Ali Gültekin

3 Eylül 2014 Çarşamba

SEVGİMİZİ BÜYÜTELİM

Hala vicdan sahibi insanlarımız var.
Hala devrelerimizden su akıyor.
Hala denizlerimizde balıklarımız oynaşıyor.
Hala yan yana kardeşlik sergileyen ormanlarımız var.
Hala dağlarımızda yaban hayvanlarımız dolaşıyor.
Hala bir birbirinden selamını esirgemeyen insanlarımız var.
Hala din, mezhep, ırk, renk, dil farkı gözetmeden hoşgörü içinde yaşayabiliyoruz.
Hala günaydın diyebileceğimiz komşularımız var.
Hala köyünü, şehrini, ülkesini seven vatanseverler var
Hala üretimden yana milli değerlerini savunan işçilerimiz var.
Hala tarım ve hayvancılığı yaşatan köylülerimiz var.
 Hala ancak eğitimli toplumun kalkına bileceğine inanan aydınlarımız var.
Hala gök maviliğinde göçmen kuşlar uçuyor.
Hala bu güzel ülkede kardeşçe birlikte yaşamak isteyen halklar var.
Hala gündüzlerimizde güneş, gecelerimizde ay ışığı var.
-Ülkemizde son ağacın kalmasına müsaade etmeyelim.
-Ülkemizde son balığın kalmasına müsaade etmeyelim.
-Ülkemizde son ırmağın kalmasına müsaade etmeyelim.
-Ülkemizin tüketici topluma olmasına müsaade etmeyelim.
Yaşıyoruz.
Yaşayacağız,
Yaşayalım,
Bir ağaç gibi tek ve hür bir orman gibi kardeşçe sine.
Hadi hayırlısı…

KAÇAKÇI MIYIZ?

Kaçak tütün,Kaçak mazot,
Kaçak et,
Kaçak sigara,
Kaçak peynir,
Kaçak telefon,
Kaçak eletirdik,
Kaçak araba,
Asker kaçağı,
Su kaçağı,
İnsan kaçağı,
Toprak kaçağı…
YABANCI MARKA HAYRANLIĞI
Avrupa’dan giyiniyorum.
Amerika’dan aldım.
Viyana’da yaptırdım.
Paris’te diktirdim.
İtalya’dan getirttim…
SUÇ ALANDA MI? ALDIRANDA MI?
Cumhuriyet döneminde kaçakçılarımız var mıydı? Kaçakçılık kanımıza nereden girdi?  Dünya markası olmuş birçok ürünün hammaddesi, dikimi, üretimi Türkiye’den olmasına rağmen Türkiye de markalaşmamamızın tek nedeni görgüsüzlük, ilgisizlik, bilgisizlik ve denetimsizlik.  Kanunların uygulanamaması.  Meslek guruplarına özgü yasal düzenlemelerin yapılarak uygulanmaması. Mesleki eğitim seviyesinin yükseltilememesi. Bütün bu olumsuzlukları aşmanın temelinde ülke sevgisi yatmakta. Ne zaman ki insan sevgisi, ülke sevgisi para sevgisinin  önüne geçer önce biz vatandaş olarak asaletimizi tasdikledir iz  sonra ürünlerimizi markalaştırabiliriz.
DEĞERLERİMİZE NE OLDU?
İlkokulda başlayarak yerli malı haftaları yaptık yerli mallarımız nerede? Önce vatan! Dedik, vatanımız kaçak mallarla dolup taşıyor…
ATATÜRK NE DEMİŞ? BİZ NEREDEYİZ?
-Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir.  
-Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.
-Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.
-Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşmasıyla mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, ayni esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim.
Başka söze ne hacet,
Hadi hayırlısı…

