Yasaklar: Ülkemizde yasaklar bugün
uygulanmaya başlamadı. Talimatlar ilk havalarda uçuşmuyor. Yasalar ilk dilenmiyor. Yasa dışı müdahaleler ilk gündeme gelmiyor…
Dünle bugünü yarıştırmak, bugün
dünün intikamını almak, bugünden geleceği tehdit etmek, toplumsal bir hastalık,
siyasi ahlakı ve hükmet geleneği olmamalıdır.
Yasalar: Bizim trafik yasamız var
mı?
Trafik ihlalleri oluyor
mu?
Cezai işlem uygulanıyor
mu?
Evet!
Ülkede trafiği yasaklamıyoruz.
Trafiğin daha güvenli olması için kuralları ihlal edenlere yönelik cezai işlem
yapıyoruz.
MERKEZ ÜSLER
Twitter yasağına uygun kılıf
aramaya gerek yok. Altına imza attığımız uluslararası sözleşmeler gereği hareket
etmek zorundayız. Ulusal değerlerimize karşı uygulanan haksızlıkları geri
püskürtmek için ulusal bir bütünlük içinde olmalıyız. “Twitter’in yönetim
merkezinin Amerika’da olduğundan dolayı muhatabımız yok.” Söylemi ile yasağı
geçiştirmek, zalimin kılıcıyla masumlara zulüm etmek olmaz mı?
- İncirlik hava üssünün kumanda
merkezi nerede?
- Adana, Antep ve Maraş'a konuşlandırılan Patriot füze rampalarının kumanda merkezi
nerede?
TWİTTER YASAĞINA
BAKIŞ
Twiter kim tarafından yasaklanırsa
yasaklansın bunun önemi yok. Dün başka hükumetlerin yasakları vardı. Bugün bu
hükümetin, yarın başka hükumetlerin yasakları gündeme gelir. Önemli olan bizim
doğrularımız yerine evrensel doğruları hayata geçirerek, yasakları ortadan
kaldıracak toplumsal değer yaratmak.
Üzerinde yabancı marka, altında
yabancı araba, elinde yabancı marka telefon Twitter yasağını delerek twitter
üzerinden “Twitter ABD, AB icadı” diyerek ajitasyon çekenler, toplumsal bir
değer yaratma, sorunları çözme bir tarafa yanan ateşe odun taşırlar. “Yasakları
bu hükümet ile başladı bunlarla bitecek” yanılgısı içinde olmadan, herkes kendi
bahçesindeki ayrık otunu temizleyerek bütünleşmeli.
SORUNLARIMIZ…
Bizim sorunumuz eğitim sorunu.
Bizim sorunumuz uyum sorunu. Bizim sorunumuz dünya insanı olma sorunu. Bizim
sorunumuz inanç değerlerimizi öğrenememe sorunu. Bizim sorunumuz demokrasiyi
özümseme sorunu…
Biz bu sorunlarımız çözdüğümüzde
sosyal Medya’da hakaret edilmenin önüne geçeceğiz. Pul bibere kiremit tozu
katmanın önüne geçeceğiz. Kendi irademizle seçimlerde oy kullanabiliriz. Birey
olarak öz güvenimiz olur. Milli değerlerimizi koruma alışkanlığı kazanacağız.
Vatan sevgimizi bütünleştirebiliriz. Vatandaş bilincimiz oluşur. Hoşgörü
anlayışımız değişir…
“Böyle gelmiş böyle gidecek”
söyleminin yalan bir söylem olduğunu kavramadan, diyalektiğe inanmadan yaşarsak
rüzgârın önümüze savurduğu gazeli okumaya devam eder,
değişemeyiz.
Hadi hayırlısı…
3 Eylül 2014 Çarşamba
23 NİSAN' DAN 19 MAYIS'A
Dokuz
yaş uykusunun en güzel yerinde anne, baba seslenişi, okşayışı, çocuksu rüyaları
ile uyanmak isterdi. Sıcak suyu akan muslukta yüzünü yıkamak, kum saati
eşliğinde dişlerini fırçalamak isterdi. Umut, babasının üç yıl önce terk ettiği
böbrek yetmezliği çeken annesinin acı iniltileri ile uyandı. Altında
yamalı minder, üstünde derme çatma yorgan olan tek odalı evindeki yatağından
fırladığında henüz alaca karanlıktı. Lastikli pantolonunu yan tarafa attığı sol
elli ile bir hamlede bulup atik bir hareketle ayağa kalkıp giyindi. Fenerbahçe
forması tişörtünü yastığının hemen yanından alıp kafasına geçirdiği anda
terliğinin birisini ayağına takmayı başarıp, ikincisini de kapının eşiğinde
ayağına taktığında avluya çıkmıştı.
Çam ağacın gövdesine kocaman zincirler ile sarılmış el
arabasının taktığı asma kilidi acele ile açtı. Annesinin avluda geceden odun
sobasında hazırladığı börekleri ve boyacı sandığını özenle el arabasına
yerleştirdi. İnişli, çıkışlı, daracık sokakları geçerek işçiler birer, ikişer,
kümeler halinde işçi servislerinin kalkacağı alanda birikmeye başladıkları
caddeye geldi. Umut el arabasından çıkardığı boyacı sandığı ile yaptığı tezgahın üzerine börek tepsisini yerleştirdi.
Böreklerin tadını bilen işçilerden çoğu Umut’un
sürekli müşterilerdi. Umut servise yetişmek isteyen işçilerin koşturmaları,
dün akşamki futbol maçını tartışan fanatiklerin tartışmaları, boğazında yemek
kalmış gibi hırıldayan yaşlı servis arabalarının gürültüleri, araba
egzozlarından çıkan kötü duman kokusu arasında böreklerini satmaya
başladı.
Sakinliği, güler yüzlülüğü ve lezzetli börekleri
sayesinde sürekli müşterilerinin olmasının avantajını kullanan Umut işçi
servislerinin çekildiğinde böreklerini bitirmişti. Boya sandığının üzerindeki
tepsiyi el arabasını altına koyarak kahvelerin olduğu işlek caddeye doğru el
arabasını sürerek yürümeye başladı.
Boydan boya 23 Nisan için süslenen cadde boyunca anne
ve babalarını elinden tutmuş rengarenk giysiler içindeki çocukları gördü. Az
ilerde kırmızı bir arabadan inen çocuğunu kucağına alıp alnındaki teri mendili
ile silen Baba’ya dikkatlice baktı. Kümeler halinde yürüyen çocukların renkli
giysilerini gözlemledi. Tam kendi evini, yaşamını hayale edecekti ki bando sesi
ile irkilip, el arabasının kollarını iki eli ile sıkıca kavrayarak kenara
çekildi.
Siyah arabalardan inen siyah gözlüklü, gri, siyah ton
giysili insanlar “Umut’un” 23 Nisan bayramını kutlamak için alanlara geliyorlar.
