Ali Gültekin

31 Ağustos 2015 Pazartesi

HANGİ ZAFER? HANGİ CUMHURİYET?

Ülke topraklarını savunmak için tek oğlunun ellerini kınalayarak cepheye gönderen analar, Eşi cepheden dönmeyen kadınlar, kardeşinin ölümüne tanıklık eden askerler, açlık yoksulluk içinde omuz omuza savaşan silah arkadaşları, kendini siper etmek için cepheye yürüyen halklar… Her şey vatan için haykırışları ile kurtuluş savaşına katılan kahramanlar…

CUMHURİYETİ KİMLER KURDU?

 Kurtuluş savaşına katılan tüm uluslardan, inanç ve mezheplerden halkın bağımsızlık mücadelesi tutkusu ile Cumhuriyet 29 Ekim 1923’de kuruldu. Köy, belde, kasaba ve kentlerde Cumhuriyetin inşası ve yaşatma mücadelesi başlatıldı…

CUMHURİYET’İN KAZANIMLARI:

- Anadolu Ajansı 6 Nisan 1920’de kuruldu.

- Türkiye Şeker Fabrikaları  19 Nisan 1923’te  kuruldu.

- Türkiye İş Bankası  26 Ağustos 1924 tarihinde kuruldu.  

- Ankara Fişek Fabrikası ve Gölcük Tersanesinde  1924’te  kuruldu.

- Sanayi ve Maadin Bankası  19 Nisan 1925’te kuruldu.

-Ankara Orman Çiftliği  5 Mayıs 1925’te kuruldu.

- Diyanet İşleri Başkanlığı İslam ve Sünnilik mezhebi dışındaki mezheplere yer verilmeden 3 Mart 1924 de kuruldu.

- Ankara Hukuk Fakültesi (Ankara Adliye Hukuk Mektebi), 5 Kasım 1925’te  kuruldu.

- Şakir Zümre Fabrikası ve Adana Mensucat (Dokuma) 1925 yılında Atatürk’ün onayıyla silah, bomba ve cephane üretecek olan  Fabrikası özel sektör eliyle kurulmuştur. Aynı yıl Eskişehir Hava Tamirhanesi de kurulmuştur.

-1926’da çıkarılan bir yasa ile petrol arama ve işletme hakkı devlete verilmiştir.

- Alpulu Şeker Fabrikası, Uşak Şeker Fabrikası, Kayseri Uçak Fabrikası  1926 yılında  kurulmuştur. İnşaat demiri üreten ilk haddehane İstanbul’da kurulmuştur. Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri, Bakırköy Çimento Fabrikası 1926’da faaliyete geçmiştir.

-Kırıkkale Mühimmat Fabrikası, Bünyan Dokuma Fabrikası ve Eskişehir Kiremit Fabrikası, Bursa Dokumacılık Fabrikası  1927 yılında  kuruldu. Aynı yıl Köy Öğretmen Okulları kurulmaya başladı; İş Bankası ve Anadolu Ajansının %70’ine sahip olduğu Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi kuruldu.

- Ankara-Kayseri, Samsun-Havza-Amasya tren hatları yapımına 1927‘de  başlanmış; sonraki beş yılda Amasya-Zile, Ankara-Sivas, Kayseri-Şarkışla, Kütahya-Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı, Gölbaşı-Malatya, Ulukışla-Niğde, Zile-Sivas, Kütahya-Balıkesir gibi tren hatları yapılmıştır.

-Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi  27 Haziran 1928’de kuruldu.

- Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası, Malatya Elektrik Santralı, Ankara Çimento Fabrikası, Gaziantep Mensucat Fabrikası  1928 yılında  kuruldu.

- Anadolu Demiryolu Şirketi  1928‘de  yabancılardan satın alındı.

- Ankara Havagazı Fabrikası, Ayancık Kereste Fabrikası, Trabzon Hidroelektrik Santralı ve İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası  1929 yılında  kuruldu.

- Mersin-Adana, Anadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları  1929‘da  yabancılardan satın alındı.

- Haydarpaşa Limanı  1929‘da  yabancılardan satın alındı.

- Kayaş Kapsül Fabrikası ve Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri  1930 yılında  kuruldu.

Türk Tarih Kurumu 15 Nisan 1931’de Atatürk’ün direktifleriyle kurulmuştur.

- Türk Dil Kurumu 12 Temmuz 1932’de Atatürk himayesinde kuruldu.

- Onuncu Yıl Marşı,  1933 yılında bestelendi. 

- Sümerbank 1933 yılında kuruldu.

- Devlet Hava Yolları, Petrol Arama ve İşletme İdaresi ile Altın Arama ve İşletme İdaresi  20 Mayıs 1933’te  kurulmuştur.

- Eskişehir Şeker Fabrikası, Turhal Şeker Fabrikası, Konya Ereğli Bez Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası, Bursa Süt Fabrikası, İzmit Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası,  Zonguldak Antrasit Fabrikası, Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, Ankara, Konya, Eskişehir, Sivas Buğday Siloları, Kayseri Bez Fabrikası 1934 yılında kuruldu.

-  Etibank, Maden Tetkik Arama Enstitüsü kurulmuş, İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan 2 Haziran 1935’te satın alınmıştır.

- Nazilli Basma Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, Gemlik Suni İpek Fabrikası 1935 yılında kuruldu.

1936 yılından itibaren madenlerin millileştirilmesi politikasına gidildi.

- Ankara Çubuk Barajı, Zonguldak Taş Kömürü Fabrikası, Nuri Demirağ Uçak Fabrikası, Malatya Sigara Fabrikası, Malatya İplik Fabrikası, Bitlis Sigara Fabrikası, Elazığ Şark Kromları İşletmesi  1936’da  kuruldu.

