Ali Gültekin

16 Nisan 2013 Salı

İTHAL HAYRANLIĞI

 
İstanbul'un göbeği lüks bir restoranın camına "Türkische pizza, Türkische Mokka" yazılmış tabelayı görünce merak ederek içeri girdim. Bundan 51 yıl önce Almanya'ya götürdüğümüz lahmacunu 51 yıl sonra "Türkische pizza" olarak Türkiye'ye geri getirmeyi basarmışız.

Düşmanı dışarıda aramaya ne hacet
Başbakan Erdoğan, Köln ve Düsseldorf konuşmalarında "Asimile olmayın" demişti. Bırakın kendimizi asimile olmadan korumayı, lahmacun olarak götürdüğümüz milli yemeğimizi asimile ederek "Türkische Pizza" olarak geri getirdik. "Türkische Mokka", diyerek kahvemizi, "Türkische Pizza" diyerek lahmacunumuzun kaybediyoruz.
Avrupa malları özentisi, Avrupa hayranlığı yaparken, Avrupalılar gibi kendi milli değerlerimize neden sahip çıkamıyoruz. Neden ürünlerimizi markalaştıramıyoruz?
Neden Türk malı değil?
-Avrupa'dan giyiniyorum
-Avrupa'dan getirtiyorum
-Avrupa ayarında üretiyoruz
-Avrupa standartlarında hizmet veriyoruz.
-Avrupa düzeyinde eğitim veriyoruz...
-Nereye sürükleniyoruz?
Bakkal: İthal yumurta
Manav: İthal muz
Seyyar satıcı: İthal pil
Ayakkabı Boyacısı: İthal ayakkabı boyası
Terzi: İthal iplik ithal kumaş güvenli dikiş
Fırıncı: İthal undan ekmek
Kahveci: İthal kaçak çay
Kadın Berber: İthal ağda
Erkek berber: İthal tıraş bıçağı ile güvenli tıraş
Eczacı: İthal öksürük ilacımız geldi
Kasap: İthal dana, kuyu eti
Güven veren kaliteli üretim yapamıyoruz mu? Kaliteli ürünlerimizi neden ithal hayranlığı ile değersizleştiriyoruz?
-Bunları yazarak uzatmak insanı eziyor. Neden müşterilerin elini uzattıklarına satıcılarımız "onlar yerli, ithaller burada" derler?
-Neden ürünlerimizi marka yapamıyoruz?
Satıcılarımız, L, yerine laç, M, yerine medyum diyerek Türkçe dillimizi neden kullanmıyorlar?
İthal hayranlığı değerlerimizi yok ediyor
-Yerli malı haftası gitti
-Baklava gitti
-Sarma gitti
-Helva gitti
-Türkçemiz gidiyor
Simidimize sahip çıkabilecek miyiz?
Milli değerlerini kaybedenler, millet olarak varlıklarını sürdürebilirler mi?
Hadi hayırlısı...
 

 

KİM HAYIRSEVER?

KİM HAYIRSEVER?
 
Tüm politikacılar, bürokratlar sosyal tesisler yapmaları için iş çevrelerini hayır işleri yapmaya çağırırlar. Bu çağırıları zaman zaman Rektörler, Profesörle, Başhekimler katılırlar. Hayır işleri elbette ülkemiz için çok önemli. En az onlar kadar para kazanan siyasilerimiz, bürokratlarımız, Holdinglerin CEO' ları, Medya holdinglerinin görsel ve yazılı basınının Genel Yayın Yönetmenleri, başyazarları, köşe yazarları, haber spikerleri bu cennet vatan için hayır işi yaparlar mı?

Siyasetçilerimiz hayırsever mi?
Kaç Cumhurbaşkanı hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Başbakan hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Bakan hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Milletvekili hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Belediye Başkanı hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?

Bürokratlarımız hayırsever mi?
Kaç Rektör hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Profesör hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Doktor hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Müsteşar hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?

Ülkemizin "Prensleri, prensesleri" hayırsever mi?
Kaç holding CEO'su hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç holding medyalarının genel yayın yönetmeni hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç holding medyasının spikerleri hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç holding medyasının başyazarları hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç holding medyasının köşe yazarı hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç holding Genel Müdürü hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Siz merak etmiyor musunuz?

Hadi hayırlısı...
 
Tüm politikacılar, bürokratlar sosyal tesisler yapmaları için iş çevrelerini hayır işleri yapmaya çağırırlar. Bu çağırıları zaman zaman Rektörler, Profesörle, Başhekimler katılırlar. Hayır işleri elbette ülkemiz için çok önemli. En az onlar kadar para kazanan siyasilerimiz, bürokratlarımız, Holdinglerin CEO' ları, Medya holdinglerinin görsel ve yazılı basınının Genel Yayın Yönetmenleri, başyazarları, köşe yazarları, haber spikerleri bu cennet vatan için hayır işi yaparlar mı?

Siyasetçilerimiz hayırsever mi?
Kaç Cumhurbaşkanı hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Başbakan hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Bakan hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Milletvekili hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Belediye Başkanı hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?

Bürokratlarımız hayırsever mi?
Kaç Rektör hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Profesör hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Doktor hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç Müsteşar hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?

Ülkemizin "Prensleri, prensesleri" hayırsever mi?
Kaç holding CEO'su hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç holding medyalarının genel yayın yönetmeni hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç holding medyasının spikerleri hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç holding medyasının başyazarları hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç holding medyasının köşe yazarı hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Kaç holding Genel Müdürü hayır için kendi parası ile sosyal tesis yaptırdı?
Siz merak etmiyor musunuz?

Hadi hayırlısı...

ÖLÜMÜMÜ DURDURABİLİRSİNİZ!

 
Bu çığlık bazen küçük bir çocuğun, bazen beş çocuklu annenin, bazen yedi çocuğuna bakan evin direği babanın, bazen Mürüvvetini görmek için gelinlik, damatlık giymiş gençlerin çığlığı olabiliyor. Duyarlı olanlar, çığlığı yüreğinde hissedenler, insan sevgisi olanlar çığlığa kulak verip, organlarımızı bağışlayarak ölümün kıyısından olanları çekip alabiliriz. Bunun için fazla sıfat yüklemeye gerek yok. nsan olmak yetiyor.

