17 Aralık 2012 Pazartesi
13 Aralık 2012 Perşembe
Kıyafet’in kıyameti
Kıyafet’in kıyameti
Tek tip okul kıyafeti üzerinden başlatılan tartışmanın kenarından tutanlar kendine doğru sündürerek parça koparmaya çalışıyorlar.
Kıyafetler üzerine araştırmalar
Tek tip kıyafet psikolojisi üzerine bilimsel araştırmalar ve tartışmalar var. Kimlerine göre; Tek tip elbisenin kişileri disipline ettiği ve aynılaştırdığı için birlik algısını güçlendirerek biz ettiği üzerine…
Diğer bir görüş; Çocukların özgüveni gelişimi ve kombine etme becerisinin gelişmesi…
Tartışmaların özünden koparılması
Her tartışma laik, anti laik sahasına taşınarak alevlendiriliyor. Sahaşimdi öğrenci kıyafetlerine ev sahipliği yapıyor. Oyuncular türbinlerden alkışaldıkça topu potaya atmaya yanaşmıyorlar.
Bir tarafta; Öğrencilerin onca acil çözüm bekleyen sorunlarıgörmezden gelinerek çözüme ortadan başlamanın…
Bir tarafta; Öğrencilerin serbest kıyafet seçimine yoksul-zengin gelir dağılımı üzerinden karşı çıkışı şaşkınlığı…
Zengin - yoksul
Yetişkinlerin tüm yaşam alanlarında zengin-yoksul farklılığı yok mu? Biz kıyafetlerimizi neden tartışmıyoruz? Bizim üzülme, bozulma, aşağılanma duygumuz yok mu? Bizler mutsuz olunca çocuklarımıza nasıl mutluluk vereceğiz.
Gelir dağılımı eşitsizliği; Çocukların çantasına, defterine, kalemine yansımıyor mu?
Gelir dağılımı eşitsizliği, çocukların günlük harçlığına yansımıyor mu?
Gelir dağılımı eşitsizliği, çocukların beslenmesine yansımıyor mu?
Gelir dağılımı eşitsizliği, çocukların ev yaşamına yansımıyor mu?
Gelir dağılımı eşitsizliği, çocukların oturduklarısemtleri ayrıştırmıyor mu?
Gelir dağılımı eşitsizliği, çocukların oyuncaklarına yansımıyor mu?
Gelir dağılımı eşitsizliği, çocukların okulu, ulaşımı arasında yok mu?
Gelir dağılımı eşitsizliği, çocukların tatillerini nasıl geçirdikleri farkı yaratmıyor mu?
…
Doğru olan ne?
Gelir dağılımı eşitsizliği ve öğrenci sorunları kıyafetler üzerinden tartışmamız ne kadar doğru olur? Yoksulluk tartışmasını sadece kıyafet üzerinden tartışıldığında öğrencilerin diğer sorunlarını saklamak, aldatmak olmaz mı?
Yaşamın her alanında gelir dağılımı eşitsizliğine karşı mücadele edilerek eşit haklar kazanıldığında kıyafet sorunu ortadan kalkmış olmaz mı?
Öğrenci sorunlarına göbekten neşter vurup yarayı dikiş tutmaz hale getirme yerine öğrencilerin acil çözüm bekleyen sorunlarından başlanması daha hayırlıolmaz mı?
Ne olacak?
Çocukların elbiseleri tek tip olunca veya serbest olunca; beslenmeleri, çantaları, defteri, kalemleri, okulluları, yaşadıkları evleri, semtleri, harçlıkları, ayakkabıları, çorapları, oyuncakları, tatil geçirme alışkanlıkları… değişecek mi?
Ne yapmalı?
1-Öğrenciler, bugün ne giysem programına çıkartalım mı?
2-Cemil İpekçi, Yıldırım Mayruk tasarımları ile defile hazırlayalım mı?
3-En iyisi, Sümbül Ağa’dan rica edelim, Muhteşem Süleyman’a sorsun.
Muhteşem Süleyman “Bu tartışmaları sürdürenler, uzlaşamayanlar, aynıokulların sıralarında okudular. Demek ki okumanın faydası yokmuş. Okullarıkapatın” derse halimiz nice olur.
Allah korusun!
-Der mi?
-Vallahi de der, tallahi de der
Hürrem Sultan bile durduramaz.
Hadi hayırlısı…
Türkiye'de araç konvoyları
Türkiye'de araç konvoyları
Araçları ilk icat eden, seri üretimini yapan, bizden daha fazla araca sahip ülkeler araç konvoyu düzenlemezler. Faydalıyönlerini bilmedikleri için değil, bilimsel araştırmalar ile zararlı olduğu için yasalar gereği olarak araç konvoyları ve korna sesleri ile dolaşamazlar. Avrupa’da Türkiye maçları kazandık mı ceza yemeyi göze alarak sokağa araçlar ile biz çıkarız.
Araç konvoyu çeşitleri
Partilerin seçim konvoyu: Seçmenlerin hangi bilincini geliştirir?
Parti Yöneticileri’nin seçmenleri ziyaret konvoyu: Şehirlere, Kasabalara her gelen parti yöneticilerinin ardı sıra dizili araç konvoyları ile hangi kazanımlar elde edilir?
Bürokrat ziyareti konvoyu: Kaç kişi, bürokratların peşi sıra kuyruk olmak ister?
Düğün konvoyu: Düğün’üşenlendirmeye, konukları ağırlamaya çiftlere manevi destek olur mu?
Asker uğurlama konvoyu: Asker’e giden gençlerimize katkısı nedir?
Sünnet konvoyu: Düğün yapan ailelere, sünnet olan çocuğa, evlenen çiftlere katkısınedir?
Gelin alma konvoyu: Konvoyu’nun uzluğu çiftlerin yaşamında neyi değiştirir?
Maçların maganda konvoy’u: Maçların sonucunu önceden belirleyebilir mi?
Mafya ve çete konvoyu
Son teknoloji- son model araçlar - moda mafya yaratıklarına yakışır.
Ne için araç konvoyu?
Bütün bu konvoy oluşumu İçerisi’nden biri olan partilerin araç konvoylarını tartışalım mı? Bu güne kadar seçim sonuçlarına katkısı üzerine araştırma var mı? Bu konvoyları düzenleyen partiler; çevre kirliliği, israf, milli gelire verilen zarar, insanların ortak yerleşim ve yaşam alanları özgürlüğü üzerine söz edebilirler mi? Seçmen ve üye kazanımına katkısı var mı? Vatandaş Ahmet’e soralım.