- İzmir Havagazı Şirketi ve İstanbul Telefon Şirketi  1936’da yabancılardan satın alındı.

-1937 yılında Malatya Bez Fabrikası, Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği,  İzmit Kâğıt ve Karton Fabrikası, Karabük Demir Çelik Fabrikası kuruldu. Kozlu Kömür İşletmeleri, Trakya-İstanbul Demiryolları yabancılardan satın alındı. Diyarbakır-Cizre demiryolu yapıldı.  

- Divriği Demir Ocakları, Sivas Çimento Fabrikası  1938’de  kuruldu.

-17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile Köy Enstitüleri açıldı.

NEMİZ KALDI?

Günümüzde en çok “hak ediş bütçesi” ile Diyanet dışında nemiz kaldı? 10 yıl marşının onlarca yıl sonra yenisi yazılabildi mi? Üretici birlikler, kooperatifler, milli sanayimiz nerede?  Hayvancılık, tarım, sanayi üretiminde neredeyiz? Ülkemizde küresel güçler, bizleri kölelik koşullarında ucuz iş gücü ile çalıştırarak, çevreye zarar vererek “vergi cennetinde” yaşayarak karlarına kar katmıyorlar mı? Sağlığımız para endeksli değil mi? Cumhuriyetin eğitime başladığı köy enstitüleri 1954 yılında kapatılmadı mı? Bugün, 4+4,3+5 hesapları ile cebelleşiyor muyuz? Demirel, "Ford fabrikası için gerekirse Çankaya'nın bahçesini bile veririm" demedi mi? Şimdi, Cumhuriyetten geriye ne kaldı?  Cumhuriyet nerede?
SONUÇ OLARAK!
Bize düşen. Bu cennet ülkenin değerlerine sahip çıkarak ulus, milliyet, din, mezhep, renk ayrımı yapmadan ekonomik-sosyal-siyasal bağımsızlığını sahiplenerek, Cumhuriyetin tüm  insani ilkelerini korumak için demokrasi mücadelemizi sürdürmeliyiz.
NEYİN ZAFERİ?
“Cumhuriyet'in nesi korunabildi ki” Cumhuriyetin neyi kaldı? Neyin zaferi kutlanıyor?
Hadi hayırlısı…

Ali Gültekin

10 Ağustos 2015 Pazartesi

TÜRKİYE NEREYE?

Günümüzde vatan topraklarına saldırı sadece savaşla, işgallerle yürütülmüyor. Ekonomik olarak güçlü ülkeler siyasal baskılar ile yaptırımlar uygulayarak yoksul ülkeleri her alanda sömürgeleştiriyorlar. Yer üstü yer altı zenginliklerini ele geçirirken; Ulusal, kültürel, inançsal, tarihi… tüm değerleri talan ederek anlamsızlaştırıyorlar. Bu değerlerden kopan toplumu gerilim, ayrışma, çatışma ve savaş ortamına çeken kan emicilerin barbarlıklarına karşı ülke çıkarlarımız için birlikte mücadele etmedikçe vatanseverlik türküleri çığırmamız bir anlam ifade etmez.

Avrupa Birliği ülkelerinden sanayi ürünleri devşiriyoruz. AB, (Avrupa Birliği) ABD, (Amerika Birleşik Devletleri) İsrail’den silah alıyoruz. Yeni Zelanda, Avustralya’dan et, Bulgaristan’dan saman alarak Kürt’e-Ermeni’ye çemkirmek ile Türk milliyetçisi olunur mu?

VATAN TOPRAKLARINA SAHİP ÇIKMAK!

Küresel sermaye altın aramak için topraklarımızı Halaç pamuğu atılırken yan gelip yatanlar, Ormanlarımız kesilip, topraklarımız zehirlenerek çölleştirilirken kılını kıpırdatmayanlar,  Doğamızı yok eden HES icadına karşı duyarsız kalanlar bugün savaş çığlığı atarak vatansever olabilirler mi?

AYRIŞMAYA HAYIR!

Bugün; Ülkemizde ayrışmacı, çatışmacı, düşmanlık dili ile ulus, inanç ve mezhep ayrımcılığı körükleniyor. Yıllardır sürdürülen Gâvur, Ermeni, Rum “döllü”,”uşağı”, “çocuğu” aşağılamalarına yüzyıllardır birlikte yaşadığımız Kürt halkını dâhil ederek ülke topraklarına zehir saçılmasına seyirci kalmak Türk halkı olarak vatandaşlık sorumluluğumuz olur mu?

BİRLİKTE YAŞAM!

Oysa birçok ülke’de farklı ulus ve inançlardan insanlar birlikte yaşayarak ekonomik, siyasal, sosyal alanda gelişmişlerdir. Farklı ulus ve inançtan insanlar ile yaşamak farklılıklarımıza hoş görü ile yaklaşmayı algılamak için de bilgi gerek.  Bu sorun şüphesiz eğitim sorunudur. Bunca yıldır düşmanlık için harcadığımız bütçeyi barış için harcamış ol-say-dık, ülkemiz her alanda gelişip güçlenirdi.  Bütün bu değerleri Türkiye’ topraklarına kazandırmak için birlikte yaşamı savunmak insanlık görevi değil mi?

İNADINA BARIŞ!

Barış için ayağa kalktığımızda ya ayaklarımızı kırıyorlar ya da kollarımızı buduyorlar. Türkiye’de yaşayan tüm halklara düşen: İnanç ve inatla birlikte kardeşçe yaşamı savunmak olmalı. Bize düşen: Eşit sosyal-siyasal haklar temelinde kardeşçe yaşayıp ülkemizin ekonomik, siyasal gelişimini sosyal bir devlet olma yönünde desteklememiz gerekmez mi?