Umut el arabasında boyacı sandığı ve börek tepsisi ile işe gidiyor. Çocuk
seslerinin iyice yakınlaştığında okul bahçesine yaklaştığını anlayan Umut k
törenleri uzaktan seyretmek için adımlarını hızlandırdı. Bir süre sonra bu hızla
törenleri yetişemeyeceği korkusu içini sarınca arabayı hızlandırarak koşmaya
başladı. Okulun önüne geldiğinde bahçe duvarlarının yüksekliğini de hesaba
katarak tören alanına hâkim yüksek bir yer arayıp kısa sürede istediği yeri
buldu.
Arabasını sağlama alıp üzerine çıktığında tören
alanını rahatlıkla görebildiği için çok mutluydu.
Büyüklerin sıralanışına, masalardaki çiçeklere,
çocukların renk cümbüşü içinde sıralanışlarına dalgın dalgın baktı. El arabası,
içindeki boya sandığı ve börek tepsisinden ibaret geleceği ayaklarının altında
23 Nisan programını izleme başladı. İstiklal marşına geçildiğinde kendini
toparlayarak dik durdu. Tahminen sekizinci sınıf öğrencisi kız çocuğunu istiklal
marşına başladığı an Umut’un gözlerinden iki damla, ardından iki damla daha yaş
süzüldü. Solgun yüzünden akarak dudağının bir kenarından ağzına su damlacıkları
geldiğinde ikinci sınıftan ayrılmadan önceki katıldığı 23 Nisanları ve böbrek
yetmezliğinden hasta yatağında inleyerek acı içinde yatan annesinin okul
yıllarında 19 Mayıs törenlerinde çektirdiği fotoğrafını
anımsadı.
Umut dik duruşunu sürdürerek gözünü dalgalanan Türk
bayrağından ayırmadı. İçindeki duygularının dışarı fırlayışına engel
olamadı.
“
Bizim 23 Nisanınızı kutlayan büyüklerimizin ben karnını doyuruyor,
ayakkabılarını boyuyor, onlar için çalışıyorum. Onlar bizi görmüyor. Ben sana
dualar ediyorum. Sen bari gör bizi Allah'ım.“ Dediğinde “rahat” sesi ile Umut
saygı duruşunu bozup el arabasını üzerinden inerek ayakkabı boya sandığını
kuracağı yere hareket etti.
Umut, 19 Mayıs törenlerine de gelecek
mi?
Hadi Hayırlısı…
ÇAĞ DIŞI SEÇİM KAMPANYASI İLE ÇAĞDAŞ BELEDİYECİLİK OLUR MU?
“Çağdaş
belediyecilik” Partilerin
anason arabaları köy, mahalle, kasaba ve şehir merkezlerinde son ses bangır
bangır bağırarak yol alıyor. Seçmen
hasta mı? Cenazesi olan mı var? Gece vardiyasında mı geldi? Uykusuz mu? Ahali
dinleniyor mu?
… Her
şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş
belediyecilik” Araç konvoyları korna çalarak köy, mahalle, sokak caddelerde
tur atıyor. Trafik ihlalimi yapılıyor? Yol mu tıkanıyor? Gürültü, görüntü
kirliliği mi var? Çevre kirliliğimi yaratılıyor? Parti bayraklarından göz gözü
görmüyor.
… Her
şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş
belediyecilik” İşyeri, pazar, düğün, cenaze, kahve buluşmaları. Sarılmalar,
öpüşmeler, tokalaşmaları, vaatler... Alkışlar… İle “çağdaş seçim
kampanyası”…
... Her
şey çağdaş belediyecilik için.
“Çağdaş
belediyecilik” Etnik kimlik ve inanç üzerinden dini ve milli duygular
kullanılarak “çağdaş seçim kampanyası”…
… Her
şey çağdaş belediyecilik için.
“Çağdaş
belediyecilik” Parası olup bedelini yatırana Belediye meclis üyeliği
aday adaylığı, Belediye başkanı aday adayı olma hakkı tanıyan ” eşit haklara
sahip, çağdaş sistemi” ile seçim kampanyası.
… Her
şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş
belediyecilik” Geleneksel 1940 yıllarının seçim kampanyalarını 2014 yılında
sürdürme “kararlılığı” ve ”coşkusu”…
… Her
şey çağdaş belediyecilik için.
“Çağdaş
belediyecilik” Manisa ilçe belediye başkan adayları projelerini açıklıyor.
Projeleri yan yana bina olarak koysanız ne Yunusemre ilçesine ne de Şehzadeler
ilçesinde yerleştirilecek alan bulamazsınız. Yapım bedeli, bina detayları,
nereye yapılacağı, ne zaman başlanıp ne zaman biteceği… Muamma… Hayal ekilerek
ne biçilir?
… Her
şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş
belediyecilik ” Bekâra eş boşamak kolay. Haydi, bre efeler.
… Her
şey çağdaş belediyecilik için.
“Çağdaş
belediyecilik” Belediye meclis üyesi listelerine engelli almayanlar
engelliler için sosyal projeler açıklıyorlar. Parti programlarında çevre ile
ilgili bir madde bile olmayanlar çevreci projeler açıklıyor. Manisa’da
seçimin 2014 trendi: Hobi bahçeleri moda
…Her
şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş
belediyecilik” Marka çantalar, ayakkabılar, parfüm kokuları ile propaganda
için köylere giden partili kadınlar ile ahır, ağıl, tarlada çalışan köylü
kadınların alın terleri hangi doku uyumu ile bütünleşiyor? Hangi ortak
değerlerin üzerinden oy istiyorlar?
… Her
şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş
belediyecilik” Köyler tarihi antik binaları yıkarak, kültürel değerleri yok
edilerek mi kentleştirilecek? Tarlalar, bahçeler imara açılarak, tarım,
hayvancılık yok edilerek mi şehirli olacak? Köy projelerine ne gerek…
… Her
şey çağdaş belediyecilik için.
“Çağdaş
belediyecilik” Yaya kaldırımına park edilmiş arabalar, Araç yolunda yürüyen
yayalar, sokakta top oynayan çocuklarımız ile “çağdaş” belediyecilik! Müstakil
evin yanına çok katlı, çok katlı binaların yanına mega projeler ile büyüyen
kent! Nedim Zurnacı’nın deyişi ile: AVM ‘de yapay plastik ağaçların altında
“doğa ile bütünleşen” insan manzaraları…
… Her
şey çağdaş belediyecilik için.
ÇAĞDAŞ
BELEDİYECİLİKTEN…
Belediyeler, halkın
ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş kamu kurumlarıdır.
Belediyeler özü
itibarı ile kasabaların, şehirlerin aile şirketleridir. Patlayan su, tıkanan
kanalizasyon borusunu, kaçak alınan elektriği, gece kondu yapılan arsasını
merkezi ekrandan görerek denetlemeden çağdaş belediye olunur mu? Ulaşım,
yerleşim, sosyal alanlar karmaşası içinde on dakikalık yağmura, kara teslim olan
belediyenin çağdaşlığı kalır mı? Açtığı çukurların güvenlik önlemlerini
alamayan, halkın parası ile halka karşı taşeron şirketler kurarak çağdaş
belediye olunur mu? Çalıştırdığı işçilerin sosyal ve siyasal haklarını
vermeyenler insan olur mu? Tarihi ve kültürel mirasları koruyamayan, kaynakları
etkin ve verimli kullanamayanlar… Çağdaş belediyecilikten söz edebilirler
mi?