Önce insan olmak gerek
Yazılı basın manşetlerinde, görsel medya ekranlarından Profesörler, Doktorlar, inanç kurumları yetkilileri yıllardır organ bağışı çağırısı yaparlar. Bunun için birçok konferanslar, oturumlar, seminerler, tanıtım reklamları yapıldı. Organ bağışında başarılı olamıyoruz.
Organ yetmezliğinden kayıp ettiklerimiz ile acılarımız büyüyor. Oysa organlarımızı bağışlayarak ölümün kıyısından canlarımızı çekip alabiliriz.
Nerede yanlış yapıyoruz?
Sadece çağırı yapmakla organ bağışında başarılı olamayız. Çağırı yapanlar önce halkın karşısına çıkarak kendi organlarını bağışlayıp öncülük etmeli.
Organını bağışla ki organımı bağışlayayım
-Kaç Sağlık Bakanımız oldu?
Organlarını bağışlayanlar var mı?
-Kaç Bilim insanimiz var?
Organlarını bağışlayanlar var mı?
-Kaç Başhekimimiz var?
Organlarını bağışlayanlar var mı?
-Kaç Profesörümüz var?
Organlarını bağışlayanlar var mı?
-Kaç Doçentimiz var?
Organlarını bağışlayan var mı?
-Kaç Doktorumuz var?
Organlarını bağışlayanlar var mı?
-Kaç Hemşiremiz var?
Organlarını bağışlayan var mı?
-Kaç sağlık memurumuz var?

Organını bağışlayanlar var mı?
-Kaç sağlık alnında çalışanımız var?
Organlarını bağışlayanlar var mı?
Bunlardan kaçı organını bağışladı?
Ahali kimi örnek alacak?
Biz kimi örnek göstereceğiz?
Hadi hayırlısı...

AKİL- BARIŞ

 
- Spil dağından kalkan Barış habercisi AK Güvercin Cudi dağına kanat çırpıyor.
-Çanakkale şehitliğinde yatan; Bitlisli Kemal Onbaşı, Trabzonlu Mustafa Çavuş, Hataylı Cemal Yüzbaşı, Manisalı Topçu Er Sami Barışın haberini coşkun deniz dalgalarından aldılar.

- Seyhan ile Munzur dağa, taşa, kurda, kuşa Barışı haber vererek akıyor.
-Ege'de "Hadi gari Barışa" diyerek yakılan Nevruz-Newruz ateşinin üzerinden "Hadi bire " diyerek atlayan Efeleri Amedli Kürtler Barış zılgıtlar ile karşıladılar.
-Kürt Memo, Türkmen Ziya, Yörük Ali, Laz İsmail Barış türküleri söyleyerek omuz omuza halaya durdular.
- Gabar dağlarında Barışa açan Berfin'i toplayan Kürt genci, Kaçkar dağlarında yaşayan Karadenizli yavuklusuna yolladı.
Akil insanlar Barış'ın neresinde?
-Akılı ile hareket ediyorlar.
-Hoşgörü ile yaklaşıyorlar.
-Bilgisini aktarıp, bilgi ediniyorlar.
-Savaşa karşı barışı savunuyorlar.
-İnsan, vatan, dünya ve doğa sevgisi ile bütünleşip birlikte yaşam istiyorlar.
Aksiler Barış'ın neresinde?
-Aksi
-Bencil
-Çıkarcı
-Kendi doğrusunda ayak diremeye devam ediyorlar.
Akılsızlar Barış'ın neresinde?
-Bana neciler
-Duygusuzlar
-Duyarsızlar
-Teslimiyetçiler
-Bilgisiz, beceriksiz, bilinçsiz ve şuursuzca yaşadıklarını sanıyorlar.
Şeytanlar Barış'ın neresinde?
-Sinsiler
-Fitneciler
-Fesatçılar
-Fırsatçılara
-Çıkarcılar
-Benciller
-Para, Mal, Mülk ten aldıkları gücü kendi iktidarları uğruna kılıktan kılığa girerek ayrışmayı, çatışmayı, bölünmeyi savaşı körükleyerek kan üzerinden varlıklarını sürdürürler.
Bu dünya hepimize yeter.
Yeter ki, insan olarak doğanlar, insan olarak varlıklarını sürdürebilsinler.
Yeter ki, korkularımızı yenerek sevgilerimizi yeşertebilelim.
Yeter ki, Önyargılarımızı yenerek, ortak değerlerimizi güçlendirerek, farklılıklarımıza karşı hoşgörülü yaklaşmayı bilelim.
Yeter ki, ÖNCE İNSAN olalım.
***
Çatışmaya
Ayrışmaya
Savaşa karşı:
Barış!
Barış!
ve Barış!!!
Birlikte yaşam,
Birlikte üretim,
Eşit sosyal, siyasal haklar için:
Barış!
Barış!
ve Barış!!!
Hadi hayırlısı...
 
Ali Gültekin

16 Mart 2013 Cumartesi

Türkiye'yi koruyacakmış


 
Almanya Savunma Bakanı Thomas de Maiziere ''Suriye'den gelebilecek muhtemel roket ve uçak saldırılarına karşı Füze rampaları ile Türkiye'yi koruyacağız''
Benim gibi Almanya'da yaşayan Türk ve Türkiye kökenli Almanlar sizlerin koruma aşkını iyi bilirler. Almanya'da yaşayan Türklere karşı gösterilmeyen bu hassasiyet ne hikmetse Suriye olayı ile insan hakları savunucusu kesildi.

Savunma Bakanı Thomas de Maiziere'nin, sözde insanları koruma tutkusu Türkiye'de yaşayan insanlarımızda sempati uyandırabilir. Almanya'da ırkçıların sözlü fiziki saldırılarına maruz kalan, evleri, iş yerleri içindeki insanlar ile diri diri yakılan, Faşist kurşunlar ile katledilenleri Almanya'da koruyamayan Bakanı Thomas de Maiziere, Suriye'den gelecek saldırılara karşı Türkiye'yi koruyacak-mış!
NATO ile ortaklığı gerekçesi ile Türkiye'ye Füze Rampası kuruyorsunuz. Uluslararası İnsan Hakları sözleşmesinde imzanız varken, Almanya'da ırkçı gerici yasalar ile bize neden zulüm ediyor, insanca yaşama hakkımızı elimizden alıyorsunuz?
Bu kadar koruma hevesiniz vardı:
Bremen, Mölln, Solingen, Rostock Solingen, Hoyerswerda Ludwigshafen ve diğer şehirlerde kundaklanan Türk evlerini, diri diri yakılan Türkleri neden korumadınız?
Bu kadar koruma hevesiniz vardı:
Irkçı Nazi çetelerinin 2000-2006 yılları arasında katlettiği 8 Türk'ü neden korumadınız?
Bu kadar koruma hevesiniz vardı:
Sadece 2012 yılında sadece kayıtlara geçen 67 ırkçı saldırılardan bizi neden korumadınız?
Bu kadar koruma hevesiniz vardı:
Almanya'da 51 yıldır yaşayanları ırkçı ayrımcı yabancılar yasasına karşı neden korumuyorsunuz?
Bu kadar koruma hevesiniz vardı:
Türklerin aile birleşimlerine karşı yasadışı olarak uygulanan dil testi zulmünden neden korumuyorsunuz?
Bu kadar koruma hevesiniz vardı:
Almanya'da 51 yıldır yaşayanlara uyguladığınız uyum kursları ile oturum verme çilesinden neden bizleri korumuyorsunuz?
Bu kadar koruma hevesiniz vardı:
Çifte vatandaş olma hakkımızı yasadışı bir uygulama ile elimizden alan uygulamalara karşı neden bizleri korumuyorsunuz?
Bu kadar koruma hevesiniz vardı:
Almanya'da 51 yıldır yaşamasına rağmen Alman vatandaşı olmayanların seçme seçilme haklarını gasp eden uygulamalara karşı bizi neden korumuyorsunuz?
Bu kadar koruma hevesiniz vardı:
İnsan sevginiz varsa, insanları koruma aşkınız tutuştuysa önce kendi ülkenizde yaşayan yabancıları neden korumuyorsunuz?
Bu kadar koruma hevesiniz vardı:
Devlet Demir Yollarımızı yaparken tarihi eserlerimizi talan ederek yasadışı yollardan ülkenize taşıma yerine kendi doğal ortamında neden korumadınız?
Türkiye'yi koruma oyunu ile bu defa neleri talan edeceksiniz?
Allah bizi sizin şerrinizden korusun.
Hadi hayırlısı...
 

Ulusalcı Çığlık


 
Birgül Ayman Güler'in "Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit değil" tez'inin enkazı kalkmadan, Muharrem İnce ikinci İmralı heyeti ardından ulusalcılık doktorasını yapmaya başladı. Birgül Ayman Güler'in "üstün kimlik" tezi şemsiyesi altında toplana senfoni orkestra şefleri "üstün kimlik" üzerine ulusalcı besteler yaparak bir ağızdan çığırıyorlar. Peki, CHP'nin ulusalcılık hayranlığı niye?

Neye göre üstün ulus?
Ulus dinleri var mı? Ulus Peygamberleri var mı? Ulus kutsal kitapları var mı? Cumhuriyet döneminden aldığımız soy isimlerimize bağlı olarak birimiz diğerimiz üzerinde üstünlük kurduk mu? İnsanlar, ortak dil, tarihsel geçmiş, kültürel ortaklık ile kendi doğası içinde şekillenen topluluklar Türk, Arap, Kürt... İsimleri aldılar. Anlaşılmaz ve ırkçı boyutu hiçbir dayanağı olmadan kendi ulusunu üstün görme, diğer ulusları aşağılama çabalarıdır.
Kimin peşinden!
Kapitaliz ile başlayarak günümüzde devam eden savaşlar halkların milli-dini değerleri üzerinden kışkırtmaları sonucu çıkarılır. Oysa, asıl amacıları sermayeye, doğal kaynaklara sahip olarak dünyayı yönetmektir. Üstün kimlik teorisini saf kan, kafatası uyumu, tek tip ırk hayali ile savaşa dönüştüren ırkçı, faşist Hitler Dünya'yı kana buladı. Üstün kimlik hayranları kimin hayallerini gerçekleştirecekler? Kimin savaşını sürdürmek istiyorlar?
CHP Akademisyenler partisi mi?
CHP Akademisyenler ağırlıklı parti mi oldu? Partiler yasası, ön seçimler, parti içi demokrasi, seçim barajı benzer engellenmelerden dolayı; işçiler, köylüler, gençler, memurlar, kadınlar, emekçi halklar kendi temsilcilerini CHP'de vekil olarak meclise taşıyabiliyorlar mı? Bu kesimler temsilcilerini gönderebilseler Birgül Ayman Gülerler CHP'den vekil olabilir miydi? Bu kesimler ulusalcı söylemleri ile „yeni CHP'yi" silkeliyorlar mı?
Cumhuriyet'i "alt kimlik" mi, "üst kimlik" mi kurdu?
-Urfalı Kürt Mehmet'i, Maraşlı Fatma Ana'yı, Manisalı Cemil Onbaşı'yı kim "alt-üst kimlik" olarak ayırabilir?
-Yan yana yatan kurtuluş savaşı şehitleri Türk -Kürt ve diğer uluslardan siper yoldaşlarını kim "alt-üst kimlik" olarak ayırabilir?
-Birbirinden ekmek, tuz, ateş, gelin alan, kirve, komşu olan, Kürt ve Türk köylüsünü kim "alt-üst kimlik" olarak ayırabilir?
-Fabrikada, atölyede, tarlada, madende ülke kalkınması için alın teri döken Türk, Kürt işçilerini, memurlarını kim "alt-üst kimlik" olarak ayırabilir?
-Okul sıralarında yan yana oturan öğrencileri kim "alt-üst kimlik" olarak ayırabilir?
-Köydeki çiftçiyi, aynı safta ibadete duran müminleri, üniversitede bilim insanlarını, sokaktaki ayakkabı boyacısını, sınırda nöbet tutan askeri... Kim "alt-üst kimlik" olarak ayırabilir?
Bu vatan kimin?
Şair: Bu vatan toprağın kara bağında sıradağlar gibi yatanlarındır. Bu vatanı; sırtında top mermisi taşıyan kadınlar, cepheden cepheye koşan kurtuluş savaşı kahramanları, şehitliklerde yan yana yatan siper yoldaşları, okulunu, fabrikasını el yordamı ile yapan... Kürt -Türk ve diğer uluslardan halklar kurmadı mı? Birgül Ayman Güler, Muharrem İnce ve ulusalcı caz arkadaşlarına göre bu kesimlerden hangisi "alt", hangisi "üst" kimlik?
Akademisyen tezi: "Üstün kimlik"
Sayın Güler; Ağıt yakılan, zılgıt çekilen evler, başlarına siyah bağlayan yaslı analar, eşler, bacılar, boynu bükük çocuklar, beli bükük babalar, kardeşler, ateş düşen ocaklar, feryat eden halklar sizin savaş çığlıklarınızı duyuyorlar. Otuz yıldır acılara sırtını dönerek nara atanları tanıyorlar. Ceylan derisi meclis oturumlarında toplum mühendisliği tezi üreteceğinize, Muharrem İnce'yi yanınıza alıp sade bir vatandaş olarak; Din, dil, renk, mezhep, ulus farkı gözetmeden birlikte yaşam sürdüren Anadolu halklarına giderek konuk olunuz. Korkmayınız! Bu insanlar eşiğinden içeri adım attığınızda sizin dışlamanızı, ayrıştırmanızı, alt kimlik görmenizi gale almazlar. Tanrı misafiri diyerek başköşede konuk ederler. Gidip görünüz. Sonra kimi alta kimi üste koyacağınızı merak ediyorum.
Birlikte yaşam
Çocukluğumda, Kürt halkını, gençliğimde Arap halkını, yetişkinliğimde dünya halklarını tanıdım. Türk olmamdan dolayı ne üstünlük ne de eziklik hissettim. Halklar arasında düşmanlık görmedim. Ama Almanya'da Almanları Türklerden üstün gören Birgül Ayman Gülerler, Muharrem İnceler gibi meclis kürsülerinden ulusal üstünlük çağırıları yapan Milletvekillerini çok gördüm. Almanya'da evlerimiz, insanlarımız, iş yerlerimiz bu çağırılar üzerinden yakıldı. Bu çağırılar üzerinden saldırılara uğradık. Bu çağırılar üzerinden 51 yıldır Almanya'da olmamıza rağmen kapılarımıza "Türken raus" (Türkler dışarı) yazıyorlar.
Yaradan'ın yapmadığını, yaratılanlar, hangi hak- hukuka dayandırarak alt -üst kimlik olarak ayırabiliyorlar?
Hadi hayırlısı...

Hangi Özgür Kadin?


Kaç kadın Milletvekilimiz v
Kaç kadın Rektörümüz oldu?
Kaç kadın Bakanımız var?
Kaç kadın Cumhurbaşkanımız oldu?
Kaç kadın Başbakanımız oldu?
Kaç kadın sporcumuz var?
Kaç kadın kuvvet komutanımız oldu?

Kaç kadın Valimiz var?
Kaç kadın emniyet müdürümüz oldu?
Kaç kadın Belediye başkanımız var?
Kaç kadın Kaymakamımız oldu?
Kaç bilim kadınımız var?
Kaç kadın genelkurmay başkanımız oldu?
...
"Kadının karnında sıpasını sırtından sopasını eksik etmeyiniz.", "Erkek eşek sıpası ile gezmez.", „kızını dövmeyen dizini döver.", Bu sözler hangi "atamızın" sözleri?
...
İş adamı, bilim adamı, erkek egemen sözünü neye göre kullanıyoruz?
"Karı gibi kıvırma", "karı gibi korkma" aşağılayıcı sözleri çocuklarımıza öğretmeye devam etmiyor muyuz?
Kadın hakları nerede?
Kadına saygı nerede?
Kadına sevgi nerede?
...
Günde kaç kadınımız öldürülüyor?
Günde kaç kadınımız taciz ve tecavüz ediliyor?
Günden kaç kızımız başlık parası ile satılıyor
Günde kaç çocuk kızımız gelin ediliyor?
Özgür kadınlarımız bunun neresinde?
Kadın hakları konusunda kaçıncı sıradayız?
Biz dünyanın neresindeyiz?
Hadi hayırlısı...
 

1 Şubat 2013 Cuma

Başka nemiz kaldı?



 

Devlet sistemi tartışılıyor
Anayasa tartışılıyor
Cumhurbaşkanlığı sistemi tartışılıyor
Başbakanlık sistemi tartışılıyor
Seçim sistemleri tartışılıyor
Partiler yasası tartışılıyor
Sınav sistemleri tartışılıyor
Güvenlik sistemi tartışılıyor
Eğitim sistemi tartışılıyor
Askerlik sistemi tartışılıyor
Yargı sistemi tartışılıyor
Sağlık sistemi tartışılıyor
Trafik tartışılıyor
İnançlar tartışılıyor
Ulusal kimlikler tartışılıyor
Dil tartışılıyor...
Kim! kime!
Kim kiminle?
Kim kimden şikâyetçi?
Kim kime karşı?
Kim kiminle ne tartışıyor?
Kim kime göre tartışıyor?
Kim kimden ne istiyor?
Kim kime ne diyor?
Kim kimden ne bekliyor?
Kim ile kim anlaşacak?
Kim ile kim sorunu çözecek?
Kim kiminle husumetli?
Kim kimi engelliyor?
Kim kime yol açıyor?
Kim kime oyun kuruyor?
Kim kimi dinliyor...
Ne olacak?
İnsan olacağız
Vatandaş olacağız
Vatansever olacağız
Vatan hepimizin olacak!
Birlik olacağız ki dirlik olsun.
Hadi hayırlısı...
 

Barışa el uzat



Köyünde, kasabasında şehrinde, bölgesinden, ülkesinde ayrılmadan, farklı ulus ve inançtan insanlar ile yaşamayanlar, bu konuda bilgi edinmeyenler için eşit sosyal siyasal haklar, barış  ve birlikte yaşam söylemi bir şey ifade etmeye bilir.
Barışın ne barışı olduğuna anlam veremezler. Sorunun ne sorunu olduğunu idrak edemezler. Kuşku duyarak önyargılı davranırlar. Korkulara kapılırlar. Kendi yaşamlarından bir şeylerin değişeceğini sanarak telaşa içinde olurlar. Ülke bölünmesi, zayıflaması endişesi taşırlar.
Oysa, barış içinde farklı ulus ve inançtan topluluklar ile birlikte yaşama; insanlar için zenginlik, huzur, sevginin yeşermesi ve güvenli güçlü bir ülke demektir.
Manisa’da Yaşam
Türkiye’nin şanslı üç beş şehirlerinden birisi olan Manisa, “yerlileri” Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya’dan gelen „göçmenler” ile tanıştı. Bu topluluklar Manisa çevresine bir halka açarak kenar mahalleler oluşturdu. “Yerliler” bir basamak yukarı çıkarak ilk halkada dairenin merkezi oldular. Göçmenler, içinde bulundukları koşullarından dolayı yeni yerleşim alanlarında tutuna bilmek için düşük ücretlerle en zor işleri yaptılar. “Yerlilerin” yaşam alanları, kültürleri, işleri, ekonomik koşulları göçmenlere göre çok farklıydı. Kimine göre uyum, kimine göre katılım süreci yaşanması uzun dönemler aldı. “Yerlilerin” içinden göçmenleri kabullenmeyenler çıktı. Göçmenler zorunlu olarak tüm kazanımlarını geride bırakarak geldikleri ülkelerini rüyalarında acı ve tatlı anıları ile canlandırarak Manisa ile bütünleşmeye çalıştılar. Bu yazıyı okuyanların birçoğu kendi yaşamlarından örnekler ile bana katılacaklarından eminim.
Türkiye’den 1960 yılların başında Avrupa ülkelerine çalışmaya giden göçmen işçilerin ekonomik olarak iyileşme gösterince köylerinde bıraktıkları ailelerini 1970 yılı başlarında kentlere taşıdılar.
Anadolu kırsalından, 1980 sonlarına kadar kentlere iç göç sürdü. Manisa o dönem en çok göçü Malatya’dan aldı. Manisa’da ikinci halkayı oluşturan yurtdışı göçmenlerinin çevresinde üçüncü halkayı Anadolu kırsalından Manisa’ya gelen Türkmenler oluşturdu.  Yurtdışı göçmenleri ikinci basamağa çıkarak merkeze yakınlaştılar.  Yurtdışı göçmenlerinin ilk geldiklerindeki yaşadıkları sıkıntılı süreci Anadolu’dan gelen göçmenler yaşayarak Manisalı oldular.
Türkiye’nin kara tarihi
Bence, Türkiye’nin en karanlık tarihi olan 1990 – 1996 yılları arasında yaşandı. Orta Doğu’nun yeniden dizayn edilme sürecinin start aldığı dönemdi. Emperyalistler Orta Doğu’da miladı dolmuş işbirlikçilerini çağa uygun yenileme süreci başlattılar. Bizim ülkemizi içerisinde açıktan değişim yaratamayacaklarından dolayı köy boşaltmalar, faili meçhuller, gözaltında kayıpları, etnik köken, inançların ayrışmasın çatışmasının provasını yaptılar. Yığınlarca insanımız bu süreçte çok acılar yaşadı. Ekonomik ve siyasal nedenlerden dolayı Kürt aileleri batılı kentlere yerleşmeye başladılar. Manisa bu süreçte oldukça çok göç aldı. Bir halka daha genişleyerek Kürt insanlarına yerleşim alanları açtı. Manisa’nın kenar mahallelerini oluşturan Kürt halkı ile Anadolu Türkmenleri, Manisa yerlileri ve yurt dışı göçmenleri aynı kentte buluştu. Bu buluşma Manisa için kültürel zenginlik ve sosyal doku oldu.
Emperyalistlerin geliştirip sahneye koyduğu Türkiye’yi parçalama oyunları sürekli seyircisiz perde açtı. Kürt yoksulları, çatışma ortamının madunları, yönlerini Orta Doğu petrol zenginliğine dönmediler. En çaresiz oldukları anda yönlerini Türk coğrafyasına Türk insanları ile birlikte yaşamaya döndüler. Kürt kardeşlerimizin bu tutumu biz Türkler açısından çok önemli bir kazanım. Bunu güçlendirmek için birlikte daha çok çaba harcamalıyız.  
Kazanımlar ve Kültürel zenginlik
Manisa dört halka ve dört basamak olarak merkezden kenar mahallelere doğru genişledi. Merkez, Malta, Yenimahalle, Horozköy, Feyzi Çakmak ve diğerleri…
Manisa’nın Tarım ve Sanayi şehri olma özelliğinden dolayı iş bulma ve iş kurmak olanakları sağladı. Göçmenler var gücü ile çalışarak başlarını sokacak konut edenime mücadelesi verdiler. Kenar mahallerde oturup iş bularak çok kazananlar, iş alanları yaratanlar şehrin merkezlerine doğru mülk edinerek ilerlemeye başladılar. Manisa’da kenar mahalle yoksullarının ent merkezlerine yönelim; 2000 yılları başından sonra sanayinin gelişmesi ile pareler olarak hızla yayıldı.
Kentli ve kır yoksullarının uyum- katılım süreci
Bazıları ekonomik olarak zenginleşmenin kendilerini değiştirmediğini iddia ederler. Bal gibi değişirsiniz. Önce evinizin yeri değişiyor. Sonra arabanız, gittiğiniz sosyal mekânlar, yemek yeme alışkanlıklarınız, bu alanlarda edindiğiniz arkadaşlıklar, dostluklar, çocuklarınızın okul standartları, giyim tarzınız, konuşmanız, şiveniz, komşularınız değişir. Bu süreci engelleyemezsiniz. Manisa’da yaşayan dört halkanın içinde yakınlaşma, kaynaşma uyumu hızla 2000 yılları başından sonra gelişti. Kenar mahallelerden kent merkezlerine doğru ilerleyiş ile komşu, müşteri, sınırdaş, iş arkadaşı, iş ortağı, dünür oldular. Çocukları aynı okullara gitti. Aynı yerden giyinmeye başladılar. Aynı eğlence mekânlarında karşılaştılar. Bu kaynaşmanın gizemli gücü var mı? Hayır! Ekonomik değişimin kendi doğal akışının yansımasıdır.
Katılım ve kaynaşma süreci birçoğunun ön yargılarının kırması ve değişik kültür, inanç ve milliyetlerden insanları tanımalarına vesile oldu. Malatyalı ve Muşlu aile ile dünür oldu. Makedonya göçmeni aile ile Bitlisli ortak iş kurdu. Manisa yerlisi bir aile Bulgar göçmeni ile komşu oldu.
Barış, hemen şimdi
Yazımın girişinde farklı ulus ve inançtan insanlar ile iç içe yaşamamış olanlar, bu konuda bilgi edinmeyenler, köyünden, kasabasından, şehrinden hele de ülkesinden ayrılmayanlar barışın ve birlikte yaşamanın ne anlam ifade ettiğini algılayamazlar demiştim.
Anadolu insanının köylerden kasabalara şehirlere, askere giden çocuklarına en çok tembihi ne olur bilirimsiniz?  Alevi olduğunu, Kürt olduğunu kimseye söyleme tembihidir. Aile büyüklerinden bu tembihi alan çocukların ruh halini tahmin edebileniniz var mı?  Çevresindeki her harekete kuşku, şüphe içinde bakan çocukların ruh halleri ne olur?  Ben, birçok Kürt arkadaşlarımdan değişik hikâyeler dinlediğimde kendi ulus insanlarımın davranışları karşısında Türk olarak içim acıdı. Bir Türk olarak daha çok barış çığlığı atma sorumluluğumun olduğunun farkına vardım.

Barış içinde birlikte yaşamayı en iyi Almanya’ da yaşayan Türkler anlar 
Bugün inanç, ulus ve kültür olarak farklı bir ülkede yaşıyoruz. Adınızı heceleyerek söylediğinizde, alaycı bir eda ile size gülen oldu mu? Bazı harfleri yutarak, bazılarını değiştirerek isminizi isminizle alakası olmayan kelimeler ile çağırdılar mı? Tramvayda yanına oturduğunuz başka bir ulusun insanı, sizi sevmediğinin tepkisi olarak yanınızdan kalktı mı? Okul, park ve sokakta adı ile alay edilen çocuğunuz ağlayarak yanınıza geldi mi? Eğlence merkezlerine gittiğinizden farklı bir ulusun insanı olmanızdan dolayı içeri alınmamanın ne demek olduğunu bilirimsiniz? Çocuklarınız Okulda kendi ana dilinde eğitim olmadığı için yabancı kelimeyi doğru söyleyemediğinde sınıfça gülmelere maruz kaldı mı? Aşağılayıcı ve alaycı saldırılara kahredip, gülüşmeleri duymamak için parmakları ile kulaklarını kapatarak, sınıfından kaçarak evinin bodurum katına gelip, kendini ip ile tavana asan çocuğunuzun ölü bedeni ile karşılaştınız mı?  Yeme alışkanlıklarınız, giyim tarzınız farklı diye dışlandınız, alaycı sözlü saldırılara maruz kaldınız mı? Sabah köpeğini gezdiren Alman aynı güzergâhta sabah koşusu yapan Türk kızına “sen bu saatte burada koşma. Köpeğim seni sevmiyor, seni görünce huzursuzlaşıyor” sözlerini siz duysaydınız ne yapardınız? Gittiğiniz resmi dairede sizden bir önceki kişiye güler yüzlü hizmet veren memurun sıra size geldiğinde surat asarak gözelerinize gözünü dikerek aşağılayıcı tavırlar sergilediğinde tepkiniz ne olurdu? Her kırminal olay sonrası en çok şüpheli durumuna düşmenin ne anlam ifade ettiği bilirimsiniz?
Bizler bunları Almanya’da yaşadık, yaşıyoruz. Bunları yaşayanlar olarak barış içinde birlikte yaşamanın kıymetli olduğu için sesimizi yükseltiyoruz. Bizim burada yaşadığımız deneyimlerimizi aktardığımızda Türkiye’de yaşayan Türk ve Kürt halkları kendilerinden mutlaka bir şey bularak olumlu yönde barış sürecine katacaklar.
Avrupa’da yaşıyoruz
İnsan haklarının olduğu bir ülkede yaşıyorken başımıza bunlar geliyor. Ölümler yaşadık. Evlerimizde diri, diri yakıldık. Irkçı saldırılara maruz kaldık. İbadet ettiğimiz camilerin önünde yuhalandık. İş yerlerimizde, resmi kurumlarda ayrımcı uygulamalar yaşadık. Bu saldırılara karşı Alman halkının çoğunluğu bizim yanımızda oldu. Bazen bizden daha kitlesel katılımlar sağlayarak ırkçılara karşı bizi savundular.
Eşit haklar için mücadele ettik.
Bizler ayrımcı yasalar ve uygulamalara karşı sesiz kalmadık. Bizi bizden çok destekleyen Alman halkı ile birlikte eşit sosyal siyasal haklar için mücadele ettik. Tren yolu, otoban, tramvay yolu kapattık. Yasa dışı gösteriler yaptık. Bizim haklarımız için Almanlar bizden daha fazla katılım sağlayarak en ön saflarda yer aldılar. Bu süreç içerisinde birçok haklarımızı alırken var olan haklarımızın gasp edilmesini engelledik.
Hiç kimse size durduğunuz yerden hak vermez. Bizim ortak sorunlarımızın çözümünün yaşadığımız ülkede farklı ulusların halkları ile ortak mücadele ederek aldık. Birlik olmamızı istemeyenler, bu güçten korkanlar bizleri, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, sağcı-solcu olarak bölmek istediler. Bu girişimleri zaman, zaman başarılı oldu. Bu dönemde, çocuklara vize uygulaması, oturma hakları benzer hak gasplarını parlamentolardan geçirerek yasallaştırdılar. Kim kaybetti? Biz!
Mücadele ettik ve kazandık.
Bugün Almanya genelinde üç bin cami var. Alman yasalarına göre askerliği ret edip eline silah almak istemeyen bir genç camilerde çalışarak askerliğini yapma hakkına sahip. Camilerin kendi bünyesinde yaptığı Almanca kursu, meslek eğitimi, gençlik çalışmaları, sosyal- kültürel aktiviteler için gerekli paraları projelendirdiğinizde Alman Makamları size ödüyor. Birçok eyalet okullarında çocuklarımız Türkçe ve Kürtçe ana dilde eğitim, Sünni ve Alevilik üzerine din dersleri alıyorlar. Evlerimizde kendi dilimizde seyredebileceğimiz Türk televizyon kanallarını izleme hakkımız var. Biz bu haklarımız için mücadele ederken az sayıda ırkçı Alman karşımızda olurken yığınlarca Alman halkı bu süreçte haklarımızı almamız için bizim yanımızda yer aldı.
Küçük zekâlar kişileri,  orta zekâlar toplumu tartışır. Büyük zekâlar proje üretir.
 Bu sözü söyleyen bilge insan, bize çok şey anlatıyor. Avrupa’da yaşayan Türkler olarak, bu ülkede yaşadığımız deneyimleri Türk ve Kürt halkları ile paylaşarak barış sürecine katkı sağlamalıyız. Alman ırkçılarının bizleri yakmaları, öldürmeleri karşısında Alman halkının çoğunluğu bize siper olarak sosyal siyasal haklarımız için en önde mücadele ettiler. Alman sol-sosyalistleri, İslam din dersleri ve anadilimizde eğitim almamız için bizimle birlikte kararlılıkla mücadele ettiler. Bizim cemaatimizin insanları Cuma namazından çıkıp evine giderken Alman halkı Cami karşıtı İslamofobi taraftarlarına karşı camilerimizin önünde siper olarak sabahladılar.
Türkiye’de barış konusunda biz Türklere daha çok görev düşüyor. Akan kanın durması, çatışma ortamında ekonomik kayıplarımızın önlenmesi, barışı içinde birlikte yaşamayı hayata geçirilmesi için bizlerin daha çok çaba harcaması gerekiyor.
Bilindik tekrarlar ile zaman kayıp etmeyelim.
Bilindik laflarla tartışma sürdürme cehaletinden kurtulmalıyız. Ulus, millet kavramlarını bilmeyen, bu konuda kitap kapağı açmamış insanlar, Alman ırkçıların Türk tanımı yaptığı gibi, Türk-Kürt tanımı yapıyorlar.89
Biz anadilde eğitim istediğimizde, Alman ırkçıları “Burası Almanya. Anadilinizi öğrenmek istiyorsanız ülkenize dönünüz” dediler. Buna karşı yığınlarca Alman bizim yanımızda yer alarak anadilde eğitimin insanlık hakkı olduğunu savundular.
Şu türden söylemleri duyduğum insanlarda Hitlerin şemailini görüyorum. Kürtlerin neyi eksik? Bir ülkenin bir dili olur? Ülke bölünsün mü? Kürtçe eğitime gerek var mı? Kürtçe diye dil var mı? Kürt diye bir ulus var mı?
Sesli düşünelim. Bir Kürt gencini adını nüfusa Kawa olarak yazdığımızda Türklüğümüzden ne kayıp ederiz? W harfini yazmak konuşmak Türklüğümüzü nasıl bozar? Her birey kendi bilgisi dâhilinde katkı sağlamalı. Bilgisi olmayan dinlemeli, araştırmalı, bilimsel yaklaşılmalı.
Hak birlikte mücadele ile alınır.
Başbakan Erdoğan: Anadilinizi öğrenin ama yaşadığınız ülkenin dilini en iyi şekilde öğrenin. Erdoğan’ın bu çağırısı Anadilde eğitimin gerekliliğinin bilimsel olarak tespit edilmiş olmasındandır. Almanya’nın bazı eyaletlerde çocuklarımız anadilde eğitim görüyorlar. İlk gelenlerimiz Bayram Namazını Kiliselerde kıldılar. İnanç özgürlüğü talebi ile cami istedik. Bugün, Almanya’da 3.000 bin civarında cami var. Alman alfabesinde ö,ü,ş harfleri yok. Şenay ismini Alman Senay, Ümit ismi Umit olarak çağırıyor. Alman ırkçıları: Türker’in neyi eksik? Milletvekili seçildiler, bakan oldular. Artık bunlara Almanya’nın ihtiyacı yok. Ülkelerine dönsünler. Benzeri söylemler ile bizlerin 51 yıllık katkısını hiçe sayıyorlar.
 Bugün sağcı ve Hıristiyan partilerde Türk kökenli Milletvekilleri, Bakanlar var. Bu vekiller Anadilde eğitim, din eğitimini, ırkçı-ayrımcı yasaların kaldırılmasını, eşit hakları için mücadelemizi partileri ve kendileri desteklemiyor, taleplerimize sahip çıkmıyorlar.  Bunlar bizim Milletvekillerimiz, Bakanlarımız olarak temsilcilerimiz olabilirler mi?
Almanya parlamentosunda Türk kökenli Milletvekili olup, Türklerin sosyal –siyasal insan hakkını savunmayanlar Türk halkının temsilcileri olamazlar. Türkiye parlamentosunda Kürt kökenli Milletvekilli olup Kürt halkının sosyal-siyasal insan hakları taleplerini savunmuyorsa bizim anları Kürt halkının temsilcileri olarak dayatmamız ne kadar geçekçi olur?
Almanya’da yabancılar yasasına karşı, eşit sosyal siyasal haklar mücadelesi veren sol- sosyalist partiler Türkiye’de AK Partiye, MHP’ye yakın Türk ve Kürtlerin oyunu alıyorlar. Almanya Türkleri ile Türkiye Kürtleri arasında benzerlik kurmamı özümseyemeyenler, benzetmeyi doğru bulmayanlar olabilir… Benim tavsiyem Türkiye’den çıkıp dil, ulus, inanç olarak farklı bir ülkede yaşamayı deneyip, kitaplardan araştırma yapsınlar o zaman Kürtleri çok iyi anlayacaklar.
Manisa’nın barış sürecindeki yeri önemli
Manisa yerlisi, yurtdışı göçmeni, Anadolu Türkmenleri ve Kürt halkı ile harmanlanmış kültürel zenginliğe sahip. Bu birleşim, güç ve mayalanma mesir tadında bütünleşmiş.
Türklerin doğası gereği ve İslam inancından olması ile farklı milliyet ve inançları tanıma, hoşgörü ve birlikte yaşama duyarlıkları diğer uluslara göre daha fazladır. Dünya ülkelerinde; din, ırk, mezhep çatışmaları yaşanırken Türkiye’de iki ulusun birlikte yaşam söylemleri ve ısrarcı olması çok ama çok önemlidir.
AK Parti, Kürt sorununu çözme konusunda attığı adım çok kıymetlidir. Ocağına ateş düşmeyenlerin durduğu yerden ahkâm kesmelerine, ajitasyonlarına aldırmadan bu yolda kararlılıkla yürünmelidir. Çatışmaların ve ölümlerin durdurulması en temel sorundur. Ayrışma yerine eşit sosyal siyasal haklar ile birlikte yaşam Türkiye’nin kazanımıdır. Birimizin, diğerlerinin ne düşündüğünü sorgulamak yerine biz insan olarak de düşündüğümüzü ortaya koymalıyız.
Ayrışmanın; milliyeti, inancı, mezhebi, sağı, solu olmaz. Sağ-Sol kavramını kutsal bir kavram değil. Fransa parlamentosunun sol tarafında oturanlar insan haklarını gündeme getirdiklerinde, sağ tarafında oturanların karşı çıkışı ile sağ-sol terimleri ortaya çıkmış. Sağcı- solcu, inançlı, ateist, milliyetçi, hümanist her ne olursak olalım. Önce insan olduğumuzu ve insani değerlerimizin sorumluluğunu taşıysak temelde insan hakları ile insan olacağı temelde süreci desteklemeliyiz.
AK Parti hükümetinin konumu gereği başlattığı Kürt sorununu çözme ve 30 yıldır süren çatışma ortamını barışa dönüştürmek bu sürece halkları dâhil ederek sonuçlandırılması, dinamik Türkiye’nin tasarımcısı, barışın güvercini olacak anılacak. Bu coğrafyada; huzur, mutluluk, kalkınma vatan sevgisi güçlenecek. Başta AK Parti’ye düşen; Emperyalistlerin tüm entrikalarına, bölge ülkelerinin şaşkınlık içinde barışı boşa çıkarma oyunlarına, ülke içinde kandan beslenenlerin çırpınışlarına aldırmadan süreci kararlılıkla barışa taşımaktır.
Kürt sorununu bugün çözme, yarın zenginlik değildir
Kürt sorununu çözme ve barış süreci Manisa’da ayakkabı boyacılığı yapan Muşlu Kawa’nın, Güre’de keçi otlatan Manisalı Cemal’in ekonomik kaderini bugünden yarına değiştirmeyecek. Bu değişim ekonomi, kültür, tarih alanında zenginlik yaratırken halklar arasında, özgürce birlikte yaşam, kardeşçe paylaşım inşası ile güçlü Türkiye yaratacak.
 Erdoğan: Anadilde eğitiminizi mutlaka alınız. Yaşadığınız ülkenin dilini iyi öğreniniz.
Anadillerini bilmeyenler; Sosyal-kültürel, siyasal ve eğitim alanlarda başarılı olamıyorlar. Birlikte yaşadığı ülkeye uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Bu tanımlama yeni bir buluş değil. Bilimsel bir tanımdır. Bitlisli Berivan’ın isminin Beriwan olarak yazıldığında isini ortaya çıkaran içindeki W harfinin Manisalı Gülsüme ne zararı olur? Kürtçeyi iyi konuşan birinin Türkçe öğrenme çabası bize ne kaybettirir?
Şu örneği çok aydınlatıcı bulduğum için vermek istiyorum. Almanya’da birçok semtte Kilise okulları var. Okullarda Türk ve diğer Müslüman ülke çocukları eğitim görüyor. Müslüman çocuklar ve Hıristiyan çocuklar birlikte masaya yemek için oturuyorlar. Tabak, masa çatal, bıçak, kaşık, yemekleri farklı değil. Tek ayrıntı, Müslüman çocukların yemekleri sığır, koyun eti diğerlerinin yemeklerinin domuz eti ile yapılması.  Görevliler: Müslüman olanlar elini kaldırsın. Müslüman olanlar şu masaya otursunlar. Diyerek çocukları rencide etmiyorlar.
 Irkçılık her yerde aynı ipten dokunur.
Irkçılık en zalimliği ve en acımasızlığı Almanya’da yaşandı. Anaokulundan başlatılarak okullarda, müzeye dönüşmüş o dönemin izlerini taşıyan toplama kamplarına çocuklar götürülerek ırkçılık anlatılır. O dönemi yaşayanlar yaşadıklarını anlatmaları için okullara davet edilir.
 Bir kez daha altını çiziyorum. İnanç, dil, ulus olarak farklı bir ülkede yaşayanlar, Türkiye’de başlatılan bu barış sürecinin önemini ve hayata geçirilme özlemini çok iyi bilirler. Çocukluğumuzda kırmız karıncaları “GAVUR” diye öldürür siyah karıncaları Türk diye korurduk. Yıllar sonra Yunanistan’da Yunan halkını tanıdığımda, çocuk dünyam içerisine aldığım o kinli duygumdan utandım.
İnsan sevgisi edinerek pratik yaşam içerisinde bu sevgiye bağlı yaşam sürenler, dil, renk, ulus ayrımı yapamazlar. Müslüman inancını taşıyan bir mümin farklı bir inancın, ulusun diline, yaşam şekline İslam’ın hangi emri ile karışma, engel olma, yok sayma hakkını kendinde bulur?
Barış sürecini Türkler daha çok desteklemeli
Bizler çoğunluk bir ulusuz. Akan kanların durması, ekonomik kalkınma, sosyal ve kültürel zenginlik, eşit sosyal siyasal haklar ile birlikte yaşama daha çok katkı sunmalıyız. Orta Doğu batağına çekilmeden, kurtuluş savaşı süreci benzeri güçlü birlik ruhu ile Emperyalistlerin karşısına dikilmeliyiz. Orta Doğu’da akan Müslüman kanını durdurmak, Dünya ülkelerinde yaygınlaşan İslamofobi saldırı ve karalamalarını boşa çıkaracak Türkiye halklarına mazlum halkların ihtiyacı var. Orta Doğu’da akan kana, Dünya yoksullarına yapılan sömürü ve saldırılara karşı kayıtsız kalamayız. Bunlara yardım edebilmek için biz kendi hasta yanımızı tedavi etmeliyiz.
Almanya ırkçılığının tavan yaptığı günün akşamı, iktidar çökünce sabah ülke kalkınması çağırısı yaparak, kapılarını yabancı ülke işçilerine açtılar. Ülke geçmişinden ders çıkararak dünya halklarına barış ve Almanya’nın yeniden inşası çağırısı yaptılar.
Türkiye içerisinde yaşayan halklar; Mevlana, Hacıbektaş, Yunus sevgisi ve hoşgörüsü ile mayalandılar. Dokusunu buradan alan halklar nefret, kin ve ayrışmaya gönül vermezler, vermemeliler.
Barışa el uzat
Ülke sevgisini milliyetçi duygu ile ifade edenlerin, İnancını insan sevgisi ile bütünleştirenlerin, Vatan topraklarını emperyalistlerin sömürüsüne karşı savunanların, özgürce birlikte yaşam mücadelesi verenlerin bu barış sürecine daha çok katkı sunmaları gerekiyor.
Herkes için barış 
Ellerimizi taşın altına koymaya çağırıyorlar. Barış, elimizi ezecek taş ağırlığında değil. El ele tuttuğumuzda dünyayı kucaklayacak büyüklükte.
Manisa barışa el uzat.
Horozköy ’den zılgıtlarla gelen Kürtleri, davul zurna ile karşılayan Yeni mahallenin Türkmenleri, Malta’da Andolka oyunu tutmuş göçmenlerini  yanlarına alarak Manisa Cumhuriyet meydanında Arpazlı Zeybeği oynayan Manisalı Efelere karıştılar. Ayrı dillerden aynı vatan için sevgi türküleri söyleyerek birlikte halaya durdular.
AK Parti’nin başlattığı barış süreci içerisinde en çok katkı sunanlardan biri olan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Manisalı. Mecliste en çalışkan, en hareketli Milletvekili olmasından dolayı TBMM Başkanvekili Meral Akşener, ''haşarı çocuk'' dediği CHP Milletvekili Özgür Özel Manisalı. Horozköy Mahallesini Bozköy mahallesinden ayırmayıp aynı hizmeti veren MHP’li Belediye Başkanı Cengiz Ergün Manisalı.  Bu değerleri mesir tadında Manisa’da harmanlamak için barışa el uzattığımızda Türkiye kazanacak.
İnsan olmanın, Müslüman olmanın, Türk olmanın, Kürt olmanın temel öğesi eşit sosyal siyasal haklara sahip demokrasinin kurum ve kuralları ile Türkiye’de birlikte,  kardeşçe yaşamaktır. Biz bunu başarmalıyız.
Barış için:
''Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz.'' (aunius aurelius simachus)