 Küresel güçler ve ülkemizdeki temsilcileri krize girdiklerinde gerilim yaratarak kendi sermaye artırımları ve saltanatlarını sürdürmek için bulanık suda balık avlıyorlar.

ÖLÜM HEP BİZE Mİ DÜŞER USTA

Son günlerde Türkiye’de yaratılan çatışma ortamında Ağa konakları, Yalılar, Saraylardan savaş mühendisliği ile sokaklarda savaş naraları atılırken, ateş düşen yoksul evlerinde, gecekondularda ocaklar bir, bir sönüyor. 

“Vatanın milli geliri zenginlere”, “milli kahramanlıkları” yoksullara mı düşer be usta? Cennet toprağımız ne bir bomba düşsün ne de bir can yok olsun. Kardeşçe paylaşımı içimize sindirdiğimizde bu topraklar hepimize yetecek kadar bereketlidir be usta!

AYRIŞMAYA, ÇATIŞMAYA, SAVAŞA HAYIR!

Hadi hayırlısı…

21 Temmuz 2015 Salı

ÇATIŞMAYA HAYIR! SAVAŞA HAYIR! AYRIŞMAYA HAYIR!

Bugün Orta doğu coğrafyası üzerinde süren savaşın, ülkemizde körüklenen ayrışma ve çatışma ortamı içerisinde güvenlik güçlerinin, halkın katledilmesinin tek sorumlusu uluslar arası sermayedir.
 Uluslar arası sermaye: Emeği sömürerek, ülkelerin milli, tarihi, kültürel değerlerini talan ederek yaşam sürerler. Kontra çeteleri, militarist birlikleri, basın yayın ve sermaye gücü ile halkları inanç, mezhep, ulusal değerleri üzerinden ayrıştırarak düşmanlaştırılıyorlar. insani değerlerinden kopararak, baskı ile yönetimleri altına alırlar. Halk bu çatışma karanlığında kendilerine yol ararken bir bakmışsınız tarım alanlar, deniz sahilleri, ormanları, suları, dağları, evleri, milli sermayeleri… uluslar arası güçlerin eline geçmiş olur.
SEN KİME DÜŞMANSIN?
Sokakta insanca yaşama hakkı isteyen vatandaş, nöbet tutarken asker, olay yerine giderken Polis öldürülüyor.
Terörist-Devletin Askeri, Polisi -Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Arap… Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Ortodoks, Alevi, Sünni, Şafi… ölmüş diyerek duyarsızlaştık. Oh! Çekenlerimiz, zafer çığlıkları atanlarımız oluyor.
İNSAN ÖLÜYOR!
İNSANLAR ÖLÜYOR
İNSANLIK ÖLÜYOR!
Evlerimize ateşler düşüp ağıtlar yükseliyor. Çeteler silahlarının ucundan çıkan dumanı üflüyor. Küresel güçler; Kahkaha atarak, göz mimiklerini gizleyen gözlükleri, kurşungeçirmez siyah camlar arkasında çatışma-savaş, ağıt, çığlık, silah seslerini üzerinden sermaye çoğaltıyor.
BU OYUNU BOZALIM!
Ülkemizde sürdürülen Kürt-Türk çatışması değil küresel güçlerin kurduğu savaş sahnesidir. Güvenlik güçlerinin, halkın katledilmesinin sorumlusu uluslar arası sermayedir. HALKLARA DÜŞEN GÖREV: Bizim üzerimizde kurulan Kürt’ün Türk'e, Türk’ün Kürt'e karşı olması oyununu bozmalı. Bu cennet vatanımızda yetişen binlerce bitki çeşidi, yüzlerce çağlayarak akan suyumuz, binlerce hayvan türü, ormanlarımızı, toprağımızı, denizlerimizi, tarım alanlarımızı, kültürel, tarihsel, milli değerlerimizi… savaş şebekelerinin talanlarından koruyarak bereketlerini nimetini paylaşarak kardeşçe barış içinde birlikte yaşamak olmalı.
Hangi ulus
Hangi inanç
Hangi mezhep öldürmek üzerinde ortaya çıktı?
Sermaye: Sömürü, yağma, işgal, çatışma ve halkları inanç, renk, milliyet üzerinden ayrıştıran sermaye kendi saltanatına, insanlığı savaştırarak ortaya çıktı.
YETER ARTIK!
YETER ARTIK!
YETER ARTIK!
Manisa'nın yoksul evinde Polis oğluna, Sinop’un  köyünde Asker eşine, Antep’de kardeşine yakılan ağıt sesleri yükselmesin.
ÖLÜMLER DURDURALIM!
ÖLÜMLER DURDURALIM!
ÖLÜMLER DURDURALIM!
En çok ayrışma, çatışma ve savaş çığlığı atanlar Ülkemizdeki çatışma ve Orta doğu içindeki savaş ortamından beslenenlerdir. Uluslar arası güçler kriz ortamına girdiklerinde sistemlerini ve sermayelerini savaş ortamlarında dengelerler. Her ülkenin kendi iç dinamiğine göre o ülkede etnik kimlik, inanç, renk… üzerinden kargaşa yaratarak kendilerine pazar açarlar.
SİZ YALILARDAN POLİSLERİMİZ İÇİN YÜKSELEN AĞIT SESİ DUYDUNUZ MU?
SİZ SARAYLARDA ASKERİMİZ İÇİN YÜKSELEN AĞIT SESİ DUYDUNUZ MU?
SİZ AĞA KONAKLARINDA GERİLLA CENAZESİ İÇİN YÜKSELEN AĞIT SESİ DUYDUNUZ MU?
Duyamazsınız!
Duyamayacaksınız!
Biz ayrıştığımız için onlar bizi yönetiyor. Biz çatıştığımız için onlar saltanat sürüyor. Biz insani değerlerimize sahip çıkamadığımız için onlar insan kılığında geziyor. Biz ülkemizin bağımsızlığına vatan topraklarımıza sahip çıkamadığımız için onlar küresel güçlere milli değerlerimizi pazarlayarak ortak olup birleşiyorlar. Farklılıklarımıza hoşgörü ile yaklaşarak, Milli sanayi, tarım, hayvancılık… sosyal devlet olmak için barış içinde birlikte üreterek yaşadığımızda çatışma ve ayrıştırma mühendisliği yapan şebekelerden ancak kurtulabiliriz.
ÇATIŞMAYA HAYIR!
SAVAŞA HAYIR!
AYRIŞMAYA HAYIR!
İnsani değerlerimizi koruyarak insanca yaşam için:
BARIŞ!
BARIŞ!
BARIŞ!
Hadi hayırlısı…