Vatandaş Ahmet:Var! Olmaz olur mu? Hem de çok önemli katkıları var.
Cahil seçmenler; Program, tüzük, konuşmalar, yazılı görsel dokümanlar ve tartışmaları anlamazlar. Gücümüzü gösterip etkilemek için seçim süresince araç konvoylarıdüzenleriz.Partiler seçmenlerin önünden araç konvoyları ile geçerler. Cahil seçmen, Öküz’ün trene baktığı gibi bakar seçerler.
Bizim çocukların konvoy muhabbetleri möhkem olur. Terzi Arif: Bizim araç konvoyu on numaraydı. Son model, 21 Mercedes, 14 BMW, 7 Audi, 6 4x4 vardı. Bu seçimi kesin bizim. Köfteci Hasan: Hadi lan! Biz’de Ferrari, zırhlı kirpi, panzerler vardı. BerberHalil: Siz nah kazanırsınız! Bizim araç Konvoyu’nun bir ucu Manisa içinde diğer ucu Turgutlu’yu geçti. Terzi Arif: Hasan siz ayva’yı yediniz.Köfteci Hasan: Neden? Terzi Arif:Panzer’i gören halk “Ergenekoncular destekliyor” diye size oy vermezler.Köfteci Hasan: Audi, BMW, Mercedes, 4x4 araçlarıgörenler size, ABD, AB güdümlü derler.
Halka güvenin
Bu ülke İnsanları’nın; okuyunca anlama, izleyince algılama, baktığında görme, tartışmaları değerlendirme yeteneği var.
Araç konvoyu yaşamımıza nereden girdi?
Kültür, inanç, gelenek olarak devir almadık. Ülkemize,Balkanlar’dan esen sert rüzgâr ile girmiş olabilir mi?
Araç konvoyu ile dayanışma olur mu?
Maddi manevi faydası olmayan her fırsatta oluşturduğumuz araç konvoyları yerine; zaman kaybetme, araçların yıpranmaları ve yakıt giderlerini bağış veya yardım olarak verilse daha hayırlıolmaz mı?
Lütfen!
Araçlarımızı zorunlu ihtiyaçlarımız için kullanalım. Araç konvoyu düzenleyip; Korna çalarak insanlarımıza, egzoz dumanı ile doğa’ya, , Araba yıpranması, yakıt gideri ile milli gelirimize ve bir bütün olarak Türkiye’mize zarar vermeyelim.
Hadi hayırlısı…
Dikkat: British Medical Journal'da yayımlanan bir araştırma, trafikte yoğun dumana maruz kalanların, 6 saat içinde kalp krizi geçirme ihtimalinin yükseldiğini ortaya çıkardı.
Parti içi demokrasi !
Demokrasi tanımını okudukları ve duydukları ile bilenler ile demokrasiyi yaşayanlar arasında derin farklılıklar var. Doğduğu günden itibaren diktatörlerce yönetilen ülke’de yaşayan halktan birine demokrasinin tüm kuralları uygulanarak yönetilen bir ülkeyi anlatsanız, ufkunda cenneti canlandırır.
Maksat muhabbet olsun. Olur ya; vicdanlar sızılar, okuyan, duyan, ders çıkaran, örnek alan, arayıp soran olur. Tanık olduğum Parti içi demokrasinin işleyişini sizlerle paylaşmak istiyorum.
-Yetmez ama evet.
-Yetmeyen nedir?
-Parti içi demokrasi
-Eksik olan nedir?
Önce olumlu davranışları takdir edelim. Olumlu yönleri görmezden gelerek olumsuzluklar üzerinden eleştiri olumlulukları güçlendirmez. Böyle bir eleştiri ahlakı da olmaz.
Cem Özdemir, Almanya’da yaşıyor.
Cem Özdemir, Türkiye kökenli Alman
Cem Özdemir, Politikacı
Cem Özdemir, Çocuğunun doğumunda babalık izini kullandı
Cem Özdemir, Yeşiller partisi eş başkanı (Bündnis 90/Die Grünen)
Cem Özdemir, Korumaları ile gezmiyor.
Cem Özdemir, Zorda kalmadıkça araba ve uçak yolculuğu yapmıyor.
Cem Özdemir, Ulaşımını toplu taşıma ile sağlıyor.
Cem Özdemir: Parti içi demokrasiyi savunuyor.
· Almanya, Eylül 2013 genel seçimlerine hazırlanıyor.
· Cem Özdemir milletvekili aday adayı oldu.
· Cem Özdemir’in seçim bölgesinde birinci sıra kadın adayı Kerstin Andreae’ye verildi.
· Cem Özdemir, genel seçimlerde ikinci sıra milletvekili aday adayı olmak için ön seçime girdi.
· Cem Özdemir, ikinci sıra milletvekili adaylığı için rakibi Gerhard Schick ile yarıştı.
· Cem Özdemir, 115 delegenin oyunu alarak ikinci sıradan milletvekili adayı seçildi. Gerhard Schick ise 86 oyda kaldı.
Bir partinin genel Başkanı’nın seçim Bölgesi’nin ilk sırası kadın adaya veriliyor. Genel başkan, ikinci sıra milletvekili aday adayı olmak için ön seçime giriyor.
İçimden, duy sesimizi Türkiye! Demek geliyor. Benim ülkem’de partilerde neden böyle demokrasi işlemez diye sitem ederek, duygulanmışsın, gözlerin dolmuş ne yazar.
Parti içi demokrasi mi?
Başka söze ne hacet!
Hadi hayırlısı…
3 Aralık 2012 Pazartesi
Adalet için!
Adalet için!
Şehir `in en gözde Park’ı gazete okuyanlar, torun gezdirenler, geyik yapanların
uğrak yeri. Bir anda kargaşa ve koşuşmalar başladı. Koşuşmaların nedenini kısa
sürede ortaya çıktı. Polis hırsız yakalamış. Bunu duyan Mehmet Efendi, sırtını
dayayarak oturduğu Ziraat Bankası yazan banktan kalktı. Okuduğu gazetesini
banka bıraktı. Az ileride gezdirmeye getirdiği torununu yanına çağırdı. İki eli
ile tutup torununu havaya kaldırarak kalktığı banka oturttu. “Ben gelene kadar burada otur” dedi. Torunu
dedesine tedirgin bir şekilde “nereye
gidiyorsun” diye sordu. Mehmet Efendi, bu soruyu duymazdan geldi. Parkın en büyük
ağacından kocaman bir dalı kırıp eline alarak koştu. Torunu, buğulu gözleri ile
olanları izledi. Dikkatlice dedesinin dal kırdığı ağaca baktı. Ağacın alt
dallarından birini kırıp kalabalığa karışmak istedi. Bu türden olaylara onlarca
kez tanıklık ettiğinden, işin inceliğini öğrendiğini ispat etmek istiyordu.