Hadi hayırlısı…
israil aymazlığı
Küresel güçler sermayelerini kullanarak az gelişmiş ülkeleri üzerinden dünya’ya
yayılarak kendilerini gezegenin efendileri ilan ederler. İş birlikçileri
aracılığı ile tutunurlar. Askeri ve silah gücü ile korunur, faşist jargonları
aracılığı ile ülkelerin yoksul halklarına yaptıkları zulme ‘meşruiyet’
kazanırlar.
Yan sanayi ihtiyaca göre sipariş alır.
Bugün Filistin halkının yanında olduklarını açıklarken amalar ile gündemi
yumuşatıp sürece yayan anlayışların döktükleri timsah gözyaşları bizi
kandıramıyor. Ülke servetlerini ödeyerek özel uçaklarını, arabalarını, yatlarını
ABD, AB ve İsrail den alanlar bu ülkelere karşı olabilirler mi? Tüm ülke
kaynaklarını küresel güçlere peşkeş çekenler bu ülkelere karşı olabilir mi?
İsrail’e karşı olmak İsrail ile tüm anlaşmaları iptal etmekle olur.
Örnek mi istiyorsunuz? Küba, Venezüella… Kendi cellâtlarının ürettiği
arabalarına binme, marka elbiselerini giyme, uçaklarında, yatlarında seyhat etme
karşılığı ülkelerinin yer altı, yer üstü kaynaklarını, ülke topraklarını, ucuz
iş güçlerini peşkeş çekerek ülkenin işbirlikçi azınlığının zengin yaşam sürmesi
yerine tümden yoksul ama onurlu yaşıyorlar.
Türkiye’ye düşen görev
Bugün Türkiye’ye düşen görev: Ik, mık ederek, yutkunarak kekeme ağızlarla
ile ama lı konuşmalar yerine İsrail ile olan (ekonomik, askeri, diplomatik) tüm
resmi gayri resmi anlaşmalarını iptal ederek Filistin halkının yanında yer alıp,
tüm devlet olanaklarını Filistin halkı için kullanmalıdır.
Diplomasiyi tanımayanlar ile diplomatik ilişki kurulmaz. Demokrasiyi
tanımayanlar ile demokratik çözüm geliştirilemez. İşgal, sömürüden beslenenler
ile barış sağlanamaz.
İsrail’i kim cesaretlendiriyor?
İsrail’i ABD, AB güçlendirerek cesaretlendirdiğini gazelini okuyor,
döşümüze vurulup, öğünüyor, mağdur ağıtları yakıyoruz. Bugüne kadar bu
feryadımızı kim duydu? Bu ağıtlar çözüm getirdi mi?
Çözüm ne? Bu iş için tahlil yaparak, yeni yetme kelimeleri sıralayıp, derin
sömürü alimlerinden kaynak göstermeye, bilimsel bulgular ile açıklama yapmaya
gerek yok. Genleri aynı dokudan olan İsrail, ABD, AB gibi küresel güçlerin ortak
amaçları yayılma, sömürme, ayrıştırma, çatıştırma, yönetme, yönlendirme… Al
birini vur ötekine. Sorumluluk aldıkları görevleri yerine getirmek için saç
ayağını oluşturan şer cephesinin yayılmacı politikalarına karşı birlikte
mücadele etmekten başka çara yok.
Müslümanlar bu zulmün suç ortağı değiller mi?
Üretimden kopmuş, çılgınca tüketim toplumu olmuş, eğitimi
gereksizleştirmiş, yöneticileri şan şöhret düşkünü olmuş, halkları yoksulluk
içinde inim inim inleyen, tüm enerjisini, mezhep, ulus, kabile… Ayrışması
üzerine odaklayarak çatışan, ayrışan Müslüman ülkeler İsrail’e destek vermiş
olmuyor mu?
Asıl mesele
Altın arabalar, uçaklar, yatlar, tuvaletler, saraylar, saltanatlar
köşklere sahip olan Krallar, Sultanlar, Prensler… bu zulmün suç ortakları
değiller mi? Diktatörlerini omuzlarında taşıyan kaderciler suç ortağı değiller
mi? İşgal güçlerine alkışlar ile ülke kapılarını sonuna kadar açanlar suç ortağı
değiller mi?
Sonuç olarak
Bu zulme karşı ülkeler öncelikle kendi diktatörlerini alaşağı ederek
özgürleşmeliler. Sömürgeci güçleri ülke topraklarından söküp atarak, tüm utanç
anlaşmalarını yırtıp suratlarına çarpmalılar. Filistin’in ülke olarak yanında
olmak için, ülkelerin öncelikle kendi kamburlarından kurtulup bağımsız, özgür
demokratik ülkeler olması gerek
Hadi hayırlısı…
ÇILGIN SEÇMEN
Çılgın
Türkler, çılgın projeler, çılgın adaylar derken Türkiye ortaya çığlın seçmen
trendini çıkardı.
Çankaya köşkü olanca
heybeti ile yeni ev sahibini bekliyor. Cumhurbaşkanını bugün Türkiye halkları
hangi ortak talepleri üzerinden seçerse, seçilen aday o talepleri temel alarak
kırmızı halılı merdivenlerden köşke çıkacak.
Biz ne
seçiyoruz?
Türkiye Cumhurbaşkanı
adaylarını din, mezhep, ulus, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet… Tartışmaları
üzerinden Çankaya’ya taşıma yolunda. Kimin hangi inançtan, mezhepten, hangisi
daha çok inançlı, inançsız olduğunu sorguluyoruz. Kimin daha çok ulusalcı,
milliyetçi olduğunu analiz ediliyor. Türkiye’nin bütçesini aşan hırsızlık
yolsuzluk iddiaları tartışılıyor. Adayların soyu mercek altına alınıyor. Genetik
yapısı sorgulanıyor. Ulusal dokusu inceleniyor. Bütün bunların bize ne faydası
var?
Bu kadar mı
acizleştik…
-Hala sosyal bir devlet
olamadık.
-Tarım’ı kimyasal
atıklara, sele, suya, pahalı yakıt, gübre ve ilaçlara heba
ettik.
-Hayvancılığı köy
boşaltma, ithal et sevdamıza harcadık.
-Köylü efendiliğini
şehirli olama hevesi ile yitirdi.
-Dışa bağımlı
sanayimiz; sularımızı, doğamızı kirletip, ucuz iş gücü ile işçilerimizi insanca
yaşamdan uzaklaştırdı.
-Üretimden koparak
tüketici toplumu olduk.
-Sağlık hizmetlerimizde
ekran önü ve arkası açık piyasa ticareti ile
sürdürüyor.