25 Haziran 2015 Perşembe

BASIN -YAYININ YALAKALARI


İnsanların dünya görüşü, vatanseverlik, mesleki ilkeleri ile yaşam sürmeleri elbette çok önemli. Bu aynı zamanda insan olma sorumluluğu, vatandaş olma bilincinin oluşumu, mesleki bilgisini geliştirmedir.
YALAKALIK NEDİR?
Yalakalık bir üst pozisyona gelme ve çıkar elde etme yöntemidir. ‘Yalaka’ kelimesinin TDK’daki karşılığı: Dalkavuk, arsız, şımarık. Yalaka olmak; Dalkavuklaşmak, arsızlaşmak. Yalakalık: Yaranmak amacıyla aşırı derecede övgüde bulunma işi. Yalakalık etmek amacıyla aşırı derecede dalkavukluk etmek. TDK’Ya göre, “Yalaka”lık, TDK’nın Türkçe sözlüğünde. “yalakalar” için verilen karşılık bu.
YALAKALAR VE GÖREV ALANLARI
Bu türden yaratıklar “Köşe yazarları” (Köşe taşları), “moderatör” veya “TV yorumcusu” olarak görev alanlarına atanırlar. Bunların mesleki bi,lgileri, kendi öz düşünceleri olmaz. Siyasi kişilikler ve patronlar değiştikçe veya fikirleri değiştikçe yalakaların fikirleri de onlara bağlı olarak değişir. Bu yaratıklar toplumların oluşmasından bu güne her dönem varlıklarını sürdürdüler.
TARİHÇEMİZ!
Çanakkale, Anafartalar, Dumlupınar… cephelerinde destan yazarak kurtuluş savaşı verdik.
Adlarımız: Feyzi Çakmak, İnönü, Hasan Tahsin, Halide Edip, Gördesli Makbule…
Kurtuluş savaşı sonrası tam kurtulduk derken 27 Mayıs darbesi ile başa döndük. İsimlerimiz Menderes, Fatih Rüştü, Cemal Gürsel, Ecevit… oldu.
Hadi… Çöl sıcaklarından kurtularak ayağa kalkıyoruz derken bir tökezleme daha. Dünya ülkeleri üzerinde esen bağımsızlık rüzgârının balkanlardan topraklarımıza gelmesi ile serinleyen 68 kuşağının bağımsızlık ve özgürlük uyanışına 1971 askeri darbesi ile çelme takıldı. 
Adlarımız: Deniz, Hüseyin, Mahir, İbrahim, Taylan… oldu. Darağaçlarında, dağlar başında, işkencelerde, sokaklarda ölümler kusarak kestik mi yollarını…
Kim tutar bizi; Vatan, millet, Sakarya tam gaz ileri derken frenimiz boşaldı. Karanlık zihinler kuluçkaya yatmış. Olgunlaşmış yumurtadan civciv çıkaracaklar. 12 Eylül sabahı Mesut Mercan’ın sesinden bildiri, tank sesleri içinde askeri darbe ile uyandık.
Adımız: Erdal Eren, Necdet Adalı, Veysel Güney… oldu.
DEĞİŞİM ZAMANI
Vatan, millet, Sakarya söylemlerinden kurtulup 10. Yıl marşı yanı sıra 2023, 207’ i hedef alan söylemler ile yeşil kuşak yolculuğuna mı çıkıyoruz. Hadi rast gele… Laik, şeriat düşmanlıklarını ortandan kaldıran değişim zamanı. Dünya’da kominizim tehlikesinden kurtuldu.  Dünya sermeyesi birleşiyor. Milli sermaye, vatan, millet, üretim, kalkınma, emek, bağımsızlık, eğitim, kültür, tarım, hayvancılık, milli gelir artık hikâye. Bas parayı ihtiyacını istediğin ülkeden al orta direk güçlensin ideolojisi ile Özal ülkeyi sonuna kadar el kapılarına açtı.
EHLİLEŞTİRME
Sol, sosyalist, komünist ideoloji topraklardan “köküne kezzap suyu dökülerek temizlendi. İnanç özgürlüğü isteyen, komşusu açken tok yatmayan “yeşil kuşağın önü” tam da dünya ülkelerinde güçlenen milliyetçilik, Ortadoğu ülkelerinde din ve mezhep çatışmalarının alevlendiği zamanda neden  
Açıldı? Ülkemizde, 28 Şubat 1997’de zıt renklerin birliği ile elde edilen formülü 2003 yılı sonrası “denetimli olarak hayata geçirilmeye mi çalışıldı? Ayrıca, yetmez ama evetçiler ile üç boyutlu görsel görünüm mü kazandırıldı?
 Her şey yolunda derken birden renk uyumsuzluğu ile renklerin çatışması ortaya çıktıAdımız: Ergenekon Sarıkız, Ay ışığı, Yakomaz, eldiven, Balyoz… oldu. Gezi, Etem, Ali İsmail, Berkin… oldu.TEKRAR BARIŞA EL UZAT
Türkiye’de meslek henüz bu standartlara ulaşmış mıdır? …
Koru komşu, üç beş yabancı dost araya girip” olmaz böyle şey, barışa el verin diyerek araya girmelerine sevinirken 17-24 Aralık ile tekrar parellel hata düştük.
NE YAPMALI?
Bu ülkenin bir parçası olarak gazeteciler: Basın, ahlak kurallarına uymalı. Toplumun; (okur, izleyici, dinleyici) gözü, kulağı, dili olmalıdır. Devlete değil, kamuya çalışmalıdır, halkın duymadıklarını duymalı, göremediklerini görmeli, söyleyemediklerini söylemelidir. Siyasal iktidara değil yasalara bağlı çalışmalıdır. En önemlisi; tarafsız, ayna gibi gördüklerini yansıtan, nabza göre şerbet vermeyen, kalemini satmayan, objektif, gerçekçi gazeteciler olunmalı. Bu aynı zamanda insan olmanın, duyarlı vatandaş olmanın, meslek ahlakına uygun çalışmanın da gereğidir.
Hadi Hayırlısı...