OBASYA YUND DAĞLARINDA

Alaca karanlıkta kalkıp salon penceresini açıp, büyük evinin küçücük bahçesine baktığında cam ağacının heybetli duruşuna rağmen yalnızlığındaki hüznü fark eden Mustafa Pala hüzünlendi.  Doğaya saygısından dolayı daha fazla sahip çıkamama duygusundan başını kaldırıp Spil’e bakamadı…
NEDEN 1+1?
Tek tek yüzüne damlayan yaşlı gözlerini evinin odalarında gezdiren Pala, Kocaman salon, üst katta 1.2.3 oda, bir üst katta devam eden odaları hesapladı.  Koca evde yaşayan yalnızca iki kişiydiler. Her sabah gazetesini okuduğu koltuğa oturdu. İnsanlığın doğayı hoyratça kullanıyor olmasına öfkelendi. Gözlerini evinin büyük salonuna dikti. Salonunu biraz geri çekerek boşalan yere iki limon ağacı dikti. Yukarı katta iki odayı kaldırarak 3 çınar, 1 yasemin, 1 iğde ağacı yerleştirdi.  Evi küçülterek1+1 konumuna getirdi. Oturduğu yerden “Bunu nasıl düşünemedim” diyerek kendine kızgın bir şekilde ayağa kalktı.  Uyuyan eşini kaldırmak, hayallerin,  onunla paylaşmak istediyse de, eşinin geç yattığını bildiğinden uyandırmaya kıyamadı. Kitaplına yöneldi. Kentler ve kooperatifler konulu notlarını karıştırdı. Uzun süredir üzerinde çalıştığı 1+1 dosyasını raftan çıkararak eline alıp, “o gün bugün” diyerek hedefe kilitlendi.
MANİSA’DA 1+1 KONUTLAR YÜKSELİYOR
Dün, Mustafa Pala’nın öncülüğünde, dönemin koşulları ve Manisa’nın ihtiyaçlarını belirleyerek kurulan Manisa Birlik kooperatifi, konut-yeşil meydan-sosyal alan-heykel tasarımları bugün Manisa’da tek nefes alabileceğimiz yerleşim alanları. Bugün, büyük konutların küçük bahçelerini terse çevirerek ihtiyaca göre küçük konutlar, büyük bahçeler tasarlanarak 1+1 konutlar inşa ediliyor.  
OBASYA YAŞAMI
Mustafa Pala, köy yaşamının yok olunduğunu, kentlerde insanların yalnızlaştığı düşünürken Moğolların bir şey yapmalı parçası aklına geldi.  Kırgız, Kazak, Özbek obalarında günümüzde süren geleneksel Oba yaşamını düşündü. Atalarımızın yaşadığı; yurt, oymak, boy, kolları uzun süredir incelediğinden bu konuda oldukça donanımlıydı.  Okuduğu kitapları, seyrettiği belgeselleri, filmleri,  gezdiği mekânları, çalışma notlarını bütünleştirdi…
YUNT DAĞLARINDA OBASYA YAŞAMI YENİDEN BAŞLIYOR
…Şaha kalkmış Kazak atının üzengine ayağını koyarak Çerkez at binicisi çevikliği ile atın üzerine atlayıp dizginleri sıkıca tuttuğunda at yönü Yunt Dağlarına çevrildi. Muradiye, Yağcılar, Sümbülleri dörtnalla geçti. Orta Köyün girişindeki hayvan barınağına çevrilmiş eski Yunt Dağı evinin bahçe duvarından Atın dizginlerini sıkıca çekerek durdurdu.  Eski Yunt Dağı evinin avlusunda köylü kadın keçilerini sağıyor. Yan evin önünde yanan odun sobasının üzerinde ateş isinden kararmış çaydanlıktaki su fokur, fokur kaynıyor. Küçük bir kız çocuğu evin bahçesindeki kümesten tavukların çığlıkları arasından aldığı iki yumurtayı dikkatlice elinde tutarak mutfak kapısına doğru yürüyor.  Karşı evin bahçesinde domates, tere ve patlıcanların içindeki yaban otlarını seçen kadının sırtında sarılı bir erkek çocuğu ağlıyor.  Fatma ana sabah namazı sonrası evin salonuna kurduğu halı tezgâhına Umay motifleri ilmekleri atarak tarih işliyor. Kalaycı Mustafa düğün hazırlığında olan Ayşe kadının bakır kazanının parlatırken kalay kokusu köye yayılmış durumda.  Emekli Halil akşam torununa söz verdiği yay ve oku torunu ile birlikte yapmak için köy dışındaki bahçesindeki ağaçtan kestiği iki dal ile eşeksırtında köye girdi. Muhtarın radyosu evinin açık penceresinden bütün köye 06.00 ajansını veriyor.  Mustafa Pala, gerçeğe dönüştüreceği hayallerini büyütürken odun ateşinde pişmiş bir bardak süttü ikram etmek için yanına yaklaşan köylü kızı fark edemedi. “Amca Attan insene” sözü ile hayallerini diri tutarak kendine geldi.  Atından inerek köylü kızın elinden sıcak keçi sütü ile evinin avlusunda köy yapımı fırında ev ahalisine ekmek pişiren Nazlı hanımın yanına gitti. Bahçesindeki çam ağacının altında sıcak köy ekmeği, keçi peyniri, yağı, bahçe domatesi, tere yumurta…  İle kahvaltı yapan Hasan Efendi ve çocuklarına selam vererek yanlarına oturdu.
Mustafa Pala’ya sofrada yer açan Hasan Efendi:  Biz geleneğimizi yaşatamadık. Gençlerimiz üçer beşer köyleri terk ediyor. Devlet kültürel değerlerimiz olan obalarımızı korumamız için bizlere destek sağlamıyor.  Obamız Asya’dan gelen Türk boyu Atalarımızca kurulmuş. Hasan Efendi, konuşmasını sürdürüyordu ki, Mustafa Pala elindeki sıcak sütü masaya koyarak birden ayağa kalktı. “Obasya evet Obasya” diyerek mırıldandığını fark eden Hasan Efendi  “Mustafa Efendi neden kalktın?” dediğinde Mustafa Pala Hasan Efendi’yi duymadı.  Türkmen Şelalesi, Aigai, Kilise… Tarihi yerler, Yunt Dağlarındaki Türkmen yaşamı, yok olan halıcılık, okçuluk, demircilik, kalaycılık,  hayvancılık, el sanatlarına akıp gitti… Sağa sola koşturan öğrencinin elinde sallayarak çaldığı okul zilinin Spil’de yankılanan sesi ile kendine geldiğinde OBASYA ismi kesinleşmişti.
ZAMAN GEÇİDİ MÜZESİ
Mustafa Pala: Yunt Dağı evleri, Türkmen oba kültürü yaşatılmalı. Köy yaşamı geliştirilip, zenginleştirilmeli. Atalarımızın geçmiş yaşamları zaman geçidi müzesi olarak hayata geçirilmeli. Bölgemizin tarihi, kültürel zenginliği turizme açılmalı. Bahçemizde sebzeler, meyveler, bitkiler yetişmeli. Hayvancılık geliştirilmeli, el sanatlarımız tekrar üretilmeli, kentlerde yalnızlaşan insanlarımız köylerimizde muhabbet içinde olmalı… OBASYA şeması çiziliyor, mekânı belirleniyor, çalışma arkadaşlarını oluşuyor…
 Mustafa Pala,  Altan Türe, Yaşar Coşkun, Volkan Anık, Ömre Yılmaz yan yana geliyor.  Bilgiler, yetenekler harmanlanıyor. Yüz oba çadırı, yüzlerce köy özlemi çeken Odabaşlar, OBASYA’nın temelleri atılıyor.
Hadi hayırlısı…