-Eğitim sistemimize
sızan Roma rakamları hesapları karıştırdığından 4.8.4+4-2 terimlerinin içinden
çıkamıyoruz.
Golü kimden
yeriz?
Eğitim, sağlık, toplu
taşıma, imar, sosyal alanlar, şehir meydanları, toplu taşıma, çevre, ulaşım,
işsizlik, pahalılık, insanca yaşama, doğa, can-mal güvenliği… (Hala suyu
elektriği olamayan yerleşim alanlarımız var) gibi ortak sorunlarımıza göz
yumarak dinci, mezhepçi, ulusalcı, milliyetçi Cumhurbaşkanı seçme oyumuzu taca
atıyoruz. Golü kimden yeriz? Bekleyip göreceğiz
İslam anlayışımız bu
düzeye mi indi?
Kim daha çok
Müslüman?
Kimin mezhebi İslam’ın
içinde?
Kim daha çok
Türk?
Kim daha çok
milliyetçi?
Kim daha çok
ulusalcı...?
Bir an
donuyorsunuz.
Bu ülkeye din âlimi mi
seçiyoruz. Cumhurbaşkanı mı?
Kim
hırsız?
Kim
rüşvetçi?
Kim yolsuzluk
yaptı...?
Bir an korkuya
kapılıyorsunuz. Sulh ceza mahkemesinde miyiz?
Kim hangi yetki ile
kimin inancını sorgulaya bilir? Bu hakkı kim nereden alıyor? Din, inanç adına bu
nasıl bir kurgu? İnançlarımız bu kadar mı zayıfladı? Biz bu kadar insanlıktan
çıktık mı? İslam anlayışımız bu düzeye mi indi?
Çocuklarımızı ateşin
içine atıyoruz
Padişahların fermanına
baş eğmekten, Cumhuriyet dönemi askeri darbelerinin kurduğu idam sehpalarına can
vermekten, işkence tezgâhlarında ölmekten, ceza evlerinde “terbiye edilmekten” ,
Dinimiz ile korkutulmaktan bıktık. Din, mezhep, ulusal… Ayrışmasının acısından
kurtulmaya çalışırken sönen acıların koruna odun taşıyarak harlamaya çalışanlara
çocuklarımızı kurban vermeyelim.
Bu davet
bizim
Cumhurbaşkanı
seçimlerinde toplumsal bütünlük, ülkenin orta değerleri, ekonomi, sosyal,
siyasal… Politikaları üzerinde tartışılarak
sürdürülmeli.
Devlet olanaklarını
kullanıp milyarlarca haksız kazanç elde edenler bir milyon harcayarak 10 çocuğu
toplu sünnet ettiren bu ülkede "hayırsever vatandaş" oluyor. Ülkesi için can
veren “hayır’a muhtaç vatandaş ” oluyor.
Hadi
hayırlısı...
ÇATIŞARAK MI YAŞAYACAĞIZ?
Alkole
tepki gösterenlere karşı olmak, çok alkol tüketmek mi? İnancı gereği kapalı
olanlara karşı olmak, açılıp saçılmak mı? Demokrasi, ortak
değerler, insanca yaşam talebine karşı çağ dışı söylemler ile ayak diremek mi
gerek?
Görüyoruz ki genel çoğunluğumuz, duyma,
anlama, algılama, duyarlılık, bilgi ve bilinçten yoksunuyuz. Yoksunuz… Çünkü
insan olmaktan uzaklaşıyoruz. Çünkü inanç, ulus, yaşam değerlerimizi yok
ediyoruz…
Atatürkçü olmak: Atatürk karşıtlarına
inat, Atatürk ilkelerine kulak tıkayıp, heykelleri ile yaparak, onuncu yıl
marşı okumak mı?
Türkiyeli olmak: Ormanların, tarım
alanlarının, yaşam alanlarımızın… Yok, oluşuna, ulus, inanç, mezhep
ayrılıklarının derinleştiren çatışma ortamının yaratılması mı?
Partili olmak: Parti içi demokrasi
aramadan, parti liderlerinin sultası altında, anti demokratik partiler yasası
ile vaftiz edilerek uyumak mı?
Memur olmak: Postu devletin üzerine
attık diyerek, üretkenlikten koparak asalak olmak mı?
Emekçi olmak: iş yerinde sürekli rapor
almak, üretimi bireysel olarak düşürmek, çalıştığın iş yerine zarar vermek
mi?
Yönetici olmak: Çalışanlarına zulüm
etmek mi?
İşveren olmak: İşçileri kölelik
koşullarında çalıştırmak, işçi örgütü sendikaya karşı olmak mı?
Belediye başkanı olmak: Topluma hizmet
yerine kendi çevresine, “seçim savaşı cengâverlerine” kıyak yaparak görev
süresini doldurmak mı?
Bakan olmak: Keseye çalışıp, ahaliye
siyah gözlük ile bakmak mı?
Başbakan olmak: Halkı “biz”,
“ötekiler” olarak ayırmak mı?
Cumhurbaşkanı olmak: Masaya gelen
yasaları imzalayarak suya sabuna dokunmamak mı?
Ordu komutanı olmak: “Yurtta sulh, cihanda sulh" mesajını tersten
okumak mı?
Rektör olmak: Özerk, parasız eğitim…
Yerine, YÖK çadırında kampa çekilip ense yapmak mı?
Yargı: İnsanları koruyan yasalar
yerine, sistemi koruyarak teraziyi hileli tutmak mı?
Spil taş ocakları ile yamalı bohçaya döndü.
Her gece MOSB sinden evimizin içine giren kötü kokulara, toz bulutlarına, kirli
suya ev sahipliği yapıyoruz. Çevre kirliliği, ulaşım, trafik, imar, yapı, sosyal
alanlar…
Yakınmak çare mi?
Elbette yakınma, dövünme, ağıt yakma yerine
çözüm üretmeliyiz. Elbette vatandaş olarak sorumluluklarımızı yerine
getirmeliyiz. Peki, vatandaşlık bilinci nasıl oluşacak?
Birini var ederken diğerini yok
ediyoruz.
Birini bulurken diğerini eksik yaşamak bizim
kaderimiz mi?
Bütün bunlara nasıl seyirci
kalıyoruz?
Bütün bunlarla birlikte nasıl
yaşıyoruz?
Biz yaşıyor olabilir miyiz? Gemi su alıyor.
“Gezegenimizi yok ediyoruz”…
Hadi hayırlısı…
ASKER GÖNDERM
Güneş Spil’den süzülmüş yakıcı sıcaklığı ile hâkim bir
yükseklikte kirli yapılaşmaya içi çekerek Manisa ovasını seyrediyor. Sokaklarda
koşuşturan yayalar, sıcaktan su havuzlarına batıp çıkan kuşlar, Yaprakları ile
kundaklarını güneş sıcağından saklayan üzüm bağları, küskün akan Gediz, trafikte
kural karmaşası… Manisa’da yaşam devam ediyor.