YUNANİSATAN PARASININ PEŞİNDE

16 Nisan 2015, 10:24


Ali GÜLTEKİN
İkinci Dünya Savaşı döneminde Hitler tarafından Yunanistan Merkez Bankası’nın el konulan paralarını Syrıza hükümeti geri almakta kararlı. Almanya ile Yunanistan arasında bir süredir kıyasıya devam eden pazarlıklar kamuoyuna yansımaya başladı.
ALMANYA HİTLER’İN YAĞASINIMI SAVUNUYOR?
SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel Başbakan Angela Merkel ile aynı telden çalarak, orkestra’nın tüm üyeleri hep bir ağızdan Yunanistan’a bir tek sentlik tazminatın verilmeyeceği konusunda söylem birliği içindeler.
En son Gabriel, Yunanistan’ın tazminat talebini “aptalca bulduğunu” söyleyerek, işi SYRIZA hükümetinin Hitler döneminin intikamını almak istemesine kadar götürdüler.
Yunanistan’ın Hitler döneminde Merkez Bankalarına el konularak alınan kendi parasını geri isterken aşağılanıp, hararete maruz kalıyor. Syrıza hükümetinin geçmişte Yunan halkına yapılan zulme yağmalamaya karşı onur ve hak mücadelesi vermesini Almanya hazmedemiyor.
YUNANİSTAN HAKSIZ MI?
Yunanistan hayal ürünü olan bir istem ve maceranın peşinde mi? Yunanistan haksız şekilde, kendisine ait olmayan bir parayı, tazminatı mı istiyor? Hitler döneminde Yunanistan Merkez Bankası’na el konulduğunu bilmeyen var mı? Yunanistan hükümetinin bunu tazminat olarak geri istiyor olmasının  ne yanlışı olabilir ki? HİTLER'İN KATLİAMI ARŞİVLERDE
Bütün Alman gazeteleri, televizyonları ve resmi arşivleri Hitler faşizminin Yunanistan’ı 1941’de işgal etmeye başladıktan sonra binlerce insanı katlettiğini kabul ediyor. İşgal sırasında sadece Atina’ya iki saat uzaklıktaki Distomo köyünde, aralarında kadın ve çocukların olduğu 218 sivilin topluca katlettiğinin belgeleri hala arşivlerden inmedi.
Hitler faşizmi Yunanistan’ı işgal ederken halkın canına kıymakla, malına el koymakla kalmadı. Hitler, 1942’de işgal ve cinayetleri sırasında Yunan Merkez Bankası’ndaki paralara  “borç” söylemi ile zorla el koydu. Merkez Bankası paralarına el konulması resmi kayıtlara geçti. Resmi kayıtlara göre İkinci Dünya Savaşı bitmeden 26 gün önce Almanya’nın Yunanistan Merkez Bankası’na borcu 476 milyon Reichmark’tı.
ALMANYA YUNANİSTAN’A NE KADAR BORÇLU
Başka bir açıdan, o zamanki parayla 231 milyon dolar idi.
Savaş bittikten sonra, faizle birlikte Almanya’nın bugünkü parayla 11 milyar avro Yunanistan’a söz konusu “zorunlu kredi” için ödeme yapması gerekiyordu. Ancak, aradan 70 yıl geçmesine rağmen Almanya bu parayı ödemeye bir türlü yanaşmıyor. Yunanistan hükümetlerinin bu parayı her gündeme getirdiğinde Almanya kendi yöntemlerine göre hükümetleri her seferinde susturmayı başardı. SYRIZA hükümeti Yunan halkının Hitlerce el konulan parasını geri almakta kararlı görünüyor.
ALMANYA YUNANİSTAN’A TAZMİNAT ÖDEDİ Mİ?Almanya yanlızca 1961 yılında, Distomo ve diğer köylerde sivillere yönelik yapılan katliamlar nedeniyle 115 milyon Mark tutarında tazminat ödenmiş.