Ahmet Efendi’nin peşi sıra falçata’sı elinde ayakkabı tamircisi, kaldırım
taşlarını söken öğrenciler, kravatları elinde memurlar, Kırdığı su bardağının
cam parçası ile Çaycı, beyzbol sopasını kapan şoför “vatan, millet adına
adaleti için“ koşuyorlar.
Almancı Hasan, yabancı uyruklu eşi Şahsen ile tatilde. Koşuşmaları görüp
tedirgin oldu.
Şahsen:
kötü şeyler mi oluyor?
Almancı Hasan: Polis hırsız yakalamış.
Şahsen: Bunlar neden koşuyor?
Almancı Hasan: Hırsızı polisin elinden
almak için
Şahsen: Ne yapacaklar?
Almancı Hasan: Cezasını verecekler?
Şahsen: Nasıl?
Almancı Hasan: Linç edecekler?
Şahsen: Bunlar seçilmişler mi?
Atanmışlar mı?
Almancı Hasan: Gönüllüler?
Kamu malına zarar vermeyi, suç işleyerek, suçlu yakalama, suç aleti ile
suçlu cezalandırma hakkını nereden alıyorlar? Kanı kanla, şiddeti şiddetle
cezalandırma girişimleri olağanlaştı. Kendilerini güvenlik kuvvetlerinin yerine
koyanlar ordulaştılar. Hâkim, savıcı görevi üstleniyorlar. Zanlıyı suçlu ilan
ederek orman kanunları ile cezalandırıyorlar. Bizlerin gördüğümü yetkililer
neden görmez?
Güvenlik güçleri ne için var?
Kanunlar ne için var?
Savıcı ne için var?
Hâkim ne için var?
Mahkeme ne için var?
Kendi karanlığını ışık sananların renklere doğru koşmaları anlaşılır. Acı
olanı, gözlerinin önünde işlenen toplumsal suçu, gelişen tehlikeyi yetkililerin
görmezden gelmesi.
-Esnaf
-Memur
-Öğrenci
-İşçi
-Emekli…
Milyonlarca linç “ordumuz” var. Eğitim bölükleri çocukları, torunları mezun etmeye hazırlanıyor.
Asayiş berkemal!
Yaşasın adalet!
Güvenlik kuvvetlerine ne gerek var?
Adalet saraylarına ne gerek var?
NEYİN ZAFERİ?
Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in 8 gün boyunca süren Gazze saldırılarının bilançosunu AA açıkladı.
Ölü sayısı:161
-138'i erkek
-23'ü kadın,
Bunların arasında çocuklar, yaşlılar ve görevini yapanlar var.
|
-18 yaşlı
-2 gazeteci
-1 ağlık görevlisi
-1 sivil savunma görevlisi var.
Yaralısayısı:1222
-869'u erkek
-353'ü kadın
Evler, devlet kurumları yerle bir oldu. Gazze ablukası devam ediyor.
-Biz neyin zaferini kutluyoruz?
İşbirliği devam ediyor
Arap coğrafyasının işbirlikçi, Kralları, Şahları, Prensleri, Sultanları işbirliğine devam ediyor
Devletlerinİsrail işbirliği devam ediyor.
Patronlarınİsrail şirket ortaklıkları devam ediyor.
Meclislerde,İsrail dosaları faaliyetleri devam ediyor.
İşçilerinİsrail için üretimleri devam ediyor.
Halklarİsrail mallarını tüketmeye devam ediyor.
Biz neyin zaferini kutluyoruz?
Filistin halklarının kurtuluşunu Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren Filistin halkları ve onların dostları ile mümkündür.İsrail ile koyun yiyen kurt, Filistinliler ile meleyen kuzu olmak isteyenler, İsrail dostları, Filistin halkının düşmanlarıdırlar.
Gazze ablukası devam ediyor
Gazzeİsrail'in ablukası altında. Baskı ve zulüm devam ediyor. Filistin halkının özgürlüğü için işbirlikçilerin çözüm arama yalanları yıllardır sürüyor. ABD, İsrail'e işbirliği anlaşmaları ile göbeğinden bağlı bu ülkeler Filistin halkına özgürlük söylemlerinin yalanına yıllardır devam ediyorlar. Filistin halkının her toplumsal muhalefeti sırasında ortaya çıkan bu ülkeler halkların gelişen özgürlük mücadelesini diplomasi ile bastırıyorlar. İşgal ettiği topraklardan katlettiği insanlardan dolayı geri adım atmayan İsrail her seferinde karlıçıkıyor. Toprağa verilen gençlerin bedenleri soğumadan, arabulucuların palavraları ile Filistin halkına zafer sevinci yaşatıyorlar. Filistin halkları öncelikle sırtlarında kambur olan bu işbirlikçi devletlerden kurtulmalı. Filistin halkı ile omuz omuza halaya duracak, her dilden özgürlük şarkılarınısöyleyecek olanlar sadece emperyalizme karşı mücadele eden dünya halklarıdır.
O zafer günü gelecek.
İşbirlikçiler utançları ile Filistin dostları onurları ile yaşayacaklar.
Hadi hayırlısı...
|
BAŞBAKAN YARDIMCISI BOZDAĞ YANLIŞ BİLGİLENDİRİLDİ
BAŞBAKAN YARDIMCISI BOZDAĞ YANLIŞ BİLGİLENDİRİLDİ
Almanya ziyaretleri çerçevesinde çeşitli görüşmeler yapan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, yurt dışında da sahipsiz kalan 4 bin Türk çocuğunun, gençlik daireleri aracılığıyla Hıristiyan ailelere verildiğini belirterek, ''Bu çocuklar adeta Hıristiyanlaştırılıyor. Büyük bir dramla büyük bir asimilasyonla karşı karşıyayız'' dedi.