Gelininin çeyiz sandığında hediye gelen Manisa bezinden dokulu yazmasını
başına bağlamış nine halk otobüsünün ön koltuğunda torunu ile seyahat ediyor.
Sıcaktan yazmasının dışında kalmış kınalı saçlarının arasından yüzüne ter
sızıyor. Terini rahmetli eşinden yadigâr kenarları el işi ile işlenmiş mendili
ile sildi. Yanında oturan torunun omzuna eli ile dokunarak korna sesleri ile
caddeleri inleten, araçların camlarından yarı çıplak bedenlerini sarkıtmış,
araçtan çıkan müzik sesi ile kendi çığlılarını karıştırmış bağırtılar, trafik
kurallarını hiçe sayan beş on araçlık konvoyu kolunu yavaşça kaldırıp işaret
parmağı ile göstererek torununa sordu.
Nine: Bunlar topçu mu?
Torun: Hayır!
Nine: Berduşlar mı?
Torun: Hayır!
Nine: Tımarhaneden mi kaçmışlar?
Torun: Hayır!
Nine: Manisa’ya “gâvur” sevkiyatı mı var?
Torun: Hayır!
Nine: Kızım kim bunlar?
Torun: Asker gönderiyorlar.
Nine: Aman Allah’ım!
Araçlar seyir halindeyken yarı çıplak bedenlerini aracın pencerelerinden
sarkıtanlar, trafik kurallarını hiçe sayarak canımıza kastedenler, milli
değerlerimizi tehlikeye sokanlar, uyarıldıklarında sağa sola tehdit savuranlar,
ellerinde silah rast gele ateş edenler, yolları trafiğe kapatanlar… Vatan
evlatları mı olacak? Biz bu vatanın malını canını bunlara mı emanet edeceğiz?
Rabbim! sen koru bizi.
Biz kınalı kuzularımızı askere alınlarından öperek gönderirdik. Büyüklerin
elleri öpülür, helallik alınır. Başları dik, çakı gibi askerler olarak
gönderdik.
Sarhoş bağırışı, maganda davranışı, trafik canavarı, külhan bey edalı,
saygısız, sorumsuz, geride enkaz bırakarak sarhoş kafalarla peygamber ocağına
gidilir mi?
Soralım halkımıza: Gidilir mi?
Hadi hayırlısı…
HADİ ÇOCUKLAR OKULA
Belirsiz sistem
Bilinmez yol
Bulunmaz müfredat
Bilmeceli uygulama
Başarısız gelecek
Seçmece bunlar!
Eğitimde modeli çeşitleri
Eğitimde ulaşımı çeşitleri
Eğitim yönetmenliği çeşitleri
Eğitim müfredattı çeşitleri
Eğitim ücreti çeşitleri
Eğitimde giysisi çeşitleri,
Eğitimde öğrenci, okul ve öğretmen çeşitleri
Rast gele!
Kilometrelerce yol
Kilolarca kitap
“Kılıfına sığmayan kayıt parası” alan okullar
“Kılıfına uygun kayıt bağışı” alan okullar
“Kıymetsiz” devlet okulu öğrencileri, öğretmenleri
“Kıymetli” özel okul öğrenciler, öğretmenleri
“Korkusuzca” kalınabilir depreme karşı güçlendirilmiş okullar
“Korku içinde” kalına bilinir depreme karşı güçsüzlük çeken okullar
Çoklarımız!
Çok sistemi eğitim uygulamalı okullar
Çok sınıflı okullar
Çok öğrencili sınıflar
Çok paralı okullar
Çok disiplin eğitim
Çok değişen yönetmenlik
Çok yayınlanan genelge
Yoklarımız!
Parasız okul yok
Parasız eğitim yok
Konuşma yok
Sorma yok
Sorgulama yok
Araştırma yok
Tartışma yok
Diyalog yok
Bilgi yok
İlgi yok
Sahi, eğitim var mı?
Sonuç: Milli Savunma, Diyanet ve Eğitim bütçelerini karşılaştırıp yanlışları doğrulardan çıkarınız. Bulamadınız mı? Devlet Bahçeli yöntemini kullanınız: Size göre doğru şıklar kalsın, yanlışlara bir çizik atığınızda sonuca ulaşacaksınız.
Çözüm: Demokrasi bilgisi ve bilincimizi harekete geçirerek ben, sen, onlar ayrışması yerine farklılıklarımıza hoşgörü ile yaklaşıp, BİZ algısı ile üreterek, yöneterek vatandaş olma bilincine ulaşırız.
Gelecek: Savaşları, ülke ve toplumları ortadan kaldırmak için değil ekonomiyi güçlendirmek için çıkarırlar. Bunun için savaş çıkarmaya gerek yok. Ülke ve toplumların eğitim seviyesini düşürmeniz yeterli.
Hadi hayırlısı…
Bilinmez yol
Bulunmaz müfredat
Bilmeceli uygulama
Başarısız gelecek
Seçmece bunlar!
Eğitimde modeli çeşitleri
Eğitimde ulaşımı çeşitleri
Eğitim yönetmenliği çeşitleri
Eğitim müfredattı çeşitleri
Eğitim ücreti çeşitleri
Eğitimde giysisi çeşitleri,
Eğitimde öğrenci, okul ve öğretmen çeşitleri
Rast gele!
Kilometrelerce yol
Kilolarca kitap
“Kılıfına sığmayan kayıt parası” alan okullar
“Kılıfına uygun kayıt bağışı” alan okullar
“Kıymetsiz” devlet okulu öğrencileri, öğretmenleri
“Kıymetli” özel okul öğrenciler, öğretmenleri
“Korkusuzca” kalınabilir depreme karşı güçlendirilmiş okullar
“Korku içinde” kalına bilinir depreme karşı güçsüzlük çeken okullar
Çoklarımız!
Çok sistemi eğitim uygulamalı okullar
Çok sınıflı okullar
Çok öğrencili sınıflar
Çok paralı okullar
Çok disiplin eğitim
Çok değişen yönetmenlik
Çok yayınlanan genelge
Yoklarımız!
Parasız okul yok
Parasız eğitim yok
Konuşma yok
Sorma yok
Sorgulama yok
Araştırma yok
Tartışma yok
Diyalog yok
Bilgi yok
İlgi yok
Sahi, eğitim var mı?
Sonuç: Milli Savunma, Diyanet ve Eğitim bütçelerini karşılaştırıp yanlışları doğrulardan çıkarınız. Bulamadınız mı? Devlet Bahçeli yöntemini kullanınız: Size göre doğru şıklar kalsın, yanlışlara bir çizik atığınızda sonuca ulaşacaksınız.
Çözüm: Demokrasi bilgisi ve bilincimizi harekete geçirerek ben, sen, onlar ayrışması yerine farklılıklarımıza hoşgörü ile yaklaşıp, BİZ algısı ile üreterek, yöneterek vatandaş olma bilincine ulaşırız.
Gelecek: Savaşları, ülke ve toplumları ortadan kaldırmak için değil ekonomiyi güçlendirmek için çıkarırlar. Bunun için savaş çıkarmaya gerek yok. Ülke ve toplumların eğitim seviyesini düşürmeniz yeterli.