Tazminat konusu sadece SYRIZA değil, önceki hükümetler de zaman zaman gündeme getirildi. Hatta önceki hükümet tarafından kurulan bir komisyonun 50 bin belge üzerinde yaptığı incelemelerde, Nazilerin Yunan Yahudilere ait yaklaşık 7.5 ton altına el koyduğu, bu altınların bedelinin şu anki parayla 235 milyon avro olduğu tespit edilmiş.
YUNANİSTAN NE İSTİYOR?
Yunanistan Maliye Bakanlığı’nın Almanya’nın ödemesi gereken toplam tazminat miktarının 278 milyar avro olduğunu kamuoyuna duyurdu. Bu elbette sadece “kredi” altında el konulan para değil, aynı zamanda işgal nedeniyle verilen bütün zararların karşılığını ifade eden bir tazminat miktarın ödenmesini talep ediyorlar.
Bu rakamı duyan Alman hükümeti üyeleri kafalarını duvarlara vurmaya başladı. Hemen Yunanistan hükümetini suçlayıcı açıklamalar yapmaya başladılar. Tazminatı Yunanistan’ın bugünkü borcuna denk getirmek istediklerini dillendiriyorlar.
Almanya “Borç artınca aklınıza tazminat mı  geldi” diyerek Yunanistan ile dalga geçmek peşinde olsa da Yunanistan tazminatı almakta kararlılığını sürdürüyor.
YUNANİSTAN BELGELENMİŞ PARASINI İSTİYOR
Yunan Merkez Bankası’nda zorla alınan para iki Almanya’nın birleşmesinin yolunu açan “4+2 Görüşmeleri”nde (Federal Almanya, İngiltere, Fransa, ABD+SSCB ve Demokratik Almanya Cumhuriyeti) resmen “hiç” edilmiş. Almanya ve dostları Yunanistan’ın el konulan parasını ödememesine karar verilmiş.ALMANYA KENDİNİ YALANLIYOR
Savaşın bitmesinden sonra Federal Almanya’nın bu kredileri ödenmesi gerektiği karara bağlanmıştı. Konuyla ilgili çalışmalar yapan Münihli tarihçi Hans Günter Hockerts şöyle diyor: “1953’te Londra’da imzalanan Borç Anlaşması kredilerin geri ödenmesini içeriyor. Tazminat ödenmesi konusunda bir sınırlandırmayı öngörmüyor. Bu nedenle Yunanistan’ın kredileri istemesinin hakkı var” diyor. (Berliner Zeitung)
Görüldüğü gibi Yunanistan ne hibe, ne borç, ne de sadaka istiyor. Yunan halkının el konulan parasını talep ediyor.
NEDEN ŞİMDİ?
Hitlerin işgali döneminde işgale karşı bağımsızlık mücadele edenlerin torunları bugün Yunanistan’da iktidar oldular. Torunlar dünkü haksızlığın hesabını soruyorlar. Tazminatın miktarı bugün zor durumda olan Yunanistan için elbette önemli. Meselenin maddi boyutundan çok siyasi, ahlaki boyutu çok daha büyük bir önem taşıyor. Alman hükümeti ve sermayesi, Yunan hükümetini ve halkını aptal yerine koyarak el koyduğu paranın üzerine yatmanın hesaplarını yapıyor. Bu ahlaki olmayan bir yaklaşımdır. Hele de İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin 70. yılının kutlanacağı bu yıl içinde böyle bir şeyi yapması kabul edilebilecek bir durum değildir. Almanya bunu yapmakla elbette içeride ve dışarıda ırkçılara, işgalcilere, faşistlere cesaret veriyor.
YUNA HALKI PES ETMEYECEK
Hitler işgali sırasında ülkelerinin bağımsızlığı için mücadelenin ön saflarında yer alan Yunan halkı bugün başka bir yöntem ile hazırlanan işgal planına karşı kararlı mücadele sürdürüyor. Avrupa Birliği ülkeleri içinde başı çeken Almanya’nın uygulamalarına boyun eğerek “asalak” ülke olma yerine haklarını alma mücadelesi veren bir halk olarak AB2nin karşısına çıktı.
Hadi hayırlısı…