|
Sayın Bakan; İyi niyetinizden şüphe duymuyoruz. Bu bilginin size yanlış aktarıldığını Alman ve AvrupalıTürklerin tartışmalarının seyri de doğruluyor. Almanya'ya ziyaretiniz sırasında Türk kökenli hukukçular ve Gençlik Dairesi yetkilileri ile toplantı yaparak bilgiyi kaynağından almanız bizim için daha hayırlı olurdu. Türk kökenli Almanlar ve Avrupalı Türkler olarak temel sorunlarımızın üzeri soyut söylemler ile örtülüyor. Birinci kuşağın 51 yıllık dev asa enkazını, ikinci, üçüncü kuşak çözemediğinden mirasın yükünü 4. Kuşak sırtında taşıyor. Yabancılar yasası, uyum kursları, aile birleşimi, çifte vatandaşlık ve yığınlarca temel sorunumuz var. İşsizlik, iş güvencesi, Hitler icadı taşeron şirketlerin uygulamaları, vardiyalı çalışma koşulları sonucu geçimsizlikler ve boşanmalar artıyor. Bu ortamın en önemli mağdurları elbette çocuklar. Çocuklar öyle söylenildiği gibi kolay kolay ailelere evlatlık verilemiyor, Hıristiyanlaştırılmıyor. Biz sondan başlayarak çözüm aradığımızda asıl ortamı hazırlayan sorunlarımızdan uzaklaşarak Alman Devlet kurumlarının 51 yıllık uygulamalarınıaklamış oluruz. Gençlik Dairesi (Jugendamt)ne yapar?
Aile, devletin özel korumasıaltındadır. Çocukların bakımı ve yetiştirilmesi görevi öncelikli olarak anne-babaların sorumluluğundadır. Gençlik Dairesi, çocukların tehlikede olabilecekleri her tür bilgiyi araştırmakla yükümlüdür. Gençlik Dairesi; Bilirkişi Kurulu, ilçe meclisi, belediye meclisi üyeleri, gençlere yardım eden resmi onaylı destek kuruluşları ve gençlik birliklerince önerilen kişilerden oluşur. Mahalle ve şehirlerin planlanması ve tasarımında geçlerin yer almasını sağlarlar.
Çocukların korunması
Gençlik Dairesi; Aile, çocuk bakımevleri, Kreş, Okul ve yerleşim alanlarında çocukların sosyal yaşamını izler. Çocukların şefkatli ve sağlıklı bir ortamda büyümeye haklarını sağlar. Gençlere yönelik tatil kampları, kültür çalışmaları, ders yardımı ve okul dışıeğitim etkinlikleri organize eder. Çocuk ve gençlerin suç işlemeleri durumunda gençlik mahkemesi ile genç arasında arabuluculuk görevi yapar. Fail-mağdur uzlaşması için çaba gösterir. Gençlerin tekrar suç işlememesi için sosyal eğitim kursları düzenler.
Okuldan iş hayatına geçişte sosyal pedagojik çalışma ve istihdam için danışmanlık yapar. İşgüvenliği, alkol ve diğer uyuşturucu madde kullanımı,bilgisayar oyunları ve internet gibi iletişim araçlarının neden olduğu riskler ile yakından ilgilenir. Bu nedenle; Almanya'da tinerci, çırak, işçi benzer koşullarda çocukların sürmesine izin verilmez.
Aile anlaşmazlıkları
Çocuk ve aile - aile ve çocuklar arasında sorunlar olabiliyor. Gençlik Dairesi ücretsiz Anne-baba kursu, sosyal pedagojik aile yardımı yapar. Aile, yardım almayıkabul etmez veya yardım aldığı halde sorumluluklarını yerine getirmediğinde, çocuğun velayeti ve yaşayacağı yer konusundaki kararı bilirkişilerin raporları (Doktor, hukukçu, gençlik evleri) sonucu aile mahkemesi verir.
Koruyucu aile ve Kuruma teslim edilme süreci.
Koruyucu aile veya kuruma teslim edilen çocuğun ailesine dönebilmesi için Gençlik Dairesi çalışmalarıdevam eder. Tüm yolların kapandığı andan itibaren kurul kararıile evlat edinecek aile gündeme gelir. Evlat edinme hakkı ilk çocuğun ailesinin yakınlarına sunulur. İstenilen özelliklere sahip aile yakınları yurtdışında yaşıyor olmaları halinde; gelirleri, evlerinin konumu ve sicilleri araştırılarak kurul raporları ve aile mahkemesinin oluru ile çocuğu evlat edinebilirler. Bu süreçte Gençlik Dairesi, çocuk, çocuğun ailesi, koruyucu aile uyum kurslarına katılırlar. Bunun sonucunda çocuk koruyucu aile ile iletişim kurabilmişse çocuğu alabilirler. Gençlik Dairesi uzmanlarınca çocuk 18 yaşına gelene kadar izlenir. Çocuğun ailesinin iyileşme göstermesine bağlıolarak çocuğun ailesi ve bakıcı aile görüşmeleri sağlanabilir.
Çocukların aileden alınma sonrasıSadece Türk çocuklar ailelerinden alınmıyor. Alman ve diğer uluslardan ailelerin aynı sorunu yaşadığında çocukları alınıyor. Türk çocukları sadece Hıristiyan ailelere vermiyor. Türk aileler, koruyucu aile olma ve evlat edinmek istediklerinde, Alman, Türk veya diğer ulusların çocuklarınıevlat edinebiliyorlar. Aile birliği ve temel sorunlar
Almanlar ile ortak sorunlarımız ve yabancı olmaktan kaynaklanan sorunlarımız gün geçtikçe derinleşmekte. Bunun çözümü, ortak sorunlarımız için birlikte hareket etmekle mümkün. Çocuklarımızla huzur içerisinde yaşayacağımız ortama ancak böyle kavuşabiliriz.Aksi halde; Üniversiteye giden gençlerimizin oranı azalıyor. Meslek okuluna giden gençlerimiz okul sonrasımeslek yeri bulmakta zorlanıyorlar. Eğitimsiz, mesleksiz, işsizliğin sonucu mutsuz ve uyumsuz davranışları ile suç ortamlarına savrularak ceza evlerine giren çocuklarımızın oranıhayli fazla. Bütün bunların görmezden gelip,