Hadi hayırlısı…
SAVAŞ VE OLİMPİYAT
Bir tarafta Suriye savaşı psikolojisi ile
yaşarken diğer taraftan 2020 yaz olimpiyat ve paralimpik oyunları’nın
İstanbul’da yapılması heyecanını yaşadık.
Bir tarafta savaş için mevzilenirken diğer
tarafta, dünya barışına kapılarımızı açtık.
Ne garip bir bilmecedir?
Bir yanımız silahlar ile savaşa açılıyor, bir
yanımız dünya barışı için 2020 yaz olimpiyatlarına. Peki, kendi gerçeklerimiz
ile yüzleşmeden biz o-la-bi-lir-mi-yiz?
Öteleyerek nereye kadar!
“İslam kimliğimiz”, “dış güçlerin oyunu”, “bizi
çekemiyorlar”, “Hıristiyan kulübü”… bu yakınmalardan vaz geçerek kaybetme
nedenlerimiz üzerinden analizler yaparak çözüm yaratmalıyız.
Ortada bir gerçek var.
Biz kaybettik. Arjantin'in başkenti Buenos
Aires'te yapılan oylamada 2020 yaz olimpiyat ve paralimpik oyunları'na Tokyo ev
sahipliği yapacak.
Neden kaybettik?
Bırakalım, Tokyo-Madrid-İstanbul muhabbetini.
Bırakalım, “Hristiyan-Müslüman ayrışmasını…
Bırakalım, Kim kınayı neresine yakacak,
kaybetmemize kim nereden bakacak… Yakınmaları, sızlamaları, suçlamaları
bırakalım. Kaybetmelerimizde rüzgârın önünde sürüklenen gazel olma, kurt girmiş
sürü gibi dağılma yerine bütünleşerek çözüm üretmeliyiz.
İstanbul hazır mıydı?
-Kaç kilometre metromuz var?
-Kaç kilometre bisiklet yolumuz var?
-Kaç kilometre engelli yolumuz var?
-Kaç hayvan barınağımız var?
-Hangi dallarda kaç spor okulumuz
var?
-Kaç semtimizde spor kompleksimiz var?
-Kaç kent meydanımız var?
-Kaç STK. Oluşumlu kent konseyimiz
var?
-Kaçımız yaya yolundan yürüyoruz
-Kaçımız kırmızı ışıkta duruyoruz
-Kaç yıllık kent imar planımız var?
…
Neye sahip çıktık?
Ya! Yakılan tarihi binalarımız, talan edilen
geçmişimiz, bakımsızlıktan çürüyen, dökülen değerlerimiz… Osmanlı’nın aldığı
İstanbul bu İstanbul muydu?
Biz hazır mıyız?
-17 Ağustos depreminin izlerini silebildik
mi?
-Dolmuşları, kamyonları şehir merkezlerinden
çıkarabildik mi?
-Ulaşımı çözebildik mi?
-Deniz yolu ulaşımını sağlayabildik
mi?
-Sultanbeyli ile Etiler arasındaki uçuruma
“istinat duvarı” çekebildik mi?
-Kentsel dönüşümde “kentli” ile “varoşluyu”
aynılaştırabildik mi?
…
Değerlerimize ne oldu?
Türkiye halkları, bütün büyüklerin amca, dayı,
teyze, yenge, bütün gençlerin ağabey-kardeş, bütün bebelerin sevgi yumağı içinde
yaşayabiliyor mu? Bütün ulusların, inançların, renklerin farklılıkları ile sevgi
yumağı içinde bütünleşebiliyor muyuz? Kaybettiğimiz bu değerleri tekrar hayata
geçirmeliyiz. Ancak, bütünleşme, sahiplenme, sevme, başarma, yaşatma duygumuzu
birleştirerek başarabiliriz.
Türkiye halklarının bağımsızlık
tutkusu olmasa; Ayağında
ayakkabı, sırtında elbisesi, elinde bir lokma ekmeği olmadan Sakarya, Ak Deniz,
Maraş, Afyon, Çanakkale’ye… akar mıydı?
Türkiye Halklarının gelişme
bilinci olmasa; Etibank,
Sümerbank, SEKA, Et Balık Kurumu… olur muydu?
Çözüm nerede?
Türkiye’de Marmara, Van depremi sonrası deprem
enkazları, tahribatına, depremzedelere verilen hizmeti, yardım dağıtma
yöntemimizi ve Japonya’da tsunami sonrası enkaz kaldırılmasını, mağdurlara
verilen hizmet yöntemini araştırıp karşılaştıralım…
Hadi hayırlısı…
ALMANYA'NIN TÜRKİYE KULAĞI
AK Partinin olağanüstü
kongresiyle genel başkanlık koltuğuna oturan Ahmet Davutoğlu’nun başkanlığı
Avrupa’da memnuniyet yerine daha çok temkinle karşılandı. Basında yer alan
değerlendirmelerin çoğunda, önümüzdeki dönem Türkiye-AB ilişkilerinde
önemli bir gelişme ve ilerleme olmayacağı
yönünde.
DİNLEME SAVAŞLARI
SONUÇ OLARAK
Bu konuda en dikkat çekici görüşlerden birisi Die Welt gazetesinde
Boris Kalnoky tarafından kaleme alındı. Kalnoky, yazısında Avrupa’nın Erdoğan’ın
vedası, Davutoğlu’nun göreve gelmesi kongresine ABD Başkanı Barack Obama, Rusya
Lideri Vladimir Putin’in de davet edildiğini ancak sadece Somali, Benin, Togo,
Türkmenistan, Katar ve Libya devlet liderlerinin katıldığını dikkat çekerek,
“Afrika, Orta doğu, Müslüman dünyası, Balkanlardan katılanlar çok ...”
DİNLEME SAVAŞLARI
Almanya'da dış istihbarattan sorumlu Federal Haberalma
Teşkilatı'nın (BND) yıllarca Türkiye'yi dinlediği ortaya çıktı. Der Spiegel
dergisinde yer alan habere göre BND, 2009'dan beri düzenli dinlemeler
yapıyor.
Federal Hükümet tarafından BND'ye resmi olarak verilen görev çerçevesinde Türkiye dinlenmesi gereken NATO üyesi ülke olarak adlandırıldı. Derginin haberinde göre, Federal Hükümet dört yılda bir dış istihbarattan sorumlu BND'nin ana görevlerini ve en çok dinlemenin yapılması gereken ülkeleri belirliyor.
ABD İLE KAPIŞIRKEN NEDEN TÜRKİYE?
Süddeutsche Zeitung gazetesi ile NDR ve WDR radyoları tarafından verilen haberlerde, BND’nin ABD eski Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’u dinlediği ifade edilmişti. Süddeutsche Zeitung haberinde, dinleme iddiasının geçtiğimiz ay Amerikan gizli servislerinden CIA’ye çalıştığı için gözaltına alınan Markus R. adlı BND ajanının sızdırdığı belgelere dayandırıldığı yer aldı.
