monath batılı güçlerin Suriye’deki çatışmaya el atmak için ön hazırlık yaptıklarına dikkat çektiler. Die Welt’e konuşan Alman Silahlı Kuvvetler Derneği (DBwV) başkanı Ulrich Kirsch, “Türkiye’de görev yapacak Alman askerlerinin güvenliğinin yeterince düşünülmedi. Suriye tarafından gelecek bir kimyasal saldırıya karşı askeri donanımın yeterli değil. Gönderilecek “Pac–3” roketlerinden depolarında sadece 24 adet var. Bu yeterli olmayacak” dedi. 
Emperyalistlerin Tilki oyunu
Dün Türkiye’ye füze rampaları sessizce kurulurken, Patriot füze savunma sistemleri gündemde yoktu. Bugün füze rampalarını korumak için Patriot füze savunma sistemi ve asker talebi öne çıktı. Yarın bütün bunları korumak için daha çok asker, daha çok silah talebi ortaya çıkacak. Emperyalistler, bir dönem sonra kendi kurdukları sistemi tehlike göstererek başka ülkelere bugün gizli yaptıkları silah satışlarını açıktan açığa yapmayacağını kim garanti edebilir?
 NATO, BM bu güne kadar hangi ülkeye barış götürdü?
Dünya’mızı kendi ihtiyaçlarına göre yeniden dizayn edenler kim?  
Savaş ekonomisini yönetenler kim?
Savaş silahlarını üretenler kim?
Savaş silahlarını satanlar kim?
“Allahu Ekber diyerek insanları öldürenler kim?
Savaş ganimetlerini toplayanlar kim?
Biz neredeyiz?
Hadi hayırlısı…