1 MAYIS VE TAKSİM İNADI

30 Nisan 2015, 14:56  

Ali GÜLTEKİN
Kazanılan hakların korunmasını anlaşılır bir tutum. Taksim 1977 Türkiye işçi tarihi açısından elbette önemlidir. Asıl soru: Bugün işçiler açısından önemli olan nedir? Şüphesiz işçi ve emekçilerin güncel talepleri olmalıdır? Önemi olan bu talepler üzerinde uzlaşının neden yaratılamaması?
“TAKSİM İNADI”
 Bugün 1 Mayıs’ta Taksim çağrısı yapanlar ayaklarının altından kayan toprağın farkındalar mı? Bugün “solcu”,”devrimci” ağızla Taksim çağrısı yapanların söylemleri karşı yamaca çarparak kendine döndüğünde kendi söylediklerini anlayabiliyorlar mı? Bugün taksim çağrısı ile “hesaplaşma”  isteyenler işçilere kendi hesaplarını verebilecekler mi?
HANGİ GÜCÜNLE TAKSİME?
 İşçiler tarihsel süreçte sadece üretimden gelen güçleri ile mücadele ederek kazandılar. Bu kazanımları örgütlü bir güç olmayı başararak elde ettiler. Emperyalist - Kapitalist sömürü ve sendika bürokrasisinin tüm engellerini aşarak ısrarla kendi güncel talepleri doğrultusunda alanlara çıkarak kazandılar. 1 Mayıs işçi bayramı dünya ülkelerinde işçilerin 8 saatlik iş talepleri sonucu ortaya çıkmadı mı? Tüm dünya’da sosyal-siyasal haklar böyle kazanılmadı mı?
HABERİN VAR MI?
Bu gün Türkiye’de konfederasyonlar örgütlü oldukları iş yeri ve işçi sayısından haberleri var mı? Türkiye’de konfederasyonların Türkiye’de işçilerinin güncel taleplerinden haberleri var mı? Türkiye’de konfederasyonlar Taksime kaç işçi ile çıkacaklarını biliyorlar mı? İşçilerin Taksim’e çıkma gayreti dışında farklı gündemlerinin olduklarından haberleri var mı? Bütün bu “ayrışmaların pompalanması” konfederasyon başkanlarının görevleri bittiğinde kendilere yakın partilerden milletvekili olma gayretlerinden mi?
TÜRKİYE’DE 1 MAYIS - ÜÇ ANLAYIŞ
KESK, DİSK, TMMOB, TTB yöneticilerinin “1 Mayıs’ta Taksim” ısrarı devam ediyor. Türk-İş Zonguldak çıkarması yaparak günü kurtardı. Hak-İş:
“Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kâfir, ister Mecusi,
İster puta tapan ol yine gel, ,
Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir” dizileri ile Konya’da
İŞTE GÜNDEM!
Ülkemizde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2015 istatistiklerine göre 12 milyon 180 bin 945 işçiden, 1 milyon 297 bin 464’ünün sendika üyeliğinin olduğunu açıkladı. Ülkemizde; 5 Milyon civarında işçi asgari ücretle çalışıyor. Asgari ücret 2015 Nisan’ı itibariyle 949 tl. Ülkemizde 6 milyon işsiz var. TÜRK-İŞ, birkaç gün önce açlık sınırını 1.334; yoksulluk sınırını 4.238 TL olarak açıkladı. Son bir yılda 1886 işçi iş cinayetlerinde can verdi. 350 bin işçi iş kazası geçirdi. İşçi ve emekçilerin bu gündemlerinden kopartılarak Taksim anıtına bayrak dikme “inadı” içerisine çekme ısrarı nasıl işçilerin talebi oluyor?
 SENDİKALAR VE İŞÇİLER
1 Mayıs bayramı aynı zamanda sendikal bürokrasiye karşı mücadele günüdür. İşçiler, sınıf karakterinin, mücadele geleneğinin yok edilmesine karşı 1 Mayıs’ı bütün dünya işçilerinin birlik dayanışma ve mücadelesini simgeleyen gün olarak kutlanmalıdır. Sendikalar işçilerin güncel talepleri yerine kendi popülist gündemlerini koyarak kamuyu yaratma çabalarını boşa çıkarmalıdır.
 1 MAYISHer yıl 1 Mayıs işçi bayramı dünyanın çeşitli yerlerinde din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin düzenledikleri etkinliklerle kutlanır. İşçiler,  çalışma ve yaşama koşullarının düzeltilmesi için güncel taleplerini gündeme taşırlar. 1 Mayıs sadece bir gelenek değil aynı zamanda güncel talepler etrafında her gün yenilenen bir mücadeledir. İşçiler 1 Mayıs’ın mücadele deneylerinin ışığında her yıl işçi ve emekçilerin yeni taleplerle işverenlerin ve siyasal iktidarlar ile masaya oturarak sosyal siyasal hak taleplerini ortaya koyarak toplu sözleşmeler yaparlar.
KİM KAZANACAK?
AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nın dört yıl önce il binasını astığı işçiler tarafından alkışlanan afiş hala hafızalarımızda.  “Artık 1 Mayıs hem bayram hem Taksim’de  kutlu olsun” sözlerinin yer aldığı afişin bugün de il binasına asılması AK Partiye ne kaybettirirdi?  AK Parti hükümeti 1 Mayıs’ı Taksimde yasaklama yerine kutlanmasını istese ne kaybederdi? Sendikalar işçilerin öncelikli taleplerinden kopararak Taksim’e çıkarma ısrarı işçilere ne kazandıracak? Her iki tarafın işçiler üzerinden hesaplaşması işçilere, emekçilere ve Türkiye’ye çok şey kaybettirecek. Televizyonlar, gazeteler; iş yerlerinin inen cam çerçevesini,  ATM'ler, otobüs durakları, iş yerleri hasarını gösterecek.  Yetkililerce yollar kapanacak, vapur seferleri iptal edilecek...  Yine hayat duracak. Peki, kim kazanacak?
Hadi hayırlısı…

BAYRAK ALGISI

23 Nisan 2015, 15:38



Ali GÜLTEKİN
Kanun Numarası: 2893, Yıl: 22.9.1983, 24.09.1983//18171 sayılı Resmi Gazete ilanı ile Türk Bayrağının şekli, yapısı korunması belirtilmiştir. Bayraklar ulusları temsil etmez. Ulusların var oluşundan bu güne değişen rejimler ile birlikte bayraklarda değişmişlerdir. Bayrak, tüm milletler, uluslar, ülkeler için kutsal değerler taşır. Değerin yaşatılması, korunması, sürdürülmesi için amacına uygun olarak konumlandırılması gerekir. Bu değerler kuşaktan kuşağa kutsal emanetler olarak teslim alınarak taşınır. Rejimler değiştikçe bayrak simgeleri çoğunlukla değişime uğramıştır.  

BAYRAĞIN ÇEKİLMESİ VE İNDİRİLMESİ
Madde 3  Bayrak, kamu kurum ve kuruluşlarıyla yurt dışı temsilciliklerine ve kamu kuruluşlarıyla gerçek ve tüzel kişilerin deniz vasıtalarına çekilir. Yurt içinde ve yurt dışında yetkililerin araçlarına takılır.
 BAYRAĞIN YARIYA ÇEKİLMESİ
Madde 4 – Türk Bayrağı, yas alameti olarak 10 Kasım’da yarıya çekilir. Yas alameti olmak üzere Bayrağın yarıya çekileceği diğer haller ve zamanı Başbakanlıkça ilan edilir.
BAYRAĞIN SELAMLANMASI
Madde 5 – Çekilmesi ve indirilmesi esnasında veya tören geçişlerinde Bayrak, cephe alınarak selamlanır.
BAYRAĞIN ÖRTÜLECEĞİ YERLER
Madde 6 – Türk Bayrağı, Cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerin, şehitlerin ve tüzükte belirlenecek asker ve sivil kişilerin cenaze törenlerinde bunların tabutlarına, açılış törenlerinde ATATÜRK heykellerine veya resmi yemin törenlerinde masalara örtülebilir.
YASAKLAR
Madde 7 – Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz. Resmi yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun, masalara kürsülere, örtü olarak serilemez. Oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Bu yerlere ve benzeri eşyaya Bayrağın şekli yapılamaz. Elbise veya üniforma şeklinde giyilemez.
BİZ NE YAPIYORUZ?
Yönetimde başarısız, Belde, Kasaba, İl belediyeleri kentin en yüksek tepesine en büyük bayrakları dikiyor. Kaçak inşat yapan şantiyenin girişine bayrak asıyor. Ormandan ağaç keserek tarım ve yerleşim alanı için yasa dışı yer açanlar toprağa bayrak dikerek sahipleniyor. Hırsız çaldığı bisiklete bayrak takarak “güvenle” sürüyor. Ruhsatı, vizesi olmayan araç arka camına bayrak resmi yaptırarak trafiğe çıkıyor. Asker kaçağı bayrak sembollü şapka takarak, tişört giyerek dolaşıyor. Arıtması olmayan fabrika duvarına Türk Bayrağı sembolü boyuyor…
Bütün bunların uygulanıyor olması Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının değeri olan Bayrağa, topluma zarar vermeye  devam ediyor.
BU NEYİN ALGISI?
Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağını değerleri üzerinden sahiplenmek, korumak varken kendi çıkarlarımıza neden alet ediyoruz? Yasalarla nerede nasıl kullanılacağı tanımlanmış Türkiye Cumhuriyeti Bayrağını kendi çıkarları için insanlar neden kullanıyor? Bayrağa neden bayrak kanunu çerçevesinde sahip çıkılmaz?
NEDEN BÖYLEYİZ?
Bayrağın tanımı yasalar ile belirtiliyor. Bayrak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanların ortak değerleridir. Peki, gerçek böyle mi? Mahallede kavağa oluyor biri diğerinin üzerine bayrak elde taş, sopa, silah saldırıyor. Araçla kaza yapıldığında tutanak tutma, güvenlik görevlisi çağırma yerine biri bayrağı çekip diğerinin üzerine beyzbol sopası saldırıyor.  Polis kanun kaçağını yakalamış araca bindirecek ahali bayrak elde linç girişimi provaları yapıyor… Neden böyleyiz?
SONUÇ OLARAK!
Yasalar uygulanamıyor ise yazılmasının ne faydası var? Yasal haklarımızı bilemiyorsak biz ne için varız? Yasa dışı davranıyorsak yasalar nerede? Bütün bu karmaşa, düzensizlik, tahammülsüzlük niye?
BİRDE BÖYLESİNİ DENEYELİM Mİ?
Sevgi, kardeşlik bağları pamuk ipliği kadar neden inceldi? Hoşgörü ve duyarlılık neden kayboluyor? Birlik, dirlik içinde yaşam neden yaşanmaz duruma getiriliyor? Kutuplaşmanın vatana millete ne hayrı olur?  Vatandaşlık gereği Bayrağı kutsal değerleri ile sahiplenmek gerekmez mi? Vicdanlarımızı sorgulayarak, rengine, diline, inancına, ulusuna bakmadan insanlığı, doğayı, hayvanları, dünya’yı sevme denenemez mi?
Hadi hayırlısı…

OYUN KİME?

21 Mayıs 2015, 13:38


Ali GÜLTEKİN
 Türkiye’de seçim çalışmaları “Salıpazarı” ortamında devam ediyor. Yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına hiçbir faydası olmayacak oylar zalimce Manisa’da yaşayan seçmenin kaderini değiştirecek. Halkların refahı, ülkenin selameti, demokrasi, barış, ülke kalkınması, birlikte yaşam yerine siyasi parti liderleri arasında seçim kampanyası halkları kutuplaştıracak dozda acımasızca sürdürülüyor. Uluslar, inançlar, mezhepler, televizyonlar, gazeteler, mahalleler, köyler, sokaklar, sendikalar, okullar, memurlar, iş mekânları, kahveleri… ayrıştıran siyasi ahlak kimi yönetecek?
Türkiye’de asgari ücretin iki katına çıkartılmasına ihtiyaç varsa!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de ekonomi bu kadar kötüyse!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de tarım “çöktüyse”!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de hayvancılık yok olduysa!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de milli sermayenin yerini uluslar arası sermaye aldıysa!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de din, mezhep, ulus sorunu ve ayrışması varsa!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de kadın sorunu varsa!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de sağlık sorunu varsa!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de eğitim sorunu varsa!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de gençlik sorunu varsa!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de demokrasi sorunu varsa!
 İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de çevre, ulaşım, konut, barınma, sosyal yaşam alanları sorunu varsa!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için vardı?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için vardı?
Biz ne için varız?
Türkiye’de açlık yoksulluk sorunu varsa!
İktidar ne için vardı?
Muhalefet ne için var?
Sivil Toplum Kuruluşları ne için var?
Biz ne için varız?