Ali Gültekin

3 Eylül 2014 Çarşamba

ORTAK AKIL MI?

Manisa’da 5. Ortak akıl toplantısı düzenledi. Türkiye demokratikleşme paketi içeriği için 30 Eylül’e kilitlendi. Ulus, din, mezhep çatışmaları içerisinde dünya kan gölüne çevrildi.
Küresel sermaye; Açlık ve yoksulluk içinde inim inim inleyen insanların dini milli duygularını kullanarak ayrıştırıp, savaştırıp, çatıştırıp, bölüp sömürü ve zulmetme acımasızlığına devam ediyor. Hiçbir kural tanımadan doğamızı yok ediyor…
Manisa
Ortak aklı toplantısının 5.sini gerçekleştirdi. Aklını peynir ekmekle yiyenler kahvaltı sonrası akıllarını da alarak ortadan kayboldular. Manisa’nın çok önemli sorunları masaya yatırılırken ilk toplantıdan bu güne neden çözüm üretemediğimizi sorgulayamadan toplantıyı bitirdik. Güzel başladığımızı güzel bitirmek için kadınların, gençlerin, Sivil Toplum Kuruluşlarının akıllarını akıllarımıza katmamız gerekmez mi?
Yerel seçimler arifesinde aday adayları yatır, türbe, tekke… ziyaretleri yaparak, lokma dökerek adaylıklarını açıklamaya devam ediyorlar.
Türkiye
-Derbi sonrası 66 kişi gözaltında
-Kışanak demokrarakraktikleşme paketine kuşkulu bakıyor
-Etem Sarısülük davası başladı.
-Suriye helikopterini düşüren pilotlara ödül
-İzmir Bornova’da Alevi mezarları tahrip edildi
-Mardin’de iki kadın ve üç çocuk cezaevi kapısında 60 kurşunla katledildi
-Silopi'de 17 yaşındaki zihinsel engelli kıza uyuşturucu hap içirdikten sonra tecavüz ettiler.
-Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, 7 yaşındaki ilkokul öğrencisi Reşat Kino, boş bir sınıftaki dolabın altında ölü bulundu.
-Türkiye, OECD’nin hazırladığı ülkeler arası ‘Akademik Başarı Listesi’nde 44.oldu.
Dünya
- Beşar Esad: Birleşmiş Milletler'in Suriye'deki kimyasal silahlar kararı için endişe duymadığını söyledi.
-Suriye'de 7'si çocuk, 7'si kadın olmak üzere 84 kişinin öldüğünü açıklandı.
- Amerika’nın Michigan eyaletinin Muskegon kentinde 13 kişinin ölümünden bir hafta sonra 3 kişi daha öldürüldü.
-Kenya'nın başkenti Nairobi'deki bir alışveriş merkezine düzenlenen silahlı saldırıda 68 kişi öldürüldü.
-Pakistan’ın Peşaver kentindeki Tüm Azizler Kilisesinde 78 kişi öldürüldü
-Bağdat’ta bir cenaze töreni sırasında taziye çadırına düzenlenen saldırıda en az 65 kişi hayatını kaybetti.
-Yemen'de bir askerî üs yakınlarında düzenlenen eşzamanlı bombalı saldırılarda, çok sayıda polis ve asker hayatını kaybetti.
-Çin'in güneyindeki Guangdong eyaletinde Usagi tayfun nedeniyle 25 kişinin hayatını kaybetti…
-Kuzey Irak’ta Barzani Almanya’da Merkel kazandı.
Neden insanlıktan çıkıyoruz?
Ulus, din, mezhep çatışmaları ile dünya üzerinde savaş ekonomisi sıcak tutuluyor. Küresel sermayenin daha çok finans birikimi, iktidarını sürdürme uğruna yozlaştırarak insanlıktan çıkardığı yığınlar dünyamızı kan gölüne çevirerek yaşanılmaz hale getiriyorlar. Ayrışmaya karşı birlikte yaşamı, savaşa karşı barışı her alanda savunarak insanca yaşanılır bir dünya için yaşam hakkımıza sahip çıkmalıyız.
Hadi hayırlısı…

BU UTANÇ DEĞİL Mİ ?

Antalya’dan İstanbul’a tırlar, kamyonlar ile narenciye taşıyoruz
-Mersin’den İzmir’e tırlar, kamyonlar ile petrol taşıyoruz
-Karadeniz’den Bursa’ya tırlar, kamyonlar ile yük taşıyoruz
-Otobüsler ile şehirlerarası yolcu taşıyoruz…
Ak Deniz, Kara Deniz, Ege Denizi, Marmara ne güne duruyor?  Fırat, Dicle, Tuna… Ne için akıyor? Yük ve insan taşımacılığını deniz ve ırmaklarımızdan neden yapamıyoruz? Tır, kamyon ve otobüslere, bunların yedek parçalarına neden milli gelirimizi yatırıyoruz? Neden yollarımızda yıpranma, trafikte karmaşa yaratıyoruz?
Bütün bunları hayata geçirememiş olmak, bu imkânları kullanmamak utanç değil mi?
- İşçi servisleri ile fabrikalara işçi taşıyoruz
- Kamyon, traktör kasalarında tarlalara ırgat taşıyoruz
- İnsan ve hayvan sırtında hasta taşıyoruz
-Motosiklet ile aile taşıyoruz…
Toplu taşımacılığı neden hayata geçiremiyoruz? Demir yollarımıza neden yatırım yapmıyoruz?
Gelişmiş ülkelerde şehirlerarası otobüsler, şehir içi dolmuşlar tarihe karıştı. İngiltere de Metro 200 yıl önce kullanılmaya başlandı.  Bizim hala ülkemizin her alanında toplu taşımacılığı kullanamıyor olmamız utanç değil mi?
-Eğitim hala paralı
-Sağlık hala paralı
-Bürokrasideki kargaşa sürüyor
Eğitimi, sağlığı neden parasız yapamıyoruz? Bürokrasideki kargaşayı neden gideremiyoruz? Yasalar karşısında neden eşit değiliz? Bu hizmetleri vatandaşlara sunamamak utanç değil mi?
-Yok, edilmiş doğa
-Çarpık kentleşme
-Bakımsız köyler…
Çarpık kentleşmeler kimlere rant sağlıyor? Köylerimize hizmet neden gitmiyor? Hala bu memleketin bölgeleri arasında devlet hizmeti eşit şekilde neden götürülemiyor?
Ormanlarımızı, tarım alanlarımızı imara açmak, köylerimizi ortaçağ görüntüsünden kurtaramamak, şehirlerimizi gökdelenler ve gece kondular ile sararken parklar,  sosyal yaşam alanları, meydanlar ve araba park yerleri bırakmamak utanç değil mi?
-Evlilik programları
-Cinayet programları
-Magazin programları en çok reyting yapıyor.
 Duyarsız bir toplum yaşamı sürmek, sorunlarımıza sahip çıkmamak, üretimden kopmak utanç değil mi?
-Bireyin özgürlüğü
-Toplumun örgütlülüğü…
İnsani değerlerimizin, özgür yaşamımızın baskı altına alınması utanç değil mi?
-Çarpık kentleşme
Bir saat yağmur, kar yağınca Mega kentler de hayatın durması utanç değil mi?
NE YAPMALI?
Parasız eğitim, sağlık hizmetleri ve sosyal devlet sorumluluğu hayata geçirilmeli. Tarım, sanayi, hayvancılık geliştirilerek üretim ve çalışma alanlarımızı genişletmeliyiz. Ulus, inanç, dil, renk farklılıklarımıza hoşgörü ile yaklaşarak birlikte yaşamı güçlendirmeliyiz...
Başka yol var mı?
Hadi hayırlısı…