BİL BAKALIM KİM?

Devleti „derin“  bilinen
„Paralel yönetimi“ delinen
Kutular ile kırize  gelinen…
Bil bakalım kim?
Askerleri darbeci anılan
Polisi F tipi sanılan
İşçler “kan-tar”, Memurlar “hantal”, öğrenciler anarşist görülen...
Bil bakalım kim?
Ana ya- sı  darbelerde ıkmış
Siyaseti hukluğa akmış
Yürütmesi depara kalkmış
Bil bakalım kim?
Dolar ikilemiş
Euro üçlemiş
Borsa dörtnala
Yoksulluk şaha kalkmış...
Bil bakalım kim?
İthal saman
Komşu  duman
ABD  yaman
AB aman aman
Bil bakalım kim?
AVM ler ile sarılmış
Bakkalara  darılmış
Gelenekleri yarılmış
Bil bakalım kim?
Tarlalarında sebze meyve bitmez, fabrika bacaları tütmez, köylerinde horoz ötmez.
Birazımız elit
Ağızlarımızda kilit
Azımız boğazına kadar ultra tok
Çoğumuzun cüzdanı cepte  para yok...üretmeden tüketen...
Bil bakalım kim?
Cevap Anahtarı:
Bağırırken: Ulan!
Çağırırken: Lan!
İntikamı: Kana kan!
İp ucu:
AB’yi denedik, demokrasiyi darbelerle enedik, hoşgörüyü aynalı beşşiğe beledik. Gölgede tembel tembel yatan, kalabalıkta palavra atan, memleketin değerlerini yabancı sermayeye satan. İnsan haklarına sahip çıkmaz, iş yapıp arkasına bakmaz, akmayan, kokmayan, korkmayan... Her duyduğuna alkış çalan, yalandan haz alan, lafı sözü anlamadan kavgaya dalan, para,-çek-senet  tahsiline mafyayı salan...
Cevap:
Ne mutlu Tüüüür... diyene mi desem....bir ... dünyaya bedel olur mu? İçimden  Ya sev ya terket geçiyor.
Tele kulak joker hakkımı kullanmak istiyorum...
-Bu yarışmacı zad da kim?  
Biz vatandaşlık hakkımızı aramıyoruz.  Zat jokker  hakını arıyor. Kesin bu zat dış güçlerin maşasıdır...
Hadi hayırlısı...

İNSANMIYIZ ?

Elindeki çöpünü yere atanlar insan mıyız?
Piknik yaptığı yerde atıkları bırakanlar insan mıyız?
Doğa, hayvan ve vatan sevgisi olmayanlar insan mıyız?
Evinin önünü temiz tutmayan yerleşimciler insan mıyız?
Milli değerlerini koruyamayanlar insan mıyız?
Araç yolundan yürüyen yayalar insan mıyız?
Yaya işaretlerinde, kırmızı ışıkta durmayan sürücüler insan mıyız?
Yaşam hakkına sahip çıkmayanlar insan mıyız?
Köyüne, kasabasına, şehrine, ülke değerlerini sahiplenmeyenler insan mıyız?
İNSANMISINIZ?
Özürlü ve sağlıklı insanlara sosyal yaşam alanları yapmayan yöneticiler insan mısınız?
Milli gelirimizi İnsanların parasız eğitimi için kullanmayanla yöneticiler insan mısınız?
Milli gelirimizi insanların sağlıklı yaşamı için kullanmayan yöneticiler insan mısınız?
Doğal yaşa alanlarımızı imar kirliliği ile yok ederek ranta çeviren ülke yöneticileri insan mısınız?
Ülke yönetiminde yer alma duyarlılığı göstermeyip söz sahibi olmayanlar insan mısınız?
İnsanları, renk, mezhep, inanç, milliyet, yöre, dil olarak ayıranlar insan mısınız?
Birlikte yaşama ayrımcı davrananlar, ortak yaşamı algılayamayanlar insan mısınız?
Sevgi ve saygıyı metalaştıranlar insan mısınız?
İnsani değerlerine sahip çıkmayanlar insan mısınız?
BİZ İNSAN MIYIZ?
Önce kendimizi sorgulayacağız insan mıyız?  Biz insan mıyız? Nedir insanlık?  Nedir insani değerler? Nedir insanca yaşamak? Bu değerleri dünya görüşümüz ve yaşamımız ile bütünleştirememişsek insan olmaktan söz etme hakkımız var mı?
Gelin; nefretleri, kinleri, ayrışmayı, dışlamayı, ötelemeyi… Bırakarak insan olalım.
Hadi insani değerlere sahip çıkmaya
Hadi insan olarak birlikte yaşamaya
Hadi hayırlısı…

NEREYE SÜRÜKLENİYORUZ?

Cumhur Başkanı: Gezi olayları ile 17 Aralık arasında bir paralellik görmüyorum.
Başbakan: Paralel devlet var. Gezi olayları ve yolsuzluk tutuklamaları dış güçler ve içerdeki işbirlikçilerinin komplosudur.
TBMM Başkanı: Yargı bağımsızlığı ölmüştür.
Muhalefet: Devlet tıkanmıştır.
Yargı: Müdahale var çalışamıyoruz.
Polis: Biz kimsenin polisi değiliz.
Bakan: O paralar oğlumun villasının satışından elde edilen paradır.
Cemaat: Evinize ateşler düşsün.
Milletvekili: O cemaat orduya kumpas kurdu.
Ordu: Hükümet mensuplarımızı komplo ile içeri attı.
Halk: Sosyal devletimiz olamadık.  Geçinemiyoruz. Mutsuzuz, kurumlara güvenmiyoruz…
GÜVEN YOK
Devlete güven kaldı mı?
Hükümete güven kaldı mı?
Bakanlara güven kaldı mı?
Yargıya güven kaldı mı?
Orduya güven kaldı mı?
Polise güven kaldı mı?
SORUNLARIMIZA ÇÖZÜM YOK
Eğitim sorunumuz çözüldü mü?
Sağlık sorunumuz çözüldü mü?
Ulaşım sorunumuz çözüldü mü?
Barınma sorunumuz çözüldü mü?
Sınav sorunumuz çözüldü mü?
Geçinme sorunumuz çözüldü mü?
Vatandaşlık sorunumuz çözüldü mü?
İnanç sorunumuz çözüldü mü?
Demokrasi sorunumuz çözüldü mü?
NEREYE KADAR?
Nereye sürükleniyoruz?
Kime güveneceğiz?
Sorunlarımızı kim çözecek?
Ne yapmalı?
Hadi hayırlısı…

KİM BU HAYIRSEVERLER?

Ülkeler zengin ve yoksul sınıflarını ana yasaları ile    ortaya  çıkarırlar. Bir ülke zengin ve yoksullarını kanunları ile korur. Bir ülkede zengin ve yoksul arasında uçurum varsa o ülkenin sistemi sörekli  ona uygun olarak şekillendirilmesindendir.
BU HAYIRSEVER NEREDEN ÇIKIYORLAR?
-Vatanın asil evlatlarının en zor işlerde sosyal siyasal hakları yasaklanarak veya göstermelik uygulamalar ile asgari ücret sisteminin sonucu kölelik şartlarında işçilerin çalıştığı fabrika patronlarından  
-İşveren ve İşletmeci kimliği olan ihale avcılarından
-İmar vurgunu, banka soyguncusu çetelerden
-Sanayici aynı zamanda medya patronlarından
-Kalemi paraya çalışan köşe yazarları sürüsünden
-Yandaş, Candaş, Ülküdaş, sırdaş ayrışmaları ve din, mezhep, tarikat ilişkileri üzerinden milli değerlerimizi talan eden leş kargalarından
-İş takipçisi, kaldır, eli sallabaşı al maaşına uygun seçilen milletvekilleri çevrelerinden.
-Milli ve dini duygularımızı kullanan çevrelerden
Bunları uzun uzun anlatmaya gerek yok. Tümü aynı ipten dokunmuş işbirlikçilerdir. Halk ve hak tanımaz, vatanseverlik duyguları sermaye severliğe dönüşmüş çıkar ve makam düşkünüdürler. Sermayesinin gücü ile medyayı kullanarak bukalemun gibi kılıktan kılığa girerek kendi koşullarına göre renk değiştirirler. Memleketin “saygın” kişileri olarak kasılarak gezer, siyah gözlüklerinin arkasından zavallılar diyerek halkın samimi duyguları ile alay ederler.
HANGİ HAIRSEVERLİK!
-Milli gelirimizi çalarak, milli değerlerimizi kullanarak edindikleri haksız kazançların vergisini vermeyerek okul yaptırır hayırsever olurlar.
-İhale, talan ve yolsuzluklardan edindiği servetle saygın “zat” olur evinden çıkamayan özürlü bir vatandaşa tekerlekli sandalye alarak hayırsever olurlar.
-Asgari ücret koşullarında, sosyal siyasal haklardan mahrum sendikasız inim inim inleterek çalıştırıp emeklerini sömürüp, onurlarını ayakaltına alarak yoksullaştırdıkları halkın hastalarını tedavi ettirirler, çocuklarına bursa verirler. Evlerine bulgur, fasulye, kömür gönderiler…
ANA VATAN-DEVLET BABA
Özgürlükler, eşitlik, hak, hukuk nerede? Milli birlik nerede? Din, mezhep, inanç kardeşliği… Nerede? Nerede? Nerede?
Vergimizi verdiğimiz, Vatan bekçisi olarak askere gittiğimiz, uğruna öldüğümüz ana vatanımızda bizi kim yardıma muhtaç duruma düşürüyor. Devlet baba nerede? Sosyal devlet sorumluluğu nerede? Halk neden yoksullaşarak yardıma muhtaç duruma düşürülüyor? Devlet sorumluluğu nerede?
BU VATAN EVLATLIĞI?
Yoksullar; İşçi, işsiz en düşük ücrete çalışırlar. İşçilerin, emeklinin vergisini, sigortası maşından peşin alınır.
İşsizler, sosyal güvencesi olmayan işlerde çalışırlar. Sosyal hizmetlerin en az gittiği yoksul mahallelerde derme çatma evlerde otururlar.
Yoksullar; Devlet güvencesi olmayan, yasalarla korunmayan, bizzat devletin uygulamaları ile yoksullaşanlar, vatansever, namuslu, hoşgörülü, paylaşımcı vatan evlatlarıdır.
Vatana en çok asker buradan gider. En çok şehit buralara gelir. Tüm varlıkları ile yanında oldukları devlet ana vatanın halkına; sağlık, eğitim, barınma ve sosyal hizmetler gibi devlet hizmetlerini para karşılığı ile verir.
DEVLET EVLATLARI!
Devlet araçları, makamları, konutları, lojmanları, tesisleri, askeri, polis hizmetleri, yargı desteği, olanakları sonuna kadar sunulur.  Güvenceye almak için kendilerine uygun yasalar çıkarılır. Daha rahat yaşam sürmek için düzenlemeler yapılır. Daha çok kazanmaları için göstermelik yasal düzenlemeler ile moralleri hoş tutulur. Toplumsal tepkiye karşı polis ve askeri koruma  devreye sokarak devlet baba Anavatanın halkından zengin “asilzade” çocuklarını korur. Devlet babanın göz nuru “asilzadeleri” zenginleşirken Ana vatanın halkı yoksullaşır. Sonunda devlet babanın “asilzadeleri” yardımsever, Anavatanın halkı yardıma muhtaç olur. Babası devlet olan “asilzadeler yardım sever olur.” Ana vatanın halkı yardıma muhtaç duruma düşürülür.
Asıl yardımseverler helal lokmasını paylaşanlardır.  Allah devletin  “asilzadelerinin” haram paralarını anavatanın halkının kursağına düşürmesin…
Hani eşitlik?
Hani kardeşlik?
Hani dini duygular?
Hani milli duygular?
Hani vatanseverlik?
Hadi hayırlısı…

ÇOCUK KAL GENÇ OLMA

Sakın büyüme çocuk. Seni orandan burandan çekiştirerek  “eğecek”, “bükecek”, şekillendirecekler. Saf ve temiz dünyana kin tohumları ekerek nefret biçmek için Akbabalar gibi üzerinde uçacaklar.
KORKULAR İLE YAŞADIK!
Ferman korkusu ile yaşadık-yaşamıyoruz
Zaptiye korkusu ile yaşadık-yaşıyoruz
Darbe korkusu ile yaşadık-yaşıyoruz
İşkence korkusu ile yaşadık-yaşıyoruz
İdam korkusu ile yaşadık-yaşıyoruz
Kominizim korkusu ile yaşadık-yaşamıyoruz
Şeriat korkusu ile yaşadık-yaşıyoruz
Bölünme korkusu ile yaşadık-yaşıyoruz…
KORKULAR İLE BÜYÜYORUZ!
İnancımızı, Allah sevgisi yerine Allah korkusu ile öğrendik-öğreniyoruz. Vatandaşlığımız, kendimizi özgürce ifade etme yerine baskıcı yasalar ve adaletsiz uygulamalar ile test edildi- ediliyor.
Mesleği, usta korkusu ile  “öğrendik-öğretiyoruz. İş  yerimizde atılma korkusu ile çalıştık-çalışıyoruz.
Hala yığınlarca kadın başını sokacak “evi”, “yiyecek ekmeği” olduğu için kocasının zulmüne  “itaat etti- ediyor”.
 Kızlarımızı gelenek, töre, baba,  kardeş korkusu ile “yetişti-yetişiyor”. Çocuklarımıza,
Polis, Asker, öcü korkusu ile yemek yedirdik-yediriyoruz.
Alacağımıza, mafya korkusu ile tahsil ettik-ediyoruz…
KİME NE FAYDASI OLUR?
-Şununla oturma
-Bunu giyme
-Onu okuma.
-Burada gezme
-Onlar
-Bizler…
Şekillere sokarak şemalar çıkarmayı ne kadar seviyoruz? Sevgi pınarından çağlayarak akan suyun yatağını değiştirerek tek kanala verme ne kadar doğru? Suyun coşku ile akışını hangi engellerle tutabileceğiz? Allah korusun!  Bir de kükreyip aşarsa bendini, nice olur halimiz?
GENÇLİK GELECEĞİMİZ DEĞİL Mİ?
Üretmeyen, paylaşmayan, tüketici, bana neci, duygusuz, duyarsız, bencil bir genç kuşağın yetiştirilmesinin kime ne faydası olacak? Ön yargıları geliştirilen, ayrıştırılan, ötekileştirilen gençliğin devlete, millete hangi geleceği sağlayacak?  Gençliğin çözüm bekleyen somut sorunlarını görmezden gelenler, kulak tıkayanlar “ya kısmet” diyerek sürek avına mı çıkıyorlar? Soyut gündemler yaratanlar peşleri sıra sürü gibi gençliğin gideceği sanarak ellerinde asası, sırtlarında abaları ile yollara düştüler.  İçimden, Allah onların bu kadar kin ve nefret içeren isteklerinden uzaklaştırsın, ıslah etsin ve kurtarsın demek geldi.
BİLEN    VAR MI?
-Gençlerin; Eğitim, yurt, geçim, ulaşım, barınma sorunlarını bilen var mı?
- Gençlerin; Sosyal siyasal haklarını bilen var mı?
-Gençlerin, öz güvenleri nasıl gelişir bilen var mı?
HABERİN VAR MI MANİSA?
-Muradiye kampüsünün yolu toz duman içinde haberdar olan var mı?
-Muradiye kampüsü çevre düzenlenmesi görüntü kirliliği içinde önemseyen var mı?
-Muradiye kampüsü-  Manisa öğrenci taşıma ücretlerini bilen var mı?
-Manisa’da yurt sorununu ve yaşamlarını bilen, gören var mı?
-Manisa’da öğrenci evlerine ziyarete giderek sorunlarını dinleyen var mı?
GENÇLERE GÜVENİN EFENDİLER
Efendiler, özgürlükleri ellerinden alınmış gençlere geleceğimiz ola bilinir mi?
 Efendiler, genetiği ile oynanarak klonlanan gençleri bu kutsal topraklar bağrında yetiştirir mi?  
Efendiler,  sevgi, eşit paylaşım, öz güven, birlikte üretim ve farklılıklarımızla hoşgörü içinde birlikte yaşam inanınız zor değil.
Efendiler,  korku yaymayı, biat ettirmeyi, kendi farklılığınızı korumayı bırakınız. Kendi korkularınızdan sevmeyi öğrenerek kurtulunuz.
Efendiler, Cennet vatanımızın güzel insanlarına siyah gözlüklerin arkasından bakma yerine çıplak gözleriniz ile baktığınızda inanın siz de ülkenizi seveceksiniz.
Efendiler, inanın evreni var eden canlı cansız varlıklar ile bütünleşip sevgi içinde birlikte yaşamak daha güvenli, daha huzurlu, daha güzel, daha verimli…
Gençliğimize vurulan her kamçı geleceğimize uzanan damarlarımızdan birini kopararak kan akıtır.(Ali Gültekin)

Hadi hayırlısı…

CUMHURİYETİN NESİ KALDI?


Okuldan dönen üçüncü sınıf öğrencisi hışımla ayakkabısını çıkarmadan oturma adasına girerek çantasını odanın orta yerine bıraktı. Odada oturan misafirleri görmezden geldi. Yorgun, soluk bedeninde ateş gibi çakan gözlerini annesinin gözlerine dikti: Anne cumhuriyetimize nerede? Anne, şaşkın şaşkın gözlerini misafirlerinin gözlerinde gezdirdi.
Mimar emeklisi Suna: Cumhuriyetin nesi kaldı ki?
Terzi Meliha: Elimizde kalanları anlat.
TBMM
Partiler TOB, TÜSİAD, MÜSİAD… Olurları ile ortaya çıkmıyor mu?
Amerika ziyareti ile açıklanmıyor mu?
Genel başkanlar derinlerden seçilmiyorlar mı?
Milletvekillerini genel başkanlar seçmiyor mu?
İl başkanlarını genel başkanlar seçmiyor mu?
Delegeleri il başkanları seçmiyor mu?
Üye kayıtları Alimallah, hiç yazmayalım…
 ÖZGÜRLÜKLER
Bağımsızlık var mı?
Hürriyet var mı?
Siyasi özgürlükler var mı?
İnanç özgürlüklerimiz var mı?
Ekonomik özgürlüklerimiz var mı?
Bireysel özgürlüklerimiz var mı?
KALKINMA
Üretim var mı?
Öz sermayemiz ile yatırımlar var mı?
Et Balık Kurumu nerede?
Sümerbank nerede?
Tekel nerede?
Etibank nerede?
Türk Telekom nerede?
SEKA nerede?
MİLLET
Hala köylü milletin efendisi mi?
Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlik yetiştirebiliyor muyuz?
Zeki ve ahlaklı sporcular yetiştirebiliyor muyuz?
CUMHURİYET’İN NESİ KALDI?
Cumhuriyeti yaşatmak isteyenler kalan neyini yaşatacaklar?
Cumhuriyeti yıkmak isteyenler daha nesini yıkacaklar?
Hadi hayırlısı…

İNTERNET YAŞAM

 -Kim nerede
-Kim kiminle
-Kim kimle papaz oldu
-Kim kime abayı yaktı
-Kimin falından ne çıktı
-Kim ne yedi
-Kim ne içti
-Kim ne giydi
-Kim giyiminden kaç beğeni aldı
-Kim düğünde
-Kim barda
-Kim namazda
-Kim niyazda
...Evden insan içine çıkmaya gerek var mı?
İş mi arıyorsun?
Eş mi arıyorsun?
Alış verişmi yapacaksın?
Doğum günü, Bayram, Cuma ve özel gün “kutlama mesajlarının alası internet yaşamda.”
İnsan içine çıkıp bir dost eli sıkarak göz hizasında muhabbet etmeye gerek var mı?
Hadi hayırlısı...

ORTAK AKIL MI?

Manisa’da 5. Ortak akıl toplantısı düzenledi. Türkiye demokratikleşme paketi içeriği için 30 Eylül’e kilitlendi. Ulus, din, mezhep çatışmaları içerisinde dünya kan gölüne çevrildi.
Küresel sermaye; Açlık ve yoksulluk içinde inim inim inleyen insanların dini milli duygularını kullanarak ayrıştırıp, savaştırıp, çatıştırıp, bölüp sömürü ve zulmetme acımasızlığına devam ediyor. Hiçbir kural tanımadan doğamızı yok ediyor…
Manisa
Ortak aklı toplantısının 5.sini gerçekleştirdi. Aklını peynir ekmekle yiyenler kahvaltı sonrası akıllarını da alarak ortadan kayboldular. Manisa’nın çok önemli sorunları masaya yatırılırken ilk toplantıdan bu güne neden çözüm üretemediğimizi sorgulayamadan toplantıyı bitirdik. Güzel başladığımızı güzel bitirmek için kadınların, gençlerin, Sivil Toplum Kuruluşlarının akıllarını akıllarımıza katmamız gerekmez mi?
Yerel seçimler arifesinde aday adayları yatır, türbe, tekke… ziyaretleri yaparak, lokma dökerek adaylıklarını açıklamaya devam ediyorlar.
Türkiye
-Derbi sonrası 66 kişi gözaltında
-Kışanak demokrarakraktikleşme paketine kuşkulu bakıyor
-Etem Sarısülük davası başladı.
-Suriye helikopterini düşüren pilotlara ödül
-İzmir Bornova’da Alevi mezarları tahrip edildi
-Mardin’de iki kadın ve üç çocuk cezaevi kapısında 60 kurşunla katledildi
-Silopi'de 17 yaşındaki zihinsel engelli kıza uyuşturucu hap içirdikten sonra tecavüz ettiler.
-Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, 7 yaşındaki ilkokul öğrencisi Reşat Kino, boş bir sınıftaki dolabın altında ölü bulundu.
-Türkiye, OECD’nin hazırladığı ülkeler arası ‘Akademik Başarı Listesi’nde 44.oldu.
Dünya
- Beşar Esad: Birleşmiş Milletler'in Suriye'deki kimyasal silahlar kararı için endişe duymadığını söyledi.
-Suriye'de 7'si çocuk, 7'si kadın olmak üzere 84 kişinin öldüğünü açıklandı.
- Amerika’nın Michigan eyaletinin Muskegon kentinde 13 kişinin ölümünden bir hafta sonra 3 kişi daha öldürüldü.
-Kenya'nın başkenti Nairobi'deki bir alışveriş merkezine düzenlenen silahlı saldırıda 68 kişi öldürüldü.
-Pakistan’ın Peşaver kentindeki Tüm Azizler Kilisesinde 78 kişi öldürüldü
-Bağdat’ta bir cenaze töreni sırasında taziye çadırına düzenlenen saldırıda en az 65 kişi hayatını kaybetti.
-Yemen'de bir askerî üs yakınlarında düzenlenen eşzamanlı bombalı saldırılarda, çok sayıda polis ve asker hayatını kaybetti.
-Çin'in güneyindeki Guangdong eyaletinde Usagi tayfun nedeniyle 25 kişinin hayatını kaybetti…
-Kuzey Irak’ta Barzani Almanya’da Merkel kazandı.
Neden insanlıktan çıkıyoruz?
Ulus, din, mezhep çatışmaları ile dünya üzerinde savaş ekonomisi sıcak tutuluyor. Küresel sermayenin daha çok finans birikimi, iktidarını sürdürme uğruna yozlaştırarak insanlıktan çıkardığı yığınlar dünyamızı kan gölüne çevirerek yaşanılmaz hale getiriyorlar. Ayrışmaya karşı birlikte yaşamı, savaşa karşı barışı her alanda savunarak insanca yaşanılır bir dünya için yaşam hakkımıza sahip çıkmalıyız.
Hadi hayırlısı…

BU UTANÇ DEĞİL Mİ ?

Antalya’dan İstanbul’a tırlar, kamyonlar ile narenciye taşıyoruz
-Mersin’den İzmir’e tırlar, kamyonlar ile petrol taşıyoruz
-Karadeniz’den Bursa’ya tırlar, kamyonlar ile yük taşıyoruz
-Otobüsler ile şehirlerarası yolcu taşıyoruz…
Ak Deniz, Kara Deniz, Ege Denizi, Marmara ne güne duruyor?  Fırat, Dicle, Tuna… Ne için akıyor? Yük ve insan taşımacılığını deniz ve ırmaklarımızdan neden yapamıyoruz? Tır, kamyon ve otobüslere, bunların yedek parçalarına neden milli gelirimizi yatırıyoruz? Neden yollarımızda yıpranma, trafikte karmaşa yaratıyoruz?
Bütün bunları hayata geçirememiş olmak, bu imkânları kullanmamak utanç değil mi?
- İşçi servisleri ile fabrikalara işçi taşıyoruz
- Kamyon, traktör kasalarında tarlalara ırgat taşıyoruz
- İnsan ve hayvan sırtında hasta taşıyoruz
-Motosiklet ile aile taşıyoruz…
Toplu taşımacılığı neden hayata geçiremiyoruz? Demir yollarımıza neden yatırım yapmıyoruz?
Gelişmiş ülkelerde şehirlerarası otobüsler, şehir içi dolmuşlar tarihe karıştı. İngiltere de Metro 200 yıl önce kullanılmaya başlandı.  Bizim hala ülkemizin her alanında toplu taşımacılığı kullanamıyor olmamız utanç değil mi?
-Eğitim hala paralı
-Sağlık hala paralı
-Bürokrasideki kargaşa sürüyor
Eğitimi, sağlığı neden parasız yapamıyoruz? Bürokrasideki kargaşayı neden gideremiyoruz? Yasalar karşısında neden eşit değiliz? Bu hizmetleri vatandaşlara sunamamak utanç değil mi?
-Yok, edilmiş doğa
-Çarpık kentleşme
-Bakımsız köyler…
Çarpık kentleşmeler kimlere rant sağlıyor? Köylerimize hizmet neden gitmiyor? Hala bu memleketin bölgeleri arasında devlet hizmeti eşit şekilde neden götürülemiyor?
Ormanlarımızı, tarım alanlarımızı imara açmak, köylerimizi ortaçağ görüntüsünden kurtaramamak, şehirlerimizi gökdelenler ve gece kondular ile sararken parklar,  sosyal yaşam alanları, meydanlar ve araba park yerleri bırakmamak utanç değil mi?
-Evlilik programları
-Cinayet programları
-Magazin programları en çok reyting yapıyor.
 Duyarsız bir toplum yaşamı sürmek, sorunlarımıza sahip çıkmamak, üretimden kopmak utanç değil mi?
-Bireyin özgürlüğü
-Toplumun örgütlülüğü…
İnsani değerlerimizin, özgür yaşamımızın baskı altına alınması utanç değil mi?
-Çarpık kentleşme
Bir saat yağmur, kar yağınca Mega kentler de hayatın durması utanç değil mi?
NE YAPMALI?
Parasız eğitim, sağlık hizmetleri ve sosyal devlet sorumluluğu hayata geçirilmeli. Tarım, sanayi, hayvancılık geliştirilerek üretim ve çalışma alanlarımızı genişletmeliyiz. Ulus, inanç, dil, renk farklılıklarımıza hoşgörü ile yaklaşarak birlikte yaşamı güçlendirmeliyiz...
Başka yol var mı?
Hadi hayırlısı…