Temel sorunlarımızı çözdüğümüz noktada çocuk sorunu ortadan kalkar.Çocuklarımızı ve gençlerimize huzurlu aile ortamı yaratmak için öncelikli ailelerin sorunlarının çözülmesi gerek. Biz çocuklarımız elimizden alınıyor yaklaşımı ile çözüm aradığımızda; dövülen, işkence edilen, okuluna-çocuk yuvasına, Doktor kontrollerine düzenli götürülmeyen, baskı ve şiddet uygulanan, giyimi ve temizliğine özen gösterilmeyen, ... Yığınlarca raporları ve dava dosyalarınıönümüze koyarlar. Alman halkı ile ortak sorunlarımız ve "yabancı" olmamızdan dolayı uygulanan; Irkçı yabancılar yasasını, ırkçı saldırıları, uygulayan kurum, kuruluş ve anlayışı aklayarak suçlu duruma düşeriz Yakınma hastalığı Yabancı olduğum için Öğretmen kötü not veriyor, işveren zor iş veriyor, Polis kimlik soruyor hastalığından kurtulmalıyız. Kendi öz eleştirimiz konusunda gerçekçi olmalıyız. Ortak sorunlarımıza birlikte çözüm yaratarak buz dağini eritiriz. Bu ülkede çok iyi eğitim gören, başarılımeslek edinen, iş kuran, çalışan Türkiyeliler ve olanaklar var. Türkiye'de çözülmeyen sorunlarımıza ne demeli? Mavi kart- Emeklilik-çifte vatandaşlık-Askerlik-tatil dönemi gümrükler çilelisi-Konsolosluk hizmetlerinde yüksek harçlar- Araba çıkarma hakkı benzeri sorunlarımızın çözülmemesi aile huzursuzluklarınıtetikleyerek önemli yaralar açıyor. Sayın Bakan; Tatil dönemi Türkiye'de yaşanılan olumsuzluklara tepki gösteren 18 yaşını dolduran çocuklarımızı Türkiye'ye götüremiyoruz. Türkiye, gençler için meslek yapma ortamlarıhazırlanmalı. Yaz tatillerinde Belediye, Valilik veya diğer sosyal kurumlar gurbetçiler için etkinlikler düzenleyerek, toplum ile kaynaşması ve yörenin tanıtımı yapılmalı. Bu sesiz kopuş ve sessizce asimle olma nedenlerini öncelikli sizlerin ortadan kaldırması gerekiyor. Emek göçünün 50. Yılı sonrası AK Parti hükümeti döneminde daha sık ziyaretler ile hatırlanır olduğumuzun altını çiziyorum. Ancak, Kalın çizgiler ile sorunlarımızın hala çözülmediğine vurgu yapmak istiyorum. Hadi hayırlısı...
Ali Gültekin
|
13 Kasım 2012 Salı
''ÜÇLÜ ÇETE''
Avrupa'nın üç devletti üç temel sorun üzerinde kara, kara düşünüyor. ''İşsizlik, enflasyon, ekonomik istikrar'' endişe verici sorunların başında geliyor. Localarda puro üfleyip viski yudumlayan ''efendiler'' borçlandırıp yoksullaştırdıklarıülkeleri arenaya çıkarıyorlar. Emek ile sermayeyi vuruşturarak üzerlerinde Roma Kral'ı edası ile bahis oynuyorlar.
Avrupaşaşkın
GFK Verein araştırma Şirketi'nin ''Avrupa'nın sorunları 2012'' konulu araştırmasına göre, Avrupa ülkelerinde sırasıyla ''işsizlik, enflasyon, ekonomik istikrar'' endişe verici ve acil çözüm gerektiren sorunların başında geliyor.
GFK Verein'in Almanya, Belçika, Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda, Polonya, Avusturya, Rusya, İsveç, İtalya ve Yunanistan'da yaptığıaraştırma sonuçlarına göre, Avrupa'nın acil çözüm gerektiren sorunlarının başında yüzde 38 ile işsizlik geliyor, bunu yüzde 22 ile enflasyon, yüzde 16 ile ekonomik istikrar izliyor.
|
Emekli maaşları ve sağlık hizmetleri yüzde 10, barınma sorunu yüzde 9, politika-hükümet sorunu yüzde 8 ile çözülmesi gereken sorunlar arasında yer alırken, bunu yüzde 7 ile eğitim politikasıve suç sorunu, yüzde 5 ile de gençlerin işsizlik oranı sorunu takip ediyor.
Katılımcılara göre, işsizlik sorunu en çok yüzde 79 oranıyla İspanya ve yüzde 63 oranıyla da Fransa'da endişe kaynağı oluştururken, bu sorunun acil çözüm gerektirdiğini ifade edenlerin oranı Polonya'da yüzde 49'u, Almanya'da yüzde 34'ü, İngiltere ve İsveç'te yüzde 29'u, Avusturya'da yüzde 22'yi, Belçika'da yüzde 21'i buluyor. Hollanda'da bu oran yüzde 11, Rusya yüzde 16'da kalıyor.
Enflasyon korkutuyor
Fransa'da katılımcıların yüzde 34'ü enflasyonun endişe verici olduğunu düşünürken, enflasyon sorunun çözülmesini gerektiğini belirtenlerin oranı Rusya'da yüzde 30, Polonya ve Almanya'da yüzde 26, Belçika'da yüzde 22 seviyesinde. İspanya'da ise bu oran yüzde 2, İsveç'te de sadece yüzde 1 düzeyinde.
Ekonomik istikrar hakkında endişeler de daha çok yüzde 30 ile İtalya ve yüzde 29'la da İspanya'da yoğunlaşıyor. Bunu yüzde 24 ile Almanya, yüzde 22 ile İngiltere, yüzde 17 ile Hollanda, yüzde 15 ile de Avusturya takip ediyor.
Emekliler gelecekten korkuyor
Emekli maaşları yüzde 19 ile sağlık hizmetleri de yüzde 24 ile en çok Polonya'da endişe kaynağı görülürken, barınma konusunu Rusya ve Fransa'da katılımcıların 19'u çözülmesi gereken sorun olarak belirtiyor. Bu sorunların çözümü konusunda neler yapılıyor? Bence, kafalar karışık. Ülkeler arası ortak düşünce oluşumu sağlanamadı.
Sermaye kazanıyor
İngiltere, Almanya ve Fransa kriz adı altında borçlandırdıkları ülkelerde çalışanların ücretlerini kemer sıkma aldatmacası ile düşürerek, bir koyup üç alıyorlar. Bu ülkeler 'den;İngiltere, Almanya ve Fransa'ya beyin göçü akmakta. Yoksul ülkelerden kaçan ‘gazileri' bu ülkeler ‘esir sıfatı' ile çalıştırıyorlar.
Asılırkçı sermayenin kendisi
Tüm bu sorunların karanlığında Avrupa'da ırkçı söylemleri ile radikal sağ partiler güçleniyor. Bu durumlarda hükümetler,İslamofobi ve benzeri ırkçı söylemler kartını ortaya sürüyorlar. İşsiz ve yoksul yerliler 'de, ‘benim işimi göçmenler aldı' algısı oluşuyor. ‘Yerli-Göçmen' emekçilerin ortak sorunları üzerinden birlikte mücadele ede bilme ve ırkçıalgıyı kırmak için zayıfta olsa mücadele ediliyor.