İddiaya göre, BND Clinton’un Dışişleri Bakanı olarak görev yaptığı dönemdeki bir görüşmesini ‘yanlışlıkla’ dinlemeye aldılar. Gazete Alman hükümet çevrelerinden aldığı savunulan bir bilgiye göre ise, Clinton yanlışlıkla dinlendiğinin belirtilmesine rağmen dinleme kayıtlar silinmedi.
Haberde ayrıca, “çifte ajan” Markus R. tarafından ABD’ye sızdırılan gizli belgelere ulaşıldığı ve Alman hükümetinin NATO üyesi bir ülkeyi dinlemesi için BND’ye talimat verdiği de belirtilmişti. Bir gün sonra da Der Spiegel bu ülkenin Türkiye olduğunu yazdı.
Böylece, ABD ile Almanya arasında yaşanan dinleme hücrelerinin arsına ardından Türkiye’de eklenmiş oldu.
BND'nin şu an ABD dışişleri bakanlığı koltuğunda oturan John Kerry'nin telefonlarını dinlediği haberler arasında yer aldı.
BND TEPKİSİNİN DOZU NE OLACAK?
Daha önce ortaya çıkan belgelerde ABD Ulusal Güvenlik Örgütü'nün (NSA) Almanya'dan sonra en çok dinlediği ülke Türkiye olarak ortaya çıkmıştı. Türkiye’nin bu dinlemeden ötürü ABD'ye tepkisi çok zayıf oldu. Bakalım, Federal Hükümeti'in isteği üzerine BND'nin Türkiye'yi dinleme kapsamı içerisine almasına Türkiye hala hokkalı bir tepki vermedi.
KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?
Almanya ile ABD arasındaki istihbarat ve üst düzey yetkililerin dinlenmesi kamuoyuna 2013 yılı sonlarında yansımıştı. Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) eski çalışanı Edward Snowden tarafından Der Spiegel’e verilen belgelerde, NSA’nın Almanya Başbakanı Angela Merkel dahil birçok siyasetçi ile kamu kuruluşlarını takip ve dinleme altına aldığını belirtmişti.
Geçtiğimiz Temmuz ayı başında ise, Almanya Federal İstihbarat Teşkilatı (BND) ve Savunma Bakanlığında çalışan 2 kişinin ABD adına casusluk yaptıkları ortaya çıkmış ve bu durum ABD ile Almanya arasında diplomatik krize yol açmıştı. Olay üzerine CIA’in Berlin'deki en üst düzey temsilcisi Almanya'nın talebiyle ülkeden ayrılmıştı.
Federal Hükümet tarafından BND'ye resmi olarak verilen görev çerçevesinde Türkiye dinlenmesi gereken NATO üyesi ülke olarak adlandırıldı. Derginin haberinde göre, Federal Hükümet dört yılda bir dış istihbarattan sorumlu BND'nin ana görevlerini ve en çok dinlemenin yapılması gereken ülkeleri belirliyor.
ABD İLE KAPIŞIRKEN NEDEN TÜRKİYE?
Süddeutsche Zeitung gazetesi ile NDR ve WDR radyoları tarafından verilen haberlerde, BND’nin ABD eski Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’u dinlediği ifade edilmişti. Süddeutsche Zeitung haberinde, dinleme iddiasının geçtiğimiz ay Amerikan gizli servislerinden CIA’ye çalıştığı için gözaltına alınan Markus R. adlı BND ajanının sızdırdığı belgelere dayandırıldığı yer aldı.
İddiaya göre, BND Clinton’un Dışişleri Bakanı olarak görev yaptığı dönemdeki bir görüşmesini ‘yanlışlıkla’ dinlemeye aldılar. Gazete Alman hükümet çevrelerinden aldığı savunulan bir bilgiye göre ise, Clinton yanlışlıkla dinlendiğinin belirtilmesine rağmen dinleme kayıtlar silinmedi.
Haberde ayrıca, “çifte ajan” Markus R. tarafından ABD’ye sızdırılan gizli belgelere ulaşıldığı ve Alman hükümetinin NATO üyesi bir ülkeyi dinlemesi için BND’ye talimat verdiği de belirtilmişti. Bir gün sonra da Der Spiegel bu ülkenin Türkiye olduğunu yazdı.
Böylece, ABD ile Almanya arasında yaşanan dinleme hücrelerinin arsına ardından Türkiye’de eklenmiş oldu.
BND'nin şu an ABD dışişleri bakanlığı koltuğunda oturan John Kerry'nin telefonlarını dinlediği haberler arasında yer aldı.
BND TEPKİSİNİN DOZU NE OLACAK?
Daha önce ortaya çıkan belgelerde ABD Ulusal Güvenlik Örgütü'nün (NSA) Almanya'dan sonra en çok dinlediği ülke Türkiye olarak ortaya çıkmıştı. Türkiye’nin bu dinlemeden ötürü ABD'ye tepkisi çok zayıf oldu. Bakalım, Federal Hükümeti'in isteği üzerine BND'nin Türkiye'yi dinleme kapsamı içerisine almasına Türkiye hala hokkalı bir tepki vermedi.
KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?
Almanya ile ABD arasındaki istihbarat ve üst düzey yetkililerin dinlenmesi kamuoyuna 2013 yılı sonlarında yansımıştı. Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) eski çalışanı Edward Snowden tarafından Der Spiegel’e verilen belgelerde, NSA’nın Almanya Başbakanı Angela Merkel dahil birçok siyasetçi ile kamu kuruluşlarını takip ve dinleme altına aldığını belirtmişti.
Geçtiğimiz Temmuz ayı başında ise, Almanya Federal İstihbarat Teşkilatı (BND) ve Savunma Bakanlığında çalışan 2 kişinin ABD adına casusluk yaptıkları ortaya çıkmış ve bu durum ABD ile Almanya arasında diplomatik krize yol açmıştı. Olay üzerine CIA’in Berlin'deki en üst düzey temsilcisi Almanya'nın talebiyle ülkeden ayrılmıştı.
SONUÇ OLARAK
Bu
dinlemeler her ne kadar ülke güvenliğine dayandırılsa da asıl neden Pazar
savaşı. Yoksul ülkelerde inanç, mezhep, ulus kışkırtmaları ile çatışma ve
savaşlar içerisine sürükleyen kan pazarı tacirleri Dünya’yı sadece kendilerinin
yöneteceği gelecek için rakiplerine çelme takma oyunları kurmaktan da geri
durmuyorlar. Dünya pazarında etkin olup yönetimlerde söz sahibi olma liderliğini
sürdürmek için her ne kadar sempatik demeçler verilse de dipten gelen dalga çok
sert ilerliyor.
10 Eylül 2013 Salı
IRAK, SURİYE, MISIR
Irak, Suriye, Mısır'da devam eden küresel sermayenin kanlı savaşına karşı Ortadoğu halkları ortak bir mücadele geliştiremedi. Küresel sermaye miladı dolmuş Saddam, Esad diktatörlerinin yerine yeni işbirlikçilerini iktidara taşırken "defolu" Mısır yönetimi için darbecilerini devreye soktu.