MANİSALILAŞMAK

Manisa’da yaşayan her bireyin nasıl ki yaşam hakkı varsa, Manisa’yı kollama, koruma, gelişimi için çalışma yürütme, bilgi, birikim ve yeteneklerini Manisa ile bütünleştirme sorumluluğu olmalı.
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
Gelişmiş ülkelerde, STK içerisinde örgütlenme %70 düzeylerinde iken bizim ülkemizde   % 10 civarında emeklemekte.
Demokrasinin olduğu ülkelerde; Kent mimarisi, yollar, caddeler, sosyal alanlar, kent meydanları, tarihi yerler,kültürel değerler, kent dokularının korunmasını, düzenlenmesini, geliştirilip yenilenmesinde Sivil Toplum Kuruluşları (STK)  mutlak yer alırlar.
STK’LAR VE BİREY
STK’lar içinde örgütlenmeyi, harcadığı zamanı, verdiği emeği özel yaşamından çalarak ayırdığı zaman olarak görme gafletine düşenler var. Oysa yaşam biçimi ve insanın kendine saygısı gereği insani bir değerdir.
MANİSA’DA STK OLUŞUMU
Manisa Türkiye’nin diğer illerine göre STK içinde örgütlenmede çok gerilerinde kalıyor. Bu ihtiyaçtan yola çıkarak Manisa dışında yaşayan; Ankara, İzmir, Bursa, İstanbul, Avrupa Manisa dernekleri ve Manisa’da bulunan kurumların desteği ile Aralık ayı içinde yaptığımız iki günlük çalıştay sonrası Manisam Platformu oluşumu ortaya çıktı.
Manisam Platformu olarak Aralık ayında yaktığımız meşalenin ışığında 7 Mart’ta kadar yürüme becerisini gösteremedik. Çalıştay sürecinde belirlediğimiz rotamızı takip edemeyerek; patikalara, tali yollara savrularak pusulamızı şaşırdık.
ELEŞTİRİ  VE ÖZELEŞTİRİ 
Bu bir yakınma mı? Yılgınlık mı? Kopmamı? Hiç birisi değil. Bu tutum; Özeleştirilerimizi STK ahlakı, insan sorumluluğu gereği toplumun içinde yaparak, yanlışlarımızdan arınıp, doğrularımızı birleştirerek, bütünleşme ve güçlenmenin yaratılması eleştirisidir. Bilgilerimizi tazeleyerek, birikimlerimizi harmanlayarak, yanlışlarımızdan öğrenerek, yolumuza devam etme bilincidir.
KİBİR!
Özeleştiriyi: “İçimizde kalsın”, “dışa vurmayalım, açıkta tartışmayalım” olarak algılayanlar olabilir.  Kibir, sürekli öğüten tahtakurularını besler.  Uğruna çalıştığımız toplumun önünde öz eleştiri yapmamızın neresi yanlış? Bunu yapabilmek için elbette öncelikle öz eleştiri yapma bilincimizin oluşması gerekir. Öz eleştirinin bu temelde yapılmasının doğruluğu benim tespitim değil. Dünya kamuoyu tarafından kabul gören siyaset bilimcisi filozofların teorileridir. Bu temelde doğru tutum alan STK’lar güçlenerek bugünkü yaptırım güçlerine sahip olmuşlardır.
STK ALĞISI
STK’lar Birbirleriyle ortak amaçlara sahip insanların oluşturdukları grupların seslerini ve isteklerinin daha fazla duyurabilmenin bir yoludur.
Toplumsal sorunlara etkili ve uzun dönemli çözüm bulma sürecine aktif olarak katılan ve bu temelde de siyasi aktörleri bu çözümleri yaşama geçirecek politikalar üretmeye yönlendirmek için çalışan farklı gönüllü kuruluşların devletin direkt müdahalesi dışında oluşturduğu ortak alanlardır. 
Albert Camus: Önümden gitme seni izleyemeyebilirim, arkamdan da gelme yol gösteremeyebilirim; yanımda yürü ve yalnızca dostum kal.
Filozof çok net bir şekilde ortaya koymuş. Kurnazca, arka ’da, önde, karanlık ’ta, Kuytu’da tilki oyunu yerine karınca olup,  gücümüzü, yeteneğimizi birleştirecek kazanımlarımızı yuvaya taşımalıyız.
NEDEN ZAFLARIMIZ OLDU?
Desteğini aldığımız, Manisa Valiliği, Odalar, Kurular ile koordineli bütünlük içinde verimli çalışmalar elde etme yerine, 7 Mart imza töreni çalışmalarımızı siyasilerin gönüllerini nasıl hoş tutarız anlayışına heba ettik. Bu beceriksizliğimizin üzüntüsünü hala yaşıyorum. Nihayetinde, siyasiler Manisalıların seçerek görevlendirdiği bu şehrin “sivil memurları” olarak görev yaparlar. STK’lar, siyasileri görevlendirecek, sorgulayacak, eleştirecek, birlikte ortak çalışmalar yapacak…  Biz siyesilerin seçmeniyiz. Siyasilerin bize karşı sorumlulukları var. Siyasilerin böyle istememesine rağmen bizim siyasilerin karşısında “bukalamun-laşmamızın”  izahı nedir? Bunun hala kavramış değilim.
NELER OLDU?
Biz STK sorumluluğu ile hareket ederek doğru tutumu alamadık.  7 Mart sürecinde: Görev bölümü, karar alma, kararların uygulanması, programım oluşumu, program akışı, konuşma metinleri, konuşmacıların belirlenmesi, dokümanların hazırlanması, TV programları, basın bültenleri, basın demeçleri vb. konularda ortak irademizi ortaya koyacak çalışma, görev paylaşımı sergileyemedik. Çalışa arkadaşlarımızla ekip ruhu yaratmamamızın, çalışmalar içinde görev sorumluluğu dağılımı becerisini göstermememizin, her birimizin Manisa heyecanının üzüntüye dönüşmesinin acısını yaşıyorum.
NE YAPMALI?
Buradan yola çıkarak her birey kendi öz eleştirisini yapmalı. Katılımcılardan çalışmamızın yorumları alınmalı. Bu çalışmanın değerlendirmesi yapılarak sonucu kamuoyu ile paylaşılmalı.  STK çalışma sorumluluğunu her birimiz bir kez daha gözden geçirerek, yanlışlarımızdan ayıklanıp doğruların ışığında yol almalıyız.
Her üyenin bilgisini, yeteneğini dikkate alıp, harmanlayıp ekip çalışmasına dönüştürme becerisini kazanmalıyız. Bencil-bireyci tutumda ayak direyenleri döküldükleri yerde bırakarak genel doğrular üzerinden yol almalıyız.
BİRAZ DAHA SORUMLULUK
Etkinliğe her arkadaşımız olanca gücü ve öz verisi ile çalıştı. Çalışmalarımızı doğru kanallardan yürüteme becerisini gösteremedik. Profesyonel STK yöneticileri olmadığımız gerçeği sonuçta önemli bir ayrıntı. Bilmediklerimizi öğrenmek, öğrendiklerimizi paylaşmak, paylaştıklarımızı bütünleştirerek hayata geçirmeliyiz.
STK VE SİYASET
Siyaset ve STK’lar bir birinin karşıtı gibi görme gafletine düşmemeliyiz. Siyaset ile STK’lar ortak çalışma alanı içinde olmalarına rağmen örgütlenme biçimleri, çalışma yöntemleri, uygulama biçimleri farklıdır. Bizim, siyasilerin siyah arabalarının peşinde koşma, siyah elbiselerinin gölgesinde yürüme, siyah gözlüklerini çıkararak işaret etmelerini bekleme tembelliği ve teslimiyeti göstermemiz yerine siyasileri toplumun ışığında yürütecek çalışmalar ortaya koymamız gerekir. İçimizdeki bencil, bireyci tutumunu, gösteriş ve çıkar odaklarımızı öldüremezsek, kendi virüsümüzü Manisa’ya yayarız. Bu nedenle kişilerde STK bilincinin iyi oluşması gerekir.
İKİ YOL
Farkında olmadan yaşama: Virüsle yaşar mı?  Eğer virüsü hisseden bilgi, çevik ve atılgan bilinç varsa beden virüsü yaşatmaz. Beden bu bilgi ve bilinçten habersizse virüs sağlam bedeni yok edene kadar yaşar. Ya! Pireli yorganın altında kaşınarak insani değerlerin farkında olmadan yaşamaya devam edeceğiz, ya da bir pire için yorgan yakacağız.
Manisalılaşma: Farklılıklarımıza hoş görü ile yaklaşarak ortak sorunlarımızı tartışarak birlikte çözümler yaratacak, düşüncelerimizi mesir gibi yoğurarak değer yaratmalıyız. Selçuk Satın türkülerini birlikte söylemek, omuz omuza Harmandalı oynamalıyız. Ahmet Âlim Efendi ve Gördesli Makbule gibi Manisa’yı savunmalı, Tarzan gibi doğayı koruyarak, Spil’e sırtımızı verip, Gediz’in sesini dinleyip, Manisa ovasının bereketi içinde birlikte yaşamalıyız.
Hadi hayırlısı…

YASALAR VE YASAKLAR

Yasaklar: Ülkemizde yasaklar bugün uygulanmaya başlamadı. Talimatlar ilk havalarda uçuşmuyor.  Yasalar ilk dilenmiyor. Yasa dışı müdahaleler ilk gündeme gelmiyor…
Dünle bugünü yarıştırmak, bugün dünün intikamını almak, bugünden geleceği tehdit etmek, toplumsal bir hastalık, siyasi ahlakı ve hükmet geleneği olmamalıdır.
Yasalar: Bizim trafik yasamız var mı?
Trafik ihlalleri oluyor mu?
Cezai işlem uygulanıyor mu?
Evet!
Ülkede trafiği yasaklamıyoruz. Trafiğin daha güvenli olması için kuralları ihlal edenlere yönelik cezai işlem yapıyoruz.
MERKEZ ÜSLER
Twitter yasağına uygun kılıf aramaya gerek yok. Altına imza attığımız uluslararası sözleşmeler gereği hareket etmek zorundayız. Ulusal değerlerimize karşı uygulanan haksızlıkları geri püskürtmek için ulusal bir bütünlük içinde olmalıyız. “Twitter’in yönetim merkezinin Amerika’da olduğundan dolayı muhatabımız yok.” Söylemi ile yasağı geçiştirmek, zalimin kılıcıyla masumlara zulüm etmek olmaz mı?
- İncirlik hava üssünün kumanda merkezi nerede?
- Adana, Antep ve Maraş'a konuşlandırılan Patriot füze rampalarının kumanda merkezi nerede?
TWİTTER YASAĞINA BAKIŞ
Twiter kim tarafından yasaklanırsa yasaklansın bunun önemi yok. Dün başka hükumetlerin yasakları vardı. Bugün bu hükümetin, yarın başka hükumetlerin yasakları gündeme gelir. Önemli olan bizim doğrularımız yerine evrensel doğruları hayata geçirerek, yasakları ortadan kaldıracak toplumsal değer yaratmak.
Üzerinde yabancı marka, altında yabancı araba, elinde yabancı marka telefon Twitter yasağını delerek twitter üzerinden “Twitter ABD, AB icadı” diyerek ajitasyon çekenler, toplumsal bir değer yaratma, sorunları çözme bir tarafa yanan ateşe odun taşırlar. “Yasakları bu hükümet ile başladı bunlarla bitecek” yanılgısı içinde olmadan, herkes kendi bahçesindeki ayrık otunu temizleyerek bütünleşmeli.
SORUNLARIMIZ…
Bizim sorunumuz eğitim sorunu. Bizim sorunumuz uyum sorunu. Bizim sorunumuz dünya insanı olma sorunu. Bizim sorunumuz inanç değerlerimizi öğrenememe sorunu. Bizim sorunumuz demokrasiyi özümseme sorunu…
Biz bu sorunlarımız çözdüğümüzde sosyal Medya’da hakaret edilmenin önüne geçeceğiz. Pul bibere kiremit tozu katmanın önüne geçeceğiz. Kendi irademizle seçimlerde oy kullanabiliriz. Birey olarak öz güvenimiz olur. Milli değerlerimizi koruma alışkanlığı kazanacağız. Vatan sevgimizi bütünleştirebiliriz. Vatandaş bilincimiz oluşur. Hoşgörü anlayışımız değişir…
“Böyle gelmiş böyle gidecek” söyleminin yalan bir söylem olduğunu kavramadan, diyalektiğe inanmadan yaşarsak rüzgârın önümüze savurduğu gazeli okumaya devam eder, değişemeyiz.

Hadi hayırlısı…

23 NİSAN' DAN 19 MAYIS'A

Dokuz yaş uykusunun en güzel yerinde anne, baba seslenişi, okşayışı, çocuksu rüyaları ile uyanmak isterdi. Sıcak suyu akan muslukta yüzünü yıkamak, kum saati eşliğinde dişlerini fırçalamak isterdi. Umut, babasının üç yıl önce terk ettiği böbrek yetmezliği çeken annesinin acı iniltileri ile uyandı.  Altında yamalı minder, üstünde derme çatma yorgan olan tek odalı evindeki yatağından fırladığında henüz alaca karanlıktı. Lastikli pantolonunu yan tarafa attığı sol elli ile bir hamlede bulup atik bir hareketle ayağa kalkıp giyindi. Fenerbahçe forması tişörtünü yastığının hemen yanından alıp kafasına geçirdiği anda terliğinin birisini ayağına takmayı başarıp, ikincisini de kapının eşiğinde ayağına taktığında avluya çıkmıştı.
Çam ağacın gövdesine kocaman zincirler ile sarılmış el arabasının taktığı asma kilidi acele ile açtı. Annesinin avluda geceden odun sobasında hazırladığı börekleri ve boyacı sandığını özenle el arabasına yerleştirdi. İnişli, çıkışlı, daracık sokakları geçerek işçiler birer, ikişer, kümeler halinde işçi servislerinin kalkacağı alanda birikmeye başladıkları caddeye geldi. Umut el arabasından çıkardığı boyacı sandığı ile yaptığı tezgahın üzerine börek tepsisini yerleştirdi.  
Böreklerin tadını bilen işçilerden çoğu Umut’un sürekli müşterilerdi. Umut servise yetişmek isteyen işçilerin koşturmaları, dün akşamki futbol maçını tartışan fanatiklerin tartışmaları, boğazında yemek kalmış gibi hırıldayan yaşlı servis arabalarının gürültüleri, araba egzozlarından çıkan kötü duman kokusu arasında böreklerini satmaya başladı.
Sakinliği, güler yüzlülüğü ve lezzetli börekleri sayesinde sürekli müşterilerinin olmasının avantajını kullanan Umut işçi servislerinin çekildiğinde böreklerini bitirmişti. Boya sandığının üzerindeki tepsiyi el arabasını altına koyarak kahvelerin olduğu işlek caddeye doğru el arabasını sürerek yürümeye başladı.
Boydan boya 23 Nisan için süslenen cadde boyunca anne ve babalarını elinden tutmuş rengarenk giysiler içindeki çocukları gördü. Az  ilerde kırmızı bir arabadan inen çocuğunu kucağına alıp alnındaki teri mendili ile silen Baba’ya dikkatlice baktı. Kümeler halinde yürüyen çocukların renkli giysilerini gözlemledi. Tam kendi evini, yaşamını hayale edecekti ki bando sesi ile irkilip, el arabasının kollarını iki eli ile sıkıca kavrayarak kenara çekildi.
Siyah arabalardan inen siyah gözlüklü, gri, siyah ton giysili insanlar “Umut’un” 23 Nisan bayramını kutlamak için alanlara geliyorlar. Umut el arabasında boyacı sandığı ve börek tepsisi ile işe gidiyor. Çocuk seslerinin iyice yakınlaştığında okul bahçesine yaklaştığını anlayan Umut k törenleri uzaktan seyretmek için adımlarını hızlandırdı. Bir süre sonra bu hızla törenleri yetişemeyeceği korkusu içini sarınca arabayı hızlandırarak koşmaya başladı. Okulun önüne geldiğinde bahçe duvarlarının yüksekliğini de hesaba katarak tören alanına hâkim yüksek bir yer arayıp kısa sürede istediği yeri buldu.
Arabasını sağlama alıp üzerine çıktığında tören alanını rahatlıkla görebildiği için çok mutluydu.
Büyüklerin sıralanışına, masalardaki çiçeklere, çocukların renk cümbüşü içinde sıralanışlarına dalgın dalgın baktı.  El arabası, içindeki boya sandığı ve börek tepsisinden ibaret geleceği ayaklarının altında 23 Nisan programını izleme başladı. İstiklal marşına geçildiğinde kendini toparlayarak dik durdu. Tahminen sekizinci sınıf öğrencisi kız çocuğunu istiklal marşına başladığı an Umut’un gözlerinden iki damla, ardından iki damla daha yaş süzüldü. Solgun yüzünden akarak dudağının bir kenarından ağzına su damlacıkları geldiğinde ikinci sınıftan ayrılmadan önceki katıldığı 23 Nisanları ve böbrek yetmezliğinden hasta yatağında inleyerek acı içinde yatan annesinin okul yıllarında 19 Mayıs törenlerinde çektirdiği fotoğrafını anımsadı.
Umut dik duruşunu sürdürerek gözünü dalgalanan Türk bayrağından ayırmadı. İçindeki duygularının dışarı fırlayışına engel olamadı.
“ Bizim 23 Nisanınızı kutlayan büyüklerimizin ben karnını doyuruyor, ayakkabılarını boyuyor, onlar için çalışıyorum. Onlar bizi görmüyor.  Ben sana dualar ediyorum. Sen bari gör bizi Allah'ım.“  Dediğinde “rahat” sesi ile Umut saygı duruşunu bozup el arabasını üzerinden inerek ayakkabı boya sandığını kuracağı yere hareket etti.
Umut, 19 Mayıs törenlerine de gelecek mi?
Hadi Hayırlısı…

ÇAĞ DIŞI SEÇİM KAMPANYASI İLE ÇAĞDAŞ BELEDİYECİLİK OLUR MU?

 “Çağdaş belediyecilik” Partilerin anason arabaları köy, mahalle, kasaba ve şehir merkezlerinde son ses bangır bangır bağırarak yol alıyor.  Seçmen hasta mı? Cenazesi olan mı var? Gece vardiyasında mı geldi? Uykusuz mu? Ahali dinleniyor mu?
 … Her şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş belediyecilik” Araç konvoyları korna çalarak köy, mahalle, sokak caddelerde tur atıyor. Trafik ihlalimi yapılıyor? Yol mu tıkanıyor? Gürültü, görüntü kirliliği mi var? Çevre kirliliğimi yaratılıyor? Parti bayraklarından göz gözü görmüyor.
 … Her şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş belediyecilik”  İşyeri, pazar, düğün, cenaze, kahve buluşmaları. Sarılmalar, öpüşmeler, tokalaşmaları, vaatler...  Alkışlar… İle “çağdaş seçim kampanyası”…
... Her şey çağdaş belediyecilik için.
“Çağdaş belediyecilik” Etnik kimlik ve inanç üzerinden dini ve milli duygular kullanılarak “çağdaş seçim kampanyası”…
… Her şey çağdaş belediyecilik için.
“Çağdaş belediyecilik”  Parası olup bedelini yatırana Belediye meclis üyeliği aday adaylığı, Belediye başkanı aday adayı olma hakkı tanıyan ” eşit haklara sahip, çağdaş sistemi” ile seçim kampanyası.
… Her şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş belediyecilik” Geleneksel 1940 yıllarının seçim kampanyalarını 2014 yılında sürdürme “kararlılığı” ve ”coşkusu”…
… Her şey çağdaş belediyecilik için.
“Çağdaş belediyecilik” Manisa ilçe belediye başkan adayları projelerini açıklıyor. Projeleri yan yana bina olarak koysanız ne Yunusemre ilçesine ne de Şehzadeler ilçesinde yerleştirilecek alan bulamazsınız. Yapım bedeli,  bina detayları, nereye yapılacağı, ne zaman başlanıp ne zaman biteceği… Muamma… Hayal ekilerek ne biçilir?
… Her şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş belediyecilik ” Bekâra eş boşamak kolay. Haydi, bre efeler.
 Her şey çağdaş belediyecilik için.
“Çağdaş belediyecilik” Belediye meclis üyesi listelerine engelli almayanlar engelliler için sosyal projeler açıklıyorlar. Parti programlarında çevre ile ilgili bir madde bile olmayanlar çevreci projeler açıklıyor. Manisa’da seçimin 2014 trendi: Hobi bahçeleri moda
…Her şey çağdaş belediyecilik için
 “Çağdaş belediyecilik” Marka çantalar, ayakkabılar, parfüm kokuları ile propaganda için köylere giden partili kadınlar ile ahır, ağıl, tarlada çalışan köylü kadınların alın terleri hangi doku uyumu ile bütünleşiyor? Hangi ortak değerlerin üzerinden oy istiyorlar?
 … Her şey çağdaş belediyecilik için
“Çağdaş belediyecilik”  Köyler tarihi antik binaları yıkarak, kültürel değerleri yok edilerek mi kentleştirilecek?  Tarlalar, bahçeler imara açılarak, tarım, hayvancılık yok edilerek mi şehirli olacak? Köy projelerine ne gerek…
 Her şey çağdaş belediyecilik için.
“Çağdaş belediyecilik”  Yaya kaldırımına park edilmiş arabalar, Araç yolunda yürüyen yayalar, sokakta top oynayan çocuklarımız ile “çağdaş” belediyecilik!  Müstakil evin yanına çok katlı, çok katlı binaların yanına mega projeler ile büyüyen kent!  Nedim Zurnacı’nın deyişi ile:  AVM ‘de yapay plastik ağaçların altında “doğa ile bütünleşen” insan manzaraları…
 Her şey çağdaş belediyecilik için.
ÇAĞDAŞ BELEDİYECİLİKTEN…
Belediyeler, halkın ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş kamu kurumlarıdır.
Belediyeler özü itibarı ile kasabaların, şehirlerin aile şirketleridir. Patlayan su, tıkanan kanalizasyon borusunu, kaçak alınan elektriği, gece kondu yapılan arsasını merkezi ekrandan görerek denetlemeden çağdaş belediye olunur mu?  Ulaşım, yerleşim, sosyal alanlar karmaşası içinde on dakikalık yağmura, kara teslim olan belediyenin çağdaşlığı kalır mı? Açtığı çukurların güvenlik önlemlerini alamayan, halkın parası ile halka karşı taşeron şirketler kurarak çağdaş belediye olunur mu?  Çalıştırdığı işçilerin sosyal ve siyasal haklarını vermeyenler insan olur mu?  Tarihi ve kültürel mirasları koruyamayan, kaynakları etkin ve verimli kullanamayanlar… Çağdaş belediyecilikten söz edebilirler mi?
Hadi hayırlısı…

israil aymazlığı

Küresel güçler sermayelerini kullanarak az gelişmiş ülkeleri üzerinden dünya’ya yayılarak kendilerini gezegenin efendileri ilan ederler. İş birlikçileri aracılığı ile tutunurlar. Askeri ve silah gücü ile korunur, faşist jargonları aracılığı ile ülkelerin yoksul halklarına yaptıkları zulme ‘meşruiyet’ kazanırlar.
Yan sanayi ihtiyaca göre sipariş alır.
Bugün Filistin halkının yanında olduklarını açıklarken amalar ile gündemi yumuşatıp sürece yayan anlayışların döktükleri timsah gözyaşları bizi kandıramıyor. Ülke servetlerini ödeyerek özel uçaklarını, arabalarını, yatlarını ABD, AB ve İsrail den alanlar bu ülkelere karşı olabilirler mi? Tüm ülke kaynaklarını küresel güçlere peşkeş çekenler bu ülkelere karşı olabilir mi? İsrail’e karşı olmak İsrail ile tüm anlaşmaları iptal etmekle olur.
Örnek mi istiyorsunuz? Küba, Venezüella… Kendi cellâtlarının ürettiği arabalarına binme, marka elbiselerini giyme, uçaklarında, yatlarında seyhat etme karşılığı ülkelerinin yer altı, yer üstü kaynaklarını, ülke topraklarını, ucuz iş güçlerini peşkeş çekerek ülkenin işbirlikçi azınlığının zengin yaşam sürmesi yerine tümden yoksul ama onurlu yaşıyorlar.
Türkiye’ye düşen görev
Bugün Türkiye’ye düşen görev:  Ik,  mık ederek, yutkunarak kekeme ağızlarla ile ama lı konuşmalar yerine İsrail ile olan (ekonomik, askeri, diplomatik) tüm resmi gayri resmi anlaşmalarını iptal ederek Filistin halkının yanında yer alıp, tüm devlet olanaklarını Filistin halkı için kullanmalıdır.
Diplomasiyi tanımayanlar ile diplomatik ilişki kurulmaz. Demokrasiyi tanımayanlar ile demokratik çözüm geliştirilemez. İşgal, sömürüden beslenenler ile barış sağlanamaz.
İsrail’i kim cesaretlendiriyor?
İsrail’i ABD, AB güçlendirerek cesaretlendirdiğini gazelini okuyor, döşümüze vurulup,  öğünüyor, mağdur ağıtları yakıyoruz. Bugüne kadar bu feryadımızı kim duydu? Bu ağıtlar çözüm getirdi mi?
Çözüm ne? Bu iş için tahlil yaparak, yeni yetme kelimeleri sıralayıp, derin sömürü alimlerinden kaynak göstermeye, bilimsel bulgular ile açıklama yapmaya gerek yok. Genleri aynı dokudan olan İsrail, ABD, AB gibi küresel güçlerin ortak amaçları yayılma, sömürme, ayrıştırma, çatıştırma, yönetme, yönlendirme…  Al birini vur ötekine. Sorumluluk aldıkları görevleri yerine getirmek için saç ayağını oluşturan şer cephesinin yayılmacı politikalarına karşı birlikte mücadele etmekten başka çara yok.
Müslümanlar bu zulmün suç ortağı değiller mi?
Üretimden kopmuş,  çılgınca tüketim toplumu olmuş, eğitimi gereksizleştirmiş, yöneticileri şan şöhret düşkünü olmuş, halkları yoksulluk içinde inim inim inleyen,  tüm enerjisini, mezhep, ulus, kabile… Ayrışması üzerine odaklayarak çatışan, ayrışan Müslüman ülkeler İsrail’e destek vermiş olmuyor mu?
Asıl mesele
Altın arabalar, uçaklar, yatlar,  tuvaletler, saraylar, saltanatlar köşklere sahip olan Krallar, Sultanlar, Prensler…  bu zulmün suç ortakları değiller mi? Diktatörlerini omuzlarında taşıyan kaderciler suç ortağı değiller mi? İşgal güçlerine alkışlar ile ülke kapılarını sonuna kadar açanlar suç ortağı değiller mi?  
Sonuç olarak
Bu zulme karşı ülkeler öncelikle kendi diktatörlerini alaşağı ederek özgürleşmeliler. Sömürgeci güçleri ülke topraklarından söküp atarak, tüm utanç anlaşmalarını yırtıp suratlarına çarpmalılar. Filistin’in ülke olarak yanında olmak için, ülkelerin öncelikle kendi kamburlarından kurtulup bağımsız, özgür demokratik ülkeler olması gerek
Hadi hayırlısı…

ÇILGIN SEÇMEN

Çılgın Türkler, çılgın projeler, çılgın adaylar derken Türkiye ortaya çığlın seçmen trendini çıkardı.
Çankaya köşkü olanca heybeti ile yeni ev sahibini bekliyor. Cumhurbaşkanını bugün Türkiye halkları hangi ortak talepleri üzerinden seçerse, seçilen aday o talepleri temel alarak kırmızı halılı merdivenlerden köşke çıkacak.
Biz ne seçiyoruz?
Türkiye Cumhurbaşkanı adaylarını din, mezhep, ulus, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet… Tartışmaları üzerinden Çankaya’ya taşıma yolunda. Kimin hangi inançtan, mezhepten, hangisi daha çok inançlı, inançsız olduğunu sorguluyoruz. Kimin daha çok ulusalcı, milliyetçi olduğunu analiz ediliyor. Türkiye’nin bütçesini aşan hırsızlık yolsuzluk iddiaları tartışılıyor. Adayların soyu mercek altına alınıyor. Genetik yapısı sorgulanıyor. Ulusal dokusu inceleniyor. Bütün bunların bize ne faydası var?
Bu kadar mı acizleştik…
-Hala sosyal bir devlet olamadık.
-Tarım’ı kimyasal atıklara, sele, suya, pahalı yakıt, gübre ve ilaçlara heba ettik.
-Hayvancılığı köy boşaltma, ithal et sevdamıza harcadık.
-Köylü efendiliğini şehirli olama hevesi ile yitirdi.
-Dışa bağımlı sanayimiz; sularımızı, doğamızı kirletip, ucuz iş gücü ile işçilerimizi insanca yaşamdan uzaklaştırdı.
-Üretimden koparak tüketici toplumu olduk.
-Sağlık hizmetlerimizde ekran önü ve arkası açık piyasa ticareti ile sürdürüyor.
-Eğitim sistemimize sızan Roma rakamları hesapları karıştırdığından 4.8.4+4-2 terimlerinin içinden çıkamıyoruz.
Golü kimden yeriz?
Eğitim, sağlık, toplu taşıma, imar, sosyal alanlar, şehir meydanları, toplu taşıma, çevre, ulaşım, işsizlik, pahalılık, insanca yaşama, doğa, can-mal güvenliği… (Hala suyu elektriği olamayan yerleşim alanlarımız var) gibi ortak sorunlarımıza göz yumarak dinci, mezhepçi, ulusalcı, milliyetçi Cumhurbaşkanı seçme oyumuzu taca atıyoruz. Golü kimden yeriz? Bekleyip göreceğiz
İslam anlayışımız bu düzeye mi indi?
Kim daha çok Müslüman?
Kimin mezhebi İslam’ın içinde?
Kim daha çok Türk?
Kim daha çok milliyetçi?
Kim daha çok ulusalcı...?
Bir an donuyorsunuz.
 Bu ülkeye din âlimi mi seçiyoruz. Cumhurbaşkanı mı?
Kim hırsız?
Kim rüşvetçi?
Kim yolsuzluk yaptı...?
Bir an korkuya kapılıyorsunuz. Sulh ceza mahkemesinde miyiz?
Kim hangi yetki ile kimin inancını sorgulaya bilir? Bu hakkı kim nereden alıyor? Din, inanç adına bu nasıl bir kurgu? İnançlarımız bu kadar mı zayıfladı? Biz bu kadar insanlıktan çıktık mı? İslam anlayışımız bu düzeye mi indi?
Çocuklarımızı ateşin içine atıyoruz
Padişahların fermanına baş eğmekten, Cumhuriyet dönemi askeri darbelerinin kurduğu idam sehpalarına can vermekten, işkence tezgâhlarında ölmekten, ceza evlerinde “terbiye edilmekten” , Dinimiz ile korkutulmaktan bıktık. Din, mezhep, ulusal… Ayrışmasının acısından kurtulmaya çalışırken sönen acıların koruna odun taşıyarak harlamaya çalışanlara çocuklarımızı kurban vermeyelim.
Bu davet bizim
Cumhurbaşkanı seçimlerinde toplumsal bütünlük, ülkenin orta değerleri, ekonomi, sosyal, siyasal… Politikaları üzerinde tartışılarak sürdürülmeli.
Devlet olanaklarını kullanıp milyarlarca haksız kazanç elde edenler bir milyon harcayarak 10 çocuğu toplu sünnet ettiren bu ülkede "hayırsever vatandaş" oluyor.  Ülkesi için can veren “hayır’a muhtaç vatandaş ” oluyor.
 Hadi hayırlısı...

ÇATIŞARAK MI YAŞAYACAĞIZ?

Alkole tepki gösterenlere karşı olmak, çok alkol tüketmek mi? İnancı gereği kapalı olanlara karşı olmak, açılıp saçılmak mı? Demokrasi,  ortak değerler, insanca yaşam talebine karşı çağ dışı söylemler ile ayak diremek mi gerek?
Görüyoruz ki genel çoğunluğumuz, duyma, anlama, algılama, duyarlılık, bilgi ve bilinçten yoksunuyuz. Yoksunuz… Çünkü insan olmaktan uzaklaşıyoruz. Çünkü inanç, ulus, yaşam değerlerimizi yok ediyoruz…
Atatürkçü olmak: Atatürk karşıtlarına inat,  Atatürk ilkelerine kulak tıkayıp, heykelleri ile yaparak, onuncu yıl marşı okumak mı?
Türkiyeli olmak: Ormanların, tarım alanlarının, yaşam alanlarımızın… Yok, oluşuna, ulus, inanç, mezhep ayrılıklarının derinleştiren çatışma ortamının yaratılması mı?
Partili olmak: Parti içi demokrasi aramadan, parti liderlerinin sultası altında, anti demokratik partiler yasası ile vaftiz edilerek uyumak mı?
Memur olmak: Postu devletin üzerine attık diyerek, üretkenlikten koparak asalak olmak mı?
Emekçi olmak: iş yerinde sürekli rapor almak, üretimi bireysel olarak düşürmek, çalıştığın iş yerine zarar vermek mi?
Yönetici olmak:  Çalışanlarına zulüm etmek mi?
İşveren olmak: İşçileri kölelik koşullarında çalıştırmak, işçi örgütü sendikaya karşı olmak mı?
Belediye başkanı olmak: Topluma hizmet yerine kendi çevresine,  “seçim savaşı cengâverlerine” kıyak yaparak görev süresini doldurmak mı?
Bakan olmak: Keseye çalışıp, ahaliye siyah gözlük ile bakmak mı?
Başbakan olmak: Halkı  “biz”, “ötekiler” olarak ayırmak mı?
Cumhurbaşkanı olmak: Masaya gelen yasaları imzalayarak suya sabuna dokunmamak mı?
Ordu komutanı olmak: Yurtta sulh, cihanda sulh" mesajını tersten okumak mı?
Rektör olmak: Özerk, parasız eğitim… Yerine, YÖK çadırında kampa çekilip ense yapmak mı?
Yargı: İnsanları koruyan yasalar yerine, sistemi koruyarak teraziyi hileli tutmak mı?
Spil taş ocakları ile yamalı bohçaya döndü. Her gece MOSB sinden evimizin içine giren kötü kokulara, toz bulutlarına, kirli suya ev sahipliği yapıyoruz. Çevre kirliliği, ulaşım, trafik, imar, yapı, sosyal alanlar…
Yakınmak çare mi?
Elbette yakınma, dövünme, ağıt yakma yerine çözüm üretmeliyiz. Elbette vatandaş olarak sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Peki, vatandaşlık bilinci nasıl oluşacak?
Birini var ederken diğerini yok ediyoruz.
Birini bulurken diğerini eksik yaşamak bizim kaderimiz mi?
Bütün bunlara nasıl seyirci kalıyoruz?
Bütün bunlarla birlikte nasıl yaşıyoruz?
Biz yaşıyor olabilir miyiz? Gemi su alıyor. “Gezegenimizi yok ediyoruz”…
Hadi hayırlısı…

ASKER GÖNDERM

 Güneş Spil’den süzülmüş yakıcı sıcaklığı ile hâkim bir yükseklikte kirli yapılaşmaya içi çekerek Manisa ovasını seyrediyor. Sokaklarda koşuşturan yayalar, sıcaktan su havuzlarına batıp çıkan kuşlar, Yaprakları ile kundaklarını güneş sıcağından saklayan üzüm bağları, küskün akan Gediz, trafikte kural karmaşası… Manisa’da yaşam devam ediyor.
Gelininin çeyiz sandığında hediye gelen Manisa bezinden dokulu yazmasını başına bağlamış nine halk otobüsünün ön koltuğunda torunu ile seyahat ediyor. Sıcaktan yazmasının dışında kalmış kınalı saçlarının arasından yüzüne ter sızıyor. Terini rahmetli eşinden yadigâr kenarları el işi ile işlenmiş mendili ile sildi.  Yanında oturan torunun omzuna eli ile dokunarak korna sesleri ile caddeleri inleten, araçların camlarından yarı çıplak bedenlerini sarkıtmış, araçtan çıkan müzik sesi ile kendi çığlılarını karıştırmış bağırtılar, trafik kurallarını hiçe sayan beş on araçlık konvoyu kolunu yavaşça kaldırıp işaret parmağı ile göstererek torununa sordu.
Nine: Bunlar topçu mu?
Torun: Hayır!
Nine: Berduşlar mı?
Torun: Hayır!
Nine: Tımarhaneden mi kaçmışlar?
Torun: Hayır!
Nine: Manisa’ya “gâvur” sevkiyatı mı var?
Torun: Hayır!
Nine: Kızım kim bunlar?
Torun: Asker gönderiyorlar.
Nine: Aman Allah’ım!
Araçlar seyir halindeyken yarı çıplak bedenlerini aracın pencerelerinden sarkıtanlar, trafik kurallarını hiçe sayarak canımıza kastedenler, milli değerlerimizi tehlikeye sokanlar, uyarıldıklarında sağa sola tehdit savuranlar, ellerinde silah rast gele ateş edenler, yolları trafiğe kapatanlar… Vatan evlatları mı olacak? Biz bu vatanın malını canını bunlara mı emanet edeceğiz? Rabbim! sen koru bizi.
Biz kınalı kuzularımızı askere alınlarından öperek gönderirdik. Büyüklerin elleri öpülür, helallik alınır.  Başları dik, çakı gibi askerler olarak gönderdik.
Sarhoş bağırışı, maganda davranışı, trafik canavarı, külhan bey edalı, saygısız, sorumsuz, geride enkaz bırakarak sarhoş kafalarla peygamber ocağına gidilir mi?
Soralım halkımıza:  Gidilir mi?
Hadi hayırlısı…

HADİ ÇOCUKLAR OKULA


Belirsiz sistem
Bilinmez yol
Bulunmaz müfredat
Bilmeceli uygulama
Başarısız gelecek

Seçmece bunlar!
Eğitimde modeli çeşitleri
Eğitimde ulaşımı çeşitleri
Eğitim yönetmenliği çeşitleri
Eğitim müfredattı çeşitleri
Eğitim ücreti çeşitleri
Eğitimde giysisi çeşitleri,
Eğitimde öğrenci, okul ve öğretmen çeşitleri

Rast gele!
Kilometrelerce yol
Kilolarca kitap
“Kılıfına sığmayan kayıt parası”  alan okullar
“Kılıfına uygun kayıt bağışı” alan okullar
“Kıymetsiz” devlet okulu öğrencileri, öğretmenleri
“Kıymetli” özel okul öğrenciler, öğretmenleri
“Korkusuzca” kalınabilir depreme karşı güçlendirilmiş okullar
“Korku içinde” kalına bilinir depreme karşı güçsüzlük çeken okullar

Çoklarımız!
Çok sistemi eğitim uygulamalı okullar
Çok sınıflı okullar
Çok öğrencili sınıflar
Çok paralı okullar
Çok disiplin eğitim
Çok değişen yönetmenlik
Çok yayınlanan genelge

Yoklarımız!
Parasız okul yok
Parasız eğitim yok
Konuşma yok
Sorma yok
Sorgulama yok
Araştırma yok
Tartışma yok
Diyalog yok
Bilgi yok
İlgi yok
Sahi, eğitim var mı?
Sonuç: Milli Savunma,  Diyanet ve Eğitim bütçelerini karşılaştırıp yanlışları doğrulardan çıkarınız. Bulamadınız mı?  Devlet Bahçeli yöntemini kullanınız: Size göre doğru şıklar kalsın, yanlışlara bir çizik atığınızda sonuca ulaşacaksınız.

Çözüm: Demokrasi bilgisi ve bilincimizi harekete geçirerek ben, sen, onlar ayrışması yerine farklılıklarımıza hoşgörü ile yaklaşıp, BİZ algısı ile üreterek, yöneterek vatandaş olma bilincine ulaşırız.

Gelecek: Savaşları,  ülke ve toplumları ortadan kaldırmak için değil ekonomiyi güçlendirmek için çıkarırlar.  Bunun için savaş çıkarmaya gerek yok.  Ülke ve toplumların eğitim seviyesini düşürmeniz yeterli.
Hadi hayırlısı…

SAVAŞ VE OLİMPİYAT

Bir tarafta Suriye savaşı psikolojisi ile yaşarken diğer taraftan 2020 yaz olimpiyat ve paralimpik oyunları’nın İstanbul’da yapılması heyecanını yaşadık.
 Bir tarafta savaş için mevzilenirken diğer tarafta, dünya barışına kapılarımızı açtık.
 Ne garip bir bilmecedir?
Bir yanımız silahlar ile savaşa açılıyor, bir yanımız dünya barışı için 2020 yaz olimpiyatlarına. Peki, kendi gerçeklerimiz ile yüzleşmeden biz o-la-bi-lir-mi-yiz?
Öteleyerek nereye kadar!
 “İslam kimliğimiz”, “dış güçlerin oyunu”, “bizi çekemiyorlar”, “Hıristiyan kulübü”… bu yakınmalardan vaz geçerek kaybetme nedenlerimiz üzerinden analizler yaparak çözüm yaratmalıyız.
Ortada bir gerçek var.
 Biz kaybettik. Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te yapılan oylamada 2020 yaz olimpiyat ve paralimpik oyunları'na Tokyo ev sahipliği yapacak.
Neden kaybettik?
Bırakalım, Tokyo-Madrid-İstanbul muhabbetini. Bırakalım, “Hristiyan-Müslüman ayrışmasını…
Bırakalım, Kim kınayı neresine yakacak, kaybetmemize kim nereden bakacak… Yakınmaları, sızlamaları, suçlamaları bırakalım. Kaybetmelerimizde rüzgârın önünde sürüklenen gazel olma, kurt girmiş sürü gibi dağılma yerine bütünleşerek çözüm üretmeliyiz.
İstanbul hazır mıydı?
-Kaç kilometre metromuz var?
-Kaç kilometre bisiklet yolumuz var?
-Kaç kilometre engelli yolumuz var?
-Kaç hayvan barınağımız var?
-Hangi dallarda kaç spor okulumuz var?
-Kaç semtimizde spor kompleksimiz var?
-Kaç kent meydanımız var?
-Kaç STK. Oluşumlu kent konseyimiz var?
-Kaçımız yaya yolundan yürüyoruz
-Kaçımız kırmızı ışıkta duruyoruz
-Kaç yıllık kent imar planımız var?
Neye sahip çıktık?
Ya! Yakılan tarihi binalarımız, talan edilen geçmişimiz, bakımsızlıktan çürüyen, dökülen değerlerimiz… Osmanlı’nın aldığı İstanbul bu İstanbul muydu?
Biz hazır mıyız?
-17 Ağustos depreminin izlerini silebildik mi?
-Dolmuşları, kamyonları şehir merkezlerinden çıkarabildik mi?
-Ulaşımı çözebildik mi?
-Deniz yolu ulaşımını sağlayabildik mi?
-Sultanbeyli ile Etiler arasındaki uçuruma “istinat duvarı” çekebildik mi?
-Kentsel dönüşümde “kentli” ile “varoşluyu” aynılaştırabildik mi?
Değerlerimize ne oldu?
Türkiye halkları, bütün büyüklerin amca, dayı, teyze, yenge, bütün gençlerin ağabey-kardeş, bütün bebelerin sevgi yumağı içinde yaşayabiliyor mu? Bütün ulusların, inançların, renklerin farklılıkları ile sevgi yumağı içinde bütünleşebiliyor muyuz? Kaybettiğimiz bu değerleri tekrar hayata geçirmeliyiz. Ancak, bütünleşme, sahiplenme, sevme, başarma, yaşatma duygumuzu birleştirerek başarabiliriz.
Türkiye halklarının bağımsızlık tutkusu olmasa; Ayağında ayakkabı, sırtında elbisesi, elinde bir lokma ekmeği olmadan Sakarya, Ak Deniz, Maraş, Afyon, Çanakkale’ye… akar mıydı?
Türkiye Halklarının gelişme bilinci olmasa; Etibank, Sümerbank, SEKA, Et Balık Kurumu… olur muydu?
Çözüm nerede?
Türkiye’de Marmara, Van depremi sonrası deprem enkazları,  tahribatına, depremzedelere verilen hizmeti, yardım dağıtma yöntemimizi ve Japonya’da tsunami sonrası enkaz kaldırılmasını, mağdurlara verilen hizmet yöntemini araştırıp karşılaştıralım…
Hadi hayırlısı…