Avrupalıemekçiler kaderci değiller
Avrupalı;haftada bir tiyatroya, sinemaya, yılda iki defa tatile gidemiyor, okumak için gazete kitap alamıyor, sağlıklı beslenemiyor ise yoksulum diyor. Ekmeğimi ıslatıp yiyecek bir tas suyum var diyerek şükür etmiyor. Yoksulluğun kader olduğuna inanmıyorlar. Haklarını, hukuklarını kimseye gasp ettirmemeye kararlılar.
Avrupa'da kış sıcak geçecek
Portekiz,İspanya, Yunanistan ve İtalya'da emekçilerin genel grev çıkışlarıkarşısında Almanya, Fransa ve İngiltere'de sol hükümetlerin başını çektiği yaptırımlar ile işçi hakları gasp edildi. Hitler'in teorisi ile ortaya çıkan bugünkü miras Alcılarınca uygulanan taşeron işçilik sendikal hareketi zayıflattı.Emeğinden başka bir gücü olmayan yoksullaşan işçiler sendikalar içerisinde toparlanıyor. Portekiz, İspanya, Yunanistan ve İtalya'dan yayılan dalga Avrupa Birliği'ni sallayacak.
Avrupa, feodal toplum yapısını geride bırakarak kapitalistleşmişülkeler topluluğu. Köln'de yaşayan Alman işini kaybetti mi, Berlin'in köyünden bulgur, peynir, mercimek gönderecek ne aileleri, ne olanakları, ne de öyle bir kültürleri var. İsçiler işini kaybetti mi sosyal dairelerin bakım yardımı ile ölmemek için yaşarlar. Türkiye'de '' utanılarak'' söylenen üretici köylü olmanın ve hala aile yardımlaşmasının sürüyor olmasının kıymetini bil-me-li-yiz
Hadi hayırlısı...
Ali Gültekin
|
Meclisin magandaları
TBMM’de sorumluluklarınıyerine getiren değerli milletvekillerini bu eleştirinin dışında tutuyorum. Dilerim az sayıda kalan bu vekiller örnek olma dirençlerini sürdürerek kürsülerini küfürbazlardan korurlar. Meclis çatısı altında kürsüye çıkan Vekillerin küfürlerini duyunca insanın kanı donuyor. Küfür, bilgi birikim eksikliğini ortadan kaldırmak için mi yapılır? Çözüm yaratma becerisi gösteremeyince mi devreye sokulur? Her ne için kullanıyorlarsa kullansınlar, topluma hakaret ettikleri gerçeğini değiştirmez.
Mecliste uçuşan “nutuklar”
Ananı...
Şerefsizler...
Namussuzlar...
Dinsizler...
Yobazlar...
Alçaklar...
Has..tir...
Faşist...
Irkçı...
Kafatasçı…
…benzer iğrenç küfürler.
Kürsüden parmağını uzatarak „siz alçaksınız, namussuzlar” diyerek sözüne başlayan “75 milyon kardeşiz” diyerek sözünü bitiren Vekil ne kadar inandırıcı olur? Ne kadar saygı görür? Ne kadar kendini ifade etmiş olur?
Küfür festivali yapalım mı?
Yılın en okkalı küfürcü milletvekili.
Yılın küfür’ü türbinlerde en çok yankılanan futbolcusu
Yılın küfürleri en çok birlikte söyleyen taraftarı
Yılın en bilimsel küfür’ü ortaya çıkaran profesörü.
Yılın küfürlü saldırılara karşı, küfürlü savunma yapan komutanı.
Yılın en derin küfürcü emniyet müdürü.
Yılın en iyi çapraz küfür kurgusu yapan yargıcı.
Yılın en iyi kafiyeli küfür eden sanatçısı.
Yılın en küfürlü manşetini atan gazetesi.
Yılın en küfürlü televizyon programcısı.
Jüri özel ödülü: Tüm sorunlarını Allaha havale eden halka verildi
Sorun ne?
Türkiye’de; küfür ile öfke dindirme, dövme, öldürme ile haddini bildirmeler olağanlaşıyor. Yargıyı,yasayı, adaleti, güvenliği bekleyen yok. İnsanlar kendi sorunlarını çözme odaklılar. Türkiye’de yaşayanlar bunları çok fark etmiyor olabilirler. Bizim gibi dışarıdan izleyenler veya Türkiye’de olduğu sürede bunları bire bir yaşayanlar her yıl daha çok arttığını görebiliyor. Türkiye tatili dönüşü ortak görüşü: Türkiye’de kimseye bir şey söyleneceği kalmamış. Millet ateş üstünde.
Küfür: Bilgisizliğin, eğitimsizliğin, çaresizliğin zavallıca dışa vurmasının bir ifadesidir
Kaç milletvekili kitap okuyor?
Kaç milletvekili sinemaya gidiyor
Kaç milletvekili tiyatroya gidiyor?
Kaç milletvekili müze geziyor?
Kaç milletvekili çocuğunu anaokulundan almaya gidiyor?
Kaç milletvekili çocuğunu okuldan almaya gidiyor
Kaç milletvekili çocuğunun veli toplantılarına gidiyor?
Kaç milletvekili çevre ve Doğa ile ilgileniyor?
Kaç milletvekili pazara alışverişine gidiyor?
Kaç milletvekili toplu taşıma kullanıyor?
Küfürlü yaşam.
Olgum amcaya şeyini göster. Oğlum dayıya küfür et. Gülerek, alkışlayarak masumane sandığımız bu yanlışlarımız ile küfürbaz bir toplum olduk. Evde, sokakta, okulda, trafikte, askerde, poliste, maçlarda, iş yerinde, mecliste, hastanede, hapishanede, mahkemede, haberde, yorumda küfür o kadar olağanlaştı ki yaşamın bir parçası oldu.
Küfür’ün; Kabadayı, delikanlı, yiğit, posta koyma algısı eğitim ile kırılmalı. Caydırıcı cezalar uygulanarak ortadan kaldırılmalı.
Kaldıramayız deniliyorsa, uluslar arası festivaller düzenleyelim. Her yıl birincilik ödüllü alacağımız kesin.
Hadi hayırlısı…
Spil’de ciğerimiz yandı.
Doğa’sı, konumu, tarihi zenginliği, bereketli toprakları ile Türkiye bu Dünya’nın “cennet” vatanı. Çevre sorunu konusunda toplumsal bir bilinç oluşma mayınca güçlü Sivil Toplum Kuruluşları yaratarak doğamızı koruyamıyoruz. Ormanlarımız, bir tarafından alevlere teslim ederken diğer taraftan onca kırsal alanımıza rağmen yerleşime açıyoruz.