Irak, Suriye, Mısır'da dün: Irak, Suriye, Mısır'da hangi insani değerler vardı?
Irak, Suriye, Mısır'da hangi evrensel insan hakları vardı?
Irak, Suriye, Mısır'da hangi özgürlükler vardı?
Irak, Suriye, Mısır'da hangi bağımsızlık vardı?
Irak, Suriye, Mısır'da hangi demokrasi vardı?
Irak, Suriye, Mısır'da hangi kadın hakları vardı?
Irak, Suriye, Mısır'da hangi çevre duyarlılığı vardı?
Irak, Suriye, Mısır'da hangi yaşam hakları vardı?
Irak, Suriye, Mısır'da bugün:
Bugün demokrasinin var olduğu ülkeler ulus, din, dil, mezhep, renk savaşları vererek bu haklara sahip olmadılar? Tam aksine ayrışmaya karşı birlikte yaşamak için mücadele ederek demokrasi ve özgürlüklerini elde ettiler.
- Irak, Suriye, Mısır'da, halkların içinde olmadığı bir savaş halkın savaşı olur mu?
- Irak, Suriye, Mısır'da, kardeşkanı hangi özgürlükler için dökülüyor?
- Irak, Suriye, Mısır'da, palalarla insanlar hangi hakları için boğazlanıyor?
- Irak, Suriye, Mısır'da, ulus, din, dil, mezhep çatışmaları hangi inanç için yapılıyor?
- Irak, Suriye, Mısır'da, Camiler hangi değerler için bombalanıyor?
- Irak, Suriye, Mısır'da, açlık, yoksulluk, sürgün, göçün bedelleri hangi bağımsızlık için ödeniyor?
- Irak, Suriye, Mısır'da, bugün hain ilan edilen diktatörler dün küresel sermeyenin prensleri değiller miydi?
- Irak, Suriye, Mısır'da, küresel sermayenin aynı ipten el dokuması ile imal ettiği veliahtları Ortadoğu'ya hangi özgürlükleri getirecekler?
Akıtılan kanda insani bir talep yok
Özgürlükler yok!
Bağımsızlık yok!
Demokrasi yok!
İnsan hakları yok!
Yaşam hakkı yok!
İnanç yok!
Ekmek yok!
Aş yok!
İş yok... !
Amaç İslam karşıtı cepheyi güçlendirmek
Küresel sermaye, Ortadoğu cehennemine sürdüğü cellatlarının "özgürlük ve inanç adına" tekbir getirerek kafa kesme ve insan kalbi yeme görüntülerini dünya kamuoyuna açıkça yayınlanarak İslamofobi' yi etkin hale getirme ve İslam karşıtı cepheyi güçlendirmek gayreti içindeler.
Çatışma ortamından besleniyorlar
Küresel sermaye savaş ekonomisi yaratabileceği ülkeleri din, dil, mezhep, ulus çatışmaları ortamı içine çekerek hallaç pamuğu gibi atıyor. Savaş manzaralarına romantizm katmak için purolarını yakıp, viskilerini yudumlayarak siyah gözlüklerinin arkasında sinsi gülümsemeler ile banka hesapları hareketlerini izliyorlar.
Afganistan'ı işgal, Irak'ta mezhep savaşı, İran'a karşı (Cundullah adı altında) terör eylemleri, Türkiye'de HSBC bombaları ile tezkere gözdağı, Libya'da Kaddafi'nin öldürülmesi, Suriye ve Mısır'ın kana bulanmasını bunlar türbinlerden seyretmediler mi?
Önce İnsan
İnsan, ulus, din, dil, mezhep ve renk farklılıklarına hoşgörü ile yaklaşım, ortak değerleri sahiplenme, ortak sorunlara ortak çözüm arama insanidir. Elbirliği ile üretim, demokrasi ile yönetim kardeşçe paylaşım ve birlikte özgürce yaşam varsa insan var olur.
Kendi gücünü birleştiremeyenler kendi geleceklerini belirleyemezler.
Hadi hayırlısı...
Ali Gültekin
KATİLLER, CELLATLAR ADALET DAĞITIR MI?
Elinde dünyayı ortadan kaldıracak kadar kimyasal silah olanlar „kimyasal silahlara karşı mücadele ediyorlar" Kendi ülkelerinde demokrasi uygulamayanlar demokrasi havarisi kesiliyor. Çocuk katilleri çocukları koruma hayırseveri oldular. Tecavüz, işkence, faili meçhul cinayetleri yönetenler demokrasi istiyor. Afganistan, Irak'ta ne oldu ise Suriye'de olacak.
Suriye'ye "demokrasi getirmek" için kimler gelecek? Katiller gelecek
Tecavüzcüler gelecek
Soyguncular gelecek
İşkenceciler gelecek
Sermaye gelecek
Savaş, yıkım, talan, katliamlar, açlık, yoksulluk gelecek ama demokrasi gelmeyecek
Suriye'ye "demokrasi getirmek" için kimler gelecek?
Oyun kurucuları gelecek
Orta oyuncular gelecek
İleri oyuncular gelecek
Geri oyuncuları gelecek
Savaş, yıkım, talan, katliamlar, açlık, yoksulluk gelecek ama demokrasi gelmeyecek
Suriye'de kim kazanacak
Savaş sermeyesi kazanacak
Irkçılık kazanacak
Ayrımcılık kazanacak
Savaş mühendisleri kazanacak
ABD kazanacak
AB kazanacak
Obama kazanacak
Cameron kazanacak
Putin kazanacak
İran kazanacak
Rusya kazanacak
Çin kazanacak
Bütün bunlara sesiz kalan dünya halkları, Türkiye'nin tutumu ve Suriye halkı kaybedecek.
Hadi hayırlısı...
Suriye'ye "demokrasi getirmek" için kimler gelecek? Katiller gelecek
Tecavüzcüler gelecek
Soyguncular gelecek
İşkenceciler gelecek
Sermaye gelecek
Savaş, yıkım, talan, katliamlar, açlık, yoksulluk gelecek ama demokrasi gelmeyecek
Suriye'ye "demokrasi getirmek" için kimler gelecek?
Oyun kurucuları gelecek
Orta oyuncular gelecek
İleri oyuncular gelecek
Geri oyuncuları gelecek
Savaş, yıkım, talan, katliamlar, açlık, yoksulluk gelecek ama demokrasi gelmeyecek
Suriye'de kim kazanacak
Savaş sermeyesi kazanacak
Irkçılık kazanacak
Ayrımcılık kazanacak
Savaş mühendisleri kazanacak
ABD kazanacak
AB kazanacak
Obama kazanacak
Cameron kazanacak
Putin kazanacak
İran kazanacak
Rusya kazanacak
Çin kazanacak
Bütün bunlara sesiz kalan dünya halkları, Türkiye'nin tutumu ve Suriye halkı kaybedecek.
Hadi hayırlısı...
Ali Gültekin
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)