Bu dünya sadece bizim mi?
Doğa, kendi kuralları içerisinde bir bütün olarak yaşam demek. Doğa; kent Meydanı’nı,park, akarsu, orman, toprak, bitki, kuş, hayvan, böcek, dağ, taş… demek. Doğa; ekonomi, eğitim, kültür, turizm, kalkınma, sosyalleşme… demek. Doğa yaşamın kendisidir.
Çevre sorunu, öncelikli insanlık so-ru-nu-dur.
Baltalar elimizde,
Uzun ipler belimizde
Biz gideriz ormana…
Şarkıları söyletme yerine, eğitim kurumları müfredatlarına, uygulamalıçevre dersleri konulmalı. Sivil Toplum Kuruluşları bu bilinç üzerinden güçlenir. Doğa’ya uygun sanayileşme, yerleşim alanları ile kentleşme mimarisi bunun üzerinden şekillenir.
İslam ve Doğa
Peygamberimiz Hz Muhammed'in doğa sevgisi üzerine onlarca sözü var. Hz Muhammed: Yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin. Kıyamet kopma anında bile olsa, elinde bir ağaç filizi bulunan onu mutlaka toprağa diksin.(Buharî, el-Edebü'l-Müfred, 168)
Bu güzel sözün üzerine ne söylenilebilir. Her insan bunun üzerinden kendini sorgulamalı.
İslam’ı özümsemek!
İslam; Doğa’nın kutsallığına işaret eder. Dünya üzerinde en korunaklı doğa, en bakımlı çevre, en eğitimli toplum İslam coğrafyası içinde olması gerekir. En çok doğa, hayvan, insan zayiatı, israf ve eğitime ilgisizlik neden İslam ülkelerinde oluyor?
Bu konuda onlarca hadis ve Hz. Muhammed’ in sözlerine rağmen, duyarlılık göstermiyor, sorumluluktan kaçıyoruz. Biz istediğimiz kadar kaçalım, sel suları, fırtınalar evimize kadar gelerek bizi buluyor. Malımız, canımız nemiz varsa intikam alırcasına önüne katıp götürüyor.
Hangi vicdan?
Yeri, göğü Allah’ın var ettiğine ve Doğa’nın kutsallığına inanan bir mümin; hırs, çıkar, israf için, Doğa’ya nasıl zarar verebilir? Yaradan’ın verdiğişekli, şemayı özünden kopararak değiştirme yetkisini kim nerden alır? Bunların hesabını kim nasıl verir?
Nereden başlamalıyız?
Çalışma masamızdan, evimizden, iş yerimizden, okulumuzdan, çocuğumuzu götürdüğümüz parktan, tarlamızdan… başlayabiliriz. Bugün, “doğal felaketler”bizlerin uzağında olabilir. Yarın bizim canımızı, malımızı sel suları önüne katıp götürmeyeceğini kim hangi önlem ile garanti edebilir? Bizim yuvamız nasıl kutsal ise, kuşlar, böcekler, hayvanlar, bitkiler… için doğa kutsal bir yuva. Biz o yuvaları dağıttığımızda, “doğal felaketler” ile bizim yuvalarımızın nasıl dağıldığını görüyoruz.
Manisa: Canımız yanıyor.
Geçtiğimiz günlerde Spil’e düşen ateş için Manisalılar sosyal paylaşım sitelerine “canımız yanıyor” notu düştüler. Toplumsal duyarlılığıgörünce insan yürekleniyor. Bu duyarlılık yangın dumanı ile uçup gitmesin. En masumane duygularımız ile kalıcı güçlü bir çevre hareketi başlatabiliriz. Spil’in zirvesi yanıyor. Gürle, Aşağı Çoban İsa, Akpınar eteklerinden altınıoyarak taş çıkarıyoruz. Ova’yı yerleşime açarak, bereketli toprağı hadım ediyoruz. Gediz ‘i kirleterek yaşam damarlarını kurutuyoruz.
Biz nasıl insanlarız?
Bize sunulan bu güzellikleri ne hale getirdik? Padişahlar,Şehzadeler, Sultanlar “Manisa’ya gidip huzur, şifa buluyorum” derdi. Huzur veşifa veren doğamız nerede?
Doğa’yı koruyarak Manisa’yı geliştirme, güzelleştirme, zenginleştirme alternatiflerini neden uygulamıyoruz?
Bir adım öne lütfen
Spil ormanları yok olduğunda dağdan gelen sel sularının, toprak kaymalarının önünde, saraylarımız, saltanatlarımız, kariyerimiz, paralarımız, arabalarımız, durabilecek mi?
Amerika, Japonya ve birçok ülke ’de; Bankalar, paralar, saraylar, arabalar, fabrikalar, yatlar, yalılar daha önemlisi insanlar alıp götürürken dalgaların önünde kim durabildi?
Yeşil bir Manisa, yaşanılır bir Dünya için, kendimiz, çocuklarımız için, bir adım öne lütfen..!
Hadi hayırlısı…
30 Ekim 2012 Salı
BİZ mi canavarız? TRAFİK mi?
Bazen gördüklerinize anlam veremezsiniz. TÜV’ ün karşısında ”kiralık teker” yazan araba lastikleri kiraya veren dükkânın varlığı gibi.
Yüksek yükü ile alt geçide takılan kamyon’un şoförüne Gazeteci soruyor: Uyarı levhasını görmediniz mi?
Şoför: Gördüm, ama sağa sola baktım, polis olmayınca girdim. Bu türden şoförlerimizin varlığı gibi.
Caydırıcı değil, eğitici uygulamalar.
Trafik eğitimini, anaokullarından itibaren uygulamalı olarak başlatılmalı. Caydırıcı uygulama yerine eğitici uygulamalar yapılmalı. Parası olan; kırmızı ışıkta durmaz. Kemer takmaz. Telefonla konuşur. Polise, “cezanı kes o kadar” der. Bu insanları eğitim ile kazanmalıyız. Başkalarına ve milli değerlerimize vereceği zararın bilincinde olarak vatandaşlık sorumluluğunu yerine getirmeli.
Yetkililerin sorumlulukları.
Yol yapım, onarım ve kaza zamanlarında; Trafik polisi önce kendi güvenliğini sağlamalı. Güvenli bölge oluşturmalı. Trafik lambaları, uyarıcı levhaları, aydınlatma, yol şeritleri, yol güvenliği uluslararası standartlara uygun yapılmalı. Teknoloji çağında, boyanmış bidon ve yağ tenekelerinin içine beton dökerek trafik işareti icadı bize yakışmıyor. Yol yapım ve tamirinde çalışan şirketler ve trafik ekipleri çağın teknolojisine uygun donanımda olmalılar. Almanların güzel bir sözü var. Güvenmek iyidir, ama denetlemek daha iyidir. Eğitimini vermeliyiz ama uygulamaları denetlemeliyiz.
Trafik kuralları ve uygulamaları genişletilmeli.
Örneğim; Almanya’da ehliyetiniz olduğu halde, alkollü bir sürücünün arabası ile yolculuk ediyorsanız, trafiğe yakalandığınızda size şoför; den daha fazla ceza kesilir. Yaya olarak kırmızı lambadan geçtiğinizde ceza 10 Euro ise, o an çevrenizde sizi görebilen çocuk olduğunda cezanız iki katına çıkıyor…Yaşanılmış olay: Köln’de Yaya olarak kırmızıdan geçen Türk’ü polis yakalar. Ceza 10 mark. Bizim vatandaşın cebinde 20 mark var. Polis “bozuk 10 mark yok mu” diye sorar. Bizim vatandaş “bir dakika” der. Bir kez daha kırmızıdan geçerek “ödeştik” der. Polisin „suçu bilerek işlediniz, kasıt var cezanız beş katına çıktı” dediğimde bizim vatandaş öfkelenir. Bu, trafik sorunundan öte eğitim sorunu.
Sesli Soralım
Ülkemizin lojistik, şemasını çıkardık mı? Üç tarafı denizle çevrili olan ülkemizde insan ve yük taşımada, Deniz ve Demir yollarını ne kadar kullanıyoruz? Kamyon, tır, dolmuş ve bunların yedek parçaları için harcadığımız yıllık giderimiz nedir? Bu araçların, yol yıpratması ve kazaya sebep olma oranları nedir? Bu kazalardan milli zararımız nedir? Bu kayıplarımızı; Deniz ve Demir Yolları, yer üstü ve yer altı treni yolu yapımında kullandığımızda kazalar ne kadar azalır? Milli gelirimize ne kadar katkı sağlarız? Bize Dolmuş, Otobüs, Kamyon satan ülkelerin kendileri şehir içi ve şehirlerarası yollarda bu araçları kullanmazlar. Biz bunların tüketimini neden yapıyoruz? (otobüsü şehir içi toplu taşıma, şehirlerarası Turizm amaçla kullanırlar.)
Biz bize konuşalım.
Ülkemizde; Bürokrat, Akademisyen, Sanatçı, Topçu, Popçu, halka toplu taşıma araçlarını kullanmaları için çağırı yaparlar. Biz onları, toplu taşıma araçlarında, bisiklet kullanırken gördük mü? Güçlü bir hayır çıkıyor. Toplu taşıma araçları kullananlara “varoşlu” diyerek küçümsemezler mi? Vallahi de billahi de küçümserler. Siyasiler ve bürokratlar yerleşim alanlarına geldiklerinde peşinde ki koruma araçlarını geçelim; yağcılar, yalakalar, iş alanlar, ihale bekleyenler konvoya katılarak bunu ‘güç gösterisine’ dönüştürmezler mi? göstermekle kalmazlar,gurur yapıp hava basarlar….
Kürsüye çıkan bu yönetici anlayış; ülke kalkınması, trafik uygulaması, toplu taşıma, israf, milli değer ve çevre’den nasıl söz eder? Ne kadar inandırıcı olur? Türkiye’de trafikte eğitim seferberliği tam da bu alanlardan başlamalı. Gelişmiş ülkelerde seçimler; uzun konvoy, gökyüzünü pankart ve bayrak ile kapama, yerleri bildiri ile doldurup, kilometrelerce konvoy oluşturup görüntü, çevre kirliliği üzerinden yapmazlar. Seçim; program, bilgi, söylemler ve yaşam biçimleri üzerinden yapılır.
Trafik: ülke’nin eğitimi ve ekonomik gücü ile sorun olmaktan çıkar.
1- Deniz ve Demir yollarımızı geliştirdikçe, kamyon, dolmuş ve şehirlerarası otobüsleri trafikten kaldıralım. 2- Hangi yolları hangi araçların kullanacağını belirleyip uygulayalım. 3-Yük, ambalaj standartlarını ve taşınma şeklini belirleyelim. 3- Arabalar, TÜV dışında sürekli standart denetimi yapılsın. 4-Bisiklet, engelli, yaya yolları ayrılsın. 5-Taksi sürücüleri uluslararası standartlarda eğitim sonrası sürücü belgesi verilsin. 6- Trafik kazaları ve yol çalışmalarında; tek yön yol bölündüğünde, yol şeridi, lambalar, uyarı levhaları teknoloji çağına uygun standartlarda yapılarak yol güvenliği alınsın. Yola dökülen mıcırın, hayalet gibi gezen traktörler, kamyonlar, trafik işaretleri eksikliğinin ne kadar can ve mala sebep olduğunu biliyoruz.
Ne yapmalı?
Yaşamımızın bir parçası olan trafiği; Ahlak, yaşam, eğitim, inanç, milli değerler ve sorumluluklarımızın dışında tutarak, her gün mal ve can Kaybı’na karşı duyarsız kalarak, insan olmadan nasıl söz edebiliriz?
AK Parti iktidarının, yol yapımı ve toplu taşıma konusunda olumlu çalışmaları var. Biz, 20 yıl öncemize bakarak, yaptığımız bölünmüş yollar ile kıyaslamayacağız. Avrupa otobanlarına kışın sıcak, yazın soğuk tutan teknoloji uygulanıyor. Türkiye olarak bunlar ile kendimizi kıyaslayıp, yarışmalıyız.
Sonuç olarak
Bürokrat, siyasetçi, sanatçı, sporcudan başlayarak; şehir içi, şehir dışı yolları toplu taşıma araçları, bisiklet kullanıp, yürüme mesafesi yolları yürüyelim. Yoksullar, yaşam koşulları nedeni ile bunları zorunlu olarak yerine getiriyor. Sorumluluklarımızı bilerek, Milli değerlerimizi sahiplenerek, kazasız, belasız Türkiye’de kardeşçe yaşamak zor mu?
Hadi hayırlısı